
916 results found with an empty search
- TASARIM-1
December 2023 | Vol 11 english below An architect's house communing with nature words & photos Onur Baştürk M imar Iraz Kutlar’ın evi Ahmetçe Köyü’ndeki Simurg Inn Oteli’nin hemen yanı başında. Ama ev o kadar iyi gizlenmiş ki, otelden bakınca görünmüyor bile. Kutlar çok başarılı bir yerleştirme ve peyzajla bunu başarmış. Ayrıca klasik standartların dışına çıkıp tüm yapıyı farklı birimlere bölerek tasarladığı için evin bütününde bilinçli bir otel havası da var. Sonuçta, bölgedeki benzerlerinden farklı, modern bir ev çıkmış ortaya. Kuzey Ege’ye ilk gelişin nasıl oldu? Buraya yerleşmeye nasıl karar verdin? Kuzey Ege ile gerçek anlamda tanışmam Koruoba Köyü’nde yaptığım mimari bir proje sayesinde oldu. Projeyi yaparken sürekli Simurg Inn’de konaklıyordum. Otelin büyülü atmosferi, köydeki tertemiz dağ havası ve denize yakın olması beni çok cezbetmişti. Sonunda 2020 yılında Ahmetçe Köyü’nden bir arazi aldım ve evimi yaptım. Evini tasarlarken önceliklerin ne oldu? Tasarımdaki ilk hedefim doğayla hemhal bir ev yapmaktı. Seçtiğim malzeme ve peyzaj tasarımında bu konulara çok özen gösterdim. Ayrıca eve gelen dostlarıma otel konforu yaşatmak istiyordum. O yüzden odaların yer aldığı bölümleri ana salondan ayırmak istedim. Salon kısmını da tamamen sosyalleşme odaklı tasarladım. Evin iç tasarımı oldukça sade ve kuzeyli. Genel olarak tasarım anlayışın bu yönde mi? Basitlik ve işlevsellik tasarım anlayışımda her zaman önceliğim olmuştur! Kuzey Ege’nin en çok nesini seviyorsun? Bölgenin bakirliği beni çok etkiliyor. İstanbul’dan buraya adım attığım anda bambaşka bir dünyada gibi hissediyorum: Gündoğumu ve günbatımı, bulutlar, mehtap, deniz, temiz havayla beraber… Evde bir günün nasıl geçiyor? Sabahları güne orman yürüyüşüyle başlıyorum. Havanın güzel olduğu yaz günlerinde yürüyüş sonrası mutlaka denize girerim. Evin bir odasını ofis olarak tasarladım. Kahvaltı sonrası ofise geçip tasarımlarıma başlıyorum. Bölgede en çok sevdiğin yerler neresi? Simurg Inn’in kış bahçesi en sevdiğim yer. Nefis kokteyller yapıyorlar. Demirciköy’ün köy kahvesi harika! Pizza Mera ise gerçekten çok ruhlu bir mekan, pizzaları şahane. Ayrıca Ahmetçe Köyü civarındaki yürüyüş rotalarını, Küçükkuyu ve Ayvacık pazarlarını da seviyorum. Kuzey Ege giderek popürleşiyor. Bölgenin gelişimi sence nasıl olmalı? Zeytinlikler asla imara açılmamalı! Ayrıca yapılacak tüm yapıların doğa örtüsü ve mevcut köy tipi binalara uyumlu olması gerekiyor. A rchitect Iraz Kutlar's house is right next to the Simurg Inn Hotel in Ahmetçe Village. But the house is so well hidden that it is not even visible from the hotel. Kutlar achieved this with a very successful installation and landscaping. In addition, since he went beyond classical standards and designed the entire structure by dividing it into different units, there is a conscious hotel atmosphere throughout the house. The result is a modern house that is different from its counterparts in the region. How did you first come to the Northern Aegean? How did you decide to settle here? My real acquaintance with the Northern Aegean was thanks to an architectural project I did in Koruoba Village. While doing the project, I was constantly staying at Simurg Inn. The magical atmosphere of the hotel, the clean mountain air in the village and its proximity to the sea attracted me very much. Finally, in 2020, I bought a land from Ahmetçe Village and built my house. What were your priorities when designing your home? My first goal in design was to build a house communing with nature. I paid great attention to these subjects in the materials I chose and the landscape design. I also wanted to provide a hotel's comfort to my friends who came to visit That's why I wanted to separate the rooms from the main living room. I designed the living room area entirely focused on socialization. The interior design of the house is quite simple and northern. Is your general understanding of design in this direction? Simplicity and functionality have always been my priority in my design approach! What do you like most about the Northern Aegean? The virginhood of the region impresses me a lot. The moment I step foot here from Istanbul, I feel like I am in a completely different world: with sunrise and sunset, clouds, moonlight, sea, fresh air... How does your one day at home go? I start the day with a walk in the forest in the morning. On summer days when the weather is nice, I always go swimming after a walk. I designed one room of the house as an office. After breakfast, I go to the office and start my designs. What are your favorite places in the region? Simurg Inn's winter garden is my favorite place. They make delicious cocktails. Demirciköy's village coffee place is great! Pizza Mera is a really soulful place, its pizzas are amazing. I also like the hiking routes around Ahmetçe Village, and Küçükkuyu and Ayvacık markets. Northern Aegean is becoming increasingly popular. How do you think the development of the region should be? Olive groves should never be opened to development! In addition, all buildings to be built must be compatible with the flora and existing village-type buildings. for more Print VOL XI - 2023 / 24 Out of Stock Add to Cart
- TASARIM-226 | Yuzu Magazine
January 2025 | DESIGN & INTERIORS BLENDING CULTURES and LANDSCAPES words Karine Monte photos Ema Peter Photography Nestled in the serene Dunbar area of Vancouver, British Columbia, this stunning residence is a masterclass in merging architectural innovation with cultural heritage. Designed by BLA Design Group, the home reimagines contemporary living by intertwining the natural beauty of the Pacific Northwest with traditional Asian design influences. The result? A space that tells a story of family, heritage, and a deep connection to nature. WEST COAST MODERN MEETS EASTERN ELEGANCE The residence is a quintessential example of West Coast modern architecture—characterized by its use of natural materials, clean lines, and forms that seamlessly integrate with the lush forests and dynamic skies of the Pacific Northwest. Earthy tones of brown, beige, and gray dominate the design, paying homage to Vancouver’s misty weather and verdant landscapes. What truly sets this home apart is its infusion of Eastern design principles. As Jerry Liu, co-principal of BLA Design Group, explains: “By reintroducing memories from the past into the present, the house combines West Coast modern architecture with traditional Chinese design details in a personalized way that enhances the owners’ daily comfort and experience.” ARCHITECTURAL HIGHLIGHTS From the first approach, the home’s connection to nature is immediately apparent. Standing seam metal cladding protects the structure from Vancouver’s frequent rain, while naturally stained cedar siding softens its modern lines, anchoring it to its wooded surroundings. A striking gable roof extends over the main level, creating a cantilevered cover for the recessed entry patio—a welcoming gesture for residents and guests alike. At the back of the home, large sliding glass doors blur the line between indoors and outdoors, seamlessly connecting the living and dining areas to the patio and garden. HONORING HERITAGE THROUGH DESIGN The homeowners, a Chinese-Canadian family originally from Hangzhou, China, worked closely with the design team to ensure the home reflected their cultural roots. This collaboration is evident in the thoughtful integration of traditional Chinese elements throughout the design. In the entryway, slatted wood panels frame a custom topographic sculpture of Hangzhou, setting the tone for the home’s harmonious blend of past and present. Elsewhere, wood slatted walls—reminiscent of traditional Chinese ping fengroom dividers—create subtle separations while allowing light to flow freely. Furnishings and décor sourced directly from China further enrich the home’s authenticity. From a custom tea table to carefully selected dining pieces, each item carries cultural significance, creating an environment that feels both personal and timeless. A PALETTE INSPIRED BY NATURE The design’s connection to the Pacific Northwest is reinforced through its carefully chosen materials and color palette. Warm, earthy tones mirror Vancouver’s moody skies and lush forests. Natural wood cladding adds warmth and texture, while sleek metal finishes provide durability and modernity. Inside, matte finishes evoke understated elegance and sophistication.
