DSCF7905.JPG

Eylül 2021 | Art | Türkiye

ŞAKİR GÖKÇEBAĞ

“Bunlar benim haremim gibi”

Yazı | Onur Baştürk

Yıl 2015. Contemporary İstanbul dönemi. Fuarla ilgili davetler hayli yoğun. O koşturmaca içinde en keyif aldığım yer, Selman Bilal’in kısıtlı sayıda davetliye tamamen Türk sanatçılardan oluşan sanat koleksiyonunu açtığı B3 evi. B3, Aga Khan ödüllü mimar Han Tümertekin’in tasarladığı bir ev. Evin bahçesindeki Ayşe Erkmen işine, duvarda yer alan İnci Eviner’e ait video yerleştirmesine bayılıyorum ama en çok dikkatimi çeken iş Şakir Gökçebağ’ın şemsiyelerden oluşan enstelasyonu oluyor. Gökçebağ’ı o günden sonra daha sık takip etmeye başlıyorum. Çünkü Gökçebağ’ın hayatın içinden objeleri gündelik kullanımlarından kopartıp yeniden yorumlaması ve izleyiciye başka açılardan o objeyi okuma fırsatı vermesi, malzemenin sıradan halini sıra dışı bir noktaya taşıdığı için bana zekice geliyor.

 

Süpürge, mandal, hortum, tuvalet kâğıdı, halı ve askı gibi gündelik malzemeleri üretiminde kullanan sanatçı son olarak Nişantaşı’ndaki Ferda Art Platform’da “Redimeyd” adlı bir sergi açtı. 15 ekime kadar sürecek sergide yoğunlukla halılara yer veren Gökçebağ’la, tutkunu olduğu objelerin dünyasını konuşmayı çok istiyordum. İşte o konuşmanın bir kısmı burada, tamamı ekimde yayınlanacak vol5’de…

 

Günlük hayatın içindeki sıradan objeleri bazen öyle bir şekilde kullanıyorsunuz ki, neredeyse o sıradan obje bir arzu nesnesi haline geliyor benim için. Neden objeler üzerinden ilerlemeyi tercih ettiniz? Özel bir nedeni var mı?

 

Çocukluğumdan beri sanki istemeden yapıyor, etrafımı değiştiriyordum. Objeler ve mekanla kurduğum başlangıçta bir oyun olan bu ilişki zaman icinde ciddileşti. Derken sanatla birleşti. Halbuki ben mesleğimi seçmiştim. Resim yapıyor, resim sergileri açıyordum. Aynı zamanda yerleştirme, obje türü işler de ürettim hep. Sonra bunlar resmin önüne gecti.

 

Süpürge, mandal, hortum, tuvalet kağıdı, halı, askı ve tabii ki şemsiye. Hatta en çok da şemsiye. Şemsiyeyle kurduğunuz özel bağı merak ediyorum. 

 

Aralarında pek bir fark yok aslında. O gün o malzemeyle, ertesi gün bir başkasıyla… Bunlar benim haremim gibi! Ama doğru, bazen gözdelerim oluyor. Şartlara göre ön plana çıkıyorlar. Bunun nedeni biraz da sergi mekanlarıyla ilgili. Bazı malzemeler her mekana uygun olabiliyor. Bazıları üretkenliğe, varyasyona daha elverişli. Şemsiye de bunlardan biri. Bir de dünyanın neresine giderseniz gidin, ilk görüşte tanınan bir malzemedir şemsiye.

Ferda Art Platform’daki son sergide ağırlıklı olarak kullandığınız malzemeniz halı. Ama tabii ki halı öyle farklı katmanlarda kullanılmış ki, başka bir şekilde gıdıklıyor bilinçaltımızı. Yerleştirmelerinizle esas yapmak istediğiniz bu olabilir mi: Bilinçaltımızdakileri uyandırmak, onlarla bağlantıya geçmek… 

 

Elbette olabilir, ama zaten bu kendiliğinden olan bir durum. İzleyiciyle kurulan ilişki benim için önemli. Malzeme onlara tanıdık geliyor ve kurguladığım oyuna bir şekilde dahil oluyorlar. Burada ilk etki çok mühim. O ilk etkiden sonra izleyicinin hayal gücü onları başka yerlere götürecektir. Bana kalırsa sanat alternatifler sunmalı ve yeni ufuklar açmalı.

 

Eserinizin en çok yakıştığı ev Selman Bilal’ın Arnavutköy’deki B3 evi. Oradaki şemsiyeli enstalasyon bana her seferinde hüzün veriyor mesela. Buradan yola çıkarak duygu mu yoksa biçim mi öne çıksın istiyorsunuz eserlerinizde? Ya da izleyicilerde tetiklemek istediğiniz şeyler ne?

 

Duygu ve biçim ayrı şeyler, lakin bahsettiğiniz çalışmamda her ikisi de gerçekten dominant. Kırılmış, parçalanmış şemsiyeler hiç de alışıldık bir görüntü değil elbette. Bu şekilde bir şemsiye normalde hemen çöpe gider. Duvarda büyük bir hava muhalefeti yaşandığı belli,. Üstelik evin içinde. Duygu yoğunluğu had safhada diyebiliriz. Fotoğrafı çekilmiş bir kreşendo gibi. Eserin adı “Toccata ve Fugue“. Böylesine alışılmadık dinamik bir görüntü karşısında izleyicinin neler düşüneceğini doğrusu ben de merak ediyorum. Sonuçta sanat eseri izleyiciye ne düşünmesi gerektiğini söylemez, onu düşünmeye sevkeder.