top of page

912 results found with an empty search

  • Seyahat

    July 2023 | Travel english below Muhteşem Salmon Eye ve Iris yazı Alp Tekin fotoğraf Sebastian L Torjusen / Tobias Lamberg Torjusen S almon Eye, Norveç'in Hardangerfjord bölgesinde, Rosendal'ın hemen dışında yer alan bir deniz ürünleri bilgi merkezi deneyim merkezi. Eşsiz mimarisi, tasarımı ve iç mekanı Kvorning Design tarafından yaratılan Salmon Eye, sürdürülebilir deniz ürünleri ile gezegeni nasıl daha iyi besleyebileceğimiz konusunda dünyaya ilham verme ve bilgi verme vizyonuyla ortaya çıkmış bir mekan. Amaçlarını şöyle açıklıyorlar: “Salmon Eye, Norveç'teki su ürünleri yetiştiriciliği endüstrisinin karbon ayak izine odaklanan rehberli bir öğrenme deneyimi sunuyor”. Proje, Norveç Eide Fjordbruk'un CEO'su ve üçüncü nesil somon girişimcisi Sondre Eide tarafından tasarlanıp finanse edilmiş. Salmon Eye, eliptik tasarımı ve somon balığının parlak, gümüşü andıran derisini taklit eden dış yüzeyiyle dikkat çekiyor. Öyle ki Salmon Eye, Google Earth'ün uydu görüntülerinden bile görülebiliyor. Norveç’in ikonik bir deniz markası olmaya aday Salmon Eye’da yeni açılan bir esrıran da var: Iris. Restoran, yeni okyanus malzemeleri keşfetme tutkusu ve sürdürülebilirliğe olan bağlılığıyla tanınan Danimarkalı şef Anika Madsen tarafından yönetiliyor. Iris’in menüsü sürdürülebilirliğe ve küresel gıda sisteminin karşı karşıya olduğu zorluklara odaklanarak denizden gelen malzemelere odaklanacak. Gorgeous Salmon Eye and Iris words Alp Tekin photos Sebastian L Torjusen / Tobias Lamberg Torjusen S almon Eye is a seafood knowledge center experience center located just outside Rosendal in Norway's Hardangerfjord region. With its unique architecture, design and interior created by Kvorning Design, Salmon Eye is a venue that emerged with the vision of inspiring and informing the world about how we can better feed the planet with sustainable seafood. They explain their purpose: “Salmon Eye offers a guided learning experience focused on the footprint of the aquaculture industry in Norway”. The project was conceived and financed by Sondre Eide, CEO of Norwegian Eide Fjordbruk and a third generation salmon entrepreneur. Salmon Eye stands out with its elliptical design and exterior that mimics the shiny, silvery skin of a salmon. So much so that the Salmon Eye can even be seen from satellite images of Google Earth. Salmon Eye, which is a candidate to become an iconic seafood brand in Norway, also has a newly opened mystery: Iris. The restaurant is run by Danish chef Anika Madsen, known for her passion for discovering new ocean ingredients and her commitment to sustainability. Iris' menu will focus on ingredients from the sea, with a focus on sustainability and the challenges facing the global food system.

  • Seyahat

    Temmuz 2021 | Volume IV - Y A Z PORTO FIRA Hikâyesi olan saf bir huzur Yazı | Sinem Işık Fotoğraflar | Giorgos Sfakianakis S antorini’deki Kaldera’nın sarp kayalıklarında yer alıyor Porto Fira Suites. Çok eskiden, hemen yakınında bulunan Saint John Theologos kilisesi için hizmet veren bir ev olan Porto Fira, uzun süredir 13 süiti olan bir otel olarak hizmet veriyor. Bir önceki sayfada Parilio işini gördüğünüz Interior Design Laboratorium tarafından yakın zamanda renove edilen Porto Fira’da, Yunan Adaları’nda sıkça karşılaşılan manastır mimarisi kurallarına uyulmuş. Tabii günümüzün bakış açısıyla... Manastır pasajlarına ve formlarına atıfta bulunan kemerler tasarım projesinin hali hazırda en baskın unsuru. IDL yöneticisi Stamos Hondrodimos, amaçlarının özel bir yaşlandırma sürecinden geçmiş ahşap ve metal gibi ağır malzemelerle saf sadeliği birleştirmek olduğunu söylüyor. Devamı için... Print YUZU MAGAZINE - IV Out of Stock View Details

  • Seyahat

    Şubat 2021 | Seyahat | Portekiz Çiçek dürbününden bir şehir: Lizbon Yazı | Sezgi Olgaç “Benim için hiçbir çiçek buketinin, Lizbon’un güneşi altında parlayan renk demeti kadar değeri yoktur.” Fernando Pessoa’ya “Huzursuzluğun Kitabı”nda bu yaşam dolu cümleler yazdıran şehir, kendisinin de doğum yeri olan, ışıltılı, rengârenk, melankolik ve zarif Lizbon’dan başkası değil. Lizbon’u kendine has bir şehir yapan nedir? Bu soruya birçok yanıt verilebilir. Hâlâ kullanımda olan nostaljik tramvayları, Atlantik okyanusuna kıyısı olması, şehri bölerek okyanusa dökülen Tejo Nehri, kırık dökük, rengârenk evlerle dolu sokakları... Bana göre Lizbon’u başka şehirlerden ayıran en çarpıcı özelliği; kendine has ışığı. Lizbon’a vardığınızda, ister havaalanında ister bir tren istasyonunda olun, şehir merkezine doğru hareket etmeye başladığınızda sizi ilk önce bu tarifsiz ışık karşılar. Sabah çok erken saatlerde güneşin doğmasıyla seramik kaldırımlara dökülmeye başlayan bu ışık, uzun saatler boyunca, aynı benzersiz görkemiyle tüm şehri sarıp sarmalar. Fotoğrafa, görüntülere, ışığa ve gölgeye meraklı, bütün bunların peşinden gitmeyi seven biri olarak Lizbon’a ilk önce bu ışıltısıyla aşık olduğumu söyleyebilirim. Bu zarif şehir, eşsiz ışığını güneşli iklimi kadar biraz da sokaklarını ve binalarını süsleyen seramiklere borçlu. Lizbon görebileceğiniz en zarif kaldırımların, meydanların, caddelerin şehri. Hayranlık uyandıran desenlerle süslü taş kaldırımların ve caddelerin geometrisi, adeta şehrin ışığını en iyi şekilde yansıtmak üzere tasarlanmış. Bu yüzden Lizbon’da yürürken biraz da gözü şehrin ayakların altına serdiği yazılara, çiçek desenlerine, geometrik şekillere, mermer ve kireç taşından mozaiklere vermek gerek. Bu desenlerin bir araya gelişi, Lizbon’u adeta ışığın yansımasıyla motifleri durmaksızın değişen, her sokakta zihninizde yeni imgelere yer açan, çiçek dürbününden bir şehre dönüştürüyor. LİZBON’A HAS AZULEJO SERAMİKLERİ Lizbon’un hem sokaklarını hem de binaların dış cephelerini kaplayan bu seramik süslemeler, şehre 16. yüzyıldan, Arap etkisinde olduğu dönemlerden yadigâr. “Azulejo” adı verilen, Portekiz’e has bu seramikler, şehrin girift tarihini bugüne dek taşıyan, rengarenk bir harita gibi. İster Alfama, ister Graça, ister São Bento semtinde olun, yolunuza çıkan tüm binalarda sizi Azulejo’ların karşıladığını göreceksiniz. GERÇEK BİR FADO DENEYİMİ İÇİN TASCA BELA’YA Lizbon beş duyu arasından sadece görme duyunuza hitap eden bir şehir değil. Biraz dikkat kesilince şehrin ve hatta Portekiz’in resmi soundtrack’i sayılan “Fado” müziğine ait melodilerin, şehrin her köşe başından süzüldüğünü duyabilirsiniz. Tıpkı Portekizceden başka bir dilde olmayan “saudade” kelimesi gibi, bu benzeri olmayan müzik de içinde hem mutluluk hem de melankoliden izler taşır. Portekizcedeki kelime anlamı “kader” olan Fado müziğinin bestelerini seslendiren “fadist”ler, acı, keder, hüzün yüklü hikâyeleri abartıya kaçmayan bir dokunaklılıkla yorumlar. Turistik mekanlardan kaçınarak, gerçek bir fado gecesine tanık olmak, Lizbon’da mutlaka yapılması gerekenlerden biri. Gerçek bir fado deneyimi için Tasca Bela ya da Tasca do Chico’yu ziyaret edebilirsiniz. BACALHAU’YU MUTLAKA DENEYİN Avrupa’nın en batısında ve Atlantik Okyanusu’nun kıyısında yer alan Lizbon, deniz ürünleri açısından çok zengin. Ülke mutfağındaki yeri tartışmasız olan, farklı şekillerde pişirilen ve servis edilen “Bacalhau” yani morina balığı, mutlaka denenmesi gereken tatlardan biri. Portekiz mutfağının dillere destan bir yıldızı daha var; başka ülkelerde benzerine rastlayamayacağınız ünlü tatlısı Pastel de Nata. Denemek isteyenler için en iyi adres Manteigaria. KÂŞİFLERİN SEFERE ÇIKTIĞI YER: BELEM Tejo nehrinin kıyısındaki Belem, Portekiz tarihine yön vermiş meşhur Portekizli kâşiflerin seferlerine çıktıkları yer. 15. Ve 16. yüzyılda bilinmeyen yönlere doğru yolculuğa çıkan bu kaşifler, bugün Belem’deki Padrão dos Descobrimentos/Keşifler Anıtı’nda ölümsüzleşmiş. Anıtın en üst katına çıkarak Lizbon ve Tejo Nehri’ni yukarıdan görme fırsatı kaçırılmamalı… ŞEHRİN EN CANLI BÖLGESİ: ALFAMA 1700’lü yıllarda şehri yerle bir eden depremden hiç etkilenmemiş, otantik sokaklarını hâlâ koruyan fotojenik Alfama ise şehrin en canlı bölgesi. 28 numaralı tramvayın metalik gıcırtıları, kiliselerin çan sesleri ve Fado ezgileri eşliğinde Alfama’nın sürprizli sokaklarında kaybolmak, bir çiçek dürbününde gezinmek gibi. EN İYİ MURAL ÖRNEKLERİ SAO BENTO’DA Lizbon’un klasik yüzünün ötesinde, daha modern bölgelerini görmek için rotayı Chiado, Baixa ya da Principe Real bölgelerine çevirmek gerek. Bohem cafe’leri, yaratıcı atölyeleri, sokak aralarındaki mural ve graffiti örnekleriyle São Bento ise Lizbon’un en sevdiğim bölgelerinden biri. SİNTRA’YA GİTMEDEN OLMAZ Lizbon’a yaklaşık 40-45 dakikalık bir tren yolculuğu mesafesindeki Sintra, ortaçağdan kalma bir masal diyarına adım atmak isteyenler için büyülü bir durak. Sintra’da yer alan Pena Palace, Monserrate Palace, Quinta da Regaleira gibi peri masallarını andıran şatolar ve saraylar, Portekiz kral ve kraliçelerinin görkemli yaşamlarını günümüze taşımış. Sintra’yı en popüler dönemler olan Temmuz-Ağustos aylarından kaçınarak ziyaret etmekte fayda var. Gitmişken Piriquita pastanesinde Sintra’ya özgü hamurlu tatlı Travesseiros’un tadına da bakmadan dönmemeli. BİR BAŞKA DURAK: OBİDOS Lizbon’a sadece bir saat mesafedeki Obidos ise çoğunlukla ziyaretçiler tarafından gözden kaçırıldığından, bir nebze gölgede kalmış. 12. yüzyıldan kalma, surlar arasına kurulu bir Ortaçağ yerleşimi olan Obidos, dokusunu korumuş, son derece fotojenik ve kendine has bir kasaba. Dar sokakların arasında karşınıza çıkan kiremit çatılı, beyaz badanalı, begonvillerle sarılmış evler ve edebiyata verilen önem, Obidos’un sakladığı sürprizlerden bazıları. Sanki bir kütüphanede uyuyormuşsunuz hissi vermek üzere tasarlanmış The Literary Man Oteli ve tarihi bir kiliseden kütüphaneye dönüştürülmüş Livraria de Santiago, Portekiz’de gördüğüm en ilginç yerler arasında.