- ART
Ocak 2021 | Art | Türkiye YUZU Selections Vol - l KOLEKTA Yazı | Onur Baştürk D ijital sanat platformları arasında en geniş arşive sahip olan Kolekta’yla geçen yıl tanıştık. Galeri temsiliyeti olan sanatçılarla bağımsızları bir arada sunan Kolekta, 600’ü aşkın sanatçının 6000’e yakın sanat eserini tek bir adreste bulma imkanını sağladı sanatseverlere. Biz de bu yelpazesi geniş dev koleksiyondan Yuzu dünyasını yansıtanlarla bir seçki yaptık. Seçkilerin amacı genelde bir "öne çıkarma" gibi görünse de, aslında "yeniden bakma"yı da sağlıyor. Çünkü bazen ilk baktığımızda günlük rutinlerimizin hızlı döngüsü arasında dünyasına erişemediğimiz eserler olabiliyor. Onlara yeniden, sakin bir şekilde bakmak gerekiyor. Umarım ilk "Selections"ı seversiniz. Devamı gelecek... Unutmadan; işbirlikleri için İdil Berkant-Ali Kerem Bilge ve Aslı Boduroğlu'na çok teşekkürler. NADİDE AKDENİZ ALİ BİLGE AKKAYA DUYGU AYDOĞAN TUFAN BALTALAR BEKİR DİNDAR AHMET DURU LEYLA EMADİ ALP İŞMEN ÖZGE KAHRAMAN FATİH KAHYA FIRAT NEZİROĞLU ŞENER ÖZMEN LEYLA PEKMEN ERİNÇ SEYMEN APOLONIA SOKOL GÜLCAN ŞENYUVALI ALİ TAPTIK AYŞE TOPÇUOĞULLARI MEHMET ALİ UYSAL NADİDE AKDENİZ İsimsiz, 2011 Tuval üzerine yağlı boya, 160 x 160 cm ALİ BİLGE AKKAYA 1G1, 2014 Diasec, 45 x 61,5 cm DUYGU AKDOĞAN İnsan Sonrası Serisi, 2020 Polimer Kil, Epoksi Reçine, Akrilik, 70 x 35 x 7 cm TUFAN BALTALAR İsimsiz, 2017 Tuval üzerine yağlı boya, 60 x 90 cm BEKİR DİNDAR Ada, 2018 Fine art fotoğraf baskısı, kahverengi ahşap çerçeve, 50 x 50 cm AHMET DURU İstilacı Bitkiler I, 2020 Kâğıt üzerine karakalem, 32 x 37,5 cm LEYLA EMADİ Self Mutation, 2017 Akrilik, Ø 110 cm ALP İŞMEN Melek, 2020 Kâğıt üzerine mürekkep, 42 x 29.7 cm ÖZGE KAHRAMAN The Sound of the Underground, 2020 Pointillist Technique on Canvas, Ø 60 cm FATİH KAHYA İsimsiz, 2019 Keten bez üzerine yağlı boya, 45 x 63 cm (Çerçevesiz) FIRAT NEZİROĞLU Lonely Word, 2017 El dokuması, yün, pamuk, polyester, 93 x 139 cm ŞENER ÖZMEN Supermuslim, 2003 Alüminyum üzerine C-print baskı, 70 x 50 cm (her biri) LEYLA PEKMEN Daydreaming, 2020 Kâğıt üzerine akrilik, 21 x 29 cm ERİNÇ SEYMEN Konfor Alanı A, 2016 Kâğıt üzerine mürekkepli kalem, 72 x 72 cm APOLONIA SOKOL Marcel & Simon E., 2020 Tuval üzerine yağlı boya, 92 x 65 cm GÜLCAN ŞENYUVALI Çift, 2009 Bez üzerine karışık teknik, 20 x 30 cm ALİ TAPTIK Surface Phenomena Series 9, 2013 C-Print, 30 x 30 / 60 x 60 / 90 x 90 / 120 x 120 cm AYŞE TOPÇUOĞULLARI İsimsiz, 2018 Tuval üzerine akrilik, Ø 50 cm MEHMET ALİ UYSAL Paper Boat, 2017 Metal, site specific
- BOTANIK
Nisan 2020 | Botanik | Türkiye Fem Güçlütürk’le botanik ‘talk şov’ Yazı | Onur Baştürk L abofem’in yaratıcısı Fem Güçlütürk bir süredir Muğla’nın Ula/Çıtlık tarafındaki evinde yaşıyor. Evinin hemen yanına kurduğu serasında bitki atölyesine, üretimine devam ediyor. Bir yandan da bu konudaki tecrübelerini Youtube kanalı üzerinden bizlerle paylaşıyor. Fem’le bitkiler üzerine uzun uzun konuştuk. En sevdiğim cümlesi de şu oldu, söylemeden geçemem: “Bitkiye çiçek diyen tek millet miyiz bilmiyorum”. Gerçekten de öyle. Bitkilere artık çiçek demesek! Şimdi buyurun Fem’le botanik muhabbetimize… Bitkiseverler olarak ’Labofem'e hayranız! Bir süredir Muğla/Ula tarafındaki evinde de bir seran var. İşler daha da büyüyecek mi Fem yoksa bir noktada bu kadarı yeterli mi diyorsun? İstanbul'da ‘Labofem’i önce bir openhouse mantığıyla evde açmıştım hatırlarsan. Sonra evde oturacak yer kalmayınca ve gelen giden fazlalaşınca atölye-dükkanı açmıştım. Buraya yerleşince bir sezon daha böyle devam ettim, ama işin esas zevkli yanı aslında bir bitki daha satmak değil. Gelen kişilerle bitkiler üzerinden hoş sohbetler ve paylaşımlar yaşamaktı. Sonuçta İstanbul’daki dükkanı da kapayarak bitkileri buraya yaptığım seraya transfer ettim. Tabii bir noktada “salon bahçıvanlığı” beni kesmemeye başladı. Eller bir kez gerçek toprağa deyince saksı filan daha yapay kalıyor! Burada gıdamızı da üretmeye başladık. Türü tehlikede olmayan ama endemik olan harika bitkileri tanıyıp kendimce korumaya almak üzere toplamaya başladım. Yani burada iş ticari olarak büyümeyecek belki, ama manevi olarak, tecrübe olarak bağ bahçe, peyzaj, ekolojik açıdan daha adil bir düzen gibi felsefelerle dönüşeceğe benziyor. Şimdilik Labofem youtube kanalında bu tecrübeleri aktarmaya devam... Bitki bakımı herkesin ilk etapta, “Ama ben bakamıyorum ki!” diye mızıkçılık yapmaya çok müsait olduğu bir alan. İnsanlar bitkilere bakmaya mı üşeniyor yoksa aslında haftada bir su vermeyi bakmak olarak mı düşünüyorlar? Ne dersin? Sanırım bağlamımızdan kopunca, bitkiyi de saksıda duran, plastik bitkiden tek farkı haftada x defa su vermen gereken dekor objeleri gibi görmeye başladık. Şimdilerdeki dijital yalnızlıkta ise bitkiler bir yoldaş, bir can, bir güzellik, hayata bağlanmak için kıymetli tutunacak bir dal haline geldi. Özellikle şu günlerde çokça mesaj geliyor bu fikre kapılmam için. Eskiden anneler, ananelerin bitkilerini geri planda, hayal meyal veya evin bir parçası olarak bilirdik ama iş tek başına yaşamaya gelince annelerimizin onlarla konuştuğunu hatırladık! Şimdi yeni bir lisan öğrenmeye çalışıyoruz. İlk zamanlarda bitkiden çıkan çiçek sapını görüp ‘Bitkiye bir şeyler oluyor’ diye soran oluyordu. Hatta ’Büyüyor mu bunlar?’ diye sorular geliyordu. Bitkiye çiçek diyen tek millet miyiz bilmiyorum mesela! Şimdi daha çok kaynak var, neyse ki bilgilenmek isteyen daha kolay ulaşıyor artık. EN SEVMEDİĞİM FICUS BENJAMIN! En sevdiğin bitki ailesi hangisi? Ben bu EN’li sorulara çok cevap veremiyorum. Niye dersen, mesela saksıda EN başka, salonda EN başka, balkonda En başka. Belki şöyle cevaplayabilirim: En sevmediğim Ficus Benjamin! Bir de en geleneksel orkideler: ) Onun dışında ot diye bilinip bahçeden yolunan bitkileri bile seviyorum. Peki bakımında zorlandığın bir bitki oldu mu? Evet, itiraf ediyorum: ‘Alocasia'lar ve ‘Calathea’lar çok nem, duru ılık su ve hep ılıman iklim istiyor. Ve ben o kadar bitkinin arasında onların nazına ayak uyduramıyorum! Birkaç tanesi hariç hep hezimet oldu. Bazen inat edip yine alıyorum, ama bir noktada vazgeçiyoruz birbirimizden! Zira burası kışın tahminimden soğuk oluyormuş. Eksi sekiz dereceleri gördük. Seramız ısıtmalı olmadığı için bazı hassas türleri evde tutuyorum. Kış aylarında ev sabahları dokuz derece filan oluyor. Hassaslardan bazıları dayanmadı. Başta üzüldüm, ama sonra buradaki şartlara ayak uyduran devam eder, edemeyen kusura bakmasın dedim. Şu an dekorasyonda trend olan çok bitki türü var. Mesela Ficus Lyrata. Evlere hangi bitkileri önerirsin? Kolay bakımdan zor bakımı olanlara doğru sıralayarak... Bence Ficus Lyrata ve Monstera popüler deyişle artık çan eğrisinde! Ama yine de hala çok güzeller. Tropik ve epifit kaktüs grubunda (ama dikenli değil) Rhipsalis, hem askılı saksıda hem kütüphane kenarında filan çok güzel duruyor. Neşe'nin kepe sorunu gibi zaman zaman iğne yapraklarını dibine dökse de Kuşkonmaz diye bilinen Asparagus Setaceus ise büyülü formuyla sevdiklerim arasında. Ficus Lyrata’nın bakımı aslında çok kolay değil. Cereyanda kalmayı ve ani ısı değişimini sevmiyor. Yerini sevmesi lazım. Ayrıca yaprakları toz tutuyor, alerjik kişilere tavsiye etmem. Calathea çok popüler oldu, ama dedim ya en zorlar arasında. Çabuk bozuluyor yaprakları. Üstelik artık bitkiler ithal olduğu için pahalı. Sukulentlerden eflatun, mavi renkli olanlar çok ama çok güneş istiyor. Az ışıkta bozuluyor. Yeşil renkliler tercih edilebilir. Onlar bile ev ortamında biraz loşta kalıyor. Dev cam, balkon ve bol direkt güneş ışığı alan evlere öneriyorum. Beyaz lekeli, yani alaca Monstera çok ilgi çekiyor. Gel gör ki sırf yeşil olandan biraz daha fazla ışık istiyor. Çünkü yapraktaki beyaz alanlar fotosentez yapamayan alanlar. Philodendron bipinnatifidum, büyük yapraklı olan görkemli bir bitki mesela. Bakımı da kolay. Monstera'dan sıkılanlar için ideal. Aslında zor diye bir şey yok. Tıpkı evcil hayvan dostlarımızı tercih ederken yaptığımız gibi bireysel imkanlar ve şartlar değerlendirilmeli. Sık sulayabilecekler mi, ışık yeterli mi, tatildeyken bakacak kimse var mı, bütçe ne? Bitkiyi kendinize uydurmak yerine kendinize uygun, şartlarınıza uygun bitki almalısınız. Sukulentler