top of page

"" için 944 öge bulundu

  • URBAN | Yuzu Magazine

    April 2024 | Urban english below New York’tan bir MOMO geçti words Onur Baştürk M omo’nun sahibi Burak Beşer, altı ay önce yaptığımız bir röportajda şöyle demişti: “Belki bir gün New York’ta, Bianca Jagger’ın beyaz atıyla içeri girdiği gibi bir kulübümüz olur”. Burak’ın bahsettiği Bianca Jagger ve beyaz at olayı 1977’de, meşhur Studio 54’te yaşanmıştı. Elbette o dönemden çok uzağız. Şu an başka zevklere sahip bir gece hayatı eğlencesi var. En başta beyaz at yok, sürekli baktığımız telefon ekranları var… Ama sonuçta Burak, efsanevi Studio 54’ün kurucularından Ian Schrager’in markası olan, New York’taki Public Otel’in rooftop’ında geçtiğimiz cuma yapılan “Momo Weekend” partisiyle şehre bir iz bıraktı ve yurtdışında mekan açma planlarının/hayallerinin fitilini ateşlemiş oldu. Evet, gerçekten ateşli bir geceydi. Bir ara rooftop’da adım atacak yer yoktu. Gabriel Liberty ve Tankut Karakurt’un dönüşümlü çaldığı gecenin tek Türkçe müzik atakları ise Kenan Doğulu ve Tarkan’dı. Sabah olup da Public Otel’in kafesine indiğimde ise bir başka Türkçe sürprizle karşılaştım: Altın Gün grubunun güncel yorumuyla “Maçka Yolları” türküsü çalıyordu fonda. Bilerek değil, bana kalırsa tamamen tesadüf. Ama demek ki yabancı kulaklar Kenan Doğulu’dan ziyade bu havaları daha çok dinleme arzusunda… Sanayici bir aileden gelen, dedesi Türkiye’deki ilk damperi ve çöp kamyonunu üreten kişi olan, kendi deyimiyle “Hiç bilmediği bir sektöre balıklama atlayıp süreç içerisinde suyun üzerinde kalmayı öğrenen” Burak Beşer’in yurtdışı atakları New York’la sınırlı kalmayacak gibi. Bu yılın sonunda, Art Basel dönemine gelen bir Miami çıkarması da planlıyor Burak. Doğruya doğru, onun yolculuğunu Alaçatı köy içinde açılan çok ortaklı ilk Momo’dan bu yana (yıl 2016) takip eden biri olarak markasına olan tutkusuna hayranım. Çünkü kolay bir şey değil, sürekli yeni kalmaya çalışmak. Özellikle eğlence sektörüne sonradan giren biri olarak… Bu noktada, daha önce yaptığımız röportajdan kalma, Burak’ın şu sözlerini yinelemek isterim: “Bu sektör dev bir roller coaster’ın içinde olmak gibi! Anlık iniş ve çıkışlar, pandemide olduğu gibi bazen fark etmeden baş aşağı dönmeler, bazen de sağa-sola yatmalar olabiliyor. Ama sonuçta hep ileri gidiyor olmak bu sektörü dayanılır kılıyor. Eğer bundan keyif alıyorsanız alıyorsunuzdur! Almıyorsanız bu sektör kesinlikle size göre değil!” UMUT EVİRGEN DESTEĞİ Bu arada Public Otel’deki partiye gelenlerden biri de Umut Evirgen’di. La Boom ve Gizli Kalsın’ın yaratıcısı her ne kadar son dönemde yönetmen kimliğiyle ön planda olsa da, halen İstanbul gece hayatı için önemli bir isim. Aynı tarihlerde eşi Alina Boz’la NY’da olan Evirgen’in hiç ego yapmadan partiye gelmesi takdir edilesiydi. Çünkü malum, Türkler -özellikle aynı sektörde olanlar- genelde birbirlerini desteklemez. Desteklemeyi bırak, birbirlerinin arkasından olumsuz konuşmayı yeğler. Nihayetinde, sekizinci yılına giren ve Burak Beşer’in deyişiyle, “Çocukluk dönemini geçip olgunlaşan ve artık farklı ülkelerden teklifler almaya başlayan” Momo, yolculuğuna son sürat devam edecek, orası kesin. Çünkü Burak’ın hayalleri ve hırsı kadar arkasındaki ekip de sağlam, hayli kalabalık ve ona inanıyor. MOMO's New York party B urak Beser, the owner of Momo, said in an interview we did six months ago: "Maybe one day we will have a club in New York like the one where Bianca Jagger rode in on her white horse”. Bianca Jagger and the white horse incident Burak was talking about happened in 1977 at the famous Studio 54. Of course we are far away from that time. Now we have a nightlife with different tastes. First of all, there is no white horse, there are phone screens that we look at all the time... But in the end, Burak left his mark on the city with the "Momo Weekend" party held last Friday on the rooftop of the Public Hotel in New York, the brand of Ian Schrager, one of the founders of the legendary Studio 54, and started his plans to open a venue abroad. Yes, it was a very hot night. At one point it was impossible to get on the roof. Gabriel Liberty and Tankut Karakurt took turns playing, and the only Turkish music acts of the night were Kenan Dogulu and Tarkan. In the morning, when I went down to the café of the Public Hotel, I found another Turkish surprise: The folk song "Macka Yollari” was playing in the background, with an updated interpretation by the band Altın Gun. Not on purpose, I think it was just a coincidence. Burak Beser, who comes from a family of industrialists, whose grandfather produced the first garbage truck in Turkey, and who, in his own words, "jumped into an industry he knew nothing about and learned to keep his head above water," will not be limited to New York. At the end of the year, Burak is planning a trip to Miami, just in time for Art Basel. To be honest, as someone who has been following his journey since the first Momo (2016), a multi-partner store opened in the village of Alacati, I admire his passion for his brand. Because it is not an easy thing to try to stay new all the time. Especially as a newcomer in the entertainment industry... At this point, I would like to repeat Burak's words from our previous interview: "This industry is like a giant roller coaster! There can be momentary ups and downs, sometimes turning upside down without realizing it, sometimes leaning left and right like the pandemic. But in the end, always moving forward is what makes this industry tolerable. If you like it, you like it! If not, this industry is definitely not for you!” UMUT EVIRGEN'S SUPPORT By the way, Umut Evirgen was one of the guests at the party at the Public Hotel. Although the creator of La Boom and Gizli Kalsin has recently been in the forefront as a director, he is still an important name in Istanbul nightlife. Evirgen, who was in New York at the same time with his wife Alina Boz, came to the party without any ego. As you know, Turks, especially those in the same business, generally do not support each other. Let alone support each other, they prefer to talk negatively behind each other's backs. In the end, Momo, which is now in its eighth year and, in Burak Beser's words, "Momo has matured beyond its childhood and is now receiving offers from different countries," will continue its journey at full speed, that's for sure. Because Burak's dreams and ambitions are as strong as the team behind him and they believe in him.

