top of page

880 results found with an empty search

  • INSAN-2

    Aralık 2020 | İnsan | Türkiye Under'30 Yazı | Onur Baştürk Lal Batman, Miro Gerede Erkaya, Buğra Büyükşimşek, Kutsal Engeç Devamı için... Print YUZU MAGAZINE - II Out of Stock View Details

  • TASARIM-294 | Yuzu Magazine

    September 28, 2025 | DESIGN & INTERIORS KOVA: MADE to LAST words Sibel İpek photos 1- Reto Güntli & Agi Simoes (EMA House) 2- Dean Hauser (Private Residence) The creative minds behind KOVA—a brand that blends craftsmanship with modern production techniques to create timeless pieces from natural materials—are childhood friends Ece Arıkan Gubler and Mehmet Ali Aydın. What started as a shared passion in Switzerland has since grown into a global design journey. When you founded KOVA, what gap did you want to fill? Where do you see yourselves within the design world? KOVA began with our fascination for craftsmanship and natural materials. It all started when we were asked to design furniture for a residential project in Switzerland, and we quickly realized how limited architects’ access to bespoke furniture was. Our first goal was to make custom design more accessible to architects on a global scale. At the beginning, we only collaborated with architects and hotels, but over time we began working directly with private clients as well—and we’ve truly enjoyed co-creating with them. Today, we’re a team that thrives on bold, imaginative projects. If you had to align KOVA with a particular architectural style or period, which would it be? We’re both big admirers of mid-century modern. Even if its mainstream popularity has waned, its clean lines, functionality, and organic use of natural materials still resonate deeply with us. You can feel that MCM spirit both in our material and color choices, and in the way our pieces interact with the spaces they inhabit. How do you balance aesthetics, durability, and functionality in your material choices? Material is always tied to context. For public spaces, the requirements are different—pieces need to be more durable and adhere to architectural standards. Lately, glass, metal, and ceramic slabs are often favored over wood. In residential projects, we prefer to create pieces that age gracefully alongside their owners. That’s why we work mainly with solid wood, marble, and natural textiles. In your process, does form follow function—or the other way around? Design for us is always born as an answer to a question. Sometimes that question is formal, sometimes it’s functional. We take a holistic view—no design ever leaves our atelier exactly as it was first sketched. There’s always a dynamic back-and-forth between form and function as the piece comes to life. What are three signature elements that instantly say “this is a KOVA piece”? Sharp lines, organic forms carved from solid blocks, and warm tones. How do you merge craftsmanship with modern production techniques? It depends on the piece. Usually, the process begins with CNC machining and ends with the hands of a master craftsman. For us, it’s essential that every object passes through human hands. Technology speeds things up, but in KOVA’s philosophy, no piece is complete without artisanal touch. With trends changing so fast, how do you manage to create a timeless aesthetic? Our guiding principle is to design pieces that carry real value. The beauty of bespoke design is that each piece is centered on the person who will use it, which naturally makes it timeless. Trends in color and material certainly play a role, but the key is to interpret them, not replicate them. That’s how you add lasting value. Looking ahead, where do you want to take KOVA’s design vision? We’re currently working on a new series built around four fundamental materials: glass, wood, stone, and iron. Using resources from our own geography, the collection will merge the organic with the functional—pieces that can also be personalized. TR BELOW KOVA’nın TASARIM YOLCULUĞU El işçiliğiyle modern üretim tekniklerini buluşturan, doğal malzemelerle zamansız parçalar üreten KOVA’nın yaratıcıları çocukluktan beri rkadaş olan Ece Arıkan Gubler ve Mehmet Ali Aydın. İki arkadaşın İsviçre’de başlayan serüvenleri bugün global ölçekte devam ediyor. KOVA’yı kurarken nasıl bir boşluğu doldurmak istediniz? Tasarım dünyasında nasıl bir konumunuz var? KOVA’nın yolculuğu el işçiliği ve doğal malzemeye duyduğumuz merakla başladı. İsviçre’de bir konut projesinin mobilyalarını üretmek üzere yola çıktık, daha sonra mimarların özel tasarım mobilyaya erişimlerinin kısıtlı olduğunu fark ettik. KOVA’yı ilk etapta mimarlara global skalada bu kolaylığı sunmak için kurduk. Başlangıçta sadece mimarlar ve otellerle çalışırken, zaman içerisinde doğrudan müşteriyle birlikte girdiğimiz tasarım süreçleri oldu. Müşteriyle birlikte ürettiğimiz parçalardan da hayli keyif alıyoruz. Cesaret ve yaratıcılık gerektiren projeleri hayata geçirebilen bir ekip kurduk. KOVA’yı bir mimari akım ya da dönemle tanımlasak, hangisi size en yakın olurdu? İkimiz de mid-century modern hayranıyız. Birkaç sene önceki popülerliğini kaybetse de, fonksiyonel ve organik tasarımın doğal malzemeyle buluştuğu bu temiz hatlara sahip akım bizi çok etkiliyor. Hem malzeme ve renk skalamızda hem de mobilyaların içinde bulundukları alanla olan ilişkilerinde MCM esintisini hissetmemek elde değil. Malzeme seçiminizde estetik, dayanıklılık ve işlevsellik arasında nasıl bir denge var? Malzeme seçimi ürünün kullanım alanıyla direkt bağlantılı. Elbette kamusal alanlarda kullanılan mobilyalarla, konut projelerine ürettiğimiz parçaların malzeme ve estetik nitelikleri aynı değil. Kamusal alanlar için gündelik kullanıma daha dayanıklı, mimari standartları göz önünde bulunduran parçalar üretiyoruz. Cam, metal, seramik plakalar son zamanlarda ahşaba göre daha sık tercih ediliyor. Konut projelerinde ise müşteriyle beraber yaşlanacak parçalar üretmek istiyoruz. Bu nedenle ağırlıklı olarak doğal kumaşlar, ahşap ve mermerden oluşan masif parçalar tercih ediyoruz. Tasarım sürecinizde form mu işlevi, işlev mi formu belirliyor? Yoksa ikisi birlikte mi gelişiyor? Tasarım süreci her zaman bir yanıt olarak doğuyor. Bizi yanıt arayışına sokan soru ise kimi zaman formsal kimi zaman da işlevsel. Tasarıma holistik bakıyoruz. Hiçbir tasarım, kalemden kâğıda geçtiği haliyle atölyemizden çıkmıyor. “Bu kesin KOVA işi” dedirten imza niteliğindeki üç unsur nedir? Keskin çizgiler, blok materyalden oyulmuş organik parçalar ve sıcak tonlar. El işçiliğini modern üretim teknikleriyle nasıl harmanlıyorsunuz? Hangi aşamada hangisi ön plana çıkıyor? Yapılan parçaya göre üretim tekniği değişiyor. Genellikle CNC ile başlayan süreç, el ustalığıyla bitiriliyor. Bizim için her parçanın usta elinden geçmesi çok önemli. Modern üretim teknikleri süreci hızlandırmakta işimize yarıyor, ama KOVA’nın felsefesinde usta emeği olmadan işi bitirmemek var. Trendler hızla değişirken zamansız estetik yaratmayı nasıl başarıyorsunuz? En temel prensip değer yaratan mobilya tasarlamak. Kişiye özel mobilya tasarımının en avantajlı yanı, tamamen kullanan kişiye odaklanarak tasarlanmış oluşu. Bunun sonucunda zamandan bağımsız parçalar ortaya çıkıyor. Önümüzdeki dönemde KOVA’nın tasarım vizyonunu hangi alanlarda derinleşecek? Son zamanlarda dört temel materyali barındıran bir seri üzerine çalışıyoruz: Cam, ahşap, taş ve demir. Kendi coğrafyamızdan çıkan malzemelerle, organik ve fonksiyonu harmanlayan tasarımlarımızı yakında sizlerle tanıştıracağız.

