
828 results found with an empty search
- TASARIM-263 | Yuzu Magazine
June 19, 2025 | DESIGN & INTERIORS OUR PICKS from 3DAYSOFDESIGN photos Elias Derboven (Valerie Objects), Irina_Boersma (Apartamento Secreto) 1 – THE INNOVATIVE ADILO Adilo marks a bold new chapter in the thirty-year design journey of Finnish lighting brand Secto Design. First unveiled during Milan Design Week, the piece is now on display in Copenhagen as part of 3daysofdesign. Merging the brand’s signature elements—Finnish birch and geometric precision—with an innovative fold-out mechanism, Adilo introduces a new kind of spatial poetry. Designed by Ilkka Kauppinen, the pendant can be seen at the brand’s showroom located at the entrance of the grand Odd Fellow Palace. 2 – NEW COLLECTIONS BY MULLER VAN SEVEREN Belgian design duo Muller Van Severen presents six new collections during this year’s 3daysofdesign in Copenhagen. Collaborations with BD Barcelona, valerie_objects, Hay, and Blēo reflect the studio’s artistic sensibility and multifaceted approach. The first collection, on view at The Lab, is RASTERS—a modular system of cabinets and paravents developed with OFFICE Kersten Geers David Van Severen for BD Barcelona. Based on the simple yet striking logic of architectural grid structures, RASTERS transforms a utilitarian idea into sculptural furniture. The second collection celebrates the tenth anniversary of Valerie Objects, for which Muller Van Severen has created new indoor and outdoor furniture pieces. Carrying forward the duo’s now-iconic visual language, the designs are artistic, sculptural, and emotionally resonant. (Location: Lilli Blå, Esplanaden 3) Their latest collaboration is with paint brand Blēo. For Blēo’s new ceramic collection, Muller Van Severen designed a special series of 12 tiles, all handmade using traditional techniques in Fez, Morocco. (Location: Blēo Showroom, Borgergade 20) 3 – APARTAMENTO SECRETO / Himitsuno Kakurega Presented in a hidden apartment on the third floor of The Conary, Apartamento Secreto / Himitsuno Kakurega is an intimate installation by Japanese furniture brand Ariake and Spanish lighting manufacturer Parachilna. The name translates from Japanese as “secret hideaway” and the space explores how two brands—geographically distant but united in their attention to detail and collaborative ethos—can come together to create a shared design language. Curated by Tine Daring, the installation welcomes visitors into a warm, lived-in atmosphere. Ariake’s contemplative furniture sets the tone for human connection, while Parachilna’s sculptural lighting transforms the space, allowing light to take on architectural form. The apartment is completed with pieces from Origin Made, rugs from Sera Helsinki, and sculptures by Gen Taniguchi, a master artisan from the 300-year-old Japanese studio Nao Washi. (Location: The Conary, 3rd Floor, Dronningens Tværgade 26) 4 – TWO SPECIAL EXHIBITIONS FROM DINESEN Denmark’s leading producer of high-end wooden flooring, Dinesen hosts two standout exhibitions during 3daysofdesign. The first, House of ORBI, transforms the gallery space of the Dinesen showroom into a display of select works from the ORBI summer schools—an initiative co-founded by Dinesen that blends architecture, nature, and education. The second exhibition, White, Light, Wood, is curated by Blēo and highlights the physical references behind the Whitescale palette created by renowned British architect John Pawson for Blēo. (Location: Dinesen Showroom, Søtorvet 5, 1371 Copenhagen)
- TASARIM-1
Şubat 2021 | Tasarım | Dünya Pantone 2021 renkleriyle İtalyan tasarımları Yazı | Oktay Tutuş P antone Renk Enstitüsü 2021 için tek bir renk önermek yerine iki tanesinin evliliğini uygun gördü: Gri ve Sarı. Daha doğru isimleriyle bu iki renk “PANTONE 17-5104 Ultimate Gray and PANTONE 13-0647 Illuminating” olarak adlandırılıyor. Geçtiğimiz yılın da insanlara umut aşılayacak bir mavi ile betimlenmiş olması bize ne derece iyi geldi tartışmaya açık. Belki de bu sebeple bu yıl iki renk birden daha uygun görüldü. Çünkü geçen yıla bakarsak bu yılın nasıl geçeceğini tahmin edemediğimizden her türlü desteğe fazlasıyla ihtiyacımız olduğu kesin. Peki neden bu iki renk? Öncelikle son yılların mimari ve dekorasyon açısından en çok tercih edilen rengi gri. Hemen hepimizin bir şekilde hayatında grinin yeri var, bunu yadsıyamayız. Ama tek başına maalesef insanda coşku uyandırmaya yetmiyor. Ancak kendisinden başka renkler için onların hissettirdiği coşkuyu katlayabilen gizli bir gücü ve büyüsü var. Griyi kanvasınız olarak kullandığınızda onunla yakıştıramayacağınız renk neredeyse yok gibi. Sanki tüm renklerin evrensel eşi. Sarı ise tek başına bile yeterince güçlü bir renk. İnsanda coşku, umut, hayret, dikkat ve daha birçok aşırı duygunun yanında samimiyet ve sıcaklık da uyandırıyor. Pantone de özellikle sarının güneş ışığına yakın bir tonunu saf bir gri ile birleştirmiş ve işte bu duyguları canlandırıp köpürtmeyi hedeflemiş. Bu köpürtülmüş coşku kombinasyonundan özellikle de şu sıra memnun olmayacak yoktur değil mi? Beğenelim ya da tam tersi, Pantone ’nin yılın rengi seçimlerinin (bazen tartışmalı olsalar da) tüm dünyada bir dalga yarattığı kesin. Tasarımcılar bu seçimlere çok aldırmasa da sonuçta trendlere kayıtsız kalmaları zor. Bu konuda erken harekete geçenler ise her daim İtalyan markaları oluyor. Tasarım ve dekorasyon açısından yılın kalanında göreceklerimizden bazılarına bakınca, bu iki rengin birlikteliğine kayıtsız kalmanın ne kadar zor olduğunu göreceksiniz. Antoniolupi, RAINDROP duş başlığı Tasarımcı: Calvi Brambilla Tavana gizlenmiş bir duş başlığı olan RAINDROP, tek başına banyo dekorasyonuna kattığı gizemle etkileyici. Evinizde spa ritüellerini yaşamak isterseniz antoniolupi üretimi bu yağmur dansının gri ve sarı renk uygulamalarına da bakın. Casalgrande Padana, Kerinox Taban Seramikleri Yeni Kerinox koleksiyonuyla yaşam alanlarında doğal bir fon oluşturmak isteyen firmanın seramik kaplamaları Bios Antibacterial isimli patentli teknolojisiyle bakteri, koku ve küfe karşı dayanıklı. Bu sayede hem ıslak zeminlerde hem de dış mekanlarda uzun yıllar kullanımı garantiliyor. K-Array, LYZARD-KZ21 mini hoparlör Floransalı ses ürünleri tasarım firması K-Array sadece 2 X 3,5 X 2 cm ölçülere sahip mini minnacık hoparlörleriyle üstün kalitede ses sunuyor. Özellikle restoran, otel, butik ve müzelerde tercih edilen bu becerikli hoparlörler o kadar minik ki sesin nereden geldiğini anlamanız zor. Bronzetto, Cage puf Tasarımcı: Niccolò De Ruvo Pirinç dekorasyonda tartışmasız güzel bir malzeme. Özellikle de yıllar içerisinde aldığı yeşil patinayla herkesin gözdesi. Cage tamamen pirinç alaşımdan yapılmış bir puf ve sizinle yıllandıkça size ait izler taşımak üzere şimdilik parlıyor. MARIONI, BAHIA Sofa Tasarımcı: La Récréation – P. Angelo Orecchioni Arch. Kesinlikle karakteristik bir dinlenme alanına ihtiyacınız varsa Bahia tam size göre. Bu orijinal tasarıma renk seçimlerinizle daha da dikkat çekici bir nazar eklemeniz mümkün. Borzalino, DIVA Koltuk Tasarımcı: Carlo Bimbi Sırt kısmı oturduğunuzda sizi arkadan saran bir istiridye kabuğu veya yelpaze gibi tasarlanmış DIVA , ışıltılı Art Deco döneminin tasarım anlayışının mükemmel bir yorumu. GLASS DESIGN, SLIDE Lavabo Renkli tasarımları mümkün kılan SLIDE lavabolar size kırılgan gibi gelebilir ancak oldukça sağlam olmaları yanında camın sağlığını da sunuyorlar. POGGESI, Şemsiye Havuz başındayken kaliteli bir şemsiye yoksunluğunun ne demek olduğunu biliyorsanız eğer, bu konuda 50 yıldan uzun süredir en iyileri üreten POGGESI ’ye güvenebilirsiniz. MP, GRIMM Kumaş Koleksiyonu MP özellikle üstün dayanıklı ve göz alıcı kumaş tasarımları sunan 60 yıllık bir İtalyan firması. GRIMM isimli yeni koleksiyonlarında kullandıkları Pantone renkleri mobilya tasarımlarında başrol oynamaya talip. Kaliteli ve yıpranmaya dayanıklı olmaları yat mobilyaları için onları daha cazip kılıyor. SCARABEO, SOLID Lavabo ve Etajer, tasarımcı Studio Tecnico Scarabeo SOLID dilerseniz lavabosunu alarak duvara monte edebileceğiniz, dilerseniz de istediğiniz gibi kişiselleştirebileceğiniz etajeriyle banyonuza hava katabileceğiniz bir sistem. Pantone 2021 renkleriyle banyonuzda şüphesiz dikkat çekici ve sıcak bir etki bırakacak. MARIONI, PALM aydınlatma ürünleri, tasarımcı La Récréation – P. Angelo Orecchioni Arch. Adeta konik seramik kovaların üst üste dizilmesiyle yaratılmış gibi duran tasarımlarıyla PALM serisi aydınlatma ürünleri 30’ların ve 40’ların dekorasyon estetiğini yansıtıyor. Pirinç tabana sahip bu lambaları ne kadar kontrast renklerle bir araya getirirseniz o kadar güzel görünüyorlar.