  • Seyahat

    August 2023 | MEDITERRANEAN | Vol 10 english below TURKISH RIVIERA words & photos Kristina Avdeeva @seasouldiary Yazz Collective photos Fevzi Öndü Y ıldızlara dikkatlice bakınca Orion’u kolayca bulabilirim. Ardından Perseus ve Pleiades’i. Çünkü gökyüzünde tek bir bulut yok. Rüzgâr da yok. Deniz sanki siyah bir ayna gibi gökyüzünü yansıtıyor. Sık sık demir attığımız Wall Bay’e, sadece komşu sahildeki Adaia Göcek restoranın loş ışıkları geliyor. Dalaman Havalimanı uzakta değil gibi. Fethiye’nin şehir ışıkları da dağların arkasından görünüyor. Ama biz battaniyeye sarınmış; şehrin gürültüsünü ve telaşını unutmuş, hiçbir şeyden korkmuyoruz. Bu sihir her gece Göcek koylarında yaşanıyor. TÜRK RIVIERA’SININ EN ÖNEMLİ ÖZELLİĞİ Fethiye Körfezi’ni gezerken teknede yemek pişirebilir ya da sadece denizle ulaşılan restoranlarda tembel tembel vakit geçirebilirsiniz. Bu durum Türk Rivierası’nı dünyadaki çoğu yerden ayıran bir özellik. Şöyle anlatayım: Bazen önceden yer ayırtarak karaya demirliyor ve akşam yemeğine gidiyoruz. Park yeri ödemesi yemeğe dahil oluyor. Bu her yerde bu şekilde. Bir yandan da özel bir saygı göstergesi. İskelelerine gelip kıyıdaki hizmetlerini kullanıyor ve yemek yiyorsunuz. Bir diğer eşsiz özellik ise iskelenin kristal berraklıktaki suyunda yüzmek ve demirleyen yatların yanında yelken açma olanağı. Yani diğer insanları ve tekneleri görüyorsunuz, ama etrafınızdaki özgürlük ve güzellik duygusu nedeniyle hâlâ vahşi koyu hissediyorsunuz. Bu büyülü bölgeyi özel kılan da bu. O nedenle birçok ülke ve kıtayı gördükten sonra bile Göcek’e geri dönmek istiyorsunuz. İYİ BİR RÜZGÂR OLDUĞUNDA... Kapı Deresi, Adaia Göcek, Zeytin Restoran, Onno Bar ve diğer mekanlar çam ağaçlarının arasında gizlenmiş ve birbirine yakın mesafede konumlanmış. Bazen yatçılar Göcek Körfezi sınırını geçmez ve tüm haftayı burada geçirmeyi tercih eder. Ama yılın herhangi bir zamanı, birinci sınıf bir yelken için iyi bir rüzgâr olduğunda büyük fırsatlar doğar. Çünkü A noktasından B noktasına gitmek için uzun saatler harcamanıza, acele etmenize gerek kalmaz. En sevdiğiniz şeyi yapabilir ve ardından iskelede durup dağların huzurlu manzarası eşliğinde soğuk biranın tadını çıkarabilirsiniz! KARACAÖREN ADASI’NIN SIRRI Eski zamanlarda, burada sadece Tanrıların yaşamasına izin verilirmiş ve onlar bu pitoresk kıyılar boyunca yer alan antik anıtlarda kendilerini hatırlatan izler bırakmış. O izleri görmek için en iyi rota Likya Yolu. Muğla ve Antalya kıyıları arasında, yaklaşık 300 mil uzunluğundaki Likya Yolu; İz, Cold Water Bay gibi muhteşem yüzme noktalarına, bozulmamış plajlara erişim sağlıyor. Bu kadar uzun bir rota için zamanınız yoksa, ama yine de eski tarihle tanışmak istiyorsanız Gemiler Adası’na (St. Nicholas Adası) gidebilirsiniz. Antik kent kalıntılarını ve turkuaz deniz suyu manzarasını görmek için adanın kuzey tarafında demirleyin. Adanın tepesinde bir deniz feneri var, günbatımı izlemek için mükemmel bir yer! Doğuda Babadağ’ı ve Ölüdeniz manzarasını, batıda ise kaplumbağa şeklindeki Karacaören adasını görebilirsiniz. Bu gizli yeri pek kimse bilmez. Birkaç on yıl önce bir balıkçı ailesi, dünyanın her yerinden gelen yatçıları Türk misafirperverliği ile burada karşılayıp yemek vermeye başladı. Tüm bunlar bugün de devam ediyor. KARADA SOSYALLEŞMEK İÇİN... - Teknede kalan bir münzevinin hayatı dışarı çıkmakla değişebilir! Bunun kanıtı, gastronomi sahnesinde önemli bir oyuncu olarak kendini kanıtlamış, doğayla çevrili bir koyda yer alan Yazz Collective. - Göcek’te lokal markaların yer aldığı butikler arasında yürüyüş D-Marin Resort’ta son buluyor. Burası, bölgedeki tek beyaz kumlu plajıyla en göz alıcı nokta. D Breeze isimli restoranında öğle yemeği yedikten sonra ayaklarınızı denize sokmaya kesinlikle değer. - Eski kasabası, mis kokulu çarşısı ve kayalıklara oyulmuş Likya mezarlarıyla Fethiye de görülmesi gereken bir yer. Fethiye’de otantik Türk lokumu satan “Servet”e mutlaka göz atın. - Fethiye’deki beş yıldızlı Yacht Classic Hotel’in zarif restoranında ise James Bond filmlerinden ilham alın. Nitekim bir keresinde Daniel Craig, birinci sınıf hizmetin ve lezzetli yemeklerin tadını çıkarıp yatçılık hayatına daha fazla aşık olmak için birkaç günlüğüne buraya gelmişti. I can easily find Orion when I look at stars carefully. Then Perseus and Pleiades. Because there is not a single cloud in the sky. No wind either. The sea reflects the sky like a black mirror. Only the dim lights of the Adaia Gocek restaurant on the neighboring beach reach Wall Bay, where we often anchor. Dalaman Airport seems not far. City lights of Fethiye also come into view behind the mountains. But we are covered in blankets; forgotten about the noise and bustle of the city, unafraid of anything. This magic happens every night in Göcek bays. THE MOST IMPORTANT FEATURE OF THE TURKISH RIVIERA While cruising in Fethiye Bay, you can cook on the boat or spend some lazy time at restaurants only accessible by the sea. This is a feature that distinguishes the Turkish Riviera from most places in the world. Let me put it this way: Sometimes we make reservations in advance and anchor ashore to go to dinner. Parking fee is included in the meal. It’s the same everywhere. It’s also a sign of respect. You come to their pier, use their services on the shore and dine. Another unique feature is the opportunity to swim in the pier’s crystal clear water and sail alongside the anchored yachts. So you see other people and boats, but you still feel the wild bay thanks to the sense of freedom and beauty around you. That is what makes this magical place special. That is why you want to come back to Göcek even after seeing many countries and continents. WHEN THERE IS A GOOD WIND... Kapı Deresi, Adaia Göcek, Zeytin Restaurant, Onno Bar, and other venues are hidden among pine trees and located close to each other. Sometimes yachtsmen do not cross the Göcek Bay border and prefer to spend the whole week here. But at a time of the year, when there is a good wind for a first-class sail, great opportunities occur. Because you do not need to rush and spend long hours to get from point A to point B. You can do your favorite thing and then enjoy a cold beer standing on the pier with the peaceful view of the mountains! THE SECRET OF KARACAOREN ISLAND In the old days, only Gods are allowed to live here and they left traces of themselves in these ancient monuments located along these picturesque shores. Lycian Way is the best route to see those traces. The Lycian Way, approximately 300 miles long between the coasts of Muğla and Antalya provides access to magnificent swimming spots and unspoiled beaches such as İz and Cold Water Bay. If you do not have time for such a long route yet still want to meet the ancient history, you can go to Gemiler Island (St. Nicholas Island). Anchor on the north side of the island to see the ruins of the ancient city and the view of tempting turquoise sea water. There is a lighthouse at the top of the island, the perfect place to watch the sunset! You can see Babadag and Oludeniz in the east, and the turtle-shaped Karacaoren island in the west. Not many people know this secret spot. A few decades ago, a fishermen’s family started to serve dinner here welcoming yachtsmen from all over the world with Turkish hospitality. All this continues today. TO SOCIALIZE ON THE LAND... - The life of an anchorite staying on a boat can change by going outside! Evidence of this is the Yazz Collective which has proven itself as a major player in the gastronomy scene and is located in a bay surrounded by nature. - The walk along the local brand boutiques in Göcek ends at D-Marin Resort. This is the most glamorous spot with the only white sand beach in the area. Definitely worth getting your feet in the sea after having lunch at its restaurant named D Breeze. - Fethiye with its old town, fragrant bazaar, and Lycian tombs carved into the rocks is another must-see. Be sure to check out “Servet” which sells authentic Turkish delight in Fethiye. - Get inspired by James Bond movies in the elegant restaurant of the five-star Yacht Classic Hotel in Fethiye. Indeed, Daniel Craig once came here for a few days to enjoy world-class service and delicious food and fall even more in love with the yachting life. for more Print VOL X - AEGEAN & MEDITERRANEAN EDITION - 2023 Out of Stock Add to Cart