su istemez diye de yanlış bir bilgi var. Halbuki gelişim dönemlerinde gayet düzenli sulama istiyorlar. Tropiklere göre belki daha seyrek sıklıkta veya daha geniş aralıklarla olsa da kesin bilgi o ki, sulanmaları gerek! Artık bu bilgilerden sonra seçim zevke kalmış. Onda da genellikle tek sayılar hoş oluyor. Üç farklı boy saksı veya tek bir güçlü form. Farklı yaprak ve gövde yapıları bazen yan yana gelince etkisini kaybediyor. O yüzden dikkatli olmak lazım. Büyük bitkiler daha seyrek ilgi istiyor ufaklara nazaran. En azından sulama açısından. Yeri sınırlı olanlara ise güzel bir saksıda tek bir ufak bitki bile büyük fark yaratıyor. Bir kütüphanede ya da bir orta masasında. Aranjmanlardan korkarım hep, çünkü ilk yapıldıklarında güzel gözüküp kısa süre sonra farklı yaşam ihtiyaçları veya büyüme hızları/formları yüzünden pejmürde hale gelir, saçı başı dağılmış gibi dururlar. Çiçekçiler bebek boylu olanları bir dev çanağa soku soku veriyorlar! İlk bakışta nefis, ama sonra biri 15 cm uzuyor, öbürü yandan sarkıyor, altı kuruyor. Her birini ayrı saksılara dağıtmakla uğraşmaya da kimsenin hali kalmıyor. Haydi hepsi gübre! O tip aranjmanları kesme çiçek mantığı ile geçici bir masa süsü olarak kabul etmek gerekir. KÖYLÜLER, “AY YAZIK” DİYORDU… Sormadan olmaz: Ula/Çitlik tarafındaki evinin mimari özelliklerini kendi gözünden aktarabilir misin? Nelere dikkat edildi? Mesela botanik açıdan? Arsamızı antin kuntin işlerden anlamadığımız için imarlı aldık. Birikmiş bir paramız vardı. Mimar arkadaşımı arayıp bir konteyner yapmak istediğimizi ve bütçemizin limitli olduğunu bildirdik. O da konteyner projelerine hakim olduğu halde, “Arsanız imarlı, konteyner hem pinterest'te filan gördüğünüz gibi daha düşük bütçeli değil ve neden tanımlı metrelere bağlı kalalım, ben size aynı hisse verecek bir yapı tasarlarım” dedi. O noktada betonarme ve geniş alanı cam olan bir yapı çıktı. Zamansız bir yapı. Binanın yönü güneş hareketine, hakim rüzgara göre ayarlandı. Minimum malzeme kullanıldı. Mesela köyden gelenler, “Ay yazık yerler beton kalmış. Bir sıva, bir parke bile yok” diye üzüldü. Oysa tercihimiz temizliğini kendimiz yapabileceğimiz kadar basit ve fakat büyük evlere alışık olan şehirliler olarak çok da ufak olmasın idi. Sonuçta hem konum hem geniş camlarla dışarıda gibi bir iç mekan yarattık. Tek sorun "Kim oooo??” yerine "Bu kiiiim???" demek zorunda kalmamızdı! Gelenler bir anda salonun yere kadar 14 metre cepheli camında belirebiliyordu. O yüzden serbest girişi engelleyebilmek için ufak bir çit yapmak zorunda kaldık sonradan. Arsayı alırken çam ormanı yanı demiştik, öyle de bulduk. Önümüzde defne tarlası var. Bahçede zaten eski zeytinler ve çıtlık ağaçları vardı. Kalanını da ben 3 yıldır ellerimle dikiyorum.... BOTANİK | Kategorinin diğer yazıları Dev yapraklarının hastasıyız: Fil Kulağı Yeni nesil saksı önerileri İlkbahar sonu bahçede yapılacak işler Evde palmiye için 15 maddelik liste Engin Öztürk’ün evindeki bitkiler Evde yetişmesi kolay bitkiler vol.2: Para bitkisi! Fem Güçlütürk’le botanik ‘talk şov’ Evde Yetiştirmesi Kolay Bitkiler Vol.1 Alocasia Polly Bitkisine Nasıl Bakılır Biyofilik misin? Biyofobik mi?
- ART-121 | Yuzu Magazine
April 2025 | Art & Culture TR BELOW SPRING MEETS ART in ISTANBUL: CI Bloom Known as the younger and more local version of Istanbul’s only modern art fair, Contemporary Istanbul, CI Bloom is returning for its fourth edition between April 16–20, at the Rumeli Hall of Lutfi Kırdar Convention and Exhibition Center. Highlighting emerging and rising artists each year, this year’s CI Bloom will host 26 galleries and four art initiatives. We asked Rabia Güreli our questions about CI Bloom. FOCUSING ON YOUNG AND DISTINCTIVE ARTISTS What defines the spirit and character of CI Bloom, and how does it differ from Contemporary Istanbul? CI Bloom has a young and dynamic spirit! It’s a fresh fair that energizes the contemporary art scene in Turkey and brings a new perspective internationally. While Contemporary Istanbul is a much larger platform, CI Bloom is more compact and focuses specifically on young and distinctive artists. Our goal with CI Bloom is to continue developing the fair at this level and connect with more emerging artists and initiatives each year. And with every edition, we continue to build on this. How has CI Bloom changed and evolved since its first edition? What is your vision for the near future? From day one, we’ve prioritized dynamism in CI Bloom. Every year, we make a point to welcome young and emerging artists, as well as global media and art professionals. Our aim is to create a more active and increasingly interactive fair year after year. We’re open to collaborations, which also allows us to make quick decisions. From its very first edition, CI Bloom has been structured to energize the art market and support non-profit organizations — and we continue with that same mission this year. A NEW MODEL THROUGH COLLABORATION WITH ARTWIDE One of the highlights of this year’s CI Bloom is the collaboration with online auction platform Artwide. What is the goal of this partnership? Our collaboration with Artwide is a significant one. Just like the other partnerships we’ve developed with various brands — they all contribute to the growth of the arts. Through these collaborations, art reaches wider audiences. And reaching more viewers means more interaction. This marks our first collaboration with the global online auction platform Artwide. In a special online auction, selected works by artists participating in CI Bloom — other than those exhibited at the fair — will be put up for sale. For us, this represents an innovative model. It’s aimed at increasing visibility, expanding sales opportunities, and connecting collectors from around the world with new artists. İSTANBUL’DA BAHAR CI BLOOM’LA KUTLANIYOR İstanbul’un tek modern sanat fuarı Contemporary Istanbul’un genç ve lokal versiyonu olarak bilinen CI Bloom, dördüncü edisyonuyla 16-20 Nisan 2025 tarihleri arasında Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı Rumeli Salonu’na geri dönüyor. Her yıl genç ve yükselen sanatçıları öne çıkaran CI BLOOM’a bu yıl 26 galeri ile dört sanat inisiyatifi katılıyor. CI Bloom’la ilgili sorularımızı Rabia Güreli yanıtladı. GENÇ VE FARKLI SANATÇILARA ODAKLANIYORUZ CI Bloom’un ruhu, karakteri ve Contemporary Istanbul’dan ayrılan yanları neler? CI Bloom’un genç ve dinamik bir ruhu var! Türkiye’deki çağdaş sanat sahnesine hareket kazandıran ve uluslararası alanda yeni bir soluk getiren genç bir fuar. Contemporary İstanbul çok daha büyük bir yapı, CI Bloom ise daha küçük. Ayrıca genç ve farklı sanatçılara odaklanıyor. CI Bloom için hedefimiz, fuarı aynı seviyede tutarak geliştirmek ve daha fazla sayıda genç sanatçı ve inisiyatifle bir araya gelmek. Her edisyonda bunu geliştiriyoruz. İlk günden bugüne CI Bloom nasıl değişti? Yakın gelecek vizyonunuz nedir? CI Bloom’da ilk günden itibaren dinamizme önem verdik. Her yıl genç ve yükselen sanatçıları, global medya ve sanat profesyonellerini ağırlamaya dikkat ettik. Amacımız her yıl daha aktif ve etkileşimi artan bir fuar olmak. İş birliklerine açık ve bunun sayesinde hızlı kararlar alabildiğimiz bir fuar. İlk edisyonundan itibaren sanat piyasasına enerji vermek ve kâr amacı gütmeyen kuruluşları desteklemek için yapılanan fuar, bu yıl da aynı amaçla ilerledi. ARTWIDE İLE İŞBİRLİĞİ YENİLİKÇİ BİR MODEL Bu yılki CI Bloom’un öne çıkan yanı online müzayede platformu Artwide ile yapılan iş birliği. Bu iş birliğiyle amaçlanan nedir? Artwide ile yaptığımız iş birliği bizim için çok önemli. Aynı şekilde markalarla yaptığımız farklı iş birlikleri de öyle… Çünkü iş birlikleri sayesinde sanat daha çok kişiye ulaşıyor. Daha çok izleyiciye ulaşmak daha fazla etkileşim demek… Global online müzayede platformu Artwide ile ilk kez gerçekleştirdiğimiz bu iş birliğinde CI Bloom’da yer alan sanatçıların fuarda sergiledikleri işler dışındaki seçili eserleri özel bir çevrimiçi müzayedede satışa sunulacak. Bu bizim için yenilikçi bir model. Görünürlüğü artırmayı, satış olanaklarını çoğaltmayı ve dünya genelinden koleksiyonerleri yeni sanatçılarla buluşturmayı hedefliyor.