  • DESIGN & INTERIORS | Yuzu Magazine

    April 2024 | Vol 12 english below DAVY GROSEMANS AND HIS OBJECTS IN SEARCH OF MEANING words Onur Baştürk photos Jean Van Cleemput Tasarımlarını “anlam arayışındaki nesneler” olarak tanımlıyorsun. Tasarladığın objelerin işlevinin geri planda oluşuna bir vurgu mu bu? Biraz daha açıklayabilir misin? “Anlam arayışındaki nesneler” ifadesi, salt işlevselliğin ötesine geçerek hikâye anlatımı ve kavramsal derinliğe öncelik veren tasarım felsefemi özetliyor. İşlevsellik tasarımlarımın önemli bir yönü olmaya devam ediyor, ama derin anlam arayışımı gölgelemiyor. Tasarımın sadece pratik ihtiyaçları karşılamakla sınırlı kalmaması gerektiğine inanıyorum. Nesneleri; duygular, kültürel referanslar ve sembolik anlamları aktaran anlatı araçları olarak görüyorum. Her bir nesneye anlam katmanları yükleyerek, izleyicide merak ve etkileşim uyandırmayı amaçlıyorum. Anlam üzerindeki bu vurgu işlevin önemini azaltmıyor. Aksine, yorumlama için çoklu boyutlar sunarak tasarımı zenginleştiriyor. Biçim ve anlatıyı iç içe geçirerek, kullanıcılarla daha derin düzeyde yankı uyandıran, bağlantıları teşvik eden ve sohbetleri ateşleyen nesneler yaratmaya çalışıyorum. Piyasa trendleri ve beklentilerinden bağımsız, deneysel tasarım yapmanın zorlukları ve avantajları neler? ÆTHER/MASS'ı 2022 yılında, müşteri projelerinin karmaşıklığı içinde geçen yılların ardından tasarımdaki kişisel sesimi geri kazanma arayışıyla başlattım. Endüstriyel tasarımcı ve iç mimar olarak yirmi yılı aşkın deneyimimle; müşteri beklentileri, kişisel vizyon, bütçe sınırlamaları ve farklı görüşler arasında her zaman hassas bir denge kurmak zorunda kaldım. Bu deneyimler tasarıma bakış açımı genişletirken, ticari projelerin talepleri arasında kendi yaratıcı kimliğimi yavaş yavaş kaybettiğimi de hissettim. ÆTHER/MASS'in amacı, kısıtlama olmadan fikirlerimi özgürce ifade edebileceğim bir dünya yaratmak ve sınırsız hayal gücü için bir platform olarak hizmet vermekti. Müşteri brifinglerinden özgürleşerek, kendi eleştirmenim ve rehberim olmanın zorluğunu benimsedim. Bu proje, geleneksel tasarım pratiğinden bir ayrılışı temsil ediyor. ÆTHER/MASS ile ulaşmak istediğin hedef nedir? ÆTHER/MASS, tasarımcı ve üretici arasındaki iş birliğine olan inançtan ortaya çıktı. Her parça, alışılmadık şekillerde uygulanan yeni malzemelerin ve üretim tekniklerinin bir keşfi. Yetenekli zanaatkârlarla çalışmak tüm çalışmalarımda yol gösterici prensibim. El sanatlarının popülerliğine ve elleriyle çalışan birçok genç üreticiye rağmen, gerçek zanaatkârlar az sayıda. Malzemeyi derinlemesine bilen ve olağanüstü yüksek kalite sunabilenlerden bahsediyorum. Brüksel’deki Collectible Fuarı'nda gösterdiğin yeni objelerin hakkında neler söylersin? Bu objeleri teknik, malzeme ve kavramlar üzerine yaptığım keşif ve deney yolculuğumun ikinci bölümü olarak görüyorum. Yeni koleksiyonda farklı atölyelerle yeni iş birliklerinden doğan metal objeler var. Bunun sonucunda alüminyum, dövme demir ve ayna paslanmaz çelikten üretilen üç tasarım ortaya çıktı. Her biri metalin içsel özelliklerini ve karakteristiğini çeşitli şekillerde inceliyor. ‘The Beam Lamp’e ayrıca bayıldım! Bu heykelsi lamba nasıl ortaya çıktı? Bu ayaklı lambanın ışık huzmesi, zeminden yukarıya doğru bir yol izliyor ve arkasındaki taban tarafından cisimleştirilen bir parıltı bırakıyor. Bir ayna gibi yansıyan paslanmaz çelik, tıpkı taşıdığı ışık gibi kendi içinde ele avuca sığmaz hale geliyor. Lamba, formu nedeniyle yere güçlü bir şekilde bağlı. Böylece ışık beklendiği gibi yukardan değil, yerden çıkıyormuş izlenimi veriyor. Lambanın tasarımının kökeni, ışık kaynağının ilgi çekici tarihine dayanıyor. Çift armatürlü lambalar 1890'larda ortaya çıkmış olsa da, bu özel varyant 1930'larda Alman Osram ve Radium şirketlerinin 'Linestra’ ve ‘Ralina' lambalarını tanıtmasıyla popülerlik kazandı. Cam-metal contalar tüpün dış kenarlarına taşınarak filamentin uçlarına kadar uzatıldı ve güzel bir ışık huzmesi yaratıldı. Tabanın atipik formu, nesneyi ayaklı bir lambaya atıfta bulunan tüm arketipik şekillerden uzaklaştırdı ve bir lambadan ziyade bir heykel ortaya çıktı. İlham aldığın bir dönem ve sanatçı var mı? Bir nesnenin özünü araştırırken, o nesnenin tarihini incelemek gerekiyor. Bu da her dönemi kendine özgü bir şekilde takdir etmemi sağlıyor. Bununla birlikte, belli bir sanatçıdan ilham almaktan ziyade, kendimi anonim zanaatkârların becerileri ve işçiliğinden daha derinden etkilenmiş buluyorum. Bu zanaatkârlarda beni en çok büyüleyen şey, estetiğin neredeyse tesadüfi bir yan ürün olarak ortaya çıktığı, ihtiyaçtan doğan işlevsel nesneler yaratma becerileri. Bu “kazara güzellik” kavramına hayranım! You describe your designs as "objects in search of meaning". Is this an emphasis on the fact that the function of the objects you design takes a back seat? Could you elaborate? The phrase "objects in search of meaning" encapsulates my design philosophy, which goes beyond mere functionality to prioritize storytelling and conceptual depth within each creation. While functionality remains a crucial aspect of my designs, it does not overshadow the quest for deeper significance. In my approach, I believe that design should not be limited to fulfilling practical needs alone. Instead, I view objects as vessels for narratives, capable of conveying emotions, cultural references, and symbolic meanings. By imbuing each object with layers of significance, I aim to evoke curiosity and engagement from the audience, inviting them to explore beyond the surface level of utility. This emphasis on meaning does not diminish the importance of function; rather, it enriches the design by offering multiple dimensions for interpretation. By intertwining form and narrative, I seek to create objects that resonate with users on a deeper level, fostering connections and sparking conversation. What are the challenges and rewards of designing experimentally and independently of market trends and expectations? I started ÆTHER/MASS in 2022 as a way to reclaim my personal voice in design after years of navigating the complexities of client projects. With over two decades of experience as an industrial designer and interior designer, I have always had to delicately balance between client expectations, personal vision, budget limitations, and diverse opinions. While these experiences broadened my perspective on design, I also sensed a gradual loss of my own creative identity amidst the demands of commercial projects. The goal of ÆTHER/MASS was to create a world where I could freely express my ideas without external constraints, serving as a platform for pure self-expression and unfettered imagination. Freed from client briefs, I embraced the challenge of being my own critic and guide, seeking feedback from within and navigating the creative process with autonomy. What kind of world did you set out to create with ÆTHER/MASS? Or let me ask it this way: What is the goal you are trying to achieve? ÆTHER/MASS was born out of a belief in the collaboration between designer and maker. Each piece is treated as an exploration of new materials and manufacturing techniques, applied in unconventional ways. Working with skilled craftsmen is the guiding principle in my work. The synergy between craftsman and designer is at the forefront. Despite the popularity of crafts and the involvement of many young 'makers' working with their hands, authentic craftsmen are scarce. I'm talking about individuals who have an in-depth knowledge of their materials and can deliver exceptionally high quality. What can you tell us about the new items you presented at the Collectible Fair in Brussels? I see them as the second chapter in my journey of exploration and experimentation with techniques, materials and concepts. The new collection includes metal objects that are result of new collaborations with different workshops. The results is three designs, made of aluminium, wrought iron, and mirror stainless steel, each of which explores the intrinsic properties and characteristics of the material "metal" in different ways. I love Beam Lamp. What was the idea behind this sculptural lamp? ​ The beam of light from this floor lamp travels through the air from the ground up, leaving a glow that is materialized by the base. The stainless steel, reflecting like a mirror, becomes elusive in itself, just like the light it carries. Because of its shape, the lamp is strongly connected to the ground. In this way, the light gives the impression of coming from the earth rather than from the sky, as one would expect. The design of the lamp has its origins in the fascinating history of its light source. Although lamps with double fittings appeared in the 1890s, this particular variant gained popularity in the 1930s, when the German companies Osram and Radium introduced their "Linestra" and "Ralina" lamps. They brought the glass-metal seals to the outer edges of the tube, allowing the filament to be extended to the ends, creating a beautiful beam of light. The atypical shape of the base distances the object from all the archetypal shapes that refer to a floor lamp, resulting in a sculpture rather than a lamp. Is there an era and an artist that inspires you? When searching for the essence of an object, one must study its history, which allows me to appreciate each period in its own unique way. However, rather than being inspired by a specific artist, I find myself more deeply influenced by the skill and craftsmanship of anonymous artisans. What fascinates me most about these artisans is their ability to create functional objects born out of necessity, where aesthetics emerge almost as a serendipitous by-product. I greatly admire this concept of "beauty by accident”. for more Print YUZU MAGAZINE - XII 490,00₺ Fiyat Sepete Ekle