  • TASARIM-329 | Yuzu Magazine

    January 26, 2026 | DESIGN & INTERIORS ESSENCE of JAPAN words YUZU Editorial photos Anna Stathaki A quiet London home shaped by Japanese design. Located on a residential street in Ealing, West London, Essence of Japan is a two-storey 1960s terraced house transformed into a calm and inward-looking family home by Yoko Kloeden Design. The project translates Japanese spatial principles into a contemporary London context—measured, restrained, and free of nostalgia. Designed for a professional couple relocating from Hong Kong, the brief centred on simplicity, natural materials, and a strong sense of place. Having stood empty for years, the house required a complete refurbishment. Rather than imposing a new identity, the design approach focused on creating a pared-back envelope defined by wood, tactility, and carefully considered detail. A DESIGN LANGUAGE ROOTED IN RESTRAINT Founded in 2016, Yoko Kloeden Design is known for creating homes shaped by material honesty and a close relationship with nature. For Essence of Japan, Yoko Kloeden worked with craftspeople trained in Japan and sourced authentic materials directly from the country. Sustainability and ethical sourcing informed both construction choices and finishes throughout the project. The result is not a literal interpretation of Japanese interiors, but a lived-in expression of their underlying principles—clarity, flexibility, and calm. THRESHOLDS, TRANSITIONS, AND FLOW The entrance plays a defining role in the home. The hallway was extended to create a clear separation between interior and exterior, accommodating generous shoe storage, concealed cabinetry, and a full-height mirror. Oak and concrete establish a restrained material palette that continues throughout the house, lending cohesion and continuity. Clean lines and natural surfaces shape the circulation spaces, allowing rooms to unfold gradually rather than abruptly. LIVING WITH INTENTION In the living and dining area, wellbeing informed many design decisions. Due to the client’s dust allergy, soft furnishings were kept to a minimum. Wooden slatted acoustic panels improve sound quality while adding warmth and rhythm, complemented by a bespoke grass rug sourced from Japan. The kitchen follows the same logic: compact, efficient, and deliberately understated, with grey marble countertops adding a quiet sense of depth and durability. FLEXIBLE SPACES AND QUIET DETAILS Adaptability was central to the layout. A multi-purpose room functions as both home office and guest bedroom, divided by traditional Shoji paper sliding screens designed with Wabi Sabi Design. A custom-built wooden platform serves as a yoga space, seating, or a base for a futon, with integrated storage when not in use. In the guest WC, porcelain tiles by Japanese manufacturer INAX and split bamboo detailing introduce gentle curves and softness to an otherwise minimal palette. RESTING CLOSE TO THE GROUND The main bedroom reflects the clients’ preference for sleeping on a futon. Bespoke tatami mattresses were made in Tokyo, while a wall-to-wall oak headboard—referencing a boutique hotel in Nara—adds warmth and structure. Bathrooms continue the same restrained language, with marble acting as both visual anchor and tactile surface. Rather than importing a style, Essence of Japan embraces a way of living—one grounded in calm, intention, and material clarity. A quietly crafted retreat, designed for everyday life in the city.

  • TASARIM-283 | Yuzu Magazine

    August 21, 2025 | DESIGN & INTERIORS MODERN LOFT SHAPED by EIFFEL and the STATUE of LIBERTY words Alp Tekin photos Edvinas Bruzas We’re in Colmar, the picturesque French town known for its iconic colorful timber-framed houses, narrow streets, and lively balconies. But that’s not all. Colmar is also known as the home of artists such as Frédéric Auguste Bartholdi, who, in collaboration with Gustave Eiffel (the French engineer behind the Eiffel Tower), designed the famous Statue of Liberty. And here, in a home that seems to contrast with the romantic atmosphere of the town yet pays homage to its craftsmanship heritage, we find ourselves in the Milo Apartment project—reminiscent of New York lofts. The apartment's transformation, designed by London-based OZA Design, founded by Özge Öztürk and Alexandre Simeray, tells a striking “before-and-after” story. “The shock we felt when we first saw the apartment became the starting point of the design process,” Özge and Alexandre share. “What we encountered was a 112-year-old historic building that had been converted into an office. At first glance, it was a space that had lost its soul: carpet tiles, PVC ceiling panels, and fragmented partitions. My initial reaction was, ‘This is a lost cause.’ But this challenge only motivated us further! When my partner Alexandre visited the space, he called me and said, ‘You won’t believe it, but this project has incredible potential.’ That was the moment when the design’s story started to form in our minds. Our respect for the building’s history, original texture, and spirit became the inspiration for giving it a modern identity. We focused on preserving the historic traces in every detail while creating a timeless aesthetic. What initially seemed like a distant dream eventually turned into an exciting design journey.” ELEGANCE IN RIGIDITY Özge and Alexandre reveal that the primary inspiration for the design process was Colmar itself: “The design process began with the rich historical fabric of Colmar. Gustave Eiffel and Frédéric Auguste Bartholdi, with the powerful stories they contributed to this region’s heritage, were our sources of inspiration. The ironwork in the apartment was chosen to blend Eiffel’s engineering marvels with Bartholdi’s artistic elegance. We aimed to create a language where these two distinct geniuses intersected: an elegance within rigidity, an aesthetic within functionality! While walking through the streets of Colmar, we were drawn to the iron forms and architectural details of the buildings, which became fundamental elements guiding the design.” Özge and Alexandre emphasize that Colmar’s artisans were at the heart of the project: “We saw every piece not just as an object but as an artwork that nourished the soul of the space. By collaborating directly with local blacksmiths, carpenters, and ceramic artists, we infused the region’s character into the design. Each artisan contributed their unique touch, adding a distinctive story to the space. The lighting, for instance, was designed to mimic the warm yet sophisticated atmosphere of Colmar’s evening light. This approach deepened the meaning of the design and allowed us to establish an organic connection between the space and its surroundings.” TIMELESS MODERNITY The OZA Design duo describes the apartment’s design as timeless modernity: “Industrial modern chic might define one aspect of the design, but we aimed to give the project a multi-layered identity. We created a dialogue between minimalist lines, crafted iron details, and natural textures. By blending Colmar’s nostalgic spirit with contemporary design elements, we forged a language that honors the past while focusing on the future.” HIGHLIGHTS - Hidden storage solutions throughout the apartment maintain a clean and organized look. Above the guest suite, an 80-square-meter storage area is concealed behind mirrors that add light and depth to the space. - The reading lamps in the guest room were inspired by the Orient Express. - Black-stained wood contrasts with white plaster wall finishes, directly referencing the town’s coal industry heritage. - OZA Design collaborated with local art gallery Murmure to curate artwork that complements the project. The dining area features a sculpture by Yann Baco, while Franziskus Wendels’ paintings in the main bedroom are standout examples of this partnership. for more Print VOL XV - 2025 Out of Stock Add to Cart