- TASARIM-1
June 2024 | Design & Interiors english below SELİMİYE’DEKİ SAKİN KENTLİ words Alp Tekin T ürkiye’nin güneyindeki Marmaris’in Selimiye tarafı her haliyle başkadır. Çünkü sakinliğin, huzurun gerçek bir özeti gibidir. Bir de bu sakin resmi Selimiye’nin arkasındaki Bozburun ve Söğüt’le tamamladığınızı düşünün! Hatta gün batımına karşı şarabınızı yudumladığınızı… Kısaca 'S House' olarak adlandırılmış, Studio86 Interiors tasarımı ev projesi de tasvir ettiğimiz bu resmin tam da ortasında duruyor! Üç kattan oluşan S House’un tasarımı hayli ters köşe. Çünkü kentli bir havası var. Betül - Furkan Çöloğlu ve Başak Doyum ortaklığından oluşan Studio86 Interiors ekibi bu farklı tasarım yaklaşımının nedenini şöyle özetliyor: “Selimiye’nin sakin ve doğal manzarasına modern-bohem bir tasarım yaklaşımı getirerek yarattığımız zıtlık, kentin özgün karakterini yansıtma isteğimizin bir sonucuydu. Bohem estetiğin özgürlükçü ruhu ve yaratıcı ifadesi, Selimiye’nin geleneksel sahil şehri kimliğiyle kontrast oluşturarak, mekanın etkileyici yönünü daha çok vurguladı. Bu zıtlık, şehrin kimliğini ön plana çıkarırken, aynı zamanda yenilikçi bir perspektif sunuyor”. TÜM ÜRÜNLER DEKORATİF OBJE NİTELİĞİNDE Evin renk paletinde ahşabın doğal sıcaklığı ve beyazın tonları öne çıkıyor. Mobilya ve tekstil seçimlerindeki açık tonlar ise ahşabın dokusunu tamamlayarak iç mekanın estetik bütünlüğünü şekillendiriyor. Aydınlatma tasarımında tercih edilen tüm ürünler dekoratif birer obje niteliğinde. Mobilya ve dekoratif unsurların sunduğu doğrudan ve dolaylı aydınlatma çözümleri ise mekanın karakteristik özelliklerini destekleyen bir aydınlatma senaryosuna sahip. PEACEFUL CITIZEN IN SELIMIYE S elimiye side of Marmaris in the south of Turkiye is different in every way. Because it is like a true epitome of calmness and peace. Imagine completing this peaceful image with Bozburun and Söğüt behind Selimiye! Even sipping your wine against the sunset... The house project designed by Studio86 Interiors, called ‘S House’ for short, stands right in the centre of this image! The design of the three-storey S House is quite the opposite. Because it has an urban atmosphere. Studio86 Interiors team of Betül - Furkan Çöloğlu and Başak Doyum summarises the reason for this different design approach as follows: “The contrast we created by bringing a modern bohemian design approach to the peaceful and natural landscape of Selimiye was a result of our desire to reflect the unique character of the city. The libertarian spirit and creative expression of bohemian aesthetics contrasted with Selimiye's traditional coastal city identity, emphasising the impressive aspect of the place. This contrast emphasizes the identity of the city while offering an innovative perspective”. ALL PRODUCTS ARE CHARACTERISED AS DECORATIVE OBJECTS The natural warmth of the wood and white tones stand out in the home's color palette. The light tones in the furniture and textile choices complement the texture of the wood and shape the aesthetic integrity of the interior. All products preferred in lighting design are characterised as decorative objects. Direct and indirect lighting solutions offered by furniture and decorative elements have a lighting scheme that supports the characteristic features of the space.
- TASARIM-1
January 2023 | Design & Interiors below english Yeni Tank Française ile tanışın T ank Française saat koleksiyonu, Fransız stilinin ve zamansız Tank Koleksiyonu’nun hakkını veren varis olarak yeniden sahnede. Aslında Tank, tam anlamıyla “je ne sais quoi”. Yani kelimelerle ifade edilemeyen bu sade, sofistike, hem maskülen hem feminen saatin asıl farkı, klasik cazibesi! İlk lansmanı 1996’da gerçekleşen Tank Française, kısa zamanda kasasıyla kusursuz uyum içindeki metal bilezikle Tank ailesinin vazgeçilmez üyesi oldu. Cartier’nin mücevher ve saat kreatif direktörü Marie-Laure Cérède, yeni Tank Française için şu tanımı yapıyor: “Taşın ham doğasını yeniden keşfe çıkar gibi saatin radikal şekli yeniden ortaya konuldu. Temel hatlar sadeleştirildi ve efsanenin köklerine dönüş için saat tüm süslerden arındırıldı”. GEÇMİŞE VE GELECEĞE AİT KAHRAMANLAR Avantgart bir ruhun ifadesi Tank Française. Bu nedenle yeni kampanya filmi Paris’le, şehrin özgürlüğü ve yaratıcılığıyla yeniden bağlantı kuruyor. Bu filmle sinema ve Cartier’nin savunduğu kreatif özgürlük fikri ön plana çıkartılıyor. Ve Paris, güçlü kişiliklerle dolu uluslararası bir kitleyle çevrelenmiş haliyle filmin başrolünde. Yönetmenliğini Guy Ritchie’nin yaptığı filmde Rami Malek ve Fransız sinemasının efsanesi Catherine Deneuve oynuyor. Meet the new Tank Française T he Tank Française watch collection is back on the scene as the heir to the French style and the timeless Tank Collection. Actually, Tank is literally “je ne sais quoi”. In other words, the real difference of this simple, sophisticated, both masculine and feminine watch that cannot be expressed in words is its classic charm! Tank Française, first launched in 1996, soon became an indispensable member of the Tank family with its metal bracelet in perfect harmony with its case. Cartier's jewelery and watch creative director, Marie-Laure Cérède, describes the new Tank Française as follows: “The radical shape of the watch is reintroduced as if it were a rediscovery of the raw nature of stone. The basic lines have been simplified and the watch has been stripped of all embellishments to return to the roots of the legend”. Tank Française is the expression of an avant-garde spirit. That's why the new campaign film reconnects with Paris, the freedom and creativity of the city. With this film, cinema and the idea of creative freedom advocated by Cartier are brought to the fore. And Paris stars in the movie, surrounded by an international audience of powerful personalities. Directed by Guy Ritchie, the movie stars Rami Malek and French cinema legend Catherine Deneuve.