- TASARIM-1
February 2024 | Design & Interiors TR BELOW U L A M A N The Most Genuine Model of Eco Design words Onur Baştürk photos Mati Allendes @wanderskyy @kevin_mirc @biancablajovan @nora.p.b Designed by Inspiral Architecture & Design Studios under the direction of Charlie Hearn and Laura Tika, the Ulaman Eco Luxury Resort is a project that lives up to the “eco” in its name. The Ulaman is located in the Balinese district of Tabanan, near Canggu and Seminyak. The founder of the Ulaman is Dino Magnatta, an entrepreneur from Toronto. This eco-friendly hotel is known for offering a modern avatar ambiance amidst rice paddies, rivers, waterfalls, and tropical forest air. THE RIVER IS ALSO A SOURCE OF ENERGY The first phase of Ulaman was completed in 2020, and the second phase in 2022. All of Ulaman’s ground-level walls were built with “rammed earth”. This provides excellent insulation and an exquisite appearance in terms of design, thanks to the layered colors of the soil. The rest of Ulaman was built with bamboo harvested in the region. Bamboo is both a fast-growing, flexible material and incredibly sustainable. The river in which Ulaman is located is also a source of energy. The complex’s buildings are powered by a sustainable hydroelectric generator generated from the river’s water. One of the buildings in the complex consists of a series of domes with an undulating green roof. Recycled or recyclable EPS (expanded polystyrene foam) with polymer coatings is used for the panels in this low-carbon footprint dome. Thanks to all these environmental contributions, Ulaman became a zero-carbon facility, winning the 2021 Prix Versailles Award in the Special Exterior category. THE LAKE IS REVITALIZED Ulaman’s rooms are known for providing the eco-luxury required for the project with the “feel of a cocoon”. The curved roof formations of the bamboo villas offer magnificent views from different heights and angles, and the reflections of the pool below enhance this effect. The new Lotus restaurant area, which opened during the second phase of Ulaman’s work, features a series of geometric partitions reminiscent of cathedrals. Each of these partitions is located above the waterfall formed from the lake in the center of the complex. Another elegant ecological detail: this lake, whose water was cut off for a while for agricultural reasons, was brought back to life by the architectural firm, and the micro-ecosystem was revived. As a result, Ulaman is a harmonious and unique combination of sustainable technologies and materials. It is also an exemplary model for protecting and revitalizing the surrounding ecosystem. Charlie Hearn ve Laura Tika liderliğindeki Inspiral Architecture & Design Studios tarafından tasarımı gerçekleştirilen Ulaman Eco Luxury Resort, isminde geçen “eco” özelliğinin hakkını veren bir proje. Bali’nin Tabanan bölgesinde, Canggu ve Seminyak’a yakın bir konumda yer alan Ulaman’ın kurucusu Torontolu girişimci Dino Magnatta. Bu ekolojik otel; pirinç tarlaları, nehir, şelaleler ve tropik orman havasının tam ortasında modern bir Avatar ambiyansı sunmasıyla meşhur. NEHİR AYNI ZAMANDA ENERJİ KAYNAĞI İlk fazı 2020’de, ikinci fazı ise 2022’de tamamlanan Ulaman’ın zemin seviyesindeki tüm duvarları “sıkıştırılmış toprak” ile yapılmış. Böylece hem üstün bir yalıtım sağlanmış hem de toprağın katmanlı renkleri sayesinde tasarım açısından ortaya nefis bir görüntü çıkmış. Ulaman’ın geri kalanı bölgeden hasat edilen bambuyla inşa edilmiş. Bambu malum, hem hızlı büyüyen esnek bir malzeme hem de inanılmaz ölçüde sürdürülebilir. Ulaman’ın içinde bulunduğu nehir aynı zamanda bir enerji kaynağı. Kompleks içindeki tüm binaların enerjisi, nehirdeki sudan üretilen sürdürülebilir hidroelektrik jeneratöründen sağlanıyor. Kompleksteki binalardan biri ise dalgalı yeşil çatıya sahip bir dizi kubbeden oluşuyor. Düşük karbon ayak izine sahip bu kubbedeki panellerde polimer kaplamalara sahip, geri dönüştürülmüş ya da geri dönüştürülebilir EPS (Genleştirilmiş Polistiren Sert Köpük) kullanılmış. Tüm bu ekolojik katkılar sayesinde Ulaman sıfır karbon bir tesis haline gelmiş ve 2021’de bu özelliğiyle Prix-Versailles Ödülü’nü “Special Exterior” kategorisinde kazanmış. GÖL YENİDEN CANLANDIRILMIŞ Ulaman’ın odaları proje için gerekli olan eko lüksü “bir koza hissiyatıyla” sağlamasıyla ünlü. Bambu villaların eğri çatı oluşumları farklı yükseklik ve açılardan hem müthiş bir seyir imkanı veriyor hem de aşağıdaki havuzun yansımaları bu etkiyi artırıyor. Ulaman’ın ikinci faz çalışmasında açılan yeni Lotus restoran alanı ise katedralleri anımsatan bir dizi geometrik bölmeye sahip. Bu bölmelerin her biri kompleksin merkezindeki gölden oluşturulmuş şelale kavşağının üzerinde yer alıyor. Şık bir ekolojik detay daha: Bir dönem tarımsal nedenlerle suyu kesilen bu göl, mimarlık ofisi tarafından yeniden hayata döndürülerek mikro ekosistem canlandırılmış. Sonuç olarak Ulaman, sürdürülebilir teknoloji ve malzemelerin uyumlu ve benzersiz bir kombinasyonu. Çevredeki ekosistemin korunması ve yeniden canlandırılması açısından da örnek bir model. for more Print VOL IX - 2023 Out of Stock Add to Cart
- ART
Mart 2021 | Art | İtalya Botticelli ve 550 yıllık mirası Yazı | Burak Demirkaya S andro Botticelli’nin “Madalyon Tutan Genç Adam” tablosu bir ay önce Sotheby’s New York’ta 92 milyon dolara satılarak rekor kırmıştı. Şimdiye kadar satılan en pahalı ‘ikinci eski usta resmi’ olan tablonun yeni sahibinin Rus bir alıcı olduğu söyleniyor. Oysa Botticelli’nin bu tablosu biçimsel nedenlerden dolayı uzun süre boyunca ilgi çekmemiş, tablo 18. yüzyıl sonlarına kadar Gallerli bir lordun köşkünün duvarını süslemişti. O zamana dek tablodan en cok etkilenen kişi lordun evine on iki yaşında ikinci eş olarak taşınan tiyatro sanatçısı Maria Chiappini’ydi. Londralı tüccar Frank Sabine ile Newborough Lordu arasında geçen bir anekdota göre tablonun değerinin o yıllarda Jean Baptiste Greuze’nin herhangi bir tablosunun kopyası kadar bile olamayacağından bahsedilmişti! Yıllar sonra Londralı tüccar Frank Sabin’in Sir Thomas Merton’a sattığı tablo, varisleri tarafından 1982 yılında Christie’s’de 810 bin sterlin karşılığı müzayedeye çıkarılarak el değiştirmişti. Son on yıldır ismi bilinmeyen Amerikalı sahibi tarafından birkaç kez ünlü müzayede evlerine ödünç verilen ve İtalyan sanatçının en iyi korunmuş bir düzine eseri arasında gösterilen tablo, sonunda Sotheby’s müzayede evinin New York’tan online olarak düzenlediği müzayedede komisyonlar dahil tam 92 milyon dolara alıcı buldu. KÜÇÜK FİCİ YA DA BOTTICELLI Son yıllarda müzayedelerde eserlerinin adını daha sık duyduğumuz İtalyan ressam Sandra Botticelli’nin hayatıyla ilgili fazla bilgi mevcut değil. Bildiğimiz en önemli şey, 1445 yılında dünyaya gelen Botticelli’nin Ortaçağ karanlığından Rönesans’a geçişte en etkili ressamlardan biri olduğu… Asıl adı Alessandro di Mariano di Vanni Filpepi olan ressama kendisinden yaşça büyük dört abisinden birinin “küçük fici” anlamına gelen Botticelli takma adını verdiği söyleniyor. Floransa’da yaşayan Botticelli’nin hayatı Lorenzo de Medici’nin ölümü ve Fransa Kralı VII Charles’ın şehri işgalinden sonra önemli ölçüde değişti. Bu dönemde Floransa toplumunun ahlakını eleştiren Savanarola adlı bir keşiş, kent üzerinde önemli etkiler yaratmaya başlamıştı bile. Bu dini yönlendirmeler sonucu çıkan yangınlarda Botticelli’nin baş yapıtlarından “Prinavera” ve “Venüsün Doğuşu” yanmaktan son anda kurtarıldı. Ancak hâlâ ne kadar eserin tahrip edildiği kesin olarak bilinmiyor. Floransa arşivlerine göre 1502 yılında Botticelli’nin gay olduğuna dair spekülasyonlar başlatılmış. Ama sanat tarihçileri o yıllarda cinsel yönelimlerin yaygın bir hakaret biçimi olarak kullanılmasından dolayı kesin bir kanıya varabilmiş değil.