  • TASARIM | Yuzu Magazine | İstanbul

    DAVY GROSEMANS AND HIS OBJECTS IN SEARCH OF MEANING Innovative Zen adaptation MONK MEDITERRANEAN FUSION in DUBAI POPS of COLOR and a MID-CENTURY MODERN TWIST A COLLECTION INSPIRED BY TRAIN JOURNEYS A PARISIAN-STYLE APARTMENT in MOSCOW DESIGNER RYAN SAGHIAN’S LATEST PROJECT EVOLUTION OF SALONE DEL MOBILE AWARD to YEŞİM KOZANLI for KAS PROJECT COMING SOON: THE ELEVATION GRAVITY HUDSON HOME COZY AND ELEGANT HOME IN LONG ISLAND ANDREA LUPI Curious, Aesthete and Brave TOROS&PARTNERS WINS AWARD FOR PARIBU HEADQUARTERS DESIGN A WELLNESS HOME based on feng shui principles U L A M A N ​The most real model of ecological design A bold, futuristic and transparent Aegean project An Art-Filled Apartment with a Classy Touch Zen feeling and spectacular views BAJA CALIFORNIA HOUSE Istanbul house in midcentury modern style Show More

  • Yuzu Magazine | yuzumagazine.com | İstanbul

    SHOP — Vol- 12 Spring Highlights DESIGN&INTERIORS AN ART FILLED APARTMENT TRAVEL OTRO OAXACA PEOPLE The Pizzeria in a Village of Ten YUZU FILM ARCHITECT'S DIARY DESIGN & INTERIORS PATIO HOUSE TRAVEL TURKISH RIVIERA SPRING BUY NOW CURRENT ISSUE​ VOL XII​ VOL 12 DAVY GROSEMANS AND HIS OBJECTS IN SEARCH OF MEANING URBAN MOMO's New York party VOL 12 TRAVEL DREAMS with AIRSTREAM DESIGN & INTERIORS Innovative Zen adaptation MONK DESIGN & INTERIORS MEDITERRANEAN FUSION in DUBAI URBAN Atina’nın sırrı The secret of Athens VOL 12 M A L L O R Q U I N S TRAVEL What to do and where to go in Sicily DESIGN & INTERIORS POPS of COLOR and a MID-CENTURY MODERN TWIST DESIGN & INTERIORS A COLLECTION INSPIRED BY TRAIN JOURNEYS DESIGN & INTERIORS A PARISIAN-STYLE APARTMENT in MOSCOW URBAN İstanbul yeniden cool olur mu? Will Istanbul be cool again? VOL 12 A MINIMALIST PAUSE IN TIME URBAN WHAT was DISCUSSED at the PENTHOUSE ART DINNER? DESIGN & INTERIORS DESIGNER RYAN SAGHIAN’S LATEST PROJECT for more YUZU COMMUNITY YUZU COMMUNITY DINNER VOL 1 Partner: JUMBO Nisan 2023, Avlu Bebek YUZU GREEN DAY Partner: KomşuKöy, Miboso, EkBiçYeİç, DemGreen, Lucca, Homemade Aromaterapi, Kandilli Peyzaj, Entropia, Panerai Mayıs 2022, KomşuKöy NEW SWAHA - NEW YEAR DINNER Partner: ISOKYO Aralık 2021, Raffles İstanbul YUZU VOL5 PRIVATE DINNER Partner: KİLİMANJARO Ekim 2021, BomontiAda GREEN MORNINGS Partner: GROHE Nisan 2021, Avlu Bebek O SÖĞÜT AĞACININ ALTINDA ‘YEŞİLMİŞİK’ MUHABBETİ Partner: +1 Nisan 2021, KomşuKöy INSTAGRAM @yuzu.mag WHERE YOU CAN FIND US TURKEY ​ İSTANBUL Minoa Akaretler Minoa Bookstore Mudo Concept (Maslak / Teşvikiye / Bağdat Caddesi) Minoa Village Bey Karaköy Vakkorama (Zorlu, Akmerkez İstinye Park, Nişantaşı, Galataport) İZMİR Vakkorama İzmir İstinye Park Vakkorama Çeşme Marina Ortaya Dükkân - Alaçatı ​ BODRUM Gibi Bodrum Leleg Living ​ EUROPE London, Paris, Lisboa, Porto, Cascais, Madrid, Barcelona, Valencia, La Coruna, Menorca, Mallorca, Ibiza, Sevilla, Tenerife, Antwerp, Brugge, Brussels, Gent, Zaventem. USA (only at Barnes & Noble) CA / Los Angeles, Marine Del Rey, San Diego, San Jose, Sacramento, Roseville. NY / New York, Manhattan Beach, New Hartford. FL / Miami, Orlando, Jacksonville, Fort Myers, Fort Lauderdale. GA / Atlanta AZ / Phoenix WA / Seattle. CANADA ​ Toronto, V ancouver, Montreal. Online satış ve abonelik için: YUZU SHOP