  • ART

    Mayıs 2022 | Art | Vol VII ADWAIT SINGH ‘Çimenin Vaadi’yle ilgili radikal olan şey izin beklememesi Yazı | Onur Baştürk A dwait Singh, Yeni Delhi merkezli bağımsız bir küratör, teorisyen ve sanat yazarı. Öznellik oluşumu, toplumsal cinsiyet, cinsellik, posthümanizm ve ekofeminizm ile ilgili araştırmalar yapmayı sürdüren Singh, aynı zamanda bu yaz beşinci edisyonu gerçekleşecek Mardin Bienali’nin küratörü. Singh yuzu’nun sorularını yanıtlarken hem Bienal’in kavramsal çerçevesi olan “Çimenin Vaadi”ne dair sırları katman katman önümüze serdi hem de kendi kültürüyle Mardin kültürü arasında kurduğu bağları anlattı. Bienal teması olarak seçtiğiniz çimen metaforunu birçok kavramla ilişkilendirmişsiniz. Ama beni en çok etkileyen şey; çimenin zaptedilemez, kaotik gelişim tavrıyla biz insanların davranış biçimi arasında paralellik kurulması oldu. İnsanların yenilenmesi ve yeniden örgütlenmesi bu şekilde mi gerçekleşecek dersiniz? Bu konuda umudunuz tam mı? Çimenin Vaadi’ni bir de sizden dinlemek isterim… Çimen, Sufi Edebiyatı’nda tekrarlayan bir motif. Çimeni hem alçakgönüllülüğün hem de yeniden dirilişin bir sembolü olarak gören, biraz da paradoksal konuşlandırılan hikâyelerle büyüdüm. Özellikle Cihannara Begüm (Babür Sarayı’ndaki en büyük hanımlara ayrılmış bir unvan) hakkında hayal gücümün üzerinde hüküm süren bir hikâye var. Efsane şöyle devam eder: O zamanlar dünyanın en zengin kadınlarından biri olan ve Sufizm üzerine bir inceleme yazan Cihannara, Piri Nizamuddin Auliya'nın mezarının hemen altında mütevazı bir arazi seçer ve buradaki tek örtünün çimen olmasını emreder. Ebedi istirahati için… Cihannara'nın özverili davranışını tamamen uzlaştırıcı ve geçici buluyorum. Çimeni benimsemesi iktidardan bilinçli bir geri adım olarak yorumlansa da, yine de başka türden bir failin sessiz bir şekilde geri alınmasını öneriyor. Devamı için... Print VOL VII - 2022 Out of Stock View Details No product

  • TASARIM-236 | Yuzu Magazine

    March 2025 | DESIGN & INTERIORS BROOKLYN SANCTUARY: a MODERN ECLECTIC HAVEN words Karine Monie photos Brian W. Ferry interior design Lucy Harris Studio styling Katja Greeff In a row of new brownstones in Brooklyn, one home truly stands out. With bespoke landscaping in both front and back gardens and ample outdoor spaces—including a spacious terrace—the residence serves as a sanctuary for a young couple and their new baby. Enlisting the expertise of Lucy Harris Studio, the owners transformed their townhouse into a retreat that blends functionality with artistic flair. AN IMPOSSIBLE BOUQUET OF DESIGN Lucy Harris’s creative approach was inspired by the idea of an “impossible bouquet,” where colors, materials, and inspirations that might not normally coexist come together in harmonious contrast. The project marries peaceful, eclectic spaces ideal for entertaining with intimate areas for quality time. Vintage pieces and creations from small-scale makers lend the home its distinctive character, while playful geometric patterns and natural materials maintain a sophisticated yet relaxed atmosphere. CRAFTING A FAMILY-READY RETREAT “The client wanted a beautiful and practical space that the family could grow into,” says Lucy Harris. "With their first child arriving during the project, the design needed to be alluring yet entirely baby-ready. The couple’s time in the southwestern U.S. and their love of travel inspired elements that evoke a relaxed, nature-infused feel without being overly literal" SEAMLESS INTEGRATION OF INTERIOR AND EXTERIOR Lucy Harris spent 1.5 years meticulously designing spaces with soft edges that encourage open gathering. Interior and exterior elements were developed simultaneously, resulting in a fluid, cohesive environment. Bold features like the custom living room millwork, expansive rug, and striking foyer tile arrived as the final touches that truly brought the design together. The dining area features a custom built-in banquette upholstered in lush moss Brecon fabric by Tibor, while sculptural objects and uniquely meaningful art adorn shelves and walls throughout the home. Upon completion, the home radiated life—a vibrant blend of modern eclecticism and family warmth. Lucy Harris’s vision has culminated in a home that perfectly balances the bold with the serene, creating a modern sanctuary that is as stylish as it is welcoming.