  • Seyahat

    Mayıs 2020 | Seyahat | Japonya Kyoto’da bir ‘ryokan’da kaldım Yazı & Fotoğraflar | Özlem Avcıoğlu Ş u kesinlikle doğru: Japon kültürünü tanımak istiyorsanız mutlaka Kyoto’yu ziyaret etmelisiniz. Çünkü şehir üç yüzyıla yakın Japonya’nın başkenti olduğu için sayısız tarihi ve kültürel mekânı barındırıyor. Ayrıca zen bahçeleri, tapınakları, sokakları ve parklarıyla insan kendini bir filmin içinde gibi hissediyor Kyoto’da. Saatte 320 km hızla gidebilen meşhur Shinkansen, yani hızlı trenle Tokyo’dan 2.5 saatte ulaşılan Kyoto’da deneyimlemeniz gereken en önemli şey bir ‘ryokan’da konaklamak. Ryokan, geleneksel Japon hanı ya da otellerine verilen isim. Katı kural ve prensipleri var. Bir ryokana geldiğinizde ilk iş ayakkabılarınızı kapı önünde çıkarmak. Sadece çorap ya da size verdikleri tokyo ile içerde dolaşabiliyorsunuz! Ryokanlarda sizi geleneksel bir çay seremonisiyle karşılıyorlar. Odaların isimleri de genellikle Japon çiçek ve bitki isimlerini taşıyor. Krizantem süiti, kiraz süiti gibi… Odaların içinde giymeniz için her zaman yukata denilen rahat bir kıyafet bulunuyor. Yemeğe giderken, ryokanın bahçesinde dolaşırken bunu giymeniz bekleniyor. SADECE YER YATAĞI VAR Bütün odaların Japon stilinde döşeli olduğunu hatırlatayım. Yerler tatami denilen, döşeme kaplama gereci olarak kullanılan kalın hasırla kaplı. Odalar fusuma adı verilen kağıt kaplamalı, ince tahtadan yapılma sürme kapılarla ayrılmış. Ryokanlarda futon denilen yer yataklarında yatılıyor. Futonlar genelde oshi-ire denilen dolapların içinde. Akşamları futonları sermek ve sabah kaldırmak oda temizlikçisinin görevi. Kahvaltınız ise sabah odanıza getiriliyor ve tabii ki Japon usulü yiyeceklerden oluşuyor. Ben ryokan deneyimi için Arashimaya bölgesinde, sadece geleneksel bir botla ulaşılan, nehir kıyısındaki Hoshinoya Kyoto ’yu seçtim. Yüzyıllık binaların birinde yer alan Hoshinoya’da neler mi yaptım? Elbette kurala uyup odama ayakkabılarımı çıkararak girdim. Sabahları nefis Japon kahvaltısı yaptım. Zen bahçesinde dinlenip çay merasimine katıldım. Akşamları ise sadece otel misafirlerine hizmet veren, tek tek odalardan oluşan restoranda Kyoto mutfağından minik ama hepsi bir tabloyu andıran yemekleri tattım. Ryokanlarda kalmak istemiyorsanız Aman zincirinin yeni oteli Aman Kyoto, Four Seasons, Westin Miyako ya da Hyatt Regency ’de konaklayabilirsiniz. Bu otellerin içinde de ryokan tarzı döşenmiş odalar bulmak mümkün. BU TAPINAKLARA GİDİLMELİ İkibinden fazla tapınağa sahip şehirde görmeniz gereken en önemli tapınak Altın Pavilyonu ile bilinen Kinka-Ku-Ji. Ayrıca, instagramda sıkça fotoğrafına rastladığımız dört kilometre uzunluğundaki kırmızı tahta kapılardan geçilerek ulaşılan Fushimi Inari Shrine ile her gün rahiplerin ince kumdan elleriyle yaptığı Zen bahçeleriyle bilinen Kodaji Temple da görülmesi gerekenler arasında. GEYŞALARIN BÖLGESİ Kyoto’nun tarihi Gion bölgesi artık sayısı oldukça azalan geyşaların yatılı okullarının da bulunduğu yer. Buradaki sokaklar yerel kıyafetleriyle dolaşan insanlarla dolu olduğu için en çok fotoğraflanan bölge burası Kyoto’da. Aynı zamanda birçok kafe, restoran, ryokan tarzı otel ve başta kimono olmak üzere el yapımı yerel eşya satan dükkân ve butiklere ev sahipliği yapıyor Gion . UNUTMADAN… - Arashiyama bölgesindeki Sagano Bambu Ormanı da Kyoto’da görülmesi gereken, kendinizi çok dingin ve iyi hissedeceğiniz bir yer. - Yemek yemek için çok seçeneğiniz var, ama ben bir çeşit Japon fondüsü olan, et ve sebzeleri önünüzdeki tencereye atarak pişirdiğiniz ‘shabu shabu’yu öneririm. Ama unutmayın, bu özel yemeği servis eden restoranlarda ayakkabılarınızı çıkaracak ve yerde oturacaksınız. Agotsuyu Shabu Shabu bu anlamda en iyi restoranlardan biri. - Nishiki Market ise geleneksel Japon mutfağına özgü her şeyi bulabileceğiniz bir pazar yeri. Taze balıklardan mutfak araç gereçlerine, sezonluk gıdalardan Japon tatlılarına ve tabii sushiye kadar yeme içmeyle ilgili her şey mevcut burada. SEYAHAT | Kategorinin diğer yazıları İzlanda’nın Sırları Rota Karadeniz, hedef ‘doğal izolasyon’ Zamanın durduğu şehir: Harar Kyoto’da bir ‘ryokan’da kaldım Karavan tatiline dair merak ettiğiniz her şey Issızlığın ortasındaki 10 inziva oteli Açıl susam açıl: Marakeş Test sonucunu göstererek uçağa bineceğiz Asya’nın mistik kapalı kutusu: Myanmar Tsipouro içmeden o adadan dönmeyin! Issız kanyonun ortasında: Amangiri Mars'a gitmiş kadar oldum! Buenos Aires’te yapmanız gereken 20 seksi şey