- TASARIM-190 | Yuzu Magazine
August 2024 | VOL 13 TURKISH BELOW New expansions of Som Interior words Alp Tekin portrait photos Abdullah Abukan - content partnership - H aving opened the first Turkish store of the Spanish outdoor brand, Vondom, at addresistanbul Home Decoration Center, Som Interior founders Özge Yıldız Taşkıran and Berat Taşkıran keep making new expansions. Creating a new brand called Meet The Icons at addresistanbul and soon launching the products of their outdoor brand Atmosphera in Türkiye, Taşkıran couple says, "We closely follow the current design developments around the world", and adds, "Our goal is to always be a few steps ahead in this field in Türkiye". How did the journey of Som Interior begin? We founded it in 2012 in Çukurcuma, Istanbul. We aimed to present the concept of modern furniture, which we constantly think about while designing and implementing projects, as our main business, to everyone by creating a new brand. At the time we created our brand, it simply would not be easy to find furniture of high quality and up-to-date design in Türkiye, except for imported furniture. That is why we have managed to become a brand that is admired and followed in a short time. How would you briefly describe Som Interior's design line? Som Interior's design line is to offer sophisticated and original designs with high quality. We closely follow the current design around the world and strive to be a few steps ahead in this field in our country. We bring the concept of modern luxury to interiors with original furniture in simple lines, but making a difference in details and material choices. What is the content of your new concept, Meet The Icons? Meet the Icons is our new concept featuring iconic pieces of the design world whose lines we find close to our own. Our aim here is to include products that are complementary to ours. Primarily lighting, as well as coffee tables and consoles, and iconic furniture... We tried to offer a new space that gives the sense of touring a design museum. In Meet The Icons, we feature lighting brands including Martinelli Luce, Nemo, Foscarini, Oluce, and Contardi, as well as Zanotta, Glas Italia, and other brands that stand out and are recognized for their designs. WE WERE IMPRESSED by THE UNIQUENESS OF VONDOM DESIGNS You launched Vondom's first store in Türkiye. Why Vondom? We always intended to bring our success in indoor furniture to the outdoors. We received a lot of requests for this. Although we produced our designs, we were not able to offer a holistic outdoor solution. As we crossed paths with Vondom, we were impressed by the uniqueness of its design language and its exceptional outdoor furniture. Working with some of the world's best designers, Vondom has a wide range of products, all elements of which are made in Europe, addressing many different needs, from the pool and beach to the garden, the terrace of a luxury villa, and even large social spaces such as shopping malls and hospitals. It is a brand that combines modern design language with quality materials in all these products. That's why we believed that Vondom would fit very well into our brand culture. Atmosphera will also be included among your brands soon... Yes, Atmosphera is a brand that combines Italian elegance with teak, ceramic and colorful materials. As Som Interior, we wish to offer different alternatives to outdoor products by combining them. In doing so, we care that our customers enjoy the service with the Som Interior difference. So, we are going to keep adding special selections from different brands to our outdoor collection. MUST BE RESISTANT TO SUNLIGHT So, what are the features you pay the most attention to in outdoor products? The most significant feature is, of course, the product's resistance to UV light, sea salt, weather conditions, etc. Also the ease of maintenance. The Vondom products in particular are certified to withstand sunlight, sea salt, fire, and even weather conditions down to -70 degrees Celsius. And this is a big advantage for use and maintenance. Som Interior’ın yeni açılımları - içerik ortaklığı - İ spanyol outdoor markası Vondom’un ilk Türkiye mağazasını addresistanbul Ev Dekorasyon Merkezi’nde açan Som Interior kurucuları Özge Yıldız Taşkıran ve Berat Taşkıran çifti, yeni açılımlar yapmaya devam ediyor. addresistanbul’da Meet The Icons isimli yeni bir marka daha yaratan ve yakın zamanda outdoor markası Atmosphera’nın ürünlerini de Türkiye’de satışa çıkaracak olan Taşkıran çifti, “Dünyadaki güncel tasarım gelişmelerini yakından takip ediyoruz” diyor, “Hedefimiz bu alanda Türkiye’de her zaman birkaç adım önde olmak”. Som Interior’ın hikâyesi nasıl başladı? 2012’de İstanbul, Çukurcuma’da kurduk. Esas işimiz olan proje tasarım ve uygulamayı yaparken üzerinde sürekli düşündüğümüz modern mobilya konseptini yeni bir marka yaratarak herkese sunmak istedik. Markamızı yarattığımız dönemde Türkiye’de ithal mobilya dışında güncel tasarım ve yüksek kalitede mobilya bulmak pek mümkün değildi. Bu nedenle kısa sürede beğenilerek takip edilen bir marka olmayı başardık. Som Interior'ın tasarım çizgisini nasıl özetlersiniz? Som Interior'ın tasarım çizgisi, sofistike ve özgün tasarımları yüksek kalite ile sunmak. Dünyada güncel tasarımı yakından takip ediyoruz ve bu alanda ülkemizde birkaç adım önde olmaya gayret ediyoruz. Yalın çizgide, ancak detaylar ve malzeme seçimlerinde fark yaratan özgün mobilyalarla modern lüks kavramını iç mekanlara taşıyoruz. TASARIM MÜZESİ GEZİYORMUŞ GİBİ BİR HİS… Yeni konseptiniz Meet The Icons’ın içeriği nedir? Meet the Icons, çizgisini kendimize yakın bulduğumuz tasarım dünyasının ikonik parçalarına yer veren yeni konseptimiz. Burada amacımız bizim ürünlerimizle tamamlayıcı nitelikteki ürünlere yer vermek. Başta aydınlatmalar olmak üzere sehpa ve konsollar, ayrıca ikonik mobilyalar… Tasarım müzesi geziyormuş gibi bir his veren, yeni bir alan sunmak istedik. Martinelli Luce, Nemo, Foscarini, Oluce, Contardi gibi aydınlatma markalarıyla beraber Zanotta, Glasitalia gibi tasarımlarıyla ön plana çıkan ve tanınan markalara Meet The Icons’ta yer veriyoruz. VONDOM TASARIMLARININ ÖZGÜNLÜĞÜ BİZİ ETKİLEDİ Vondom'un ilk Türkiye mağazasını açtınız. Neden Vondom? İç mekan mobilyalarındaki başarımızı dış mekana taşımayı uzun zamandır planlıyorduk. Bu konuda çok talep geliyordu. Her ne kadar kendi tasarımlarımızı üretsek de, bütüncül bir dış mekan çözümü sunamıyorduk. Yolumuz Vondom’la kesişince, hem tasarım dilinin özgünlüğü hem de alışılmışın dışındaki dış mekan mobilyaları bizi etkiledi. Vondom, gerçekten de dünyanın en iyi tasarımcılarıyla çalışan, tüm elementleri Avrupa’da üretilen, havuzdan plaja bahçeden lüks bir villanın terasına, hatta AVM ve hastane gibi büyük sosyal alanlara kadar birçok farklı ihtiyaca hitap eden geniş bir ürün yelpazesine sahip. Tüm bu ürünlerde modern tasarım diliyle kaliteli malzemeyi birleştirebilmiş bir marka. Bu nedenle Vondom’un marka kültürümüze çok iyi uyum sağlayacağını düşündük. Yakın zamanda bir de Atmosphera markalarınız arasına eklenecek… Evet, Atmosphera markası İtalyan zarafetini tik, seramik ve renkli malzemelerle birleştiren çok beğendiğimiz bir marka. Som Interior olarak outdoor ürünlerinde farklı alternatifleri birleştirerek sunmak istiyoruz. Bunu yaparken de müşterilerimizin Som Interior farkıyla hizmet almasını önemsiyoruz. Bu nedenle outdoor koleksiyonumuza farklı markalardan özel seçkiler eklemeye devam edeceğiz. GÜNEŞ IŞINLARINA DAYANIKLI OLMALI Peki outdoor ürünlerinde en çok dikkat ettiğiniz özellikler neler? En çok dikkat ettiğimiz özellik elbette ürünün UV ışığı, deniz tuzu, hava şartları gibi koşullara karşı dayanıklı olması. Ayrıca bakımının kolaylığı. Özellikle Vondom ürünlerinin güneş ışınlarına, deniz tuzuna, yangına ve hatta -70 dereceye kadar hava koşullarına dayanıklılık sertifikası bulunuyor. Bu da kullanım ve bakım anlamında büyük avantaj. for more Print VOL XIII - AEGEAN & MEDITERRANEAN EDITION 2024 Out of Stock Add to Cart
- TASARIM-1
Temmuz 2020 | Tasarım ‘Yeşil tasarım’ bizi kurtarabilir mi? Yazı | Alp Tekin İ klim değişikliğinin ve giderek artan dünya nüfusunun etkilerini her geçen gün daha çok hissediyoruz. Peki tasarım konseptleri bu etkilerin azaltılmasında yardımcı olabilir mi? 1993 yılında Jacob van Rijs ve Nathalie de Vries ile birlikte MVRDV mimarlık ofisini kuran ünlü mimar Winy Maas’ın bu soruya yanıtı net: Kesinlikle! “Yakında dünya üzerindeki nüfusumuz 11 milyar olacak” diyor Maas, “Bu büyümeyi yönetmeliyiz. Yakın gelecekte bazılarımız hayatta kalmak için tundralara gitmek zorunda kalabilir. Bu nedenle insanların nerede yaşayacağını, yiyeceklerin nerede yetiştirileceğini ve yaban hayatı için hangi alanların ayrılacağını belirlemek için sistemler kurulması gerekiyor”. Maas, güneş enerjisi üretmek ve yiyecek yetiştirmek için Sahra Çölü’nü verimli bir alana dönüştürmek gibi vizyoner projelerin dikkate alınması gerektiği görüşünde. YEŞİL PROJELER Ünlü mimar şehirlerin daha yeşil hale getirilmesini de savunuyor. Şehirlerin tamamen ağaç ve bitkilerle kaplı, sürdürülebilir binalarla dönüştürüldüğü “Green Dip” konseptinin yaratıcısı Maas’ın, bu proje için seçtiği demo şehir Hong Kong. Gerçekten de olası bir Green Dip projesi sonrası ormana dönüşmüş Hong Kong’u bu şekilde hayal etmek hem şaşırtıcı hem de nefis! “Green Dip”in yanı sıra Maas ve ekibinin diğer yeşil projeleri arasında şunlar yer alıyor: 1. Rotterdam’daki Boijmans van Beuningen Müzesi’nin yanına inşa edilen, çatısında dev bir orman barındıracak olan “Art Depo”. Dış yüzeyi aynayla kaplı yapının 2021 eylülünde bitirilmesi planlanıyor. 2. Seoullo 7017 olarak da bilinen, Seul’deki Skygarden projesi. Artık kullanılmayan bir otoyolun parka dönüştürülmüş hali olan projede 24 bin bitki ve ağaç yer alıyor. Seuollo, New York’taki High Line’ın daha büyük bir versiyonu aynı zamanda. 3. Amsterdam'ın iş merkezi Zuidas’da yer alan Valley konut kuleleri. 2021’de bitmesi planlanan projede yer alan ofis ve evlerin neredeyse tamamında bahçe yer alıyor. STİL | Kategorinin diğer yazıları Bir Edition üçlüsü: Sanat, parti ve iyi yemek Bodrum’a sürpriz: Dioriviera pop-up Emre Buga’nın stil atlası İçinden Aman stili geçen bir rüya Janus mu alırdınız Glassafe mi? Köprü + Heykel + Galeri: The Twist İstanbullu Tilda Swinton’ın ‘athleisure’ tarzı Fütüristik otel ‘Svart’ın açılmasına az kala Murat Süter’in ‘lacivert’ sırrı ‘Parazit’in evi aslında gerçek değildi Evi değiştir: Blush mı Green Benjamin mi? Edwina Sponza’nın stil kodları Korona Sonrası Şehir Tabelaları ‘Beslenme farkındalığınız’ ne durumda? Bodrumlu Uzakdoğulu: Leleg Living Bu yazın başrolünde: Soho Roc House Korona günlerinde yaratıcı bir ‘karton’ masa!