  • TASARIM-1

    March 2024 | Design & Interiors english below A N D R E A L U P I Curious, Aesthete and Brave interview Onur Baştürk A ndrea Lupi, artistic director of Antoniolupi, talks to yuzu about why he is inspired by fashion brands and the iconic object they are presenting for the first time at this year’s Salone del Mobile. ​ What does it mean to be Art Director of a brand like antoniolupi? ​ It’s a big responsibility, but it’s also a beautiful thing. It didn’t take me many years to find myself in this position. In the beginning, I worked with the designers, listening to their ideas and trying to draw the outline of the company together. Then I realized that this did not lead to a unique and recognizable antoniolupi style, because it was very difficult to work with many different architects, each with their own style, and bring them together in a recognizable style. So I decided to take over the artistic direction of antoniolupi. ​ If I asked you to describe yourself in three words, what would you say? Curious, aesthete and brave. Aesthete because it is part of my DNA as a person to surround myself with beautiful things. Curious because I love to delve deeper into everything I don’t know, because I am aware that there is always so much to learn. And courageous because over the years I carried out so many projects for my company that few other entrepreneurs would have had the courage to undertake. From the Corian project to the new project we will present at the 2024 Salone. ​ I read that your main reference point is fashion brands. Why fashion brands? Very simple, because I don’t see in our industry something to learn from others, but only in fashion I can perceive those stimuli to create beautiful new things. When I look at the fashion shows, the collections, the colors and material combinations, I can take the right ideas to incorporate into my antoniolupi bathroom project. ​ Family tradition and innovation. Do you ever find yourself torn between the two? Always, because the company was born with my father over seventy years ago. He was a small artisan producer of mirrors and bathroom accessories, and I fought when I joined the company trying to carry on another type of project, a path to grow and not remain just a small glass workshop. So I’m always torn in trying to maintain our tradition, and we do it through the quality of our products and the tailoring production still 100% Made in Italy, and at the same time the awareness of having to look forward, to the future and to new technologies, always presenting innovative paths that lead us to be the point of reference in our sector. ​ AN ICONIC OBJECT TO BE UNVEILED AT THE SALONE DEL MOBILE ​ At last year’s Salone del Mobile you exhibited your furniture designed by Carlo Colombo for the first time and there was a lot of talk about this surprise. Will furniture design continue? ​ Yes, definitely. In order for Antoniolupi to grow and become more and more international, it was necessary to change the concept of being just a bathroom furniture company and try to approach other areas of the house. So last year’s project was for me the beginning of a new thought: that is, to try to create not only bathroom objects, but to start giving the possibility of designing a house in the Antoniolupi style, creating sofas, armchairs, carpets, anything that allows us to give a recognizable product. So I will certainly move forward. In addition, we will try to present other things that go beyond what an entrepreneur in our sector might think today. In fact, I can tell you in advance that at the 2024 Salone del Mobile we will present a new object that will become an icon in the world of design, in the world of music and perhaps even in the world of youth: a music console designed with Carlo Colombo and an international artist like DJ Albertino. A ntoniolupi’nin artistik direktörü Andrea Lupi, neden moda markalarından ilham aldığını ve bu yılki Salone Del Mobile’de ilk kez sunulacak, ikonik olmaya aday objeyi yuzu’ya anlatıyor. ​ antoniolupi’nin sanat yönetmeni olmak sizin için ne ifade ediyor? ​ Büyük bir sorumluluk, ama aynı zamanda güzel bir şey. Kendimi bu pozisyonda bulmam uzun yıllar sürmedi. Başlangıçta tasarımcılarla birlikte çalıştım, onların fikirlerini dinledim ve şirketin ana hatlarını birlikte çizmeye çalıştım. Daha sonra bunun benzersiz ve tanınabilir bir antoniolupi tarzına götürmediğini farkettim. Çünkü her biri kendi tarzına sahip birçok farklı mimarla çalışmak ve bunları tanınabilir tek bir tarzda bir araya getirmek çok zordu. Bu nedenle şirketin sanatsal yönetimini devraldım. ​ Kendinizi üç kelimeyle tanımlamanızı istesem, ne söylerdiniz? Meraklı, estetik ve cesur. Estetik, çünkü etrafımda güzel şeylerin olması DNA’mın bir parçası. Meraklı, çünkü bilmediğim her şeyi derinlemesine araştırmayı seviyorum. Her zaman öğrenecek çok şey olduğunun farkındayım. Cesurum çünkü şirketim için çok az girişimcinin cesaret edebileceği pek çok proje gerçekleştirdim. Ana referans noktanızın moda markaları olduğunu okumuştum. Neden moda markaları? Çünkü sektörümüzde başkalarından öğrenecek bir şey görmüyorum! Ama modada bu var. Defileleri, koleksiyonları, renk ve malzeme kombinasyonlarını izlerken, banyo projeme katmak için doğru fikirler alabiliyorum. ​ Aile geleneği ve yenilikçi olmak. Hiç ikisi arasında kaldığınızı hissettiniz mi? Her zaman. Çünkü şirket yetmiş yıl önce babamla birlikte doğdu. Babam ayna ve banyo aksesuarları üreten küçük bir zanaatkârdı ve ben şirkete katıldığımda başka bir şekilde projeyi devam ettirmek, büyümek ve sadece küçük bir cam atölyesi olarak kalmamak için mücadele ettim. Bu yüzden geleneğimizi sürdürmeye çalışırken her zaman ikilemde kaldım. ​ Geçen yılki Salone del Mobile’de Carlo Colombo tarafından tasarlanan mobilyalarınızı ilk kez sergilediniz ve bu sürpriz hakkında çok konuşuldu. Mobilya tasarımı devam edecek mi? Evet, kesinlikle. antoniolupi’nin büyümesini ve giderek daha global bir karaktere sahip olmasını sağlamak için sadece bir banyo mobilyası şirketi olarak kalma konseptini bozmak, bunun yerine evin diğer alanlarına da yaklaşmaya çalışmak gerekiyordu. Dolayısıyla geçen yılki proje benim için yeni bir düşüncenin başlangıcıydı. Artık sadece banyo objeleri değil; kanepe, koltuk, halı, tanınabilir bir ürün vermemizi sağlayan herhangi bir şey yaratarak antoniolupi tarzında ev tasarlama imkanı vermeye başlayacağız. Dolayısıyla, kesinlikle ilerleyeceğim. Aslında Salone del Mobile 2024’te tasarım, müzik ve belki de gençlik dünyasında ikonik hale gelecek yeni bir nesne sunacağımızı şimdiden söyleyebilirim! Carlo Colombo ve DJ Albertino gibi global bir sanatçıyla birlikte tasarlanan bir müzik konsolu. Çünkü sadece kendi kategorimdeki ürünlerle uğraşmayı değil, yeni ufuklarla cesurca yüzleşmeyi seviyorum. Tek bir nesne ve bir müzik nesnesi kadar sıra dışı olsa bile…

  • DESIGN & INTERIORS | Yuzu Magazine

    March 2024 | Design & Interiors english below AWARD to YEŞİM KOZANLI for KAS PROJECT words Alp Tekin photos İbrahim Özbunar İ ç mimar Yeşim Kozanlı liderliğindeki Yeşim Kozanlı Mimarlık, Radisson BLU Hotel Kaş projesiyle Almanya merkezli iF Design Awards’un 2024 edisyonunda “Hospitality Interiors” kategorisinde ödül aldı. Antalya'nın batısındaki Kaş ilçesinde hayata geçirilen Radisson BLU Hotel Kaş projesi, tasarım ilhamını bölgenin topografik yapısından ve kültürel bağlamından alıyor. Kaş’ın doğal yapısıyla bir bütün olmayı amaçlayan otelin tasarımı, “yeniyim ama buralıyım” fikrinden yola çıkıyor. Otelin taş cepheleri, Kaş'ın tarihi evlerinde sıkça rastlanan zanaatkâr işçiliğin bir yansıması. Duvarlar ise nesiller boyu aktarılan bilgiyle hayat bulan geleneksel "köy sıvası" tekniğiyle kaplanmış. Bu sıva, estetik açıdan sadece Kaş'ın özünü yansıtmakla kalmıyor, aynı zamanda doğal bir yalıtım da sağlıyor. Daha az kat ve daha geniş alanlara sahip olan projede toprak renkleri yoğun olarak kullanılmış. Ayrıca yapının mimarisinden iç mimari detaylarına kadar tüm hikâye, “Yeniyim, ama ben buralıyım” fikrinden yola çıkarak oluşturulmuş. ​ Otelin doğal taş zemini ve el yapımı özel seramiklerle kaplı yüzeyleri ise doğadan ilham alan tasarım felsefesinin devamı. Otelin açık alanlarında Kaş'ın bitki örtüsünü yansıtan lokal ağaç ve bitkiler yer alıyor. Güneşli ve gölgeli alanları etkili şekilde ayıran seperatörler, iç ve dış alan ilişkisinin her noktada yaşanmasına imkan sağlıyor. Y eşim Kozanlı Architecture, led by interior designer Yeşim Kozanlı, received an award in the Hospitality Interiors category at the 2024 edition of the German-based iF Design Awards for the Radisson BLU Hotel Kaş project. Located in the Kas district of western Antalya, the Radisson BLU Hotel Kas project draws its design inspiration from the topographical structure and cultural context of the region. The stone facades of the hotel are a reflection of the craftsmanship found in the historic houses of Kaş. The walls are covered with the traditional "village plaster" technique that has been passed down through generations. This plaster not only aesthetically reflects the essence of Kaş, but also provides natural insulation. The project, which has fewer floors and larger areas, makes extensive use of earth colours. In addition, the whole story, from the architecture of the building to the interior details, is based on the idea of "I am new, but I am from here". ​ The hotel's natural stone flooring and surfaces covered in handmade specialty ceramics continue the nature-inspired design philosophy. The hotel's open spaces feature local trees and plants that reflect the flora of Kaş. Partitions that effectively separate sunny and shaded areas allow the indoor-outdoor relationship to be experienced at every point.