- URBAN-18 | Yuzu Magazine
September 2024 | Urban ENGLISH BELOW CRAFT WEEK, BİR MİLYONLUK LOCA ve DOMO words Onur Baştürk İstanbul’un son dönemdeki en şık hareketliliği Les Benjamins kurucusu Bünyamin Aydın’dan geldi. Japonya’da kaldığı iki aylık süre boyunca ülkenin önde gelen zanaatkârlarıyla tanışma şansı bulan Bünyamin, seyahat dönüşünde Craft Week’i yapmaya karar vermiş. Uzun bir hazırlık sürecinden sonra geçtiğimiz perşembe Craft Week’in ilkini şef Somer Sivrioğlu’nun restoranı Efendy’de yapılan yemekle açtı Bünyamin. O gece Efendy’ye gittiğimde içeride tamamen Japonya’dan gelen konuklar vardı. Japon zanaatkârlar, gazeteciler, dj’ler… İçlerinde en merak ettiğim kişi ise Kyoto’daki Ryosoku-in tapınağının baş rahip yardımcısı Toryo Ito idi. Zen felsefesini yaratıcı fikirlerle birleştiren Toryo, ertesi gün Soho House’da bir meditasyon seansı da yaptı. *** Yaz bitti, bitiyor. Yazlık yerlerde son artık son demler. Fethiye’deki Yazz Collective geçen yıl kapanış kıvamında bir Despina Vandi konseri yapmıştı. Bu yıl da aynı geleneği bir başka Yunan starla, Konstantinos Argiros konseriyle sürdürüyor. 28 eylüldeki yemekli konserin fiyatları dillerde. Fiyatlar 24 bin liradan başlayıp 62 bin liraya kadar yükseliyor. Açıkçası, Çeşme’deki Before Sunset’te 1 eylülde yapılan dj Black Coffee etkinliğindeki loca fiyatlarını duyduktan sonra Yazz’ın fiyatları çok pahalı gelmedi bana. Before Sunset’teki Black Coffee’deki localar 300 bin liradan başlayıp 800, 900 ve finalde 1 milyon liraya (C1 locası diye isimlendirilen dj arkası) kadar çıkıyordu! Arkadaşıma loca fiyatlarını gönderdikleri için biliyorum; o anda satılmayan tek loca olan 1 milyon liralık loca bile sonradan satılmış. Kısacası: Ülkenin küçük bir kesiminde çılgınca harcamaya müsait bir para var. Mekanlar da bu durumdan aynı çılgınlıkta yararlanıyor. *** Paros dönüşü uğradığım Atina’da çok güzel bir sürprizle karşılaştım: Republica ajansının sahibi Murat Patavi’nin Kolonaki’de açtığı Domo Design Gallery ile… Murat Patavi yaz başında Atina’da açtığı Domo’da tasarım ürünler sergileyip satıyor. Ekim başında Domo’da bir açılış partisi verecek olan Patavi, Atina’daki yaşam tarzına alışmış. Arada İstanbul’a gidip gelse de vaktinin çoğunu orada geçiriyor. Craft Week, one million concert and Domo The most stylish movement in Istanbul recently came from Bünyamin Aydın, the founder of the Les Benjamins brand. During his two-month stay in Japan, Bünyamin had the opportunity to meet the country's leading artisans and decided to organize the Craft Week. After a long preparation process, Bünyamin opened the first Craft Week last Thursday with a dinner at chef Somer Sivrioglu's Efendy restaurant. When I went to Efendy that night, there were guests from Japan. Japanese craftsmen, journalists, DJs... The person I was most curious about was Toryo Ito, the assistant head priest of Ryosoku-in Temple in Kyoto. Combining Zen philosophy with creative ideas, Toryo also held a meditation session at Soho House. *** Summer is over and coming to an end... Last year Yazz Collective organized a closing concert in Fethiye with Despina Vandi. This year they will continue the same tradition on September 28th with another Greek star, Konstantinos Argiros. The prices of the dinner concert are the talk of the town. Prices start at 24 thousand liras and go up to 62 thousand liras. To be honest, after hearing the prices of the seats at DJ Black Coffee's event at Before Sunset in Çeşme on September 1, Yazz's prices didn't seem too expensive to me. The boxes at the Black Coffee event at Before Sunset started at 300 thousand liras and went up to 800, 900 and finally 1 million liras (C1 box behind the DJ). I know this because they sent my friend the box prices, even the 1 million lira box, which was the only unsold box at the time, was sold later. In short, a small part of the country has money to spend. The venues also take advantage of this situation. *** On my way back from Paros, I had a very nice surprise in Athens: Republica agency owner Murat Patavi's Domo Design Gallery in Kolonaki. Murat Patavi exhibits and sells design products at Domo, which he opened in Athens earlier this summer. Patavi, who will host an opening party at Domo in early October, is used to the Athens lifestyle. He spends most of his time there, although he occasionally visits Istanbul.
- TASARIM-1
January 2024 | Design & Interiors english below Canadian house inspired by Aman Tokyo words Alp Tekin photos Tina Kulic (Associate photographer at Ema Peter Photography) V ancouver şehir merkezinden 25 dakika uzaklıktaki bu ev projesi Aman Tokyo otelinden ilham alarak tasarlanmış. Tasarımı gerçekleştiren Space 9’dan Sha Wang projeyi şöyle anlatıyor: "En sevdiğim otel olan Aman Tokyo, bu proje için büyük bir ilham kaynağı oldu. Birinci sınıf misafirperverlik hissini bir konut projesine getirmek gerçekten keyifli bir deneyimdi. Müşterinin zevki, kendi tasarım tarzım ve yaşam stilimle tam olarak eşleşiyordu. Dolayısıyla tasarım sürecini derinlemesine incelerken, yarattığımız iç mekanın kendi imzamı temsil edeceğini bilerek gerçekten heyecanlandım”. Wang ile ev sahiplerini buluşturan platform ise Instagram olmuş: "Ev sahipleri beni Instagram aracılığıyla keşfetti ve 30 dakikalık kısa bir sohbetin ardından hızla tasarım teklifini hazırladım. Ev sahiplerinin yaşam tarzı, sevdikleri seyahat yerleri ve hatta tercih ettikleri oteller benim tercihlerime kusursuz bir şekilde uyuyordu”. Zanaatkârlık ve minimalist bir yaklaşımla saflığı, gücü ve sadeliği ön planda tutan evin tasarımında gereksiz süslemeler ve dikkat dağıtıcı unsurlardan kaçınılmış. Malzeme olarak yoğun bir şekilde beyaz meşe, siyah arduvaz ve beton panel kullanılmış. “Birbirini tamamlayan dokulu beton panellerle birleştirilen hafif ve sıcak renk paleti, beyaz meşe tarafından iletilen sıcaklık hissi evin her yerinde çok ilginç bir görsel geometri yaratıyor” diyor Sha Wang. Bu projedeki en önemli zorluklardan biri, birinci sınıf Japon misafirperverliği hissini konut ortamına aşılarken mükemmel dengeyi yakalamak olmuş. Sha Wang, "Aman otelindeki huzur ve dinginliğin özünü yakalamak istesek de, tüm işlevsel gereksinimleri ve bütçe kısıtlamalarını karşılamak da aynı derecede önemliydi” diyor. T his house project, 25 minutes away from Vancouver city center, was designed with inspiration from the Aman Tokyo hotel. Sha Wang from Space 9, who carried out the design, describes the project as follows: “The Aman Tokyo, which happens to be my favorite hotel, served as a major inspiration for this project. It was a truly enjoyable experience to bring a world-class hospitality feel into a single residential project. The client's taste and design brief were an exact match for my own design style and lifestyle and as I delved into the design process, I felt a genuine excitement knowing that the interior space we were creating would embody my own signature style”. The platform that brought Wang and the homeowners together was Instagram: “The homeowners discovered me through Instagram, and after a brief 30-minute conversation, we swiftly proceeded to sign the design proposal, solidifying our collaboration. Life is frequently marked by serendipitous occurrences, as if everything has been intricately orchestrated beforehand”. Unnecessary decorations and distracting elements were avoided in the design of the house, which prioritizes purity, strength and simplicity with a craftsmanship and minimalist approach. White oak, black slate and concrete panel were used extensively as materials. “The light and warm palette, combined with textured concrete panels that complement each other, create a sense of warmth (conveyed by the white oak) and a very interesting visual geometry throughout the home”, says Sha Wang. One of the most significant challenges in this project was striking the perfect balance while infusing a world-class Japanese hospitality feel into a residential environment. “Although we wanted to capture the essence of tranquility and serenity from the Aman hotel, it was equally important to meet all functional requirements and budget constraints because this space would serve as the owners’ full-time home,” says Sha Wang. “Additionally, we aimed to develop the design further to give the space its own unique character. Blending these elements required a careful and thoughtful approach, which truly reflected the homeowners' vision and lifestyle”.
- TASARIM-1
Ocak 2022 | Tasarım | Türkiye for english click here SAMA Aman’ın yat oteli Yazı | Oktay Tutuş A man Resorts son 20 yılda geldiği noktada insanı hem etkileyen hem merak uyandıran hem de kıskandıran konaklama deneyimi sunmakta eşsiz bir yerde duruyor. Projelerinde acele etmeyen Aman’ın yeni projelerini duyurduktan sonra müdavimlerinden sadece tek bir beklentisi var, o da sabır! Aman’ın en yeni projesi ise Project Sama. Bu projeyle Aman, suyun üzerinde bir konaklama deneyimi sunuyor. Yine Aman stilinde, ancak biraz farklı. Her biri özel balkona sahip ve tıpkı Aman otellerinde olduğu gibi neredeyse hiçbir misafirin birbirini görmediği bir düzende tasarlanacak yeni yat-otel, ilk yolculuğuna 2025’te çıkmayı planlıyor. SUUDİ YATIRIMI SÜPER YAT OTELDE NELER VAR? Suudi Arabistan’ın kamu yatırım fonu iştiraki Cruise Saudi ile ortak yapılan bu projenin tasarımı SINOT Yacht Architecture & Design isimli dünyanın en ünlü yat tasarımı firmasına ait. 50 özel süitin yanı sıra çok geniş bir Aman Spa, Japon Bahçesi, iki helikopter pisti, kış tarafında geniş bir Beach Club ve uluslararası mutfaklardan örnekler sunan restoranlar ve lounge’lar; modern hatlara sahip bu süper yatın sundukları arasında. Suya iniş tarihi yaklaştıkça daha fazla detayları duyurulacak bu proje, çeşitli otel gruplarının da daha önce kendilerine ait süper yatlarla konaklama deneyimi sunmasını hatırlatıyor. Mesela Ritz Carlton da bu yılın mayıs ayında kendi yatıyla okyanuslara açılacak. Küresel ısınma seyahatleri karalardan denizlere doğru kaydırıyor diyebilir miyiz? Mümkün! Aman's yacht hotel: Sama Words | Oktay Tutuş A t the point where it has come in the last 20 years, Aman Resorts stands in a unique place in offering an accommodation experience that both impresses, arouses and envy. Aman, who is not in a hurry with her projects, has only one expectation from her regulars after announcing her new projects, and that is patience! Aman's newest project is Project Sama. With this project, Aman offers an accommodation experience on the water. Again in Aman style, but slightly different. The new yacht-hotel, which will be designed in a way that almost no guests see each other, each with a private balcony and just like in Aman hotels, plans to set out on its maiden voyage in 2025. The design of this project, which was made in partnership with Cruise Saudi, the public investment fund subsidiary of Saudi Arabia, belongs to the world's most famous yacht design firm, SINOT Yacht Architecture & Design. In addition to 50 private suites, a very large Aman Spa, Japanese Garden, two helipads, a large Beach Club on the winter side and restaurants and lounges serving international cuisine; Among the offerings of this superyacht with modern lines. Çapa 4