- TASARIM-1
November 2023 | Design & Interiors english below A Dubai villa where white and black design words Alp Tekin photos Walid Rashid K endi ismini taşıyan stüdyosuyla dikkat çekici projeler yapan iç mimar Marie Claire Mrad’in son projesi Alvorada Villa. Dubai’de yer alan proje için Mrad şöyle diyor: “Minimalizm ile keskin bir lüks hissi arasındaki hassas denge. Bu evin ilham kaynağı işte tam da buydu”. Bridie & Chris Hani çiftine ait olan villanın etrafını bir havuz ve barbekü alanına sahip salonu bulunan 250 metrekarelik açık hava terası sarıyor. İki katlı villada tüm iç duvarlar kaldırılmış ve geriye sadece yapısal sütunlar bırakılmış. Böylece tüm fonksiyonların birbiriyle iletişim kurup mükemmel bir uyum içinde olduğu açık bir alan yaratılmış. Dört ana alan (ana yaşam alanı, bar, TV alanı ve mutfak) herhangi bir görsel engel olmaksızın, her alanın tanımı bozulmadan yan yana yerleştirilmiş. Marie-Claire Mrad, “Mekanda hiçbir duvar veya görsel engel olmadan mükemmel bir akış elde etmek istedim” diyor. “Tüm proje boyunca görüş açık: İç mekandaki farklı işlevler birbirleriyle uyumlu bir şekilde iletişim kuruyor”. “Gerçek lüks, projenin konseptinde yatıyor” diyen Mrad, “Mobilyalardan aydınlatmaya kadar her ayrıntı mekana özel olarak düşünüldü, tasarlandı ve uygulandı”. A lvorada Villa is the latest project of interior architect Marie Claire Mrad, who creates remarkable projects with her studio bearing her name. For the project in Dubai, Mrad says: “The delicate balance between minimalism and a sharp sense of luxury. That was exactly the inspiration for this house”. Owned by Bridie & Chris Hani couple, the villa is surrounded by a 250 square meter outdoor terrace with a pool and lounge with barbecue area. In the two-storey villa, all interior walls were removed, leaving only the structural columns. Thus, an open space was created where all functions communicate with each other and are in perfect harmony. The four main areas (main living area, bar, TV area and kitchen) are placed side by side without any visual obstruction, keeping the definition of each area intact. “I wanted to have a perfect flow in the space, with no walls or visual obstacles,” says Marie-Claire Mrad. “The view is open throughout the whole project: in the interior, the different functions are communicating in a harmonious way between each other; and from the interior to the exterior, the envelope disappears to make the indoor one with the outdoor, creating a frame or a scene in each space”. “The true luxury resides in the conception of the project,” said Brad, “Everything is customized. From the furniture to the lighting, every single detail was thought of, conceived and executed specifically for the space”.
- TASARIM-1
Mart 2022 | Tasarım | Türkiye for english click here 350 kuş yuvasıyla çevrili otel odası Yazı | Alp Tekin İ sveç’teki Treehotel’in ağaçlar üzerine konumlanmış meşhur kabin odalarını bilirsiniz. Hepsi farklı tasarımlara sahip bu kabin odaların en popüler olanlardan biri, aynı zamanda bir “instagram güzeli” olan dışı aynayla kaplı, küp şeklindeki kabindir. Treehotel’in bu yedi tasarım kabin odasına şimdi bir tane daha ekleniyor. Danimarkalı mimarlık stüdyosu BIG’nin tasarladığı, “Biosphere” adı verilen yeni kabin oda 350 adet kuş yuvasıyla çevrili. BİR NEDENİ VAR Elbette bu kuş yuvaları sadece tasarım amaçlı konulmuş değil. Bir nedeni var. Hem bölgedeki farklı kuş popülasyonunun hem de ormancılık nedeniyle kuşların yuvalandığı ağaçlardaki doğal deliklerin sayısının azalması en büyük neden. Ayrıca iklim değişikliği dolayısıyla böcek patlaması artık yılın başlarında gerçekleşiyor. Kuşlar yumurtalarından çıkana kadar böcekler çoktan bitmiş oluyor. Yemleme, Kuzey İsveç'te kalan ve bu süre boyunca yiyeceğe ihtiyaç duyan kuşlar için önemli bir destek mekanizması. Bu nedenle kuş yuvaları alınması gereken ilk önlemlerden biri. BULUT FORMUNDA Yerden yüksekte asılı kalacak odaya orman zeminini ağaç tepesi girişine bağlayan bir köprü ile erişiliyor. Farklı boyutlardaki 350 kuş evi ise kübik yapının etrafında küresel bir bulut formu oluşturuyor. Hotel room surrounded by 350 bird's nests Words | Alp Tekin Y ou know the famous cabin rooms of the Treehotel in Sweden, located on the trees. One of the most popular of these cabin rooms, all with different designs, is the cube-shaped cabin with a mirrored exterior, which is also an “instagram beauty”. One more is now being added to these seven designer cabin rooms from Treehotel. The new cabin room, called "Biosphere", designed by Danish architecture studio BIG, is surrounded by 350 bird nests. Of course, these bird nests are not just for design purposes. There is a reason. The biggest reason is both the different bird population in the region and the decrease in the number of natural holes in the trees where birds nest due to forestry. Also, due to climate change, the insect boom is now happening earlier in the year. By the time the birds hatch from their eggs, the insects are already gone. Feeding is an important support mechanism for birds that remain in northern Sweden and need food during this time. For this reason, bird nests are one of the first measures to be taken. Çapa 4
- TASARIM-1
June 2024 | Design & Interiors TURKISH BELOW SHADES of WHITE words Alp Tekin photos Alena Cherepanova T he two most important features of this apartment in Limassol, designed by Natalia Maslova, are the large terrace with stunning sea views and the natural light. In fact, the design of the house has been created accordingly. The colors are natural and calm, such as light sandy tones and the color of sun-baked grass. The backgrounds are mostly white and the textiles are in shades of white, especially linen. The main elements of the design using natural materials are ceramic granite, marble and wooden parquet. The natural wood texture in the furniture gives a sense of comfort, while the travertine is reminiscent of the stones from ancient excavations commonly found on the island. DECORATIVE TRICKS Natalia Maslova points out the following detail about the design of the house: “Our main and favorite approach in interior design is mix & match. Here, we combined items from different eras and art, ensuring a unified, cohesive image of the project. The lifestyle of the owners influenced the appearance of items from around the world in the interior: vintage from London, design icons, contemporary art pieces, and art objects from various countries”. Interesting wall panels in the dining room were custom-made by the British duo Vezzini & Chen, in a composition called Water & Sand, which is very symbolic. A ceramic composition named Shades of White (which became the unofficial name of the entire project) in the bedroom was also custom-made. SOURCES - Living Room: Ghost 114 sofa by Gervasoni, Hashira floor lamp by MENU, Costantina floor lamp by Mogg, Pracinhas Stool by Lia Siqueira, Etel. - Dining Area: CH339 dining table by Carl Hansen, Dining chairs by Carl Hansen, Coniston large round mirror by De La Espada, Arco floor lamp by Flos, Marble countertop for counter table by MENU, Bar chairs by Norr11. BEYAZIN TONLARINDA bir KIBRIS EVİ İ ç tasarımı Natalia Maslova’ya ait olan Limasol’daki bu dairenin en önemli iki özelliği muhteşem deniz manzarasına sahip geniş terası ve doğal ışık alması. Nitekim evin tasarımı da bu doğrultuda oluşturulmuş. Açık kumlu tonlar ve güneşte kavrulmuş çimen rengi gibi doğal ve sakin tonlarda renkler seçilmiş. Arka planlar ise çoğunlukla beyaz bırakılmış ve tekstillerde başta keten olmak üzere beyazın tonları tercih edilmiş. Doğal malzemeler kullanılan tasarımın ana unsurları ise seramik granit, mermer ve ahşap parke. Mobilyalardaki doğal ahşap dokusu ise rahatlık hissi verirken traverten, adada yaygın olarak bulunan antik kazılardan çıkan taşları çağrıştırıyor. KARIŞTIR VE EŞLEŞTİR Natalia Maslova evin tasarımıyla ilgili şu detaya dikkat çekiyor: “İç tasarımda favori yaklaşımımız karıştır ve eşleştir. Burada, farklı dönemlere ve sanat eserlerine ait öğeleri bir araya getirerek projenin bütünlüklü ve uyumlu bir görüntüye sahip olmasını sağladık. Ev sahiplerinin yaşam tarzı, iç mekanda dünyanın dört bir yanından gelen öğelerin görünümünü etkiledi: Londra'dan vintage, tasarım ikonları, çağdaş sanat eserleri ve çeşitli ülkelerden sanat objeleri gibi”. Yemek odasındaki ilginç duvar panelleri İngiliz ikili Vezzini & Chen tarafından Su ve Kum adlı çok sembolik bir kompozisyonda özel olarak yapılmış. Yatak odasındaki seramik kompozisyon Shades of White da özel yapım. DETAYLAR - Salon: Kanepe Ghost 114, Gervasoni. Aydınlatmalar Hashira by MENU, Costantina floor lamp by Mogg. - Yemek alanı: Yemek masası ve sandalyeler CH339 by Carl Hansen, ayna De La Espada, aydınlatmalar Flos, sandalyeler Norr11.
- TASARIM-1
April 2023 | Design & Interiors Wood and Mountain T his cabin project named Wood and Mountain is Sher Maker design. The exterior of this cabin house in Chiang Mai, Thailand is completely covered with a wooden wall. Indeed, the design of the house refers to the wooden house wall system common in northern Thailand. The only difference is that steel was also used in this project. Every plank on the wooden surface was burned and mounted on the wall. Because this method extends the life cycle of the material. W ood and Mountain isimli bu kabin projesi Sher Maker tasarımı. Tayland’ın Chiang Mai bölgesindeki bu kabin evin dış cephesi tamamen ahşap duvarla kaplanmış. Nitekim evin tasarımı Tayland'ın kuzeyinde yaygın olarak görülen ahşap ev duvar sistemine atıfta bulunuyor. Tek fark, çeliğin de bu projede kullanılmış olması. Ahşap yüzeydeki her kalas ise yakılarak duvara monte edilmiş. Çünkü bu yöntem malzemenin yaşam döngüsünü uzatıyor.