  • TRAVEL | Yuzu Magazine

    December 2023 | Vol 10 english below TRAVEL DREAMS with AIRSTREAM words Onur Baştürk photos Courtesy of AutoCamp E n tatlı ve en Amerikan hayallerimden biri gümüş renkli dış tasarımıyla kimsenin kayıtsız kalamayacağı bir cazibeye sahip olan ikonik Airstream’le yola çıkmak. Hem de nereye gideceğini önceden planlamadan... Pembe flamingo olmasa da olur! Malum, Airstream seyahatlerinin sembolik bir parçası da pembe flamingo. ​ Elbette her şeyin bir çözümü var. Airstream sahibi olmadan da bu deneyimi yaşamak mümkün. AutoCamp, bu köklü mirasa kamplarında yer vermesiyle biliniyor. Airstream’in özel konaklama ortağı olan AutoCamp; Catskills’ten Zion’a, Yosemite’den Asheville’e kadar Amerika çapında dokuz lokasyonda yer alıyor. Kamp deneyimini yeniden tanımlayan ve “yıldızların altında uyuma” hissini butik otel hizmetleriyle birleştiren AutoCamp’de Airstream’in yanı sıra kabin ve çadır gibi farklı konaklama seçenekleri de var. Ama işte benim favorim belli, Airstream! Unutmadan, her bir AutoCamp’de kampta konaklayanların sosyalleştiği bir Clubhouse yer alıyor. Her Clubhouse bulunduğu lokasyona göre tasarlanıyor. Benim favorim ise geleneksel Quonset kulübelerinin modern bir yorumu olan Joshua Tree’deki Clubhouse. ​ Amerikan kültürü ikonu Airstream karavanları, aslında sadece tatlı hayaller kurduran romantik dış cephesiyle değil; geniş, modern ve minimalist iç mekanları ve ön tarafta yer alan panoramik pencere tasarımıyla da hayranlık verici. 1931 yılında Wally Byam tarafından icat edilen Airstream’lerin yapımı 350 saat sürüyor. Jackson Center, Ohio’da tamamen el yapımı olarak üretilen Airstream’lerin seveni hayli çok. Airstream International Club’ın 16 binden fazla üyesi var! O ne of my sweetest and most American dreams is to travel in the iconic Airstream, with its silver exterior design and charm that no one can resist. And without having to plan where you’re going... I could do without the pink flamingo! As you know, the pink flamingo is an iconic part of Airstream travel. ​ Of course, everything has a solution. It is possible to have this experience without owning an Airstream. AutoCamp is known for incorporating this deep-rooted heritage into its camps. AutoCamp, the exclusive lodging partner of Airstream, has nine locations across America, from the Catskills to Zion, from Yosemite to Asheville. AutoCamp, which is redefining the camping experience by combining the feeling of “sleeping under the stars” with boutique hotel services, has several lodging options such as cabins and tents as well as Airstream. But here’s my favorite: Airstream! Before I forget, each AutoCamp has a clubhouse where campers socialize. Each clubhouse is unique to its location. My favorite is the Joshua Tree Clubhouse, a modern interpretation of the traditional Quonset hut. ​ An icon of American culture, Airstream RVs are admired not only for their romantic, sweet-dream exteriors, but also for their spacious, modern, minimalist interiors and front panoramic window design. Invented by Wally Byam in 1931, Airstreams take 350 hours to build. Completely handcrafted in Jackson Center, Ohio, Airstreams have many fans. The Airstream International Club has more than 16,000 members! for more Print YUZU MAGAZINE - XII 490,00₺ Fiyat Sepete Ekle

  • DESIGN & INTERIORS | Yuzu Magazine

    April 2024 | Design & Interiors english below A PARISIAN-STYLE APARTMENT in MOSCOW words Alp Tekin photos Sergey Krasyuk H ayır, bu ev Paris’te değil, Moskova’da. İç mimar Ksenia Mezentseva’nın Paris'in zamansız zarafetinden ilham alarak tasarladığı bu dairede sade bir renk paleti kullanılmış ve farklı malzeme ve dokulara yoğun bir şekilde vurgu yapılmış. Tasarıma dair diğer detayları iç mimar Mezentseva’dan dinleyelim: - “Sade klasik mimarisi ve çağdaş mobilyalarıyla Paris tarzı bir daire yaratmak istedik. Bu proje üzerinde çalışmaya kasım ayında başladık. Birkaç ay sonra pencerenin dışında çok fazla kar ve çıplak ağaç gövdeleri görmeye başladık ve sanırım bu renk paletini etkiledi. Nihai renk tonu ve güneş ışınlarını andıran avizelerle evin ambiyansı beyaz bir kış ormanını andırıyor”. - “Ev sahipleri televizyon izlemiyor. Bu nedenle en önemli şeylerden biri de televizyonun dairede olmamasıydı. Oturma odasını yükselten görkemli şömine, merkez sahneyi alarak rahat ve davetkar bir inzivanın kalbi haline geldi”. AYRINTILAR - Antre: Konsol masası GARDA Decor'dan. Bank, 101 Copenhagen imzalı. Aksesuarlar Moon Stories'den. - Mutfak/oturma odası: Yenek masası özel yapım. Çekmeceli dolap Osaka. Sandalyeler Gubi. Kanepe ve puf B&B Italia. Kahve sehpası Vondom. - Yatak odası: Halı, Carpet Empire. Aksesuarlar, Moon Stories. Tablo, Smart Gallery. Yastıklar ve yatak örtüsü Enere. Sarkıt lambalar, Bright Buro. N o, this chic and elegant apartment is not in Paris, but in Moscow. Inspired by the timeless elegance of Paris, interior designer Ksenia Mezentseva designed this apartment with a simple color palette and a strong emphasis on different materials and textures. Let's hear more details about the design from interior designer Mezentseva: - “We wanted to create a Parisian-style apartment with simple classic architecture and contemporary furniture. We started working on this project in November – a time when a few months later, you see a lot of snow and bare tree trunks outside your window. I think it affected the palette – the final tone resembles a white wintery forest with rays of sun above your head (the chandeliers)”. - “The homeowners do not watch TV, so one of their requirements was that it should not be in the apartment. Elevating the living room, the majestic fireplace takes center stage, becoming the heart of their cozy and inviting retreat”. DETAILS - Entryway: Console table by GARDA Decor. Bench is by 101 Copenhagen. Accessories by Moon Stories. - Kitchen/ Living room: Dining table is custom made. Chest of drawers by Osaka. Chairs by Gubi. Sofa and pouf by B&B Italia. Coffee table Vondom. - Bedroom: Carpet by Carpet Empire. Accessories by Moon Stories. Painting from Smart Gallery. Pillows and bedspread, Enere. Pendant lamps, Bright Buro.