  • Seyahat-94 | Yuzu Magazine

    July 24, 2025 | TRAVEL TR BELOW CAPRI GUIDE words Onur Baştürk WHERE TO GO - MONTE SOLARO For the best panoramic view in Capri, head straight to Monte Solaro. Rising 589 meters above sea level, its summit offers sweeping views of the entire island, the Gulf of Naples, the Amalfi Coast, and—on a clear day—even the distant peaks of Calabria. Don’t miss the iconic statue of Emperor Caesar Augustus at the top. The easiest way up? The chairlift from Piazza Vittoria in Anacapri. The ride takes just 12 minutes. - SENTIERO DEI FORTINI One of the most breathtaking hikes in Capri, the Fortini Trail stretches from the famed Grotta Azzurra all the way to Punta Carena. The path winds past rocky cliffs, hidden coves, and three restored fortifications (Orrico, Mesola, and Pino). Whether you start from Grotta Azzurra or Punta Carena, well-marked signs and tiled panels showcasing the region's flora and fauna guide your way. Plan for about three hours to complete the walk. - VILLA LYSIS Built in 1904 by Parisian poet Jacques d'Adelswärd-Fersen, Villa Lysis overlooks the dramatic Marina Grande bay and holds layers of secrets. Over the years, it became a retreat for writers, artists, and dreamers drawn to Capri's mythical energy. Its grand staircase is inscribed with Fersen’s chosen motto: Amori et Dolori Sacrum (Sacred to Love and Sorrow). - CASA MALAPARTE Designed by architect Adalberto Libera for writer Curzio Malaparte, this stark modernist villa perched on a rocky outcrop is one of the most striking works of 20th-century architecture in Italy. - VIA KRUPP This historic path zigzags between the Gardens of Augustus and Marina Piccola, connecting to the San Giacomo Charterhouse. Commissioned by German industrialist Friedrich Alfred Krupp, its switchbacks navigate a 100-meter cliff drop in elegant curves. - GROTTA AZZURRA Capri's most iconic sea cave glows with an unreal blue light. Swimming is no longer allowed inside, but you can glide up to its entrance by boat. Don’t worry if you miss out—Capri is full of equally magical sea caves. - FARAGLIONI & PUNTA CARENA You can’t visit Capri without witnessing the dramatic Faraglioni rock formations rising from the sea. While boats can no longer pass through the arch, this spot remains the crown jewel of any boat tour. Don’t miss Punta Carena on the island's farthest point—home to a historic lighthouse and the popular cliffside beach club, Lido del Faro, complete with a saltwater pool. DINNER SPOTS WORTH DRESSING UP FOR - AURORA: Capri’s most iconic restaurant, where owner Mia D’Alessio brings infectious energy to every table. Must-tries: the airy Water Pizza (Pizza all’Acqua) and the decadent Caviar Butter Pasta. - VILLA VERDE: A lively Capri classic that blends great food with a buzzy atmosphere. - TERRAZZA TIBERIO: Chef Nello Siano’s fine-dining spot known for refined Mediterranean flavors. - DA PAOLINO : An island favorite set under a canopy of lemon trees. Don’t skip the signature Bomba. - DA TONINO: Go for Chef Salvatore Aprea’s thoughtful and seasonal creations. - L’OLIVO at JUMERIAH CAPRI PALACE: Elegant and indulgent. The lemon tagliolini is a standout. - DA GELSOMINA: A family-run gem serving local favorites for generations. Order the Ravioli Capresi. - LE MONZU: Set inside the iconic Punta Tragara hotel and originally designed by Le Corbusier. WHERE TO GO FOR LUNCH - LA FONTELINA: The legendary beach restaurant. Spaghetti alle Vongole or Paccheri with seafood are the way to go. - a-Ma-Re: Just steps from Il Riccio, this spot showcases Chef Anna Vichi’s traditional Neapolitan dishes and pizza from Franco Pepe. - DA GIOIA BY LA PALMA: Hotel La Palma’s beach club in Marina Piccola. It’s intimate, chic, and the food is worth the detour—soundtrack included. GÖRÜLMESİ GEREKEN YERLER - MONTE SOLARO Capri’deki en güzel panoramik manzara buradan izlenir. Deniz seviyesinden 589 metre yükseklikteki Monte Solaro'nun zirvesinden Capri’nin tamamı, Napoli Körfezi, Amalfi sahili ve eğer hava puslu değilse Calabria'nın uzak dağlarına kadar uzanan manzarayı görebilirsiniz. İmparator Caesar Augustus'un ikonik heykelinin de Monte Solaro zirvesinde olduğunu hatırlatalım. Monte Solaro'ya ulaşmanın en kolay yolu telesiyej. Dağın zirvesine yolculuk sadece 12 dakika sürüyor. Telesiyeje Anacapri'deki Piazza Vittoria'dan binebilirsiniz. - SENTIERO DEI FORTINI Capri’deki en muhteşem yürüyüş yollarından biri olan Sentiero dei Fortini, Grotta Azzurra’dan Punta Carena'ya kadar uzanıyor. Kayalıklar, fiyortlar ve derin koylarla dolu güzergâhı birleştiren üç önemli nokta (Orrico, Mesola ve Pino) yakın zamanda onarıldı. Yürüyüşe ister Grotta Azzurra yakınında ister Punta Carena'da başlayın. Yol boyunca size patikayı gösteren işaretler var, merak etmeyin. Ayrıca bölgenin flora ve faunasını açıklayan güzel çiniler de yer alıyor. Yürüyüşü tamamlamak yaklaşık üç saat sürüyor. - VILLA LYSIS Parisli Jacques d'Adelswärd Fersen tarafından 1904’de inşa edilen ve Marina Grande Körfezi'nin nefes kesici manzarasına bakan Villa Lysis’in sırlarını keşfedin! Bu muhteşem villa, yıllar içinde Capri'ye seyahat edip yazılarıyla villayı ünlü yapan sanatçılar, entelektüeller, şairler ve yazarlar için bir buluşma noktası haline gelmiş. - CASA MALAPARTE Mimar Adalberto Libera tarafından yazar ve gazeteci Curzio Malaparte için tasarlanmış bu villa, 20. yüzyıl modernist mimarisinin en iyi örneği olarak biliniyor. - VIA KRUPP San Giacomo Charterhouse ile Augustus bahçeleri ve Marina Piccola'yı birbirine bağlayan, keskin dönüşleri olan tarihi patika. Alman sanayici Friedrich Alfred Krupp tarafından yaptırılan patika, yaklaşık 100 metrelik bir yükseklik farkını kapsıyor. - GROTTA AZZURRA Denizin masmavi rengiyle aydınlanan Capri’deki en meşhur mağara Grotta Azzurra. Ama burada yüzmeye artık izin verilmiyor, tekneyle yakınlarına gelip seyredebiliyorsunuz. Ama üzülmeye gerek yok, Grotta Azzura gibi irili ufaklı çok mağara var. - FARAGLIONI VE PUNTA CARENA Adanın en meşhur noktalarından Faraglioni kayalıklarının içinden artık teknelerin geçmesine izin verilmiyor. Ama yine de tekneyle tur yaptığınızda en seksi noktalardan biri elbette Faraglioni. Tekne turu yaparken Anacapri’nin en uç noktasındaki Punta Carena deniz fenerine de dikkat! Punta Carena deniz fenerinin hemen yanına konumlanmış Lido del Faro, kayalara oyulmuş popüler bir plaj. Tuzlu suya sahip bir yüzme havuzunun da olduğu Lido del Faro adanın ikonik yerlerinden. AKŞAM YEMEĞİ İÇİN NEREYE GİDİLİR 1- İlk durağınız adanın en meşhur restoranı Aurora olsun. Restoranda hem servis yapıp hem de müşterilerle yakından ilgilenen Mia D’Alessio’nun enerjisi tüm restorana yansıyor. Ambiyans da yemek de müthiş! Menüden mutlaka ince ve hafif hamuru ile öne çıkan Pizza All’Acqua (Water Pizza) ve Caviar Butter Pasta’yı deneyin! 2- Hem eğlencesi hem de yemekleriyle meşhur Capri klasiği Villa Verde’ye gitmeden olmaz. 3- Şef Nello Siano’nun menüsünü hazırladığı Terrazza Tiberio da iyi bir seçenek. 4- Limon ağaçları altındaki Da Paolino favorilerimizden. Menüden ‘Bomba’yı mutlaka deneyin! 5- Şef Salvatore Aprea’nın yemekleri için Da Tonino’ya gidin. 6- Jumeriah Capri Palace içindeki L’Olivo (limonlu tagliolini’sini deneyin!). 7- Nesillerdir aynı ailenin lokal spesiyaliteler hazırladığı adanın simge restoranlarından Da Gelsomina (özellikle ravioli capresi’yi deneyin!). 8- İkonik otel Punta Tragara'da yer alan, Le Corbusier tarafından tasarlanmış Le Monzu. ÖĞLE YEMEĞİNDE NEREYE GİDİLİR 1- Tabii ki ikonik plaj restoranı La Fontelina. Menüden Spaghetti alle Vongole ya da deniz ürünleri eşliğinde sunulan Paccheri deneyin. 2- Şef Anna Vichi’nin Napoliten mutfağının özünü yansıtan geleneksel yemekler yaptığı, aynı zamanda ünlü pizza şefi Franco Pepe’nin pizzalarının da yer aldığı Il Riccio’dan birkaç adım ötedeki a-Ma-Re. 3- Hotel La Palma Capri’nin Marina Piccola’daki beach restoranı “Da Gioia by La Palma”ya gidin. Küçük bir plajı var, müzikler de -Capri’ye göre- fazla yüksek, ama yemekler leziz, kitle hoş.