- PEOPLE
January 2021 | People TR Below MUZAFFER YILDIRIM Creating Something New Defines Who I Am Words Onur Baştürk Photos Emre Doğru Muzaffer Yıldırım is an entrepreneur constantly brimming with ideas, a fact he openly embraces. Turning his excitement into tangible projects lies at the heart of his character and life’s path. But there’s more to him than just that. Here’s a look at Muzaffer Yıldırım’s relentless journey from past to present. Don’t take a break—read it all in one go! What motivates you to create something new? Creating something new is part of my nature—maybe even my purpose in life. My goal is to make a positive contribution to the world and bring change through what I do. I can’t stop myself; my mind is constantly buzzing with countless ideas! Every project I’ve undertaken so far—cinemas, sports clubs, restaurants, hotels—has one thing in common: I never get involved in something I wouldn’t personally experience. If I wouldn’t live, stay, work out, watch a movie, or dine there, I don’t pursue it. The thought of “This place needs something like this” is often the spark for a new project. Will these endless dreams ever stop? I don’t know. Does it scare me sometimes? Absolutely! FROM TWO PIGEONS TO 150: A CHILDHOOD IN FATIH From the Muzaffer who trained pigeons in Fatih to the Muzaffer of today, what has changed, and what has remained the same? I was born into a migrant family in Fatih, the son of a politically active father. Looking back, I see that the character I built in childhood has carried on into who I am today. Yes, I used to keep pigeons. Starting with just two, I ended up with 150. While others with larger setups had fewer birds, I think my drive to do things big and impactful started back then. That same philosophy, ambition, and persistence are still with me. I used to be a fighter on the streets; now I fight in other ways. But let me tell you this—I’m committed to getting along with life and adding value to it. I DIDN'T LEAVE BECAUSE I GOT BORED You’ve said goodbye to many of the ventures you’ve built, like Mars and MAC. Were those purely strategic decisions, or did you leave because you got bored? Some of the businesses we started were designed from day one to eventually be sold. This was the case for both cinema and sports. Mars Entertainment Group, for example, was something Menderes Utku and I built and developed with the intention of selling. Today, we’ve sold off all of its assets, fulfilling the dreams we had in the 2000s. So no, I didn’t leave these ventures because I got bored.. Menderes has this analogy for me: “You steer the boat, drop anchor, guide the boat to the anchor, and then throw the anchor farther ahead. You’re always focused on moving the anchor forward.” CREATING CINEMA EXPERIENCES WITH MENDERES UTKU The risks you and Menderes Utku took when founding Mars and the results you achieved are incredible. How did the idea for luxurious cinema experiences come about? In the mid-1990s, Menderes and I constantly talked about doing something new. At the time, I had left Alarko and was receiving several job offers. With the intention of becoming entrepreneurs, we set up a fantastic office with what little money we had and began our journey. We saw an opportunity in the cinema industry and decided to invest. But to do so, we needed capital. Using our existing funds, we launched Nupera, which later helped finance our cinema investments. In 2002, we opened a cinema under the Ritz-Carlton that served sushi and champagne. The idea came partly from Menderes, who hadn’t been to a movie theater in years and said, “Wouldn’t it be great if we could enjoy going to the movies again?” WE KNEW OUR ROLES IN THE PARTNERSHIP What are the similarities and differences between you and Menderes Utku when it comes to work? Menderes and I started as friends, then became partners, and eventually family. While we have significant differences in character, our greatest shared trait is this: “Whatever we do, we aim to do it in the best way possible.” Our human values and core philosophies align perfectly. The difference lies in how we approach work. Menderes is far more strategic and looks at things from diverse perspectives. When developing a project, he plays the defensive role, while I’m more optimistic. In our partnership, we had a clear understanding of our roles. While Menderes focused on thoroughly analyzing the negative aspects of a project, I would look at the positive side. Ultimately, if we could both accept the worst-case scenario, we would move forward with the investment. This blend of perspectives often led to remarkable results. THE NUPERA ERA: 15 YEARS OF AUTHENTICITY Nupera was legendary for Istanbul. What stands out to you from that time? When Nupera opened in 2002, Beyoğlu had little to offer beyond seedy bars and nightclubs. Apart from Babylon, the area lacked vibrant venues. By launching Nupera in what was seen as a dodgy neighborhood, we introduced a fresh experience to people’s lives. Globally, it was reminiscent of Soho’s rise or London’s revitalized Indian quarter. New spaces always spark curiosity and draw people eager to experience something different. At Nupera, you could see people from all walks of life mingling—those heading to the adjacent nightclubs alongside our patrons. The mystery of Beyoğlu at that time was incredibly appealing. Nupera wasn’t about commercial gain; it was a genuine, hands-on venture where I worked the door, served at the bar, and Menderes handled the music. That authenticity lasted 15 years. We eventually decided to close it down, not because it wasn’t doing well, but because we had stopped going ourselves. Is there anyone who inspires you in hospitality? André Balazs, the visionary behind Chateau Marmont, Chiltern Firehouse, Sunset Beach, The Standard, and The Mercer. READY TO BUILD BOATS, WATCH OUT! You named your boat “Belka” after your mother. How did the design process go? Yes, I named it after the strongest woman I know—my mother. I’ve always loved the sea. My first experiences were with inflatable rowboats, followed by small speedboats. My dream of “Belka” began in 2012 when I saw Rıza Tansu’s “Only Now” in Bodrum. By 2016, after selling my company and finally having the means, I turned that dream into reality. Designing Belka took years of thought and collaboration with Tansu; construction itself took three years. MUZAFFER YILDIRIM Yeni Bir Şey Yaratmak Benim Karakterim Kafasından her an binbir proje geçen bir girişimci Muzaffer Yıldırım. Zaten bunu kabul ediyor. Heyecanlandığı an hayalindeki projeyi gerçekleştirmek onun karakteri ve hayat çizgisinin özü. Ama bu kadar değil, fazlası da var. İşte Muzaffer Yıldırım’ın dünden bugüne soluksuz yolculuğu. Seni yeni bir şey yapmaya iten motivasyon nedir? Yeni bir şey yapmak sanırım benim karakterim! Hatta varoluş nedenim. Amacım yaptıklarımla yaşama pozitif bir katkı sağlamak, bir şeyleri değiştirebilmek. Kendimi bu konuda durduramıyorum; aklımda sayısız proje uçuşuyor! Bugüne kadar hayata geçirdiğimiz sinemalar, spor kulüpleri, restoranlar ve otellerin tek bir ortak özelliği var. İçinde yaşamayacağım, konaklamayacağım, spor yapmayacağım, film izlemeyeceğim ya da yemek yemeyeceğim hiçbir projeye girmiyorum! ‘Burada böyle bir yere ihtiyaç var, keşke şöyle bir yer olsa’ düşüncesi beni yeni bir projeye taşıyan belki de en büyük motivasyon. Bu uçuşan hayaller ne zaman biter bilmiyorum. Bazen korkutuyor mu? Evet! İKİ GÜVERCİNLE BAŞLAYIP 150 GÜVERCİNE SAHİP OLMUŞTUM Fatih’te güvercinlere takla attıran Muzaffer’den şimdiki Muzaffer’e: Yıllar sende neleri değiştirdi, neleri değiştirmedi? Göçmen bir ailede, partizan bir babanın oğlu olarak Fatih’te dünyaya geldim. Aslında çocukluktaki karakter oluşumumun devamını tam da ‘bugünkü ben’ olarak görebiliyorum. Evet, güvercin beslerdim. İki güvercinle başlayıp 150 güvercine sahip olmuştum. Daha fazla sayıda güvercin besleyenlerin elli güvercini olurken benim bu sayıya iki güvercinle ulaşmam, bir şeyi yaparken büyük ve etkileyici yapmakla ilgili bir derdim olduğunu gösteriyor. Çocukluktaki bu felsefem, iddiam, hırsım, hatta kavgacılığım ve vazgeçmeme kültürüm halen devam ediyor. O zaman sokakta savaşçıydım, şimdi de savaşçıyım. Değişen sadece şekli. Ama şunu söyleyeyim: Hayatla iyi geçinmeye ve hayata değer katmaya gönlüm var... SIKILDIĞIM İÇİN BIRAKMADIM! Yarattığın işlerle bir noktadan sonra vedalaşıyorsun. Mars ya da MAC’lerde olduğu gibi. Bu olması gereken ticari hamle mi yoksa bir yandan da sıkıldığın için mi bırakıyorsun? Kurduğumuz bazı işler, daha ilk günden ‘Satarız’ diye başladığımız işlerdi. Sinema da spor da öyleydi. Mars Entertainment Group aslında kurulup geliştirilip satılmak üzere Menderes Utku ile beraber tasarladığımız bir oluşumdu. Bugün bu grubun tüm değerlerini sattık. 2000’li yıllarda kurduğumuz hayalleri gerçekleştirmiş olduk. Yani bu işleri sıkıldığım için bırakmadım. Ortağımın benimle ilgili şöyle bir tarifi vardır: “Teknenin yönünü çeviriyorsun, çapasını atıyorsun, çapaya kadar tekneyi götürüyorsun, sonra o çapayı tekrar atıyorsun. Devamlı o çapayı ileri atmakla ilgili bir derdin var”. Mars’ın kuruluşu sırasında Menderes Utku’yla beraber aldığınız riskler ve gelinen sonuç şahane. Hakikaten konforlu sinema salonu fikri nasıl çıkmıştı? 