  • DESIGN & INTERIORS | Yuzu Magazine

    March 2024 | Design & Interiors english below EVOLUTION OF SALONE DEL MOBILE words Onur Baştürk photos Courtesy of Salone del Mobile N isan ayı tasarım ve sanat dünyası için aşırı yoğun! Önce Salone del Mobile’in 62’inci edisyonu için 16-21 Nisan tarihleri arasında Rho Fiero Milano’da olacağız, daha sonra da Venedik Bienali açılacak. Ama bu yazının yıldızı Salone del Mobile. Şimdi fuarda bu yıl neler var, ona bir bakalım. Bu yılki fuarın hedefi tasarım topluluğuna geleceğin vizyonunu daha çok sunabilmek ve topluluğu birbirine bağlamak için açık bir ekosistem ve deneyim alanı olabilmek. Bu nedenle fuarın bu yılki anahtar kelimeleri “evrim” ve “inovasyon”. Salone del Mobile Milano Başkanı Maria Porro şöyle diyor: “Yeni trendleri, tüm bir sektörün evrimini, yakın ve uzak tüm toplulukları dahil edip dinleyerek yakalamak, yeni yaklaşımlar, metodolojiler ve teknolojiler belirlemek, deneyler yapmak, dediğimiz gibi sınırda olmak… Tüm bunlar bugün hâlâ Salone del Mobile'ın tutkusu”. Salone del Mobile’de bu yıl ilk kez ziyaretçi deneyimini iyileştirmek için nörobilimden yararlanılacak. Öncelikle, geçmiş yıllarda ziyaretçilerin fuar içinde izlediği güzergahta verdiği nörolojik, duygusal ve algısal tepkiler analiz edilmiş. Daha sonra da bu verilerden yola çıkılarak dış çevre duvarlarındaki stantları destekleyen simetrik bir yol oluşturulmuş. Ayrıca ana yol navigasyonu genişletilmiş. Salone'de ortaya çıkabilen tipik “müze yorgunluğuna” karşı kültürel enstalasyonlar ve sessiz alanlar yaratılmış. Böylece, önceki yıllardaki 1.2 kilometrelik yürüyüş mesafesinin aksine, artık tüm stantları ziyaret etmek için sadece 640 metrelik bir yürüyüş yeterli olacak. Salone’de ayrıca üç büyük enstalasyon olacak. İlki, David Lynch'in projesi. Lynch’in “A Thinking Room” adlı enstalasyonu; birbirinin aynısı olan, aynalı iki düşünme odasına girilmesi için tasarlanmış sembolik kapılardan oluşuyor. İkinci enstalasyon ise “Under The Surface”. Etik, sürdürülebilirlik ve teknolojinin yanı sıra suyun gücü, büyüleyiciliği ve kırılganlığını konu alan bu enstalasyon Accurat, Design Group Italia ve Emiliano Ponzi tarafından Uluslararası Banyo Sergisi (Pavilyon 10) için tasarlandı. Enstalasyon, ziyaretçilerin su kullanımıyla ilgili günlük alışkanlıklarını sorgulamalarını amaçlıyor. EuroCucina'nın tam ortasında yer alan büyük, akıcı ve davetkâr sahne ise dünyanın dört bir yanından sanatçılar, tasarımcılar ve şeflerle birlikte doğanın sunduğu malzemelerin bugünü ve geleceğine ilişkin benzeri görülmemiş bir vizyon sunacak. Elbette bu kadar değil! 2024 etkinlikleri 35 yaş altı 600 genç yetenek ve 22 tasarım okulu da dahil olmak üzere 1900'den fazla katılımcıyı bir araya getirecek. A pril is a busy month for the design and art world! First, the 62nd edition of the Salone del Mobile will be held at Rho Fiero Milano from April 16 to 21, followed by the opening of the Venice Biennale. But the star of this article is the Salone del Mobile. Let's take a look at what's on offer at this year's fair. The goal of this year's fair is to give the design community more of a vision of the future and to be an open ecosystem and experience space to connect the community. That's why the key words for this year's fair are "evolution" and "innovation". Maria Porro, President of the Salone del Mobile Milano, explains: "Capturing new trends, the evolution of an entire sector, involving and listening to all communities, near and far, identifying new approaches, methods and technologies, experimenting, being, as we say, on the frontier... All this is still the passion of the Salone del Mobile". This year, for the first time, the Salone del Mobile will use neuroscience to improve the visitor's experience. First, the neurological, emotional and perceptual responses of visitors to the fair in previous years were analyzed. This data was then used to create a symmetrical path that supports the stands on the outer perimeter walls. The main street navigation was also expanded. Cultural installations and rest areas were created to counteract the typical "museum fatigue" that can occur at the Salone. For example, instead of the 1.2-kilometer walk in previous years, visitors will now only need to walk 640 meters to visit all the stands. There will also be three major installations at the Salone. The first is a project by David Lynch. Lynch's installation, "A Thinking Room," consists of symbolic doors that lead into two identical, mirrored thinking rooms. The second installation is called "Under The Surface". Designed by Accurat, Design Group Italia and Emiliano Ponzi for the International Bathroom Exhibition (Pavilion 10), this installation explores the power, fascination and fragility of water alongside ethics, sustainability and technology. The installation aims to make visitors question their daily habits regarding the use of water. The large, fluid and inviting stage at the center of EuroCucina will present an unprecedented vision of the present and future of the natural material, with artists, designers and chefs from around the world. But that's not all! The 2024 events will bring together more than 1900 participants, including 600 young talents under 35 and 22 design schools.

  • DESIGN & INTERIORS | Yuzu Magazine

    April 2024 | Design & Interiors english below Innovative Zen adaptation MONK words Alp Tekin photos Emre Dörter M odern bir Japon ve Asya mutfağı restoranı olan Monk’un fotoğraflarına bakınca huzurlu ve sakin bir duyguya kapılmamak elde değil. Çünkü Bursa’da yer alan Monk’un tasarımını üstlenen Wangan ekibi, Zen felsefesinden ilham alarak tasarım kodlarını oluşturmuş. Kendi içinde dinamik ve kompleks detay örgülere sahip olan tasarımda ahşap, doğal taş, pişmiş toprak ve metal olmak üzere dört temel elementin işlenmiş malzemeleri kullanılmış. Az sayıda malzemeyle özgün katmanların yaratıldığı projede, Zen felsefesinin sadelik, doğallık ve sakinlik değerlerine doğrudan gönderme yapılıyor. Doğal malzeme seçkilerine ağırlık verilen tasarımın ana hatları ve gizli detaylarında ise Zen bahçelerinin çizgisel yapısından esinlenilmiş. Restoranın atmosferine uygun olarak tasarlanan, el yapımı Japon kâğıtlar üzerine yapılmış, Asya felsefesinde gücü ve başarıyı temsil eden Koi balığı desenleri ise öne çıkan bir başka detay. Farklı kotlar üzerine tasarlanan 180 kişilik restoran; sushi barı, genel oturma alanları ve terastan oluşuyor. Monk’un hareketli mobilyaları da Wangan tarafından projeye özel olarak tasarlanmış. Projede katkıda bulunan diğer isimleri ise şöyle sıralayabiliriz: Desen tasarımı Designmixer ve sanatçılar Aysun Bozoklu ile Melike Şanlı. W hen we looked at the photos of Monk, a modern Japanese and Asian cuisine restaurant, this is what we felt: Peace and calm. Because the Wangan team that designed Monk in Bursa, Turkey, created the design codes inspired by Zen philosophy. The design, which has dynamic and complex patterns of details in itself, uses processed materials of four basic elements: wood, natural stone, terracotta and metal. In the project, where unique layers are created with a small number of materials, direct reference is made to the values of simplicity, naturalness and serenity of Zen philosophy. The contours and hidden details of the design, which emphasizes the selection of natural materials, are inspired by the linear structure of Zen gardens. Another striking detail is the Koi fish pattern, which represents the strength and success of Asian philosophy, printed on handmade Japanese paper designed to match the atmosphere of the restaurant. Designed on multiple levels, the 180-seat restaurant consists of a sushi bar, general seating and a terrace. Monk's movable furniture was also specially designed by Wangan for the project. Other names that contributed to the project include Design mixers and artists Aysun Bozoklu and Melike Sanli.