- INSAN-2
Temmuz 2021 | Volume IV - Y A Z O SÖĞÜT AĞACININ ALTINDA ‘YEŞİLMİŞİK’ MUHABBETİ Yazı | Onur Baştürk Fotoğraflar | Elif Kahveci N e zaman şehirdeki binaları arkamda bırakıp Polonezköy yoluna girsem mutlu oluyorum. Özellikle ağaçların yola dek uzanan dalları arasından geçerken böyle oluyor. Anlık, çabasız bir mutluluk. En güzeli de bu değil midir? Bu nedenle o yoldan her seferinde daha yavaş geçmek istiyorum. Tadına tam varabilmek için... Cumhuriyet Köyü’ndeki Komşuköy’e geldiğimde de hep aynı hissiyatı yaşıyorum: Biraz daha mı kalsam, biraz daha mı şu yeşilliklere bakıp dalsam, biraz daha, biraz daha... Bu kez bunlara bir şey daha eklendi: Bu sohbet daha çok mu uzasa, sabaha kadar şu söğüt ağacının altında konuşsak mı? O zaman detay vereyim. O gün Komşuköy’deki o söğüt ağacının altında beş kişiydik. Moda tasarımcısı Aslı Filinta, Komşuköy’ün kurucu ortaklarından Özden Akyıldız, şef Maksut Aşkar, oyuncu Eylül Su Sapan ve ben. Ağacın altındaki sohbetimizde yiyip içtiğimiz şeylerden tutun da, doğanın bize ne hissettirdiğinden ve kendi hayatımızda doğaya saygı adına neler yaptığımıza kadar birçok ‘yeşil’ alt başlıkta konuştuk. Kimi zaman savrulduk, sohbetin akışına uyduk. Doğanın kendisi gibi işte, sohbeti sıkıcı bir moderatör gibi yönetmektense serbest bırakmayı tercih ettim. İşte o sohbetten seçtiğim anlar... “NEOLOKAL’İ TAMAMEN VEJETARYEN YAPACAKTIM” ONUR: Madem Komşuköy’deyiz. Güzel yiyip içiyoruz. Herkese önce nasıl beslendiğini sorayım... EYLÜL: Ben et yemiyorum. Vejetaryenim. Vegan olmayı da denedim. Ama sonra yapamadım. Vejetaryen olmam hem köpek sahiplenmemle hem de aldığım ürünlerin içeriğini okumamla başladı diyebilirim. Sanırım herkes aynı döngüyü yaşıyor. İçeriğe bakınca, biz neler yiyormuşuz gerçeğinin farkına varıyorsun. ASLI: Ben de bir buçuk yıldır et yemiyorum. Balığı da eşim Tolga’yla aramız bozulmasın diye yiyorum! MAKSUT: Geçen yıl çok radikal bir fikir gelmişti aklıma. Ortağıma dedim ki, “Seneye Neolokal’i tamamen vejetaryen olarak açmayı planlıyorum”. Söyledim ve tabii yuttum o lafı! Çünkü bunu yaparsak batma ihtimalimiz çok yüksekti. Neyse ki menü içerisinde çok vejetaryen seçeneğimiz var. Ama ben, “Neden Türkiye’nin ilk vejetaryen fine-dining restoranı olmasın?” diye düşünüyordum. ONUR: Sen et yiyorsun ama, değil mi Maksut? MAKSUT: Evet, ama şöyle düşün: Viyana’da bir tane vejetaryen restoran var, adı Tian. Şefi Paul Ivic vejetaryen değil. Bana göre Avrupa’daki en iyi vejetaryen restoranlarından biri. Aslında her şey güllük gülistanlık olsaydı; yani bombalamalar ve kapanıp açılmalar olmasaydı, eminim vejetaryen Neolokal projesinin arkasında dururdum. “CEKETİM ATIK PARÇALARDAN YAPILDI” ONUR: Sosyal ve iş hayatınızda tabiata saygı adına neler yapıyorsunuz? Nasıl çözümleriniz var? MAKSUT: Özellikle bu noktada insanlar kadar, etki alanlarını düşününce markalara, iş dünyasına da büyük görevler düşüyor. Mesela Anadolu Efes’in yeşil şişesinin arkasındaki QR kodu okuttuğunuzda bir tohum topu atılıyor. Elbette tabiatı koruyup geliştirmenin yanında insanların tabiatla bağlarını güçlendirecek, onlara tabiatın değerini hatırlatacak çalışmalar da çok önemli. Ben kendi markam Neolokal’i kurarken hayal ettiğim şey şuydu: Yeni nesil toprağa dokunmuyor, toprağı bilmiyor. Sanıyorlar ki domates süpermarkette yetişiyor. Onlara bunu öğretmeliyiz. ONUR: Eylül 28 yaşında, ona soralım. Gerçekten öyle mi Eylül? EYLÜL: Evet tabii, annemlerin nesline göre topraktan ayrı, asfaltta büyüyen bir gençliğiz. MAKSUT: İşte benim için de toprağı tanımayan birinin mutfakta yemek pişirebilmesi soru işaretiydi. Bu nedenle Kilyos Gümüşdere’de altı yıl önce bir bahçe kurduk. Her yıl neyi, nasıl ekeceğimize karar veriyoruz. Mutfak ekibi gidip hasat ediyor. Malzemenin değeri çok önemli. Benim için tabiata saygı bu anlama geliyor. ÖZDEN: Maksut’un bahsettiği konuyla bağlantılı bir şey söylemek istiyorum. Biz de Komşuköy olarak bu kaygılarla son beş yıldır USLA Akademi’nin müfredatındayız. Orada okuyan aşçı adayları her cuma buraya gelerek ekip biçip topluyorlar. Yaz sıcağında bir kilo fasulye toplamanın ne kadar zahmetli bir iş olduğunu görüyorlar. Bunu görünce de o fasulyeyi hemen çöpe atamaz bir hale geliyorlar. Sürdürülebilirlik dediğimiz şey bütünü kullanmak, israf etmemek aslında. EYLÜL: Aynen öyle. Ben de sevgilimi motive ettim bu dönemde! Beraber çöpleri ayırıyoruz. Aslında etrafımızdaki birçok insan, özellikle benim yaşımdakiler, yaptığımız küçük bir şeyin çok da işe yaramadığını düşünüyor. İlla çok büyük bir şey yapılması gerektiğine inanıyor. Oysa bu da önemli. ONUR: Peki sen neler yapıyorsun Aslı? ASLI: Üzerimdeki ceket atık parçalardan yapıldı. Bu yaptığımız şeyin adı ileri dönüşüm. Bu süreç anne olmamla beraber başladı. Çocuğuna bir tane kaşmir kazak alıyorsun. Sen onu alana kadar zaten çocuk büyüyor. Özellikle kadınların dolaplarındaki kıyafetlerin yüzde 60’ı kullanmadıkları ürünlerden oluşuyor. Annesinden kalmıştır ya da başka birinden. Veremiyordur ama giyemiyordur da... Bu yüzden web sitemizde bir ileri dönüşüm hizmeti başlattık. Hizmeti satın aldığın zaman ben o giyemediğin ürünü kapından aldırıyorum. “Nasıl olsaydı bu kıyafeti giyerdin?” diye soruyorum. Sonra onu ileri dönüştürerek, yani bizdeki atık kumaşları da kullanarak tekrar değerlendirip sana yolluyorum. Mesela geçen yıl martta New York’ta bir defile yaptım. O defilede annemin bütün çeyizlerini çıkarıp kullandım! Üzerimdeki gömleğin dantelleri de annemin zamanında eliyle yaptığı bir dantel örgüsü. ONUR: Moda denilen kavrama inanıyor musun Aslı? ASLI: Şöyle örnek vereyim: Beş buçuk yaşındaki oğlum online derse katılıyor. Öğretmeni oğluma soruyor, “Annen ne iş yapıyor?” diye. Oğlumdan şöyle bir yanıt geliyor: “Annem moda tasarımcısıydı ama modayı bıraktı”. Soranlara böyle diyorum artık, şahane değil mi? Tamamı için... Print YUZU MAGAZINE - IV Out of Stock View Details
- ART-113 | Yuzu Magazine
December 2024 | Art & Culture TR BELOW NEFELI PAPADIMOULI the SKIN CONNECTS US to the OUTSIDE WORLD words Onur Baştürk ohotos Nazlı Erdemirel Skinscapes, the first solo exhibition in Istanbul by Greek artist Nefeli Papadimouli, who lives in Paris, has opened at The Pill. Before exploring the exhibition, take a moment to hear what the artist has to say about her practice... When and how did focusing on architectural costumes become central to your art practice? How has this practice evolved over time, and how do you evaluate where you are today? The ongoing research project Relational Cartographies, which includes the architectural costumes, emerged in my practice with Être Forêts during the lockdown. It was first exhibited when galleries reopened after the long pause. At that time, I aimed to create a work that could act as a vector, a catalyst for building communities, where participants in performative actions would feel connected both literally and metaphorically. I began by developing a material protocol of connections to activate through performances. This consisted of a system of textile modular elements—pockets and containers that attached to the bodies of each participant. These costumes, or corporeal masks, took form as wearable sculptures. I wanted to design wearable structures that facilitated transitions: from oneself to another, akin to ritualistic masks, and between people through the connective protocol. My goal was to position participants in a vectorial state, placing them in an “in-between” space of identities or conditions. During rehearsals, I observed a transformative effect: the costumes seemed almost magical, allowing my collaborators to feel altered, to experience being “Other.” As I worked on this project, I realized it visually and methodologically translated a politics of connection, proposing that spatial configurations of distance could serve as foundational elements for social balance. This realization sparked my passion for exploring ecosystems that emerge when material bodies are seen as spatialized and spatializing entities in dialogue with their environments. This proto-architectural approach now defines my practice, enabling me to explore methods of organizing and visualizing interpersonal and intersubjective correlations. This research, and the six large-scale works it has produced so far, is deeply rooted in my architectural education. It examines the relationship between body and space and how their mutual interpretations shape our society. Today, amidst the undeniable ethical and ecological crises we face—a cataclysmic reality that makes the future feel like the past—I feel compelled to focus on the connections living bodies can create over time (linking us