  • ART

    Haziran 2021 | Art | Türkiye Fiziksel CI’da dijital haller Yazı | Onur Baştürk C ontemporary İstanbul’a nihayet kavuştuk. “Nihayet” diyorum, çünkü aralık ayından bu yana pandemiyle üzerimize çöken belirsizlikten CI da nasibini almıştı. Önce dijital edisyon yapıldı, ardından fiziksel yapılacağı tarih defalarca ertelenmek zorunda kaldı. Dolayısıyla fiziksel fuara kavuşmak CI müdavimleri için şahane bir durum oldu. Bu nedenle ilk ön izleme gününde, yani açılır açılmaz, fuara gittiğimde durum şuydu: Bir buçuk yıl her şeyin dijital versiyonuna maruz kaldıktan sonra fiziksel bir sanat fuarında bulunmayı özlemişiz, ama sosyalleşmeyi de! Adım başı bir tanıdıkla karşılaşınca eserler kadar sosyalleşmek de haliyle vaktimi aldı. Peki Akbank ana sponsorluğunda yapılan fuar nasıldı? Elbette galeri sayısı önceki CI’lara göre daha az olduğu için (toplamda 26) tüm fuarı hızlıca gezip bitirebiliyordunuz. Yoğunluk üst kattaydı. Alt katta sadece dijital işlerin sergilendiği Plugin vardı. Galeri sayısının azlığı nedeniyle farklı ve şaşırtıcı işe rastlama olasılığı da düşüktü. Ama CI’ın şu dönemde yapılabiliyor olması bile bana kalırsa yeterliydi. Dahası, eylülde fuarın yeni edisyonu bekliyor bizi. Kısacası CI ekibi bu yıl sadece bu edisyonla yetinmeyip yenisi için de hemen çalışmaya başlayacak. SERVER DEMİRTAŞ VE ÖZER TORAMAN KONUŞULDU CI’ın en çok dikkat çeken işlerine gelince… Eserlerinde insan ve makine arasındaki ilişkiyi irdeleyen, Deleuze ve Guattari gibi filozoflardan beslenen, kinetik heykelleriyle tanıyıp sevdiğimiz Server Demirtaş’ın “Angel Boy” ve “Çığlık-2” adlı işleri her zamanki gibi etkileyiciydi. Özer Toraman’ın iki tablosu birden ilgi gördü. Hatta daha fuarın ilk dakikalarında bir tanesi satıldı. İki erkek figürün sergilendiği eserde ayrıca gözüm kaldı. Fiyatını sordum, 50 bin lira denildi. Satış fiyatı olarak euro’dan vazgeçildiğini görmek mutluluk vericiydi. Berkay Buğdan’ın heykeli, resimlerindeki lirik duyguyla karışık soyut anlatımını sevdiğim Erdinç Babat’ın son eserleri ve tabii Onur Mansız’ın hiperrealist tabloları CI’da dikkatimi çeken işler arasındaydı. Sinan Demirtaş, Leyla Emadi, Başak Tugay ve Alpin Arda Bağcık’ın işlerini de unutmayalım tabii… MARIO KLINGEMANN BİR TUTAM HAYAL KIRIKLIĞI Dijital işlerin yer aldığı Plugin’de ise yapay zeka işleriyle meşhur Mario Klingemann’ın eserine bakarken doğrusu biraz hayal kırıklığına uğradım. Belki de sanatçının çok ses getirmiş işi “Memories of Passersby I” daha etkileyici ve zekice olduğu için… Plugin’e gelen “Hyperdimensional Attractions: Sirius A” beni o kadar etkilemedi. Buna karşılık Hakan Sorar ve Ahmet Rüstem Ekici’nin Artivive aplikasyonuyla görüntülenebilen zekice dijital işlerini sevdim. Bu işlerden daha fazla olsa diye iç geçirdim. FERİDE İKİZ’İN KOLEKSİYONUNDA PAK DA VAR Koleksiyoner Feride İkiz’in kripto sanat dünyasının tanınmış sanatçılarının yer aldığı NFT koleksiyonu ise “Crash” adı altında House of Brothers Lounge’da sergileniyordu. Piksel Yeni Medya Programı’ndan Hande Şekerciler ve Arda Yalkın kürasyonunda yapılan Crash’te, eserleri en son Sotheby’s’de de satışa çıkmış Türk sanatçı Pak’ın da bir işi yer alıyordu. Pak’ın işini bilgisayar ekranından sonra bir fuarda görmek heyecan vericiydi. Ama benim bu koleksiyonda en çok sevdiğim iş, sanatçı kolektifi AES+F’in reenkarnasyon temalı işi oldu. Öyle ki, bu fütüristik videonun başından uzun süre ayrılamadım.

  • DESIGN & INTERIORS | Yuzu Magazine

    January 13, 2026 | PRODUCT DESIGN UNIQKA at TEN, in BORGONA words YUZU Editorial Istanbul-based design brand Uniqka marks its tenth anniversary with Borgona, presented this week at Maison&Objet in Paris (15–19 January 2026). The presentation brings together the material-led design approach Uniqka has developed over the past decade within a single, carefully composed colour landscape. Co-founder Kerem Ariş explains: “Borgona is a new signature colour for us. We chose a shade of burgundy because it carries time within it. It is not trend-driven; instead, it deepens and matures—much like craftsmanship.” Rather than reading as a retrospective, the presentation offers a quiet and assured view of where Uniqka’s design language stands today. The brand’s most defining collections are revisited in Borgona, allowing form, texture and material intelligence to align through chromatic restraint. The atmosphere looks forward rather than back, reflecting a design approach that has reached clarity through time. Among the works on display are Lara Bohinc’s Betsy Collection—including the console, bench, standing mirror, side table and a new stool introduced for this milestone year—alongside Studiopepe’s Silos Collection, shown through new versions of the long table and side table. They are joined by Defne Koz’s Plato trays, Romy Kühne’s Koni pendant lamp, CARA \ DAVIDE’s sculptural Rotonda boxes, Bilge Nur Saltık’s Bellis jewellery holder and Jacob de Baan’s Zero pendant lamps. Brought together in a single tone, the pieces form a restrained dialogue across scales and disciplines. Borgona sits in a balanced space between emotion and permanence. It recalls the depth of aged wine, the softness of velvet and the quiet strength of earth. “As a shade of red, it represents passion and celebration,” Ariş adds, “but in a more composed and timeless way. Both classic and contemporary—after ten years, this best describes who we are: rooted, confident and still evolving.”