  • Seyahat

    Aralık 2020 | Seyahat | Fas Bir pandemi seyahati: Amanjena Yazı | Özlem Avcıoğlu A slında çok seviniyordum, THY Marakeş’e direkt uçuş koydu diye. Ancak kasım ayında pandemi nedeniyle uçuşlar iptal oldu. Yolcu azlığından dolayı. Yine de yılmadım! Daha önce yaptığımız gibi Kazablanka’ya uçmak zorunda kaldık. Baştan belirteyim: Fas olayı çok sıkı tutuyor. PCR testi ve kalacağınız otelden alınan davetiyeyle ülkeye girebiliyorsunuz. Başka türlü çok zor. 20 HEKTARLIK BAHÇENİN İÇİNDE İstanbul-Kazablanka uçuşu 5 saat. Havalimanına indiğimizde beş gün boyunca konaklayacağımız Amanjena Oteli bizi kendi arabasıyla aldırdı ve 2 saat 15 dakika süren yolculuktan sonra cennete ulaştık. Pandemi yüzünden bir süre kapalıydı Amanjena. 15 Ekimde kapılarını yeniden açıp misafir kabul etmeye başladı. Arap-Endülüs mimari tarzını benimsemiş, kırmızı ve toprak tonlarını bolca kullanmış Amanjena, 20 hektarlık bir bahçenin içinde. Bu dev alanda otel binası, spa, 40 adet pavilion ve ‘maison’ dedikleri iki katlı villaların haricinde dev havuz ve göletler var. Amanjena, 12. yüzyıldan kalma Menara bahçelerinde yer aldığı için sayısız palmiye ve zeytin ağaçlarının bulunduğu, gün boyu kuş seslerinin duyulduğu hakiki bir cennet. Hele şu gri havalarda eve kapandığımız dönemde buraya gelmek bana çok çok iyi geldi! NEDEN ORADA KALDIM? Pavilion ve maison’ların kendine ait bahçesi ve özel havuzu da var. Bizim maison’umuz toplam 300 metrekare ve iki kattan oluşuyordu. Ayrıca büyük bir avlusu ve ortasındaki ısıtılmış havuzu da düşünürseniz, ambiyans rüya gibiydi. Otelin ayrıca 50 metre uzunluğunda, herkesin kullanımına açık kendi havuzu olduğunu da belirteyim. Amanjena’da konaklamak isteyişimin iki nedeni var: İlki ‘Amanjunkie’ oluşum! Dünyadaki Aman’ları gezenlere, sürekli Aman’larda konaklayanlara verilen bir isim bu. İkincisi de pandemi sırasında konaklamak için en güvenilir markalardan biri Aman. ÇÖLDEKİ BİR GÜNLÜK ‘GLAMPING’ DENEYİMİ Marakeş’e aslında bu dördüncü ziyaretim, ama hiç çöle gitmemiştim. Amanjena bizim için çölde bir gün düzenledi. İnanılmazdı, çünkü sadece iki kişi için Marakeş’e bir saat uzaklıktaki Agafay Çölü’ne ‘glamping’ kurdular! Özel olarak getirtilen palmiyeler, çöl renklerine uygun çadır, ateş çevresine koyulan hasır halılar, çok şık oturma takımları, ekmek yapılan taş fırın, yerel yemek ‘tajine’in piştiği kömür ateşi… Kısacası her şey mükemmeldi, çok iyi düşünülmüştü. Sabahtan akşama kadar tüm günümüzü bu şık kampta, Agafay Çölü’nün sonsuzluğuna bakarak geçirdik. UNUTMADAN Marakeş’le ilgili daha detaylı bir rehbere ihtiyaç duyarsanız, Yuzu’ya daha önce yazdığım Marakeş yazısını okumak için tıklayın!