to both past and future) and the relationships between living beings and specific places, including our rights to land. THE SKIN, AS OUR LARGEST LIVING ORGAN The title of the exhibition at The Pill, Skinscape, is a combination of two words. Why did you choose to merge these two words? What is the philosophy behind this name? Skinscapes is the title of one of the series of works featured in the exhibition. We chose it as the title for the entire exhibition because it provides a conceptual framework encompassing the diverse works presented. The skin, as our largest living organ, simultaneously protects us from and connects us to the outside world—the Other. It allows us to breathe; it is a boundary yet also a passage. It functions as an adornment or surface, but fundamentally, it is our physical link to everything surrounding us. All the works in the exhibition address the idea of connection—between one and another—and aim to become vectors for creating relationships: studying transformations and initiating new relational landscapes. They explore transitions between the individual and the collective and vice versa. Will there be people wearing the costumes at the exhibition in Istanbul? Or will the costumes, as you describe them, be displayed “on strike,” hanging on the walls? The works from the Relational Cartographies series and the Objects to Connect series being shown in this exhibition share a dual existence. When displayed in the exhibition space “on strike,” they function as sculptures, taking on the status of artworks. Alternatively, they can also act as accessories or prosthetics for scripted collective performative actions. For this exhibition, we chose to present the works “on strike,” accompanied for the first time by archives and research materials developed during the realization of the performances. In this way, the works themselves become witnesses of past events, carrying traces of previous performances while also serving as invitations for their future actualizations. ARTIST, MOTHER AND MEDITERRANEAN Your work seems to take an anti-stance towards the fashion industry. How do you view the fashion industry? I understand that this question can arise when seeing my work. In their forms, my works, at least the wearable ones, could present connections to the fashion world. I feel though that the works are hybrid creations and they are informed or we could find their origins in different disciplines of the history of art, like painting, sculpture, theater, dance, fashion or architecture. Now, take a step back and look at yourself from the outside. Try to describe yourself in three words. Which words would you use and why? This is a difficult exercise. I think it is impossible to see oneself from the outside without the feelings, desires and fears that each one experiences. But I think the most evident words that would define me are artist, mother and Mediterranean. The first two, are the two roles that describe my everyday life, that I struggle to combine sometimes, that they give me immeasurable happiness and inevitable frustrations. The Mediterranean is probably because of my attachment to the sea, to the noise, to the sun which make my overall temper. What inspires you? I’m not sure “inspiration” is the right word to describe what drives me in the studio. Instead, I feel deeply connected to people, books, works, situations, and stories I encounter in my life. These encounters—whether physical or virtual—nourish my work. I see some of my creations as “homages” to others—artists, architects, activists, friends, and lovers. Discovering the work and writings of Brazilian artist Lygia Clark, for example, was a transformative experience for me that profoundly shaped my artistic approach. NEFELI PAPADIMOULI DERİ, BİZİ ‘ÖTEKİ’YE BAĞLIYOR Paris’te yaşayan Yunan sanatçı Nefeli Papadimouli’nin Skinscapes başlıklı İstanbul’daki ilk kişisel sergisi The Pill’de açıldı. Sergiyi gezmeden önce sanatçının pratiğine dair söylediklerine kulak verin… Mimari kostümlere odaklanmak sanat pratiğinizin merkezine ne zaman ve nasıl yerleşti? Bu pratik zaman içinde nasıl gelişti? Relational Cartographies, mimari kostümleri içeren ve süregelen araştırma, “Etre Forets” ile karantina sırasında pratiğimde yer almaya başladı. Uzun bir aradan sonra sergi mekanları yeniden açıldığında ilk kez sunuldu. O dönem toplulukların yaratılması için bir vektör, bir başlatıcı olma kapasitesine sahip, performatif eylemlere dahil olacak, insanların kendilerini gerçek ve metaforik olarak birbirlerine bağlı hissedeceği bir iş yaratmaya çalışıyordum. Performanslar aracılığıyla harekete geçirmek için maddi bir bağlantı protokolü oluşturarak işe başladım. Her katılımcının bedenine takılacak cepler; tekstil modüler elemanlardan oluşan bir sistemden oluşuyordu. Kostümler ya da bedensel maskeler, giyilebilir heykeller olarak ortaya çıkıyordu. Bir geçişe izin verecek giyilebilir formlar yaratmak istedim: Ritüelistik bir maske gibi kendinden diğerine ve bağlayıcı protokol aracılığıyla bir kişiden diğerine… Niyetim, katılımcıları vektörel bir duruma yerleştirecek, onları “iki kimlik ya da durum arasında bir boşlukta” konumlandıracak formlar yaratmaktı. Provalar sırasında, kostümlerin bir tür sihir olduğunu ve onları giyen iş birlikçilerimin kendilerini dönüşmüş ve “öteki” hissedeceklerini farkettim. Bu işi yaratma sürecinde projenin görsel ve metodolojik olarak belirli bir bağlantı politikasını tercüme ettiğini ve projenin mesafenin mekansal konfigürasyonlarının sosyal dengenin birincil unsuru olabileceğini önerdiğini anladım. Sürece tutkuyla bağlanmaya başladım. Maddi bedenleri mekansallaşmış, mekansallaştıran varlıklar ve çevreleriyle ilişkileri olarak incelerken ortaya çıkan olası ekosistemlerin çeşitliliği üzerine çalışmaya odaklanmak istediğimi fark ettim. Bu benim proto-mimari yaklaşımım haline geldi ve şu anda kişiler arası ve özneler arası korelasyonların farklı organizasyon yöntemlerini ve görselleştirme tekniklerini keşfetmek için uyguluyorum. Bu araştırmanın ve şimdiye kadar gerçekleştirdiğim altı büyük ölçekli çalışmanın, mimar olarak aldığım eğitimden kaynaklandığını ve beden ile mekan arasındaki ilişkiye ve birinin diğerine yaptığı karşılıklı yorumların toplumu nasıl yarattığına odaklandığını anlıyorum. Bugünlerde içinde yaşadığımız ve geleceğimizin çoktan geçmiş olduğunu hissettiren bu yadsınamaz etik ve ekolojik kriz, sanatsal projelerimi canlı bedenlerin zaman içinde yaratabileceği bağlantılara ve canlı varlıkların belli bir yere nasıl bağlı olduğuna yoğunlaşma dürtüsünü hissettiriyor. DERİ BİZİ “ÖTEKİ”YE BAĞLIYOR The Pill'deki serginin başlığı Skinscapes iki kelimenin bileşiminden oluşuyor. Neden bu iki kelime? Skinscapes, sergide yer alan eser serilerinden birinin başlığı. Bu kişisel serginin başlığı olarak kullanmaya karar verdik, çünkü sunulan farklı işleri kapsayacak kavramsal bir çerçeve olarak işlev görebileceğine inanıyoruz. Deri en büyük canlı organ. Bizi dış dünyadan koruyor ve aynı zamanda “öteki’ye bağlıyor. Nefes almanın bir yolu. Aynı zamanda bir geçit. Sergideki tüm işler birinden diğerine bağlantıları ele alıyor ve ilişkilerin yaratılması için vektörler olmaya istekliler: Dönüşümleri incelemek ve yeni ilişkisel manzaralar başlatmak, bireyselden kolektife ve tam tersine geçiş yapmak için… İstanbul'daki sergide kostümleri giyen insanlar olacak mı? Yoksa sizin “grevde” olarak tanımladığınız kostümler duvarda asılı olarak mı sergilenecek? Sergide sunduğumuz İlişkisel Kartografi ve Bağlanacak Nesneler serisinden işlerin ortak noktası iki farklı durumda varolabilmesi. Bir yandan sergi mekanında sunulduklarında grevdeyken, sanat eseri statüsünde heykel olarak da görülebilir. Öte yandan, eserler senaryolaştırılmış kolektif performatif eylemler için aksesuar ya da protez işlevi de görebilir. Bu sergi için eserlerin grevdeyken ve ilk kez, performansların gerçekleştirilmesi için geliştirilen arşiv ve araştırmalar eşliğinde sunulmasına karar verdik. Bu şekilde işler, kendileriyle birlikte geçmiş performansların tüm izlerini taşıyarak geçmiş olayların tanığı haline geliyor ya da gelecekteki tüm gerçekleşmeler için davetiye işlevi görüyor. Çalışmalarınız moda endüstrisine karşı bir duruş sergiliyor gibi görünüyor. Moda endüstrisini nasıl görüyorsunuz? Çalışmalarımı görünce bu sorunun ortaya çıkabileceğini anlıyorum. İşlerim, en azından giyilebilir olanlar, formları itibariyle moda dünyasıyla bağlantı sunabilir. Yine de eserlerin melez yaratımlar olduğunu ve resim, heykel, tiyatro, dans, moda veya mimari gibi sanat tarihinin farklı disiplinlerinden beslendiklerini hissediyorum. SANATÇI, ANNE VE AKDENİZLİ Kendinize dışarıdan bakmaya çalışın ve kendinizi üç kelimeyle tanımlamaya çalışın. Hangi kelimeleri kullanırdınız ve neden? Bu zor bir egzersiz! Herkesin deneyimlediği duygular, arzular ve korkular olmadan kendini dışardan görmenin imkansız olduğunu düşünüyorum. Ama sanırım beni tanımlayacak en belirgin kelimeler sanatçı, anne ve Akdenizli. İlk ikisi, günlük hayatımı tanımlayan, bazen birleştirmek için mücadele ettiğim, bana ölçülemez mutluluklar ve kaçınılmaz hayal kırıklıkları veren iki rol. Akdeniz muhtemelen denize, gürültüye ve güneşe olan bağlılığımdan kaynaklanıyor ve bu da benim genel karakterimi oluşturuyor. Size ilham veren nedir? Beni stüdyoda yaratmaya iten dürtüyü tanımlamak için kullanacağım kelimenin ilham olup olmadığından emin değilim! Hayatımda karşılaşma şansına sahip olduğum insanlara veya kitaplara, eserlere, durumlara, hikâyelere derinden bağlanıyorum ve çalışmalarımı besleyen şey bu fiziksel ya da sanal karşılaşmalar oluyor. Bazı işlerimi başkalarına (sanatçı, mimar, aktivist, sevgili) “saygı duruşu” olarak görüyorum. Brezilyalı sanatçı Lygia Clark'ın çalışmalarını ve yazılarını keşfetmenin benim için sanat pratiğine yaklaşımımı derinden etkileyen dönüştürücü bir deneyim olduğunu kesinlikle paylaşabilirim.