  • TASARIM-1

    Aralık 2020 | Tasarım | Dünya 2020’nin en iyi tasarım evleri Yazı | Alp Tekin House in Los Vilos / Şili Tokyo merkezli mimarlık ofisi Ryue Nishizawa’nın tasarladığı, Şili’nin Pasifik Okyanusu kıyısındaki Los Vilos’ta konuşlanmış dalgalı beton çatıya sahip bu ev, yıl boyunca tasarım meraklılarının radarındaydı. Eve karakterini veren muhteşem çatı evi üç bölüme ayırıyor: Ön tarafta sauna, ortada bir yatak odası ve oturma odası. Arkada ise terasa uzanan bir mutfak ve yemek odası. The Red Roof / Vietnam TAA Design’ın Vietnam'daki “The Red Roof”u yenilikçi ve organik tarıma fırsat veren tasarımıyla ön plana çıktı. 2020 Dezeen Ödülleri'nde Yılın Kırsal Evi ve Yılın Mimari Projesi unvanını kazanan evin çatısı taraçalar halinde tarım alanlarına ayrılmış. Bumpers Oast / İngiltere ACME'nin tasarladığı bu ev İngiltere’nin güneydoğusunda. Şerbetçiotu kurutma fırınlarından ilham alarak yapılan evin dışını kaplamak için 41 binden fazla karo kullanılmış. Bumpers Oast evleri her biri büyük, yuvarlak odalarla dolu beş yüksek kuleden oluşuyor. Casa Mérida / Meksika Bu beton ev ise Yucatán Mérida'da 80 metre uzunluğunda bir alanda yer alıyor. Mimar Ludwig Godefroy, Mayalar’ın kültür mirasına saygı göstermek için tasarımında onların yaşam tarzından ilham almış. Mesela eski bir Maya yol sistemi olan Sacbe'ye atıfta bulunan kanallara yer vermiş evin dış alanlarında. Landaburu Borda / İspanya Mimar Jordi Hidalgo Tané, Navarra dağlarına bakan bu eski tarihi İspanyol evini hem yenilemiş hem de dağın altına gizlediği ek bir beton binayla genişletmiş. Cam bir koridorla tarihi ana eve bağlanan bu ek uzantı, hem ortama yeni bir hava vermiş hem de doğanın bir parçası gibi görünmeyi başarmış. House with a Greenhouse / Çek Cumhuriyeti RicharDavidArchitekti tarafından Chlum kasabasında yaşayan bir aile için yapılan bu tek katlı ev 2020’nin en ‘star’ evi olabilir! İçinde bir kaktüs serası da barındıran evin üzeri polikarbonat bir sera çatıyla taçlandırılmış. Tek kelimeyle muhteşem! La Torre Bianca / İtalya-Puglia La Torre Bianca, yani “Beyaz Kule” olarak adlandırılan Gagliano del Capo'daki bu villa, DOS Architects kurucularından mimar Lorenzo Grifantini’ya ait. Londra'daki hayatlarının koşuşturmacasından uzakta ailesi için bu evi tasarlayan mimar, beyaz kulenin arkasındaki küçük bir merdivenle üç katı birbirine bağlamış ve çatıya küçük bir seyir terası kondurmayı ihmal etmemiş. Minimal White Buildings / Menorca Adası Mimar Marina Senabre tarafından tasarlanan bu Menorca evi, birbirine bakan iki beyaz minimal yapının sadeliği ve duvara asılmış sanat eseri hissi veren penceredeki kırsal manzaralarıyla insanı büyülüyor! STİL | Kategorinin diğer yazıları Bir Edition üçlüsü: Sanat, parti ve iyi yemek Bodrum’a sürpriz: Dioriviera pop-up Emre Buga’nın stil atlası İçinden Aman stili geçen bir rüya Janus mu alırdınız Glassafe mi? Köprü + Heykel + Galeri: The Twist İstanbullu Tilda Swinton’ın ‘athleisure’ tarzı Fütüristik otel ‘Svart’ın açılmasına az kala Murat Süter’in ‘lacivert’ sırrı ‘Parazit’in evi aslında gerçek değildi Evi değiştir: Blush mı Green Benjamin mi? Edwina Sponza’nın stil kodları Korona Sonrası Şehir Tabelaları ‘Beslenme farkındalığınız’ ne durumda? Bodrumlu Uzakdoğulu: Leleg Living Bu yazın başrolünde: Soho Roc House Korona günlerinde yaratıcı bir ‘karton’ masa!