  • URBAN | Yuzu Magazine | İstanbul

    MOMO's New York party Atina’nın sırrı The secret of Athens İstanbul yeniden cool olur mu? Will Istanbul be cool again? PENTHOUSE’DAKİ SANAT YEMEĞİNDE NE KONUŞULDU WHAT was DISCUSSED at the PENTHOUSE ART DINNER? ISTANBUL or ATHENS? İDİL TABANCA’DAN VEGAN OTEL: OLSO IDIL TABANCA’S VEGAN HOTEL: OLSO YENİ URLA: Enginar eken yok, ikiz villa inşa eden çok NEW URLA: No one growing artichokes, many building duplexes ŞEHİRDE EN SON NELER OLDU WHAT HAPPENED IN THE CITY LAST TIME

  • URBAN | Yuzu Magazine

    April 2024 | Urban english below Atina’nın sırrı words Onur Baştürk E n sonda söyleyeceğimi en başta söyleyeyim: Atina eğlence hayatının sırrı sadece enerjinin hiç durmamasında değil, aynı zamanda herkesin eğlenmeyi bilmesiyle de ilgili. Mesela cumartesi günü saat 18.00 civarında Albion’a gittik. Mekanın içi tıklım tıklım doluydu ve bizim grup da dahil olmak üzere öyle bir enerjiyle eğlendi ki insanlar, tek kelimeyle müthişti! Oysa İstanbul’da bu kadar kalabalık bir mekanda diken üstünde olmak normaldir. Her an bir arıza ya da kavga çıkabilir diye… Albion’da ise herkes çalan müziğe odaklıydı, her şarkıda daha çok coşuldu. Bir de tüm şarkılar en fazla otuz saniye filan çalındı Albion’da. Nitekim müziğin sürekli ve hızlı bir şekilde değişmesi de bir başka Atina gece hayatı sırrı… Atina’da gittiğim diğer yerlere gelince… Kiraladığımız Airbnb evi Kolonaki’de olduğu için gündüzleri sık sık Malconis ve Queen Bee’de sosyalleştik. Unutmadan: Malconis bir İtalyan restoranı ama üst katında bir de Cabaret var. Uçaktan iner inmez cuma gecesi gittiğimiz yer ise Balthazar’dı. Balthazar’ın hem yemeklerini (özellikle suşilerini) hem de müziğini beğendim. Tamamen lokallerin takıldığı Forte ise bizim modern meyhaneler gibiydi. Bir noktada müzik yükseliyor, sandalyeler kalkıyor ve eller havaya başlıyor. Forte’yi sevdim. Meğer hafta sonları burada yer bulmak imkansızmış. Önceden rezervasyon yaptırdığımız için şanslıydık. FAVORİM AKTİ Esas favorim ise şehir merkezine 40 dakika uzaklıkta yer alan Vougliameni’deki Akti oldu. Pazar günü saat 17.30’da gittiğimiz Akti’de hem çok iyi bir yemek yedik hem de gece 22.00’a kadar eğlendik, ki biz çıkarken eğlence hâlâ sürüyordu. Akti’nin olduğu bölgede ünlü balıkçı restoranı Papaioannou da var. Onun girişinde de kuyruk olduğunu söylemeliyim. Bir dahaki sefere orayı deneyeceğim. Akti öncesinde vakit geçirmek ve denize girmek için Asteras Glyfada Beach’e uğrayın. Biz burada hem güneşlendik hem de denize girerek sezonu açmış olduk! Akti ile Asteras’ın arası 10 dakika. AYRICA… - Klasikleşmiş kokteyl bar The Clumsies ve Zurbaran zaten olmazsa olmaz. - WooWoo’yu da deneyin. - Ah, bir de konserine denk gelseydim Konstantinos Argiros’u izlemek isterdim. “Elpida” şarkısı hoş, tabii kendisi de… - Biz Airbnb evi kiraladık ama Atina’da kalınacak en iyi otelleri şöyle sıralayabilirim: The Modernist, Coco-Mat, The Dolli ve Gatsby. The secret of Athens L et me say at the beginning what I will say at the end: The secret of the Athens entertainment scene is not only that the energy never stops, but also that everyone knows how to have fun. For example, we went to Albion on Saturday around 6 pm. The place was packed and people, including our group, were having fun with such energy, it was just amazing! However, in Istanbul it is normal to be cautious in such a crowded place in case there is a breakdown or a fight at any moment. In Albion, everyone was focused on the music, each song getting more and more enthusiastic. Also, in Albion, all songs were played for about thirty seconds at the most. In fact, the constant and rapid change of music is another secret of Athens nightlife... As for the other places I visited in Athens... Since the Airbnb we rented was in Kolonaki, we often hung out at Malconis and Queen Bee during the day. Before I forget: Malconis is an Italian restaurant, but there is also a Cabaret upstairs. Balthazar was where we went Friday night as soon as we got off the plane. I liked both the food (especially the sushi) and the music at Balthazar. Forte, where only locals hang out, was like our modern taverns. Eventually, the music gets louder, the chairs rise, and the hands start to move. It turns out that on weekends it's impossible to get a seat. We were lucky to have made reservations in advance. MY FAVORITE: AKTI My favorite was Akti in Vougliameni, which is 40 minutes from downtown. We went to Akti at 5:30 pm on Sunday and had a very good meal and had fun until 10:00 pm, which was still going on when we left. There is also the famous fish restaurant Papaioannou in the area where Akti is located. I will try it next time. Before Akti you should stop at Asteras Glyfada beach to spend some time and swim in the sea. We opened the season here by sunbathing and swimming in the sea! It takes 10 minutes from Akti to Asteras. SEE ALSO... - Classic cocktail bars The Clumsies and Zurbaran are a must. - Also try WooWoo. - Oh, and I'd love to see Konstantinos Argiros in concert. His song "Elpida" is nice, and so is he... - We rented an Airbnb house, but I can list the best hotels to stay at in Athens as follows: The Modernist, Coco-Mat, The Dolli and Gatsby.