- TASARIM-1
January 2024 | Design & Interiors english below A new wine vineyard destination CAYMUS-SUISUN words Leon D. Aretyan photos Yoshihiro Makina C aymus -Suisun Winery, Pasifik Okyanusu’nun rüzgârlarıyla soğuyan Kuzey Kaliforniya’daki Suisun Vadisi’nde yer alıyor. Mimarisi Bohlin Cywinski Jackson'a, iç tasarım ve tüm kürasyonu Sarah Giesenhagem liderliğindeki The Bureau'ya (Thad Geldert işbirliğiyle) ait bu yeni şarap imalathanesinin en dikkat çekici yanı, tamamen camdan oluşan tadım odası. Yapının tamamen dışarıya açılmasını sağlayan geri çekilebilir duvarlara ve her yönden çalıştırılan vasistas pencerelere sahip olan tasarımı, özellikle gün batımında göz kamaştırıyor. Sarah Giesenhagem tasarımla ilgili şunları söylüyor: “Caymus -Suisun'daki tüm mobilyalar, sanat eserleri ve kıyafetlerin neredeyse tamamı 30'dan fazla yaratıcı iş birlikçi tarafından özel olarak hazırlandı. Düşünceli bir şekilde tasarlanan ve seçilen bu bileşenler, Caymus-Suisun'un çok kuşaklı şarapçılık ailesini ve onların öncü doğasını yansıtan bir niyet ve zanaatkârlık düzeyini yansıtıyor”. Sarah Giesenhagem’ın bahsettiği yaratıcı iş birlikçilerden biri de tasarımcı Jerome Pereira. Pereira, heykeli anım satan aydınlatmalarını ip, ahşap, cam ve diğer doğal unsurları kullanarak tamamen el işçiliğiyle yapmış. C aymus -Suisun Winery is located in the Suisun Valley in Northern California, cooled by the winds of the Pacific Ocean. The highlight of this new winery, with architecture by Bohlin Cywinski Jackson and interior design and curation by The Bureau led by Sarah Giesenhagem (in collaboration with Thad Geldert), is the glass pavilion tasting room. Its design, which has retractable walls that allow the building to be completely opened to the outside and transom windows that can be operated from all directions, is especially dazzling at sunset. Sarah Giesenhagem says the following about the design: “At Caymus -Suisun, the majority of the furnishings, fixture s, art, and attire were custom crafted by over 30 creative collaborators. These thoughtfully designed and curated components provide captivating and meaningful experiences for visitors, conveying a level of intention and artisanship reflective of Caymus-Suisun’s multi-generation winemaking family and their pioneering nature. A rich appreciation and curiosity for agrarian ventures like wine making, a love of hospitality design and the storytelling that can be built into the experience convinced me to work on this project”. One of the creative collaborators Sarah Giesenhagem mentioned is designer Jerome Pereira. Pereira created his sculpture-like lighting entirely by hand, using rope, wood, glass and other natural elements.
- ART
Aralık 2020 | Art | Türkiye Beş maske beş ayrı dünya Baksı Müzesi’nde, 20 sanatçı ve tasarımcının katıldığı “Maske / Çağrışımlar” sergisinden Yuzu’nun seçtiği 5 favori iş. Eser sahiplerinin anlatımıyla… (Sergi 15 mayısa kadar açık olacak) Enis Karavil “2020.313” Geçmiş ve geleceğin kontrastını yansıtan bu maske, Apple’ın “Voice Control” sistemiyle geliştirildi. Maskeyi takan kişi konuşurken, senkronize bir şekilde metni ekrandan okumak mümkün. Beyza Boynudelik “MERHABA YABANCI” Bugünün dünyasında “öteki”ni izleyen kentli birey, neredeyse tüm tanıklıklarını ekranın ardından, oluşturduğu avatarı ve idealize ettiği kimliğiyle, maskeli bir şekilde gerçekleştiriyor. “Gerçek” maskeler takmak zorunda kaldığımız 2020 yılında ise en çok ihtiyaç duyduğumuz şey ise aslında kendimizle, fauna ve florayla yeniden tanışmak, temas etmek… 2020 tarihli bu işim dahil son dönemde ürettiğim çoğu iş bu “temas” meselesi ve sosyolojik açıdan taktığımız sembolik maskeyi çıkarmak üzerine şekillendi. Aykut Erol “LOVE MASK” İki gerçek var hayatta. Aşk ve ölüm. Yaşanan aşkın hissettirdiği de tam böyle bir şey. Beyinlere hükmeden sadece ve sadece kalptir. Nefes alışlar, kokular, sesler ve sonunda ruhlar iç içe geçmiş, sanki iki vücutta tek bir kalbin atışı duyulur. İki kişidirler ama tek ruh vardır. Aşkın kokusu oksijen etkisi yaratır damarlarında. Simay Bülbül “FANUSTAKİ ÇOCUKLUK” Bahçede, sokakta, okulda oyun oynayacakları en değerli dönemi cam fanus olarak evlerin, duvarların arasında geçirip hayatlarının odak noktası oyuncak yerine maske olan çocuklar için tasarladım bu eseri. Bu nedenle cam pleksi üzerine siyah beyaz bir çocuk resmi baskısı üzerine logodan bir maske ürettim. Bunların hepsi cam bir fanus içinde sergileniyor. Kerem Ariş & Merve Parnas Ariş (Uniqka Design House) “ÖZ” Herkese aynı maske giydirilmiş. Gözler kapalı, görmek imkansız. Ağız kapalı, konuşmaya izin yok. Kulaklar örtülü, duymak mümkün değil. Beyin örülmüş, sıkıştırılmış; düşünmek yasak. Her distopyada olduğu gibi çeşitlilik değil, tek düzelik hakim. Sorgulama değil, itaat bekleniyor. İnsan düşünen değil, güdülen bir hayvana dönüşmek üzere. Ufacık boşluklardan hava almaya çalışıyor. Az da olsa hala görüyor, duyuyor, düşünüyor, hatırlıyor. Maske sadece geçici bir kabuk. Maskeleneni gizler ama var olanı değiştirmez. Maskenin gizlediği, bastırdığı öz; benliğini muhafaza eder. Bu öz bir noktada maskeden kurtulur. Ve distopya sona erer… Kısaca: Maskeyi kavramsal olarak, geçici bir örtü olma özelliğiyle ele aldık. İnsanların baskı altında yaşadığı bir distopyada bile maskenin insan benliğini yok etmeye yeterli olmayacağını, umudun daima var olması gerektiğini ifade etmek istedik.
- TASARIM-237 | Yuzu Magazine
March 2025 | DESIGN & INTERIORS REDEFINING MODERN LIVING on the EAST COAST words Karine Monie photos Brian Wetzel interior design Melissa & Miller Color served as the driving inspiration behind this home, nestled just outside Philadelphia on the East Coast of the United States. Guided by the homeowners’ impressive art collection, the design team at Melissa & Miller expertly blended vibrant and moody hues—minty sage, deep plum, emerald, and duck egg blue—to create interiors that are both striking and highly functional. The result is a dwelling brimming with energy, character, and fresh ideas—perfect for those who value thoughtful design. The project was commissioned by a married couple in their 60s, who sought to downsize from a larger home while retaining a sense of sophistication and a flair for entertaining. “We wanted the house to reflect the creativity in both husband and wife: polished, well-traveled yet not flashy,” explains Melissa Urdang Bodie, co-founder of Melissa & Miller. Long-time residents of the Philadelphia area, the couple desired a single-level home that was warm, welcoming, and conducive to hosting guests. Their open-minded, decisive nature allowed the design team to explore bold, unconventional choices. A COLORFUL APPROACH Abandoning traditional white kitchens, Melissa & Miller embraced a non-traditional approach that celebrated color as a central theme. Starting with a neutral base in the central living area, the design team built out a spectrum of vivid accents across the home: - Kitchen: The calm kitchen features a refreshing minty sage hue (Farrow & Ball Eddy) paired with a soft sage De Gournay wallpaper, creating an inviting and serene atmosphere. - Living Area: The central living room is painted in a warm white, offering a subtle backdrop that allows bolder colors in adjoining spaces to shine. - Private Spaces: In the den, moody midnight tones (Farrow & Ball Hague Blue) create a contemplative setting, while the home bar and cigar room are awash in rich plum tones (Farrow & Ball Brinjal). The two bedrooms present contrasting moods—one with duck egg blue accented by hints of blush, and the other in crisp, burnt orange with wheat details. SPECIAL DETAILS AND LOCAL ARTISTRY In collaboration with architect Neil Young, the design of the bar area features lateral mesh metal shelves, setting the stage for the “Cigar” artwork that became the focal point of the room’s color palette. The team also placed a strong emphasis on incorporating artisans, small makers, and female designers into the project. Local woodworkers such as East Otis crafted the L-shaped bookshelves that flank the stepped-down living room, while pieces from Nat Fry, Hoffman Hardware, and large globe pendants from Cuff in LA add bespoke touches throughout the home. Luxurious throw pillows from Aldridge & Supple (London) and a curated selection of high-end fabrics, wallpapers, and rugs from renowned suppliers complete the layered, textured interiors. DETAILS - ENTRY: Wall lights by Apparatus. - LIVING ROOM: L-shaped Varickk sofa by Maiden Home with Schumacher fabric. Elyse freeform coffee table by Eternity Modern. Sumo chair and Sumo ottoman by Holly Hunt. 1960s vintage Czech chairs from 1stdibs with Rogers and Goffigan fabric. Maker’s chair by Lawson Fenning. Amber small Soda tables from Comerford. Suspended lighting by Cuff Studio. Potosi area rug by Erik Lindstrom. - DINING ROOM: Lance dining chairs by Palecek with Brook Perdigon fabric. Stave dining table by Black Creek Mountain. Mollino large tiered chandelier by Visual Comfort. Stella sconces by Lostine.