  • TASARIM-1

    Nisan 2020 | Tasarım | Norveç Köprü + Heykel + Galeri: The Twist Yazı | Fulya Bozkurt B IG Kopenhag; New York, Londra ve Barselona merkezli mimar, tasarımcı, şehir planlamacısı, peyzaj profesyoneli, iç mimar, ürün tasarımcısı ve araştırmacılardan oluşan bir grup. Şu anda Avrupa, Kuzey Amerika, Asya ve Orta Asya’da çok sayıda projeye dahiller. BIG’nin mimari anlayışı günlük hayattaki sürekli değişimin dikkatli bir analizinden ortaya çıkıyor. Çok kültürlü alışverişin, küresel ekonomik akışın ve tümüyle yeni mimari yolları gerektiren iletişim teknolojilerinin etkisiyle yeni sentezler yaratmak BIG’nin en büyük heveslerinden. Dahası; BIG’ciler günümüzün zorluklarıyla başa çıkmak için mimarinin kârlı bir şekilde büyük ölçüde keşfedilmemiş bir alana taşınabileceğine de inanıyor. Hatta bunu ‘pragmatik bir ütopya mimarisi’ diye tanımlıyorlar: “Bir tür programatik simya gibi. Yaşamak, boş vakit geçirmek, çalışmak, parketmek ve alışveriş yapmak gibi geleneksel malzemeleri karıştırarak bir mimari yaratıyoruz”. NEFİS HEYKEL PARKINI GEÇTİKTEN SONRA… Norveç’teki The Twist adlı proje de BIG’nin misyonunun en spesifik örneği. Oslo’ya yarım saat uzaklıkta, Randselva Nehri’nin etrafındaki eski bir kâğıt fabrikasının müzeye dönüştürülmüş hali olan Kistefos’un içinde yer alıyor The Twist. Hem köprü hem heykel hem de galeri. Kısacası The Twist hepsi birden! Kistefos Müzesi’ndeki 45 parçalık nefis heykel parkını gezdikten sonra geçiliyor The Twist’e. Heykel parkı demişken es geçmeyelim: Parkta şu ünlü sanatçıların da işleri yer alıyor: Anish Kapoor, Olafur Eliasson, Lynda Benglis, Yayoi Kusama, Jeppe Hein ve Fernando Botero. BİR KAMERA DEKLANŞÖRÜNDE GEZİNİR GİBİ… Randselva nehrini tamamen kaplayan The Twist’in heykelsi bir form oluşturmasının nedeni ise ortasına doğru 90 derece eğilmiş bir kiriş şeklinde tasarlanması. Yapının hacmindeki basit bükülme, köprünün güneydeki kıyısından kuzeydeki yamaç alanına kadar yükselmesini sağlıyor. The Twist’in çift eğri geometrisi bir kitap yığını gibi düzenlenmiş 40 cm genişliğindeki dik alüminyum panellerden oluşuyor ve yelpaze gibi açılarak şeklini değiştiriyor. Böylece ziyaretçiler her iki yönden de bükülmüş yapıyı bir kamera deklanşöründe yürüyormuş gibi deneyimliyorlar. Unutmadan; The Twist üç adet galeri barındırıyor içinde: Kuzey tarafında panoramik manzaraya sahip geniş, doğal ışıkla aydınlatılmış Panorama Galeri. Güney tarafında yapay aydınlatmalı uzun, karanlık bir galeri: Closed Galeri. Ve arada, bükülmüş bir çatıda ışık şeridine sahip heykelsi bir alan: Twist Galeri. STİL | Kategorinin diğer yazıları Bir Edition üçlüsü: Sanat, parti ve iyi yemek Bodrum’a sürpriz: Dioriviera pop-up Emre Buga’nın stil atlası İçinden Aman stili geçen bir rüya Janus mu alırdınız Glassafe mi? Köprü + Heykel + Galeri: The Twist İstanbullu Tilda Swinton’ın ‘athleisure’ tarzı Fütüristik otel ‘Svart’ın açılmasına az kala Murat Süter’in ‘lacivert’ sırrı ‘Parazit’in evi aslında gerçek değildi Evi değiştir: Blush mı Green Benjamin mi? Edwina Sponza’nın stil kodları Korona Sonrası Şehir Tabelaları ‘Beslenme farkındalığınız’ ne durumda? Bodrumlu Uzakdoğulu: Leleg Living Bu yazın başrolünde: Soho Roc House Korona günlerinde yaratıcı bir ‘karton’ masa!

  • TASARIM-1

    June 2023 | Design & Interiors english below New generation florist RIBBON K lasik çiçekçi dükkanlarını unutun. Tasarımı Barlas+Parlak stüdyosuna ait olan İstanbul, Bebeköy’deki Ribbon Flowers yeni nesil bir çiçekçi. Ribbon Flowers’taki çiçek sergileme alanları farklı kotlardaki bloklardan oluşuyor. Bu alan çiçeklerin ön planda olması için beyaz ve soft renklerde tasarlanmış. Çiçeklerin sergilendiği alandaki blok fikri ise showroom’un diğer alanlarında farklı detay ve renklerde karşımıza çıkıyor. F orget the classic flower shops! Ribbon Flowers in Bebeköy, Istanbul, designed by Barlas+Parlak studio, is a new generation florist. The flower display areas at Ribbon Flowers consist of blocks at different le vels. This area is designed in white and soft colors so that the flowers are in the foreground. The idea of a block in the area where the flowers are displayed appears in different details and colors in other areas of the showroom.

  • ART-132 | Yuzu Magazine

    September 3, 2025 | ART & CULTURE a GALLERY at HOME in SOHO words Alp Tekin interiors images Garrett Carroll portrait of Elisabeth Johs Jesse Dittmar production Karine Monié After the success of her first space in Mexico City’s vibrant Roma Norte, Danish curator and art advisor Elisabeth Johs has brought her vision to New York. Her second outpost, tucked inside her own SoHo loft, is both a private gallery and her home. Minimalist yet warm, it merges Scandinavian sensibility with downtown energy—an intimate backdrop where collectors and visitors encounter art in a personal, lived-in setting. By appointment only, the space extends beyond exhibitions. It hosts dinners, performances, and conversations, becoming a dynamic expression of Johs’s creative world. THE CURATOR’S VISION Born in Denmark, Johs has long been fascinated by the meeting point of art and design, with a strong commitment to supporting emerging voices. “Mexico City offers an intimate, immersive setting, while New York keeps me connected to a broader global network,” she reflects. For Johs, the artists themselves shape the evolving identity of her gallery, each adding their own perspective to the dialogue. FROM MEXICO CITY TO NEW YORK JO-HS was conceived as a cultural bridge between two cities that have deeply shaped Johs’s approach. After debuting in Mexico City, she chose SoHo for the second location, drawn by its history and creative spirit. “I’ve always been passionate about presenting art in spaces that feel personal and thoughtfully curated,” she says. “JO-HS is about telling stories and bringing people together through design and creativity.” A LOFT THAT DOUBLES AS A GALLERY Johs’s New York loft-gallery is both a sanctuary and a stage. “It’s about presenting art in ways that feel personal, immersive, and deeply engaging,” she explains. Inspired by the tradition of salons, the space combines art with Scandinavian furniture and lighting by Gubi and Louis Poulsen, creating a cozy, understated atmosphere where design quietly supports the work on view. INSPIRATIONS AND APPROACH The concept draws on Johs’s experiences in New York and Mexico City, as well as her love of modernist architecture and Scandinavian design. She insists on leaving room for air and silence within the gallery: “Gaps are like a breath of air—the space before a new sentence. An empty wall allows you to reflect before experiencing the next work.” ARTISTS AND COLLABORATIONS JO-HS primarily champions emerging artists from Latin America and Mexico, including Melissa Ríos (Costa Rica), Jack Mernin (United States), Floria González (Mexico), Rodrigo Echeverría (Mexico), Chavis Mármol (Mexico)and Rodrigo Red Sandoval (Mexico). Alongside them, Johs has partnered with Danish design houses Gubi and Louis Poulsen, a pairing she finds symbolic: “One is contemporary, the other modern. Despite their different eras, they complement each other beautifully.”