  • Seyahat

    April 2024 | Travel TR BELOW WHAT to DO and WHERE to GO in SICILY words Onur Baştürk Sicily was one of the islands I wanted to visit for a long time. The fact that the second season of White Lotus was set in Taormina in Sicily made me want to go even more and finally I found myself in Catania after a two-hour Turkish Airlines flight. Now here are my Sicily notes... NOTO Sicily's most baroque town, Noto, used to be somewhere else. After an earthquake in 1693 left the original city in ruins, it was rebuilt nearby, and no expense was spared. The resulting city is described as: "There are thousands of lovely old towns all over Sicily and Italy. But none more charming than Noto". And one more thing: Sicilians find the people in Noto more noble. "Because", they say, "it's all about the attitude in the 'passeggiata'" (Passeggiata is a word for walking slowly down the street. A kind of swaying walk). Anyway, there is one more place to visit after seeing Noto: Ragusa. Try to arrive in Ragusa at noon and have dinner at Ciccio Sultano before the service closes. This is a restaurant in the "don't leave without tasting" category. After Ragusa, I visited Modica which is very close. They said the chocolate here is very famous. Maybe because I am not a chocolate lover or maybe because I visited Modica after Noto and Ragusa, I did not love Modica. But if you visit here, it is essential to stop by Antica Dolceria and buy chocolate. SYRACUSE Syracuse has become one of my favorite places. Especially Ortigia, the peninsula at the edge of the city. There are some delicious concept shops here, as well as an unforgettable restaurant: Apollonion Osteria da Carlo. They have a menu of only four dishes. And they are all very good dishes. TAORMINA See Taormina from the top, from Castelmola. If you have time, visit the village of Savoca. Then go back to the center and try these restaurants: Osteria da Rita, Osteria Santa Domenica, Tischi Toschi and Anciovi, the lunch-only restaurant at the Four Seasons, home of the White Lotus. PALERMO At first glance, the capital Palermo looks very neglected, but that changes once you get inside and explore its streets. Because the real Sicilians are here! Especially compared to Taormina, this place is not so touristic. In this respect, it is possible to mingle with the locals. The most popular bar is Hic! La Folie du Vin. It is a wine bar and they sell all the wines grown on the island by the glass. What's more, it's crowded both inside and outside and as I said, you instantly mingle with Sicilians and become a "local"... I will recommend two other Palermo restaurants that are always frequented by locals: Bocum and Sardina PastaBar. Two important buildings to see while walking in Palermo are The Palazzo dei Normanni and The Cathedral of Monreale. Both of these buildings are "Sicilian Romanesque". In other words, an eclectic fusion of western and Arabic architecture. It is also recommended to stop for an espresso at the Mercato il Capo, Palermo's famous open-air market, and the café Ojda. Before I forget: Dine at Locanda Del Marinaio in Cefalù, an hour from Palermo. WHERE TO STAY - At the Zash Country Boutique Hotel in the Catania region, in the middle of vineyards and at the foot of Etna. - At Villa Igiea, an early 20th-century palace, a splendid Art Nouveau design heritage. - At Dimora Delle Balze, a 19th-century estate turned into a chic boutique hotel with a restaurant called Lumia, 15 minutes from Noto and my favorite hotel on the island. * Bu seyahatteki katkılarından ötürü Sestri Lifestyle & Travel ’e teşekkürler Uzun süredir gitmek istediğim adalardan biriydi Sicilya. White Lotus’un ikinci sezonunun Sicilya’daki Taormina’da geçmesi gitme isteğimi daha çok kanatlandırdı ve sonunda iki saatlik THY uçuşu sonrası kendimi Catania’da buldum. Şimdi buyurun Sicilya notlarına… NOTO Sicilya’nın en barok kenti Noto, aslında eskiden başka bir yerdeymiş. 1693’teki depremden sonra orijinal kent harabeye dönünce yakın mesafede kent yeniden yeniden inşa edilmiş ve bunun için hiçbir masraftan kaçınılmamış. Sonuçta ortaya çıkan kent için şöyle deniliyor: “Sicilya ve İtalya'nın her yerinde binlerce sevimli eski şehir var. Ama hiçbiri Noto'dan daha sevimli değil”. Bir şey daha: Sicilyalılar, Noto'daki insanları daha soylu buluyor. “Çünkü” deniliyor, “Her şey ‘passeggiata’daki tavırla ilgili” (Passeggiata, sokakta yavaş adımlarla yürüyüp gezinmek için kullanılan bir kelime. Bir tür, salınarak yürümek). Noto’yu gördükten sonra uğranacak bir yer daha var: Ragusa. Ragusa’ya öğle vakti gelmeye çalışın ve servis kapanmadan Ciccio Sultano’da yemeğe oturun. Burası “tatmadan dönme” kategorisinde bir restoran. Ragusa’dan sonra çok yakın olan Modica’ya da uğradım. Buranın çikolatası çok meşhur dediler. Belki çok çikolata delisi olmadığımdan belki de Noto ve Ragusa’dan sonra gittiğim için Modica’ya pek bayılmadım. Ama buraya uğrarsanız Antica Dolceria dükkânına uğrayıp çikolata almak elzem. SYRACUSE Syracuse ya da bir diğer seslenişiyle Sirakuza en sevdiğim yerlerden biri oldu. Özellikle kentin ucundaki yarımada Ortigia. Burada çok nefis konsept dükkânların yanı sıra unutulmaz bir restoran da var: Apollonion Osteria da Carlo. Sadece dört tabaktan oluşan bir menüleri var. Hepsi de birbirinden iyi tabaklar ve euro ödemenize rağmen fiyatlar İstanbul’daki popüler bir restorandan daha ucuz. TAORMINA Taormina’ya önce en tepeden, yani Castelmola’dan bakın. Vakit kalırsa Savoca köyüne uğrayın. Sonra da merkeze dönüp şu restoranları deneyin: Osteria da Rita, Osteria Santa Domenica, Tischi Toschi ve White Lotus’un mekanı Four Seasons’ın sadece öğlenleri açık olan restoranı Anciovi. PALERMO Başkent Palermo ilk bakışta çok bakımsız duruyor, ama içine girip sokaklarını keşfedince durum değişiyor. Çünkü gerçek Sicilyalılar burada! Özellikle Taormina’ya göre burası o kadar turistik değil. Bu açıdan lokallerle kaynaşmanız mümkün. En popüler barı açıklıyorum: Hic! La Folie du Vin. Bir şarap barı ve adada yetişen tüm şarapları kadeh olarak satıyorlar. Dahası, hem içerisi hem de dışarısı kalabalık ve dediğim gibi Sicilyalılarla anında kaynaşıp “lokal” oluyorsunuz… Hep lokallerin gittiği iki Palermo restoranı daha önereceğim: Bocum ve Sardina PastaBar. Palermo’da yürüyüş yaparken görülmesi gereken iki önemli yapı ise The Palazzo dei Normanni ve The Cathedral of Monreale. Bu iki yapı da “Sicilian Romanesque”. Yani batı mimarisi ile Arap mimarisinin eklektik bir füzyonu. Palermo’nun meşhur açık hava pazarı Mercato il Capo ve Ojda isimli kafede espresso molası vermek de ayrıca tavsiye. Unutmadan: Palermo’ya bir saat uzaklıktaki Cefalù’daki Locanda Del Marinaio’da yemek yiyin. NEREDE KALMALI - Catania bölgesinde, Etna’nın eteğinde yer alan Zash Country Boutique Otel’de. - 20. yüzyıl başlarında bir saray olan, görkemli bir Art Nouveau tasarım mirası olan Villa Igiea’da. - 19. yüzyıldan kalma bir mülkün şık bir butik otele çevrilmiş hali olan, Lumia isimli restoranı ayrıca nefis, Noto’ya 15 dakika uzaklıkta, adadaki en favori otelim olan Dimora Delle Balze’de.

  • Seyahat

    Haziran 2020 | Seyahat | Türkiye TEKNEYLE YUNAN ADALARI Yazı | Özlem Avcıoğlu Y unan Adaları’na yıllardır tekneyle gittiğim için en önemli kuralı artık biliyorum: Durman ve durmaman gereken koylar! Çünkü duracağınız koy tatilinizin mükemmel geçmesini de sağlayabilir, gittiğiniz adadan hiç hoşlanmamanızı da… Karada olduğunuz zaman gidip sevdiğiniz plajlar tekneyle durmaya hiç elverişli olmazken, karadan ulaşamayacağınız turkuaz renkli sularda tekne sayesinde yüzebilir, uyanır uyanmaz suya atlayıp denizin üstünde olma keyfini çıkarabilirsiniz. O zaman hazırsanız tekneyle Yunan Adaları turuna çıkalım. Ne de olsa bu yaz tekneyle açılmak en popüler tatillerden biri olacak! Devamı için: YUZU MAGAZINE Volume.I / YAZ PDF olarak görüntülemek ve kaydetmek için tıklayınız! HIGH LOW STİL | Kategorinin diğer yazıları Bir Edition üçlüsü: Sanat, parti ve iyi yemek Bodrum’a sürpriz: Dioriviera pop-up Emre Buga’nın stil atlası İçinden Aman stili geçen bir rüya Janus mu alırdınız Glassafe mi? Köprü + Heykel + Galeri: The Twist İstanbullu Tilda Swinton’ın ‘athleisure’ tarzı Fütüristik otel ‘Svart’ın açılmasına az kala Murat Süter’in ‘lacivert’ sırrı ‘Parazit’in evi aslında gerçek değildi Evi değiştir: Blush mı Green Benjamin mi? Edwina Sponza’nın stil kodları Korona Sonrası Şehir Tabelaları ‘Beslenme farkındalığınız’ ne durumda? Bodrumlu Uzakdoğulu: Leleg Living Bu yazın başrolünde: Soho Roc House Korona günlerinde yaratıcı bir ‘karton’ masa!