- PEOPLE
June 2020 | People TR Below CANSU DERE On the road, I shed unnecessary burdens Words Onur Baştürk What I love about Cansu Dere, beyond her acting, is that she’s not one of those overly familiar celebrities. You can’t put her in a box. Her lifestyle is her own—free and authentic. And the best part? She doesn’t try to be this way; it’s simply who she is. She lives life as it comes. That’s why she finds it surprising when people are baffled by her taking a three-year break from acting to travel extensively. To me, she’s more than anything else, a traveler at heart. So naturally, we talked about life on the road, from every angle—because we had already veered off the beaten path... What does being on the road mean to you? Freedom and renewal! Especially in places I’ve never been before, I feel like I’m waking up to a completely different life every time. What have you learned on the road? Traveling has taught me to see life’s diversity and appreciate tolerance. Witnessing the lives of people I meet on my journeys made me let go of things that once hurt me. I’ve shed unnecessary burdens and gained fresh perspectives. The best part? I’ve added new joys and reasons to be happy to my life. Was your love of travel always there, or did it develop over time? I’ve always been curious. I’ve always wanted to explore different places, lifestyles, and cultures. The passion for it grew over time as I experienced more, evolving along the way. They say you get to know someone best while traveling. I think you even get to know yourself better on the road. Over the years, my preferences and tastes have shifted along with the places I’ve seen. As a child, the most exciting gift for me was a globe. My sibling and I would compete to find countries on it. Geography fascinated me, and later, world history joined the mix. From the age of 18—especially during my modeling years—I traveled extensively, meeting and working with people from various cultures. Even my perception of beauty evolved because of these experiences. Are you the type to keep count of how many countries or cities you’ve visited? Not at all. Setting a goal and working toward it doesn’t align with my approach to life. Counting countries or cities feels like turning travel into a checklist, a mission to accomplish. To me, travel is the opposite—it’s about breaking free from routines and obligations, finding liberation. I’ve never kept count. Instead, I’ve spent that time truly living in the moment and savoring the places I’ve been. What’s your travel style? Do you prefer comfort or something more bohemian? Nature or culture? I’ve never had rigid rules about the type of trip or destination. It depends on what I feel like exploring or experiencing at the time. Sometimes I want to immerse myself in a city and its culture; other times, I seek peace and quiet in nature. Regardless of the type of trip, I prioritize staying somewhere clean and comfortable. In recent years, I’ve enjoyed renting homes that reflect the spirit of the place, especially if there isn’t a specific hotel I’m attached to. Is there a place you’d never tire of visiting? And a place you’ve visited once and felt was enough? Without hesitation, the Caribbean. I love it for its climate, nature, and the variety of nearby destinations it offers. As for a place I’d only visit once—there isn’t one. Even the same location can feel entirely new depending on the season or the people you’re with, offering fresh experiences every time. Is there a city where you’ve thought, “I could live here”? New York. There was a time when you spent three years traveling. Most people wouldn’t have stayed away from their fame for that long, but you did the opposite. What did you love most about the Cansu of that time? Honestly, it’s not something I even think about. Like I said, I’ve never been someone who sets big goals or makes long-term plans. Fame has been a part of my life since I was very young. Because it’s not something I worked hard to achieve or carefully planned for, I think I’m not afraid of losing it. More importantly, I don’t let it shape my life. You seem to prefer traveling solo. Being alone doesn’t intimidate you, right? Yes, I have no problem with being alone. I don’t find it intimidating. Traveling isn’t something I can do with everyone in my life. Just because you care deeply for someone doesn’t mean you’ll travel well together. In that sense, I’m a bit lucky. I have people in my life with whom I enjoy traveling, creating memories, and who make me feel as free as if I were on my own, even when we’re together. CANSU DERE Yoldayken tüm yükleri bıraktım Bildik ünlülerden değil. Çünkü onu kategorize edemiyorsun. Yaşam tarzı kendi istediği gibi: Özgür ve özgün. Dahası, bunun için çabalamıyor. Doğalı bu. Bu yüzden setlere üç yıl ara verip yollara düşmesine, bol bol seyahat etmesine şaşırılmasına şaşırıyor. Cansu Dere’den bahsediyorum. O benim için her şeyden öte bir ‘seyahat insanı’. Yola çıkmak, yolda olmak… Sana neler hissettiriyor? Özgürlük ve yenilenme! Özellikle ilk kez gittiğim yerlerde her seferinde farklı bir hayata uyanıyormuşum gibi hissediyorum. Yolda neler öğrendin? Nelerden vazgeçtin? Yolculuklarda tanıştığım insanların hayatlarına şahitlik ettikçe hoşgörü ve hayatın çeşitliliğini daha çok farkettim. Beni üzmüş şeylerden vazgeçip hayatımdan gereksiz yükleri çıkarttım. Farklı bakış açıları ekledim. Seyahat tutkun hep var mıydı yoksa yıllar içinde gelişti mi? Merak en baştan beri vardı. Farklı yerleri, hayatları hep merak etmişimdir. Tutku kısmı sonradan gelişti. Deneyimledikçe arttı, evrildi. “İnsan yakınını en iyi seyahatte tanır” derler. Bana göre insan kendisini bile seyahatte tanıyor. Yıllar içinde gezip gördüğüm yerlerle birlikte hoşlandığım, beğendiğim ya da beğenmediğim şeyler de değişti. Seyahatte rakamcılardan mısın? Şu kadar ülke bu kadar şehir gezdim diyenlerden? Bir hedef belirlemek, hedefe ulaşmak için bir şeyler yapmak hayat görüşüme uygun bir durum değil. Şu kadar yer göreceğim ya da şu kadar ülke gezeceğim diye düşünmek, bunu sadece bir hedef olarak görmek, bir amaç için gerçekleştirmek demek. Bana göre seyahat etmek tam aksine hayatın düzenli akışının dışına çıkmak, zorunluluklardan, görevlerden uzaklaşmak, kısaca özgürleşmek demek. Bu yüzden hiç ülke/şehir saymadım. Seyahat anlayışın nasıl? Konforlu mu yoksa daha mı bohem mi takılmayı tercih ediyorsun? Doğa mı seviyorsun kültür mü? Seyahatin rotası, şekli ya da konsepti konusunda kesin yargılarım hiç olmadı. O an kendimi bulmak istediğim yer ya da görmek istediğim şey ne ise ona göre plan yapıyorum. Bazen değişik bir şehir görmek ve kültürü tanımak istiyorum, bazen de sadece sakinlik, dinginlik arıyorum. Tekrar tekrar gitmekten sıkılmayacağın yer neresi? Şimdi düşünmeden nereye giderim dediğim zaman ilk aklıma gelen Karayipler. Hem iklimi, doğası hem de birbirine yakın birçok farklı seçeneği barındırdığı için Karayipler’i çok seviyorum. “Burada yaşarmışım ben” dediğin bir şehir var mı? New York. Üç yıl boyunca gezdiğin bir dönem var. Başkası olsa bu kadar uzak kalmazdı şöhretinden. Sen aksini yaptın. O dönemki Cansu’da en çok neyi sevdin? Bu hiç aklıma gelmeyen bir şeydir. Dedim ya; hedefler, büyük ve uzun vadeli planlar yapan biri hiç olmadım. Şöhret dediğimiz durum çok genç yaşımdan beri hayatımda olan bir şey. Kazanmak için çaba harcadığım ya da planlar yaparak elde ettiğim bir şey olmadığı için sanırım kaybetmekten de korkmuyorum. Aslında hayatımı şekillendirmesine müsaade etmiyorum. Tek başına yolculuk seni ürkütmüyor değil mi? Tek başıma olmakla ilgili problemim yok. Yolculuk, hayatımdaki herkesle yapabileceğim bir şey değil. Birine çok kıymet veriyor olmak birlikte iyi bir yolculuk yapabileceğiniz anlamına gelmiyor. Bu konuda biraz şanslıyım. Birlikte seyahat etmekten, anılar biriktirmekten keyif aldığım, bir aradayken tek başınaymışcasına özgür hissettiğim insanlar var.
- ART
May 2023 | Art & Culture | Online Exhibition YUZU x SOLRADO Exhibition N eni Brasserie Sanatçılar / Artists Süleyman Akgüneş - Tahsin Aydoğmuş Etkin Celep - Öykü Dikmen Emre Köktaş - Yener Torun Süleyman Akgüneş Tahsin Aydoğmuş Tahsin Aydoğmuş Etkin Celep Etkin Celep Öykü Dikmen Emre Köktaş Yener Torun solrado.com
- PEOPLE
August 23, 2022 | PEOPLE | VOL V TR BELOW BE ORIGINAL by PANERAI vol-I HAKAN YILDIZ Words & Photos Onur Baştürk He’s up at 6 a.m. in his home at Beykoz Konakları, Istanbul, heading straight to Riva Surf House —a micro-version of Sydney’s Bondi Beach— to ride the waves. After an hour of battling the Black Sea’s swells, he’s off to the Levent office of his company, Haker Group, where he represents global fragrance houses like Creed, Juliette Has A Gun, Memo, Frederic Malle, Amouage, and Diptyque. Between meetings, he’s also busy planning the next adventure, the next hobby, the next thing to check off. Because for him, new experiences are non-negotiable. He even built a platform for like-minded spirits: www.bucketlist.com.tr We’re talking about Hakan Yıldız, the entrepreneur who turns hobbies into business ventures. We caught up with him in Riva, where the Black Sea roared in the background, to talk about surf, lifestyle, and the experiences that shaped him. SURF: NATURE’S FREE RIDE You’ve always been into action sports. Last time it was kite, now it’s surfing. How did the switch happen? I’ve always liked sports that keep me in touch with nature. But I wouldn’t call what I do “extreme.” Snowboarding, kitesurfing, surfing —it’s all about the level of risk you’re willing to take. Surfing a one-meter wave isn’t extreme; a six-meter one definitely is. Same with skiing —you can ski on any mountain, but if you’re heli-dropped onto a ridge and parachute off a cliff, that’s extreme in my book. What I do shifts with the season. In summer, I’m kitesurfing in Akyaka, Urla, or Gökçeada. But in Istanbul, I can surf waves year-round. So it’s less about switching from kite to surf and more about letting the geography and season dictate which sport makes sense. What pulled you into surfing? The combination of being in the water for hours and having a spectacular view to yourself. Even though