  • TASARIM-258 | Yuzu Magazine

    May 2025 | DESIGN & INTERIORS VILLA BIONICA words Elena Grabar photos Sergey Krasyuk interior designer Ekaterina Yakovenko styling Natalia Onufreichuk This spacious villa in the Moscow region (also known as Villa Bionica) is the result of a fully collaborative design process led by interior designer Ekaterina Yakovenko. Working in close coordination with architects and engineers from the earliest planning stages, Yakovenko ensured a cohesive vision where architecture, interiors, and landscape merge seamlessly. A FLUID ARCHITECTURAL LANGUAGE The client, who remained closely involved throughout the project, envisioned a contemporary home defined by flowing lines and cutting-edge technology. In response, Yakovenko proposed a design built on soft, organic forms that move through the building like an unbroken flow. These fluid lines not only define the architecture but are echoed in custom furnishings, decorative details, and the surrounding landscape. "From the start, I suggested replacing the original clinker brick cladding with natural dolomite," she explains. "This material then became a key element inside the house as well, creating visual and tactile continuity between indoors and out." LIVING IN COMFORT AND STYLE The villa’s layout strikes a careful balance between public and private zones. On the ground floor, the heart of the home is an open-plan living area with kitchen, dining room, and lounge, where daylight floods in through expansive glazed openings. A spa zone—complete with a 15-meter overflow pool, hammam, and sauna—adds a touch of resort living to everyday life. A gym and a professional stainless-steel kitchen for guest chefs further elevate the lifestyle offering. Upstairs, five serene bedrooms each include en-suite bathrooms and walk-in wardrobes, while a dedicated office provides a quiet space for focused work. REDEFINED TONES AND TACTILE MATERIALS A palette of soft, neutral tones sets the mood throughout the home. Bronze details in the kitchen and warm terracotta accents in the living area—especially on the velvet-upholstered Turri sofa and B&B Italia armchairs—add depth and warmth. Rich textures and luxurious finishes are found in every corner: custom wall treatments, created using Yakovenko’s proprietary technique, deliver a velvety, suede-like effect, while rounded brass elements in a bronze finish enhance shelving, niches, and bedroom details. "I always strive to create a sense of harmony where every material, color, and shape speaks the same design language," says the designer. STONE AS SCULPTURE The home showcases a refined mix of natural stones—Fior di Bosco marble, Crystallo onyx from Henge, granite, and quartzite—bringing both visual depth and tactile richness. In the dining area, a bespoke marble table acts as a sculptural centerpiece. "Each project is a journey of creation and contemplation," Yakovenko concludes. "It takes time and care to build something truly beautiful—and time, after all, is our most precious resource."

  • ART

    Kasım 2022 | Art | Türkiye ARTWEEKS’İN YEDİNCİ EDİSYONU B eşiktaş’taki Akaretler’in başlangıcı 1875 yılına dek uzanıyor. Sultan Abdülaziz’in talimatıyla Sarkis Balyan tarafından inşa ediliyor Akaretler. O dönem bu evler Dolmabahçe Sarayı’nın önemli görevlileri tarafından kullanılıyor. Akaretler’in günümüz şehir hayatı rotasında popülerleşmesi ise W Oteli’nin açılmasıyla beraber gerçekleşti. W Otel açılmadan önce Bilgili Holding tarafından tüm evler restore edilmeye başlanmıştı. Ama uzun süre Akaretler’in tek gündemi W Otel oldu. Özellikle ilk dönem Jean Georges’un meşhur Spice Market restoranı ve otelde yapılan partiler burayı kısa sürede cazibe merkezi haline getirmişti. Sonradan hem Spice Market hem de partiler sona erdi. W Otel de gece hayatı rotasından çıktı. Ama bu kez de Akaretler’deki evleri sanata açma fikrinden yola çıkan Artweeks doğdu. Ve işte bu hafta yedinci kez düzenleniyor Artweeks@Akaretler. En az Contemporary kadar beklenen bu butik fuar, yoğun gündemde gözden kaçan ya da sadece burası için üretilmiş sanat işleriyle gözde bir sanat etkinliği oldu. Üstelik süresinin uzun tutulması da şehrin yoğunluğunda fuara gelemeyenler için bir avantaj oluşturuyor. Bu yıl da Artweeks’in süresi uzun. 2 kasımda başlayıp 13 kasıma kadar sürüyor. Ücretsiz oluşu da Artweeks’in bir diğer artısı. Geçtiğimiz bahar yapılan son Artweeks’i 110 bin kişi gezmiş. Bu sayı bu yeni edisyonla gayet katlanabilir de… YENİ KOLEKSİYONERLER Artweeks ve genç sanatçıları destekleyen (BASE ve Mamut Art gibi) fuarların en önemli katkısı ise sanat piyasasını demokratikleştirmeleri. Yeni nesil koleksiyonerlerin oluşmasını sağlamaları. Her ne kadar sanat eserlerinin de fiyatları fırlayıp gitmiş olsa da, hâlâ ulaşılabilir fiyata eser bulmak mümkün. Artweeks@Akaretler’in katılan galeriler arasında Ambiedexter, Anna Laudel, Arton, Bosfor, Ferda Art Platform, Galeri 77, Galeri Nev, Krank, Labirent, Martch, Merkur, Mixer, Onearc, Öktem Aykut, Pi Artworks, Pilevneli, Sanatorium, The Empire Project, The Pill yer alıyor. SEVENTH EDITION OF ARTWEEKS T he beginning of Akaretler in Beşiktaş dates back to 1875. Akaretler is being built by Sarkis Balyan on the orders of Sultan Abdulaziz. At that time, these houses were used by important officials of the Dolmabahce Palace. The popularization of Akaretler in today's city life route took place with the opening of the W Hotel. Before W Hotel was opened, all houses had been restored by Bilgili Holding. But for a long time, the only agenda of Akaretler was W Hotel. Especially in the first period, Jean Georges' famous Spice Market restaurant and the parties held at the hotel made this place a center of attraction in a short time. Later, both the Spice Market and the parties came to an end. W Hotel is also out of the nightlife route. But this time Artweeks was born with the idea of opening the houses in Akaretler to art. And here is the seventh edition of Artweeks@Akaretler this week. This boutique fair, which was expected at least as much as Contemporary Istanbul, became a popular art event with art works that were overlooked in the busy agenda or produced only for this place. Moreover, keeping the duration long is an advantage for those who cannot come to the fair in the busy city. This year, too, Artweeks has a long run. It starts on November 2 and lasts until November 13. Being free is another plus of Artweeks. 110 thousand people visited the last Artweeks held last spring. This number can be multiplied quite well with this new edition… NEW COLLECTORS The most important contribution of Artweeks and fairs that support young artists (such as BASE and Mamut Art) is their democratization of the art market. To ensure the formation of a new generation of collectors. Although the prices of works of art have skyrocketed, it is still possible to find works at affordable prices.