1998 yılı ortalarında Menderes’le yeni bir şeyler yapmak üzerine hep konuşuyorduk. O dönem Alarko’dan ayrılmıştım ve birçok iş teklifi alıyordum. Girişimci olmak ve yeni işler yapmak niyetiyle masaya oturup üç kuruş paramızla muhteşem bir ofis yaptık ve yolculuğumuza başladık. Sinema sektörünün eksiğini, açığını, gelecek noktasını görüp beraber sinema endüstrisine yatırım kararı aldık. Ama buraya yatırım yapmak için öncelikle paraya ihtiyacımız vardı. Varolan bir miktar paramızla Nupera’yı yaptık. Sonraki sinema yatırımlarımıza katkı sağladı. 2002'de Ritz Carlton’ın altında açtığımız suşili, şampanyalı salon ise biraz da Menderes’in uzun yıllardır sinemaya gitmeyişi ve “Sinemadan eskisi gibi keyif alabilsek, bir şeyler içsek” konuşmasıyla gelişen bir fikir oldu. MENDERES’LE ORTAKLIĞIMIZDA ROLLERİMİZİ İYİ BİLİYORDUK Menderes Utku ile aranızda iş anlamında nasıl benzerlik ve farklılıklar var? Menderes ile önce arkadaşlığımız sonra ortaklığımız gelişti. Aile olduk. Çok önemli karakter farklılıklarımız var, ama ortak özelliklerimizin en değerlisi şu: “Ne yapıyorsak en iyisini yapmak”. İnsani değerlerimiz, ana felsefemiz de aynıdır. Sadece iş yapma şeklimiz farklı. Menderes çok daha stratejiktir, farklı pencerelerden bakar. Proje geliştirirken önümdeki defansif karakterdir. Ben daha optimistim. Menderes’le ortaklığımızda rollerimizi çok iyi biliyorduk. O bir işin negatif yönünü çok fazla tartışırken, ben tam aksine pozitif yönüne bakardım. Sonunda en kötüsüne razıysak o projeye yatırımı yapardık. Bu da farklı bakış açılarının şahane sonuçlarını ortaya çıkardı. NUPERA’DAKİ O SAMİMİYET 15 YIL SÜRDÜ Nupera dönemi İstanbul için efsaneydi. Senin o dönemden unutamadığın şeyler var mı? Nupera 2002’de açıldığında Beyoğlu’nda pavyon ve kötü barlar dışında bir şey yoktu. Tüm Beyoğlu’nda belki sadece Babylon vardı. O dönem gidilmesi zor, batakhane olarak algılanan bir yerde mekan açarak insanların hayatına yeni bir deneyim sunduk. Yeni yerler insanlarda her zaman merak uyandırır ve yenilikleri deneyimlemek, yaşamak isterler. Nupera’ya gelen insanlarla yan tarafta pavyona gelen insanları bir arada görebiliyorduk. Beyoğlu’nun o dönemdeki gizemi çok çekiciydi. Nupera hiçbir ticari kaygı olmadan, kapısında çalıştığım, barında servis yaptığım, müziğini Menderes’in yaptığı samimi bir yerdi. O samimiyet 15 yıl sürdü. Mekan işleyişini sürdürürken ve doluyken, artık kendimiz gitmediğimiz için kapatma kararı aldık. İLHAM KAYNAĞIM ANDRE BALAZS Otel alanında ilham aldığın biri var mı? Andre Balazs. Chateau Marmont, Chiltern Firehouse, Sunset Beach, The Standard ve The Mercer’ı yaratan adam. Alaçatı dışında güneyin diğer noktalarında, mesela Bodrum’da bir Stay açma hayalin var mı? Aslında Alaçatı ya da Bodrum’da başka Stay açma hayalim yok (EDİTÖRÜN NOTU: 2024 yazında Bodrum'da Bobo by The Stay açıldı). Ancak gerçeği söylemek gerekirse, bir yeri görüp oranın ruhu ve enerjisinden etkilendiğim zaman hayallerim başlıyor. Stay’i yurt dışında açma hayalim var. Londra, Berlin, Milano, Paris, Miami, Los Angeles gibi ruhumuza uygun şehirleri sayabilirim. TEKNE YAPMAYA BAŞLIYORUM, SAVULUN! Teknene annenin ismini (“Belka”) verdin. Ne kadar sürdü teknenin tasarımı? Bizzat onunla da uğraştın, ilgilendin. Evet, tekneme tanıdığım en güçlü kadının, annemin ismini verdim: Belka. Denize ilk çıkışım kürekli şişme botla başladı, küçük sürat botlarıyla devam ettim. Denizde olmayı, denizi hep sevdim. Belka’nın hayali 2012 yılında Rıza Tansu yapımı “Only Now” isimli tekneyi ilk kez Bodrum’da gördüğüm an başladı. Şirketimi sattığım için artık biraz paramın olduğu, daha lüks bir şey yapabileceğim dönemde ise hayalim gerçekleşti. Belka’nın tasarımında Rıza Tansu ile anlaşmaya vardığımız yıl 2016’nın eylül ayıdır. Öncesindeki dört yıl tekneyi nasıl yaparız diye kafa yormakla geçti. Yapımı üç yıl sürdü.
- ART
April 2023 | Art & Culture | Vol 9 BOSCO SODI Unique, unrepeatable explorations words Onur Baştürk photos Alex Krotkov, Greg Delves He paints large-scale, textured paintings. Sometimes sculptural objects... The main indispensable raw, natural material. Sawdust, wood, pulp, clay, and sometimes even solid volcanic magma collected from the volcano can form his artifacts. He sees the creative process as something unrepeatable and describes this process as “controlled chaos”. That is, he mixes raw materials with natural fibers and glue to create the dense surface of the paintings. As the layers of material dry, the surface begins to take shape. The textured surface, which naturally cracks, is a product of both the creative process and nature’s unpredictability. He also shapes the clay with his hands into smooth, solid cubes, which he allows to dry in the sun before firing them in a traditional brick kiln. Each cube takes on a unique identity as the material changes in color and texture during this process. These are the first characteristics that come to mind about Mexican artist Bosco Sodi... but of course, there are more! For example, Casa Wabi, the ‘art residency’ center for artists founded in Oaxaca. Or the unforgettable landscape of 195 stunning clay balls representing the world’s nation-states... I LOVE WORKING WITH CLAY Have you focused more on sculpture and Mexican heritage traditions in recent years? Or has that always been the case? Actually, I have always been interested in working with sculpture as an object or establishing its relationship with space. Also, the strong presence of stone figures had always attracted me, as my family took me to the Mayan ruins as a child. The sculptures you made out of clay are very remarkable. You say that it’s in our DNA to work with clay. In fact, all the earliest sculptures in human history are made of clay. When did your connection to clay begin? I have been working with clay since I was a child. But when we opened Casa Wabi, I encountered clay again. Because there is a great variety of artisans here. I love working with clay. Clay is a very interesting material. Because it contains four elements... Your clay balls, “What Goes Around Comes Around”, also exhibited at the Venice Biennale, were like old relics... I made these clay balls, all different from each other, by hand and fired them in the kiln. At the end of the Venice Biennale, Venetians could buy one of the balls and take it home! You collected solidified volcanic magma from the Ceboruco volcano to make stone sculptures. How did you discover it? Is it not hard to collect? I was sure that I would get the rocks from this volcano. But I did not carve the rocks. I chose rocks with interesting shapes and cleaned them. Then I polished them with red and real gold glass. The idea was to create an object of desire from a rock that was organic and unique. UNPREDICTABLE STATE OF THE NATURAL MATERIAL It is essential for you to use the raw materials of nature. Which raw material interests you the most? I work with sawdust in my paintings and stone or clay in my sculptures. I love that organic materials are unpredictable and always lead us to a unique result, a place of no return. Will you be making more sculptures from now on? Or have you left your production process to “uncontrolled chaos”, as is the nature of your work? My point is the lack of control and the fact that things evolve on their own. For unique and unrepeatable undertakings... How are the works in your latest exhibition, “Alabanzas”? This exhibition is about my works during the pandemic. I wanted to show people how healing could creating be in these difficult times. What does the Casa Wabi you set up for artists mean to you? Is this really the place you imagined? Casa Wabi is a life project for me. The artists are selected by a board of trustees and then invited. We can invite six artists at a time, and they work with the local community. It is a project I am very proud of! You live between New York and Oaxaca. Does living in different cities and areas nourish you? Home for me is New York. The place where my kids go to school is our main place. Oaxaca is where I see my family and friends and ‘retouch’ my roots. I love this multicultural perspective that inspires much of my work. CASA WABI Casa Wabi was founded by Bosco Sodi to promote the exchange of ideas between artists and local communities. The gallery is located in the Mexican city of Puerto Escondido, overlooking the Pacific Ocean. Named after the Japanese philosophy of wabi-sabi, in which imperfections are blessed, Pritzker Prize-winning architect Tadao Ando designed this spacious art center. At first glance, Casa Wabi stands out for its thatched roof made of dried palm leaves. Buildings with this type of roof, common in the region, are called “palapa”. Casa Wabi’s interiors, on the other hand, have a more modern feel with geometric concrete walls, columns, stone floors, and wooden shutters. for more Print VOL IX - 2023 Out of Stock Add to Cart