it’s technically a solo sport, you end up connecting with other surfers out there —people you’ve never met, but who share tips and encourage you as you wait together for the next wave. Is surfing hard to learn? How long does it take? I have a theory: with eight hours of uninterrupted training, you can add almost any new hobby to your life —whether it’s riding a motorbike or learning to kitesurf. That’s how it worked for me with most sports. But not with wave surfing. Surf is different. The ratio of effort to reward is much higher. The basics take maybe an hour or two to learn. But the real story is applying those basics in the water. That part never ends. The learning curve is infinite. SWIMMING WITH ORCAS You also swam with killer whales in Norway. What was that like? One night over dinner, a friend mentioned swimming with orcas was on his bucket list. I told him exactly where to go for it. A year later, in November 2019, we were on our way to Norway for a week-long adventure with orcas and humpbacks. Just the idea of seeing these magnificent animals in their own element had us buzzing. We stayed in tiny cabins aboard the Kinfish, a 1958 fishing boat turned expedition vessel. Norwegian November means daylight from 8 a.m. to 3:30 p.m., air temps around 9°C, and water around 8°C. Basically, freezing. Guided by Patrick Dykstra —the guy behind some of the best whale documentaries out there— we’d suit up in drysuits every morning at 7, hop into the dinghies, and set out to track the whales. Fishermen radioed in sightings, and we’d head there. When we found them, we’d slip into the water quietly, just ahead of their path, cameras in hand. More than once, pods of orcas glided right beneath us, just meters away. Did they ever threaten us? Never. These eight-meter, five-ton giants know exactly where you are. In fact, many times they turned and swam away after noticing us. So they’re not dangerous? It sounds terrifying, but orcas are actually part of the dolphin family. They almost never attack humans. Same with humpbacks. Unless a creature feels threatened, it won’t attack anything outside its food chain. Unfortunately, humans are the exception to that rule. EXPERIENCES STAY. OBJECTS DON’T! And now you’ve created Bucketlist, to help others live experiences like these. How did that idea come about? Watch people in a happy setting. What are they doing? Telling stories about a trip, an adventure, a memory. Because experiences stay with you. They’re not like objects. That phone you desperately wanted —its excitement fades within an hour of buying it. But that memory of swimming with orcas? You’ll tell that story forever. That’s why I launched Bucketlist: to make people rethink what they collect in life —experiences, not things. TIME SLOWS DOWN IN NATURE During the surf shoot, you were wearing a Panerai Submersible —water-resistant unless you dive straight down. How was it surfing with a watch? I have two criteria when surfing. One: I need to know the time. Otherwise, I can easily lose three hours in the water. Two: since I’m doing active sports, I need a lightweight watch. On both counts, the Submersible worked perfectly. Honestly, I was impressed. Sabah 06’da Beykoz Konakları’ndaki evinden kalkıp Sidney’deki Bondi Beach’in mikro bir versiyonu olan Riva Surf House’da sörf yapmaya gidiyor. Bir saat kadar dalgalarla boğuştuktan sonra soluğu şirketi Haker Group’un Levent’teki ofisinde alıyor. Creed, Juliette Has A Gun, Memo, Frederic Malle, Amouage ve Diptyque gibi birçok global parfüm markasının Türkiye temsilciliğini yaptığı ofisinde bir yandan işleriyle ilgileniyor bir yandan da hayalini kurduğu yeni deneyimler, hobiler için planlama yapıyor. Çünkü onun hayat tarzının olmazsa olmazlarından biri yeni deneyimler yaşamak! Kendisi gibi düşünenler için de bir web sitesi açtı: www.bucketlist.com.tr Hobilerini işe dönüştüren başarılı iş insanı Hakan Yıldız’dan bahsediyorum. Hakan’la sörf yaptığı Riva’da buluştuk ve Karadeniz’in hırçın dalgaları eşliğinde hayat tarzını, şimdiye kadar gerçekleştirdiği deneyimleri konuştuk. SÖRF, TABİATIN BİZE VERDİĞİ BEDAVA SÜRÜŞ KEYFİ Ekstrem sporlara meraklısın. En son kite yapıyordun, şimdi dalga sörfü. Sörfe geçişin nasıl oldu? Doğada yapılan sporları seviyorum. Ama yaptığım sporlara ekstrem demek doğru gelmiyor. Snowboard, kitesurf veya dalga sörfü yapabilirsiniz, ama bunu ekstreme taşımak aldığınız riskle doğru orantılı. Mesela 1 ya da 2 metrelik bir dalgada sörf yapmanın riski çok yoktur, ama 6 metrelik bir dalgada yapıyorsanız risk yüksektir. Yani yaptığınız gerçek anlamda ekstrem spor olur. Aynı şekilde dağda kayak ve snowboard yapabilirsiniz, ama ulaşımı sadece helikopterle olan bir dağdan kayak ya da snowboard yapıp uçurumun kıyısından paraşüt açıyorsanız o zaman benim gözümde ciddi bir ekstrem sporcusunuz! Yapmaktan keyif aldığım her spor ise mevsimine göre değişiyor. Yazın kitesurf yapıyorum. Akyaka, Urla ve Gökçeada’da. Ama İstanbul’da dört mevsim dalga sörfü yapabiliyorum. O yüzden kitesurf’den dalga sörfüne geçişten ziyade, bulunduğum coğrafya ve mevsim hangi spora elverişliyse onu yapmayı tercih ediyorum. Sörfü ilk nerede yapmaya başladın? Önce Kocaeli’nin Babalı köyündeki Danube Surf House’da ders aldım. Bir kış ayında ise Sri Lanka’da sörf kampına gittim. Daha sonra İstanbul Riva ve Şile’de dalga sörfü yapılacak sahiller keşfettim. Karadeniz bu spor için bir cennetmiş! Riva Surf House’da Samet Mutlugün sörfümü geliştirmem için ciddi destek oldu. Evime yakın mesafede olduğundan dolayı fırsat buldukça, dalga durumuna göre, sabah 6 gibi Riva’ya gidip erkenden suda olmayı tercih ediyorum. Sonrası duş ve ofis! Seni sörfe çeken ne oldu? Öncelikle saatlerce suda zaman harcayıp aynı zamanda çok güzel bir manzaranın tadını çıkarıyorum. Bireysel bir spor olsa da; suda dalgaları izleyip bir sonraki alacağınız dalgayı heyecanla beklerken, gelişiminize yardımcı olan birçok tanımadığınız sörfçüyle bağ kuruyorsunuz. Sörf öğrenmek kolay mı zor mu? Bir teorim var. Eğer yeni bir hobiye başlamak istiyorsanız, aralıksız sekiz saatlik eğitimden sonra hayatınıza motor kullanmaktan kitesurf’e kadar birçok spor veya hobiyi temel seviyede ekleyebilirsiniz. En azından benim için bu şekilde oldu. Ama aynı şeyi dalga sörfü için söyleyemiyorum! Aldığınız keyfe karşı harcamanız gereken emek bir o kadar fazla. Dalga sörfü eğitimi son derece basit aslında. Temel bilgileri öğrenmeniz maksimum 1 ya da 2 saat. Ama asıl hikaye öğrendiğiniz temel bilgiyi suda uygulamak! Bu nedenle eğitim hiç bitmiyor. KATİL BALİNALAR BİZDEN KORKUP YÖN DEĞİŞTİRİYORDU Norveç’te katil balinalarla yüzme deneyimi de yaşadın. O deneyimi anlatır mısın? Bir gün arkadaşlarımla yemekteydim. Deneyimlerden ve herkesin ‘bucketlist’inde neler olduğundan bahsediyorduk. Arkadaşım, katil balinalarla yüzmek gibi bir hayali olduğunu söyledi. Ben de bu deneyim için en doğru adresin neresi olduğunu söyledim. Yaklaşık bir yıl önceden rezervasyonunu yaptığımız katil balinalar ve kambur balinalarla yüzme deneyimi için kasım 2019’da Norveç’e doğru yola çıktık. Bu muhteşem canlıları kendi tabiatlarında görme fikri bizi çok heyecanlandırmıştı. Bir araştırma teknesinden yolcu ağırlayabilen bir tekneye çevrilen 1958 yapımı Kinfish teknesinin ufak kamarasında 3 kişi, tam 1 hafta deniz üzerinde konakladık. Norveç’te kasım ayında hava sabah 8 gibi aydınlanıp 15.30 gibi kararır. Hava genellikle gündüz 9 derece civarında olup suyun sıcaklığı da 8 derece gibidir. Kısacası buz gibi! Büyük deniz canlılarıyla ilgili belgeseli olan Patrick Dykstra rehberliğinde her sabah saat 7’de DrySuit adı verilen soğuk suya dayanıklı giysilerimizi giyiyor, botlara atlayıp katil balinaların yüzme rotasını bulmak için yola çıkıyorduk. Koca okyanusta bu canlıları bulmak için teknemiz diğer balıkçı tekneleriyle iletişime geçip hangi bölgelerde görüldükleri hakkında bilgi ediniyordu. Yüzme rotalarını bulduğumuzda, onları rahatsız etmeyecek şekilde yüzdükleri yönün biraz önünde durup elimizde sualtı kameralarıyla sessiz bir şekilde suya giriyorduk. Çoğu kez katil balina dediğimiz Orca sürülerinin suda hemen altımızdan ve yakınımızdan geçmesine tanık olduk. Bize bir şey yaptılar mı? Tabii ki hayır! Yaklaşık 8 metre uzunluğunda ve 5 ton ağırlındaki bu canlılar sizin suda tam olarak nerede olduğunuzun çok farkındalar. Bizim onlardan korkmamızın yanı sıra onlar da bizden korkuyordu. Yani tehlike değiller mi? Katil balinalar bir yunus türü. Bu balinaların insana saldırganlığı hemen hemen hiç yok. Aynı şeyi kambur balinalar için de söyleyebiliriz. Zaten hiçbir canlı bir tehdit altında değilse kendi besin zinciri dışındaki bir canlıya zarar vermek istemez. Maalesef bunu sadece insanlar yapıyor. DENEYİMLER BİZİMLE KALIR, EŞYALAR GİBİ DEĞİLDİR Sonunda tüm bu ekstrem deneyimleri herkese yaşatabileceğin bir de web sitesi kurdun: Bucketlist. Nereden aklına geldi bu proje? Dostlarınızla keyifli bir ortamda bulunduğunuzda inceleyin. İnsanlar birbirlerine yaşadıkları anıları anlatırken mutlu olur, gittikleri bir yerden bahsederken veya birlikte yaşadıkları bir deneyimi konuşurken… Çünkü yaşadığımız deneyimler hep bizimle kalır, eşyalar gibi değildir. Çok sevdiğiniz bir telefonun heyecanını alana kadar ya da aldıktan sonra 1 saat yaşarsınız. Daha sonra ilk heyecanınız kaybolur. Yaşadığınız bir deneyimi ise ömür boyu hatırlarsınız ve her bulunduğunuz ortamda anlatırsınız. Çünkü o size kalıcı bir mutluluk vermiştir. Bu fikirden yola çıktım: Neden yaşadığımız deneyimleri ve anıları biriktirmeye başlamıyoruz? Özellikle bunu sevdiklerimizle birlikte paylaşarak yapmıyoruz? AKTİF SPOR YAPTIĞIM İÇİN HAFİF SAAT TERCİHİM Sörf çekimi sırasında kullandığın Panerai’nin Submersible model saatleri balıklama dalmadığın sürece suya dayanıklı. Nasıl bir duyguydu sörf sırasında saat kullanmak? Sörf yaparken iki kriterim var. İlki şu: Saati bilmek isterim. Çünkü gün içinde yapmam gereken birçok şey var. Eğer kolumda saat olmazsa çok rahat üç saatimi suda geçirebilirim. İkinci kriter, aktif spor yaptığım için hafif saat kullanmak benim için önemli. Her iki açıdan da beni son derece memnun etti açıkçası. for more Print YUZU MAGAZINE - V Out of Stock Add to Cart