  • TRAVEL

    August 2023 | TRAVEL OTRO OAXACA For travelers, not tourists words Onur Baştürk photos Sergio Lopez Meet the newest project of Grupo Habita, which we know with its hotels such as Terrestre, Casa Habita, Escondido, Confesa df, opened this month: Otro Oaxaca. Seemingly modest from the street, the hotel houses a series of picturesque courtyards, an underground spa and a surprise rooftop terrace behind its historic façade. Everything in the hotel, which invites you to see Oaxaca in a different way, is one hundred percent locally produced. Carlos Couturier and Moisés Micha, co-founders of Grupo Habita, said: “Oaxaca is a city we know really well and is very close to us. Otro Oaxaca embodies the spirit of a true local friend”. Otro Oaxaca's building was designed by a team of local architects at RootStudio led by João Boto Caeiro, an important figure in Oaxaca's creative community. The cruciform walkway in the design of the hotel's floor plan is inspired by the UNESCO World Heritage Site of Mitla, near the city. The interiors designed by Carlos Couturier reveal the craftsmanship of the region. Everything from the furniture to the linens has been designed specifically for Otro Oaxaca, using locally sourced materials by local artisans. The elegant simplicity and the sense of serenity in the common areas are felt in the same way in the 16 accommodation units.

  • Seyahat

    November 2022 | Travel below english 30 dönümlük adanın lüks sırrı 3 0 dönümlük, sadece size özel, yemyeşil ormana sahip bir ada. Ve bu adanın üzerinde yer alan 40 havuzlu villa. İşte Six Senses Krabey’in kısa bir özeti! Kamboçya açıklarındaki Krabey Adası’ndaki Siz Senses’ın villaları klasik balıkçı evlerinin mimarisinden esinlenmiş. Özel havuzlu villalar güneşlenmek ve açık havada havuz başında yemek yemek için ideal. Özellikle okyanus villaları muhteşem gün batımı manzarasına sahip. Adanın tepesinde yer alan Six Senses Spa ise kutsal Khmer Kbal Spean Nehri'nden esinlenmiş. Otelin en iddialı restoranları ise pan-Asya mutfağından örnekler sunan Aha Restoran ve Khmer mutfağının modern bir yorumu olan Tree Restoran. Krabey Adası’na Kamboçya anakarasından 15 dakikalık bir deniz transferiyle ulaşılıyor. Bu transferden sonra arabayla Kamboçya Sihanouk Uluslararası Havalimanı ise sadece 10 dakika. The luxury secret of the 30-acre island A n island of 30 acres with a lush forest, just for you. And 40 pool villas located on this island. Here is a brief summary of Six Senses Krabey! The villas of Six Senses on Krabey Island off the coast of Cambodia are inspired by the architecture of classic fishermen's houses. Villas with private pools are ideal for sunbathing and outdoor poolside dining. Especially the ocean villas have amazing sunset views. Six Senses Spa, located on the top of the island, was inspired by the sacred Khmer Kbal Spean River. The most assertive restaurants of the hotel are Aha Restaurant, which offers examples of pan-Asian cuisine, and Tree Restaurant, which is a modern interpretation of Khmer cuisine. Krabey Island is reached by a 15-minute sea transfer from the mainland of Cambodia. After this transfer, Cambodia Sihanouk International Airport is only 10 minutes by car.

  • Seyahat

    June 2024 | Vol 12 TURKISH BELOW STARS HAVE NEVER BEEN SO CLOSE words Laura Cottrell photos Shawn van Eeden, Sonja Kilian, Micheal Turek, Martin Harvey, Denzel Bezuidenhout T o see the stars in a sky where there is no light at all, and to marvel once again at the cycle we are in... One of the places you will feel this most nakedly and deeply is Shipwreck Lodge in the middle of the desert. Located in Namibia, Shipwreck Lodge consists of eight cabins inspired by shipwrecks. Nestled among the sand dunes overlooking the Atlantic Ocean, the cabins look like something out of a Mad Max movie from the outside, but the interiors are very comfortable. The cabins are solar powered and all have showers, so don’t worry! And since the mornings and evenings can be chilly, the cabins have great wood-burning stoves. The lounge and restaurant in the center of the camp is also a surprise. WHAT TO DO HERE? First, immerse yourself in the rugged beauty and desolate landscapes of the desert. Join the Sundowner Tour. Take a sunset stroll to Roaring Dunes, where you can hear the unmistakable sound of the desert. Or explore the shores of the Atlantic Ocean and watch the sun disappear into the waves. Climbing the dunes of the world’s oldest desert is an experience in itself. Be sure to experience the thrill of sliding down the dunes on a sand board. Take a 4x4 tour on the Hoarusib River and experience an adventure. If you’re lucky, you might even see desert-adapted elephants and lions! Be sure to visit the seal colony at Möwe Bay. Day trips are available. There are also mysterious shipwrecks along the coast: The remains of the Suiderkus and Karimona shipwrecks. WHERE EXACTLY? 45 km north of Möwe Bay, between the Hoarusib and Hoanib rivers, in the Skeleton Coast National Park. ADDITIONAL INFORMATION - More than 44 percent of Namibia’s land area is protected. - Shipwreck Lodge is managed by Journeys Namibia, which promotes sustainable ecotourism. Gökyüzündeki yıldızları ışığın hiç olmadığı bir yerde izlemek ve içinde bulunduğumuz döngüye bir kez daha hayran kalmak… Bu hissi en çıplak ve derinden hissedeceğiniz yerlerden biri çölün ortasındaki Shipwreck Lodge. Namibya’da yer alan Shipwreck Lodge, gemi enkazlarından ilham alınarak yapılmış sekiz adet kabinden oluşuyor. Atlantik Okyanusu manzaralı kum tepelerinin arasındaki kabinler, dışardan bakınca Mad Max filmlerinden fırlamış gibi dursa da, iç kısımları gayet konforlu. Güneş enerjisiyle çalışan kabinlerin tümünde duş var, merak etmeyin! Ayrıca sabah ve akşamları serin olduğu için kabinlerde muhteşem odun sobaları mevcut. Kampın merkezinde yer alan lounge alanı ve restoran da ayrıca sürpriz. Öncelikle kendinizi çölün sert güzelliğine, ıssız manzaralarına bırakın. Bunun için “Sundowner” turuna katılın. Çölün kendine özgü sesinin duyulabildiği Roaring Dunes’a doğru gün batımında gezintiye çıkın. Ya da dalgalar arasında kaybolan güneşe bakarken Atlantik Okyanusu kıyısını keşfedin. Dünyanın en eski çölünün kum tepelerine tırmanmak da başlı başına harika bir deneyim. Bir kum tahtası üzerinde kum tepelerinden aşağı kaymanın heyecanını mutlaka yaşayın. Hoarusib nehrinde 4x4’lerle tura çıkıp macera yaşayın. Şanslıysanız çöle adapte olmuş fil ve aslanları da görebilirsiniz! Möwe Körfezi’ndeki fok kolonisini mutlaka görün. Buraya günübirlik geziler düzenleniyor. Ayrıca kıyı şeridini kaplayan gizemli gemi enkazları da burada: Suiderkus ve Karimona batıklarının kalıntıları… Möwe Körfezi’nin 45 km kuzeyinde, Skeleton Coast Ulusal Parkı’ndaki Hoarusib ve Hoanib Nehirleri arasında. - Namibya’da kara yüzeyinin yüzde 44’ünden fazlası korumaya alınmış durumda. - Shipwreck Lodge, sürdürülebilir eko turizmi destekleyen Journeys Namibia tarafından işletiliyor. for more Print VOL XII - 2024 Out of Stock Add to Cart