  • PEOPLE | Yuzu Magazine

    January 2024 | Vol 11 english below M A L L O R Q U I N S words Robyn Alexander photos Greg Cox/Bureaux production Sven Alberding M allorca, yüzlerce yıldır adanın doğal cazibesinin gücünü hisseden sayısız ünlü sanatçıya ev sahipliği yaptığı için ziyaretçileri ve tabii ziyaretçilerinin şöhreti ile ünlü. 20. yüzyılda ressam Joán Miró ve şair Robert Graves burada yaşamayı benimseyenler arasındaydı. Son yıllarda ise Annie Lennox’tan Stephen Fry’a kadar pek çok ünlü yaratıcı adanın müdavimi oldu. ​ Elbette doğma büyüme Mallorquin olan ve hayatları boyunca burada yaşamış olanlar da var Sanatçı çift Adriana Meunié ve Jaume Roig gibi. Adriana tekstil işleri, Jaume ise resim, heykel ve seramik yapıyor. Her ikisi de Mallorca’nın manzarası ve çevresi için “kimliğimizin bir parçası” diyor. “Bizim için burası ‘dünyanın en iyi yeri’ değil, sadece bildiğimiz ve bağ kurduğumuz bir yer, çünkü burayı doğduğumuzdan beri tanıyoruz”. ​ Çift, Mallorca’nın güneyindeki Campos’ta bulunan evlerinde ayrı ama bitişik stüdyo alanlarında yaşıyor ve çalışıyor. Ev ve stüdyo binaları aslında bir dizi eski ahırdan oluşuyor. Adriana ile Jaume burayı yavaş yavaş kendilerine ait bir yer haline getirmiş. “Mekanları ihtiyaçlarımıza göre uyarlamayı her zaman seviyoruz” diyor Adriana, “Ama bunu kendi başımıza yaptığımız için fazladan bir sürü iş çıkıyor”. Çiftin birlikte yaşadığı keçi Petit ve köpek Tota’nın yanı sıra koyunlar, kediler ve tavuklardan oluşan hayvanlar da günlük bakım gerektiriyor. O nedenle Adriana’nın, sanatçı olmak dışında bir iş yapıyor olsaydı “Kesinlikle bir şekilde hayvanlarla çalışırdım” demesi şaşırtıcı değil. ​ Çiftin evleri ve çalışma alanları estetik açıdan topraksı ama hafif. “Biz her zaman bir alanın görsel olarak temiz ve boş olmasına, eski yapısını korumasına bakarız” diyen çift, geleneksel Mallorquin mimarisine duydukları sevgiyi doğal malzeme ve dokularla birleştirmiş. ​ Adriana ve Jaume birbirine yakın çalışıyor olabilir, ama günlük pratikleri açısından tercihleri farklı. Jaume değişimi ve çeşitliliği seviyor: “Seramik yaptığım dönemler oluyor, sonra resim yapmaya ve hatta oyma gibi yeni şeyler denemeye zaman ayırmam gerekiyor” diyor. Öte yandan Adriana, tekstil işi yapma sürecinin tamamından keyif aldığını ve bir konsept oluştuğunda hızla ilerlediğini söylüyor: “Bir parçaya başladığımda bittiğini görmek istiyorum ve her aşama benim için önemli”. ​ Peki nelerden ilham alıyorlar? Jaume her şeyden önce Mallorca’nın yetiştirdiği büyük sanatçılara atıfta bulunuyor. “Rafel Joan, Ferrán Aguiló, Margalida Escalas, Peter Marquand ve Josefina Pino gibi 80’li ve 90’lı yılların Mallorquin sanatçılarını seviyorum” diyor. “Joan Miró benim için her zaman bir referanstır. Isamu Noguchi de öyle”. Adriana da Miró’nun sanatı ve hayatının büyük bir hayranı olduğunu söylüyor. Aynı zamanda heykeltıraş Ruth Asawa’yı da “kendine özgü benzersiz ifadesi” nedeniyle çok takdir ettiğini ekliyor. Bir de seramikçi Hans Coper’in şiir gibi eserlerini… M allorca is famous for its visitors – and the fame of its visitors – as it has played host to a myriad renowned artists, musicians who have felt the force of the island’s natural attractions over hundreds of years. The artist Joán Miró and the poet Robert Graves were among the 20th century’s adopters of Balearic island living, while in recent decades, Annie Lennox to Stephen Fry have been regulars. ​ But of course there are also many born-and-bred Mallorquins, locals who have lived here all their lives, and among them are artists Adriana Meunié and Jaume Roig. Adriana creates textile works, while Jaume makes paintings, sculptures and ceramics. For both of them, the landscape and environment of Mallorca “is simply part of our identity,” they say. “For us it’s not like it’s ‘the best place in the world’, it’s simply the one we know and connect with because we have known it since forever”. ​ The couple live and work in separate but adjacent studio spaces at their home base in Campos, in southern Mallorca – a place that is a study in earthy simplicity in its own right. The house and studio buildings were originally a set of old cowsheds, and Adriana and Jaume have gradually made the place their own. “We always like to adapt spaces to our needs,” says Adriana, “but as we do it on our own, it’s a lot of extra work”. Also requiring consideration and daily care is the small menagerie of animals that lives with the couple, which includes Petit the goat and Tota the dog, plus various sheep, cats and chickens – almost all of which are rescue animals. Not surprising, then, when Adriana says if she were doing something other than being an artist by trade, “I would definitely be working with animals in some way”. ​ Aesthetically, the couple’s home and working spaces feel earthy, yet light. “We always look for [a space] to be visually clean and empty, and to retain its antique construction,” they say. The couple share a love for traditional Mallorquin architecture, and a core of simplicity in design is also very evident in their work as artists. ​ The couple might work close to one another, but their preferences in terms of their everyday practice differ. Jaume likes change and variation: “I do periods of making ceramics, then I need some time spent painting, and even trying new things like carving,” he says. On the other hand, Adriana relishes the entire process of making one of her textile works, she says, and proceeds rapidly once a concept is in place.“When I start a piece I want to see it done, and every stage is important”. ​ And what inspires them? First and foremost, Jaume references the great artists Mallorca has produced. “I love Mallorquin artists from the 80s and 90s, including Rafel Joan, Ferrán Aguiló, Margalida Escalas, Peter Marquand and Josefina Pino,” he says. “Joan Miró is always a reference for me, and Isamu Noguchi as well.” Adriana is also a great admirer of “Miró’s art and life,” she says, adding that she much appreciates sculptor Ruth Asawa too, “because she found her own and unique expression, and ceramicist Hans Coper, because I think his pieces are like poems”. for more Print YUZU MAGAZINE - XII 490,00₺ Fiyat Sepete Ekle

  • SEYAHAT | Yuzu Magazine | İstanbul

    TRAVEL DREAMS with AIRSTREAM What to do and where to go in Sicily A MINIMALIST PAUSE IN TIME HOTEL COMFORT in YOUR PRIVATE RESIDENCE PARADERO The Landing House in Joshua Tree An adventure from California to the Northern Aegean Beach club on top of the mountain VILLA LENA A Tuscan whose focus is on art and agriculture UMBERTO 121 Bir Aman NY deneyimi An Aman NY experience THE REBELLO Porto'nun Yeni Stili Porto'S New Style Latin Amerika’nın ilk Soho House’ları Latin America's first Soho Houses MAMULA ISLAND BODRUM GUIDE OTRO OAXACA Turistler için değil, gezginler için For travelers, not tourists MENORCA GUIDE BİR GECELİK KIZIL ÇÖL DENEYİMİ ONE NIGHT RED DESERT EXPERIENCE TURKISH RIVIERA GASTRO LISBON Daha fazla

  • Seyahat

    September 2023 | TRAVEL english below Latin Amerika’nın ilk Soho House’ları words Alp Tekin L atin Amerika’daki ilk Soho House eylül ayında Mexico City’de, ikincisi ise aralık ayında Sao Paulo’da açılacak. ​ Mexico City’deki Soho House, Colonia Juárez'in kalbinde tarihi bir binada yer alacak. Kulübün üyelerini şunlar bekliyor: Tekila barı, yeraltı vinil dinleme odası, restoran ve açık havada yemek yeme imkanı sunan bir avlu dahil olmak üzere üç bar. ​ Soho House Mexico City’de ayrıca lokal üretim özel mobilyalar, vintage parçalar ve Meksika'da doğmuş ya da burada yaşayan sanatçıların 100'den fazla eserinden oluşan bir sanat koleksiyonu yer alacak. Gabriel Rosas Aleman ve Maria Fernanda Camarena'dan oluşan yetenekli sanatçı ikilisi Celeste ise ana binadaki resepsiyon alanı için mekana özel bir enstalasyon yarattı. ​ ESKİ DOĞUMHANEYE SOHO DOKUNUŞU ​ Aralık 2023’te açılacak olan Soho House São Paulo ise şehrin yeniden yapılanmalarından biri olan Cidade Matarazzo projesinde yer alıyor. Tarihi Matarazzo Hastanesi'nin eski doğumhanesinin bir bölümünde yer alacak Soho House SP’nin binası mimari tarihi korunarak yenilenecek ve ayrıca iç mekanlarda lokal zanaatkârlarla iş birliği yapılacak. Soho House & Co CEO'su Andrew Carnie, São Paulo ile ilgili şöyle diyor: “Burası mimari, müzik, sokak ve modern sanatın nabzını tutan küresel bir şehir. São Paulo, yaratıcıların ve sanatçıların bir araya geleceği bir ev olacak. Buradaki binamız ise lokal unsurlardan en çok etkilenen Soho House’lardan biri olacak”. Latin America's first Soho Houses T he first Soho House in Latin America will open in Mexico City in September and the second in Sao Paulo in December. Soho House in Mexico City will be located in a historic building in the heart of Colonia Juárez. Members of the club await: three bars, including a tequila bar, an underground vinyl listening room, a restaurant, and a courtyard with al fresco dining. Soho House Mexico City will also feature locally produced custom furniture, vintage pieces, and an art collection of more than 100 works by artists born or living in Mexico. MODERN TOUCH TO THE OLD BIRTHROOM Soho House São Paulo, which will be opened in December 2023, is located in the Cidade Matarazzo project, which is one of the city's reconstructions. The building of Soho House SP, which will be located in a part of the old delivery room of the historic Matarazzo Hospital, will be renovated while preserving its architectural history, and will also collaborate with local craftsmen in the interiors. Celeste, the talented artist duo consisting of Gabriel Rosas Aleman and Maria Fernanda Camarena, created a site-specific installation for the reception area in the main building. Andrew Carnie, CEO of Soho House & Co, has this to say about São Paulo: “This is a global city on the pulse of architecture, music, street and modern art. São Paulo will be a home for creators and artists to come together. Our building here will be one of the Soho Houses that is most affected by local factors”.

bottom of page