  • ART

    Aralık 2021 | Art | Türkiye MAZİYE BAKMA MEVZU DERİN Bize özgü vaziyetlerin özeti Yazı | Onur Baştürk O dunpazarı Modern Müze’de (kısa adıyla OMM) 31 sanatçıyı bir araya getiren yeni bir sergi var: Maziye Bakma Mevzu Derin. Sergi isimleri son yıllarda dizi isimleri gibi oldu. Çarpıcı ve ironik bir isim olduğu zaman hem sergi kendiliğinden daha çok dikkat çekiyor. hem de içeriğe dair daha fazla ipucu içeriyor. Günümüz için bir anlamda iyi. Çünkü çok fazla uyarıcıya maruz kalıyoruz ve sürekli “dürtülmeye” ihtiyacımız var. Ve doğruya doğru, bu tür sergi isimleri dile takılıyor, akılda kalıyor. “Maziye Bakma Mevzu Derin”e katılan 31 sanatçının ele aldığı mevzular ise gerçekten hem derin hem de fena halde bizden: Karmaşık, trajik, aynı anda hem hüzünlü hem komik… Sanatçı CANAN’ın işi mesela. Müzenin bir duvarını boydan boya 80’ler Unkapanı kaset kapaklarını andıran afişlerle donatmış CANAN. Başrolünde bizzat kendisinin olduğu kasetin ismi ise şöyle: “Can Veriyorum- Kaç Kurban Daha”. Afişin altına da şöyle bir not düşülmüş: “Erkeklerin sevgisi her gün üç kadın öldürüyor”. DİJİTAL BİR ANIT SAYAÇ Bir başka iş, Zeren Göktan’ın “Bir İhtimal Daha Var” adlı işi ise dijital yanı da olan bir anıt sayaç. Anıt sayacın anlamı şu: Müzenin duvarında, Ümraniye T Tipi Ceza İnfaz Kurumu’ndaki erkeklerin boncukları tek tek dizmesiyle oluşmuş, eski Mısırlılar’ın boncuk kefenlerinden ilham alınarak yapılmış bir kefen tasarımı asılı. Meğer boncuk işi cezaevi kültürünün bir parçasıymış, orada öğrenmiş oldum. Neyse, bu boncuklu işin aralarına bir de QR kod işlenmiş. O kodu cep telefonunuzla okuttuğunuzda bir web sitesi açılıyor: anitsayac.com 2008’den itibaren Türkiye’de öldürülen kadınların listesinin olduğu bir dijital anıt sitesi. Sayacın 2021 yılı rakamı ise sitenin en başında yer alıyor: 362! İlk bakıldığında basit ve sıradan gibi görünen bu iş, arka planı öğrenilince farklı bir yere konumlanıyor ister istemez. Özellikle de erkeklerin bu projede iki farklı ve uç rolü olması insanı düşündürüyor: Emek veren ve öldüren! TENEKE POLİS ARABASI Serginin dikkat çekici bir diğer işi Halil Altındere’ye ait: Teneke Polis Arabası. Sanatçının 70’li yıllarda çocukken oynadığı Gürel marka oyuncak polis arabasının büyütülmüş hali. Oyuncak polis arabasının büyük hali bir dolu ironiye yönlendiriyor zihni: Küçük boyutuyla bir noktada çocuksu ve sevimli olabilen polis arabası, gerçek araba boyutuna ulaşınca zihinlerde temsil ettiği ürkütücü-otoriter tavrına yeniden döner mi? Yoksa ona bakarken yine bir çocuk oyuncağı hissiyle mi yaklaşırız? Serginin ismi gibi işte, mevzu derin ve aynı zamanda çok katmanlı… BİZ BİRBİRİMİZİ BİLİRİZ Hasan Özgür Top’un “Biz Birbirimizi Biliriz” adlı serisi ise instagramda sıkça paylaşılmaya aday olması ve içeriğiyle en çok gündeme gelecek işlerden biri. Sanatçı bu serisinde, 80’li yılların arabesk filmlerinden aldığı görüntü ve afişlere dijital müdahaleler yapmış. Dönemin simge isimlerini; Müslüm Gürses’i, Orhan Gencebay’ı ve İbrahim Tatlıses’i “kendi kendileriyle” baş başa bırakmış. Bu müthiş ironik “yer değiştirme” serisinde özellikle İbrahim Tatlısesli olan iş dikkat çekici. Karşısında ona yalvaran kadının yerine yine İbrahim Tatlıses’in kendisini koymak, durumu hem garip bir şekilde homoerotikleştirmiş hem de tüm kadınlık-erkeklik kalıplarını bir çırpıda alaşağı etmiş. Zeyno Pekünlü’nün 1950 ile 1980 arasındaki Yeşilçam filmlerinden “erkek erkeğe” oynanmış sahneleri büyük bir özenle toplayıp peş peşe montajladığı video işinde de aynı his var: Söylenemeyen, derinlerde gizli saklı kalmış eşcinsellik, homoerotizm ve erkek dostluğunun kendine özgü yalnız ve dar kalıplar içinde sıkışıp kalmış kısa tarihi. KÖYLÜ KADINLAR PERFORMANSI İZLERSE… Sinan Tuncay’ın geleneksel değerler üzerine yaptığı fotokolaj serisi kalıplar içinde sıkışıp kalmış toplumun tüm bireylerini ele alıyor. Gelin, damat, akrabalar, heteroseksüel futbolcular, o futbolcular arasında kendini gizleyen eşcinsel futbolcu, camide ibadet edenler, bir eğlence mekanında çılgınca eğlenenler, tüm ötekiler, öteki olduğunun farkında olmayanlar; kısaca herkes. Fatma Bucak’ın iki kanallı video yerleştirmesi de sergide hoşuma giden zeki işlerden biriydi. Tuz Gölü’nde çekilen iki videonun ilkinde, sanatçı ve erkek kardeşi kısa bir performans sergileyerek tek tanrılı dinlerin doğuş efsanesini konu ediniyor. Diğer videoda ise onları izleyen bir grup kadın var. Fatma Bucak’ın çevre köylerden davet ettiği 13 kadın. Onlar bu performansı izleyip yorum yapıyor ve tabii ki o kadınların yorumları işin kendisi haline geliyor. Sonuç olarak OMM’daki yeni sergi; çok iyi bildiğimiz, iyi bildiğimiz için de hep kaçtığımız, saklandığımız, üzerini ısrarla örtmeye çalıştığımız, makyajladığımız ne kadar çok “bize özgü vaziyet” varsa hepsini bir güzel eşeliyor. Ama bunu sıkıcı mesajlarla yapmıyor. Tatlı sert bir üslup benimsiyor.

bottom of page