  • Seyahat

    Kasım 2022 | Travel | Hollanda for english Yazı Oktay Tutuş Amsterdam’daki Capital C’nin dönüşümü B ugün yapılan pek çok binanın mimarı acaba ilerde o binanın nasıl kullanılacağını ya da nasıl dönüşeceğini düşünerek hareket ediyor mu? Sorunun muhataplarına ve yanıtın meraklılarına güzel bir örnekle ilham olabiliriz diye düşünüyorum. Geçtiğimiz aylarda Amsterdam’da Capital C isimli bir merkezin açılışı yapıldı. Creative / Yaratıcı kelimesinden ilham alan bina; ofisleri, etkinlik alanları, toplantı odaları, pop-up sanat galerisi, ortak çalışma alanı ve yeni açılan Capital Kitchen adlı restoranıyla yaratıcı bir merkez. Bina, her türlü yaratıcı zihne çeşitli hizmetler sunmak üzere seçkin bir grup sanatçı ve tasarımcı tarafından yapılmış. Peki bunun dönüşümle ilgisi ne? Capital C aslında Amsterdam Pırlanta Borsası olarak hizmet veriyordu ve 1911’de yapılmıştı. Anıt statüsündeki bina önce restore edildi, sonra da iç mekanı modern ve esnek bir ofis ortamı olarak kullanabilmek için günümüze uyarlandı. Ayrıca altıncı kata cam ve çelik bir kubbe olan High Light isimli bölüm eklendi. Sanat ve tasarım, bina genelindeki ana özellikler olarak öne çıkıyor. Bu büyük işin altından kalkan ise ZJA mimari ofisi. Words Oktay Tutuş Transformation of Capital C in Amsterdam D o the architects of many buildings being built today consider how the building will be used or transformed in the future? With a good example, I believe we can be an inspiration to the question's addressees and those who are curious about the answer. Capital C has quietly opened in Amsterdam in recent months. The building, which is named after the word "creative," is a creative hub with offices, event spaces, meeting rooms, a pop-up art gallery, a co-working space, and a newly opened restaurant called Capital Kitchen. The structure is intended to provide a variety of services to all types of creative minds. Business lunches and product launches, as well as conferences, corporate parties, and even fashion shows, are all possible. Capital C's DNA is made up of over 25 art projects, and the interior is created by a select group of artists, top designers, and future talents. So, how does this relate to transformation? This new structure, known as Capital C, was constructed in 1911 as the Amsterdam Diamond Exchange. To fully restore this monumental structure, it underwent a major renovation to return it to the original version designed by Gerrit van Arkel. The renovation included the restoration of historic features as well as the transformation of the interior into a modern, flexible office environment. In addition, a section called High Light, a glass and steel dome was added to the sixth floor to complete the design. Art and design are prominent features throughout the structure. It is necessary to congratulate the ZJA architectural office on its excellent work. They have already been honored with the prestigious International Architecture Award 2022. Çapa 1

  • Seyahat

    February 2024 | Travel english below The Landing House in Joshua Tree words Alp Tekin photos Ye Rin Mok K aliforniya'daki Joshua Tree Ulusal Parkı girişinden sadece birkaç dakika uzaklıkta bulunan Landing House, Mojave Çölü'nün engebeli doğal manzarasına entegre edilmiş modern bir ahşap ev. Mimarisi Industry of All Nations’a ait, tamamen sürdürülebilirlik üzerine tasarlanan ev, mahremiyet ve huzur için tasarlanmış bir sığınak olarak tanımlanabilir. Stratejik olarak dikilmiş bir Yucca ağacının konukları karşıladığı Landing House’un Homestead Modern’den kiralanabildiğini de not belirtmiş olalım. L ocated just minutes from the entrance to Joshua Tree National Park in California, the Landing House is a modern log home integrated into the rugged natural landscape of the Mojave Desert. The house, whose architecture belongs to Industry of All Nations, is designed entirely on sustainability. It can be described as a shelter designed for privacy and tranquility. We should also note that the Landing House, where a strategically planted Yucca tree welcomes g uests, can be rented from Homestead Modern.

  • Seyahat

    September 2024 | TRAVEL JAMBO* ZURİ! words Onur Baştürk (*) Jambo means "hello" in Swahili I landed in Zanzibar around 3:00 a.m. after a seven-hour THY flight and entered the island via the temporary airport, which was located in an abandoned container. In the morning, I yawned on the terrace of the bungalow where I was staying at Zuri Zanzibar and it hit me: I had come to a truly exquisite place, the nature was incredible! Situated on the western Kendwa coast of the island, Zuri means "beautiful" in Swahili. It is the result of a 10-year project by Czech entrepreneur and documentary filmmaker Václav Dejčmar. Dejčmar is an interesting profile in his own right. For one thing, he owns the best-known modeling agency in Eastern Europe. He is also the founder of an algorithmic trading company and the DOX modern art center in Prague. Dejčmar summarizes his efforts to create Zuri as follows: "This place is the result of my passion for Zen, the aesthetics of nature, the beauty of simplicity and freedom from the daily routine”. A HOTEL BUILT WITH ECOLOGICAL PRINCIPLES Zuri is located on the 300-meter-long strip of white sand of Kendwa, a rare spot without huge tidal changes. With a total of 55 villas and bungalows, it's like a small village. A village where modern and traditional African design meet, of course. All the villas and bungalows are surrounded by so much vegetation that it makes you go crazy with happiness. Designed by London and Prague-based Jestico&Whiles, the bungalows and villas have a refined and uncomplicated style. There is enough comfort, no exaggeration. While building Zuri on 13 acres of land, the Jestico&Whiles team took care to act with ecological principles at every point of the process. For example, all roofs are made of “nyasi” (Tanzanian grass) or local wooden shingles. These two were chosen because they are more sustainable than the typical Makuti roof used in the region... Zuri, by the way, is the first African resort to be certified by EarthCheck, a global advisory center specializing in sustainable tourism. To achieve this, the hotel team has implemented a number of technical practices, particularly in water and waste management. For example, they source water from their own wells. They do not use the water sources of Kendwa village. They also use ozone technology (one of the first hotels in Africa to use this mechanism) to remove bacteria from the water they extract from the well. THE SECRET OF SPICES IN THE SPICE GARDEN Zanzibar is famous for its spice farms. It is a wonderful experience to go to one of these farms and eat black pepper or turmeric from the branch and see a vanilla tree. One of the biggest areas in Zuri is dedicated to the Spice Garden. This garden has ginger, turmeric, pepper, cumin and many more varieties. Those who wish can have an interactive workshop on Swahili cuisine full of spices in this garden. WHAT TO DO IN ZANZIBAR - GO TO THE ROCK: You know, the place that keeps popping up on Instagram, on a rock in the middle of the ocean. When I went there, the water under The Rock had receded. Because Zanzibar is a tidal land. The sea you saw five minutes ago can be far away in an hour. - SPEND TIME AT THE KITE BEACH: The south side of Zanzibar is a kite surfing paradise. There are kite schools side by side. - HAVE FUN AT THE FULL MOON PARTY: The most interesting party I went to in Zanzibar was the traditional party of the island which is held every full moon period. All the locals of the island flock to this party in Kendwa and they dance non-stop all night long. - SEE STONE TOWN: Stone Town, the center of Zanzibar, is a UNESCO World Heritage Site. So you should go and see it. If you get lost in the streets of this old town, look out for the gates! These beautiful gates are a mixture of different cultures and at the same time a symbol of the wealth of the old times. Speaking of different cultures, you can sum it up like this: If you go to the Beach House, Stone Town's famous place to watch the sunset, the food options on the menu are listed as follows; Indian, Portuguese, British, African and Omani. Zanzibar is an island that is a mixture of all these cultures. - GO TO THE MANGROVE FOREST: And of course, don't forget to see the forest of mangrove trees that hold the water... (*) Jambo Swahili dilinde “Merhaba” demek. Zanzibar’a yedi saatlik THY uçuşu sonrası gece saat 03.00 dolaylarında indim ve harabe bir konteyner içine konuşlanmış geçici havalimanından sonra adaya giriş yaptım. Sabah olunca Zuri Zanzibar’da kaldığım bungalovun terasına esneyerek çıktım ve o an anladım: Gerçekten nefis bir yere gelmişim, doğa inanılmazdı! Adanın batıya bakan Kendwa sahilinde yer alan Zuri, Swahili dilinde “güzel” anlamına geliyor. Burası Çek girişimci ve belgesel yapımcısı Václav Dejčmar’ın 10 yıllık projesinin sonucu. Dejčmar başlı başına ilginç bir profil. Bir kere Doğu Avrupa'nın en tanınmış mankenlik ajansının sahibi. Aynı zamanda algoritmik ticaret üzerine bir şirketi ve Prag'daki DOX adlı modern sanat merkezinin kurucusu. Dejčmar, Zuri’yi yaratma çabasını şöyle özetliyor: “Burası Zen'e, doğanın estetiğine, sadeliğin güzelliğine ve günlük rutinden kopup özgürleşmeye karşı tutkumun eseri”. EKOLOJİK İLKELERLE YAPILAN BİR OTEL Zuri, çok büyük gelgit değişiklikleri olmayan nadir bir nokta olan Kendwa’nın 300 metre uzunluğundaki beyaz kum şeridinde yer alıyor. Toplamda 55 tane olan villa ve bungalovlarıyla burası küçük bir köy gibi. Elbette modern ve geleneksel Afrika tasarımının buluştuğu bir köy. Tüm villa ve bungalovlar ise insanı mutluluktan çıldırtacak kadar kadar çok bitki örtüsüyle çevrili. Londra ve Prag merkezli Jestico&Whiles tarafından tasarlanan bungalov ve villalar, rafine ve karmaşık olmayan bir stilde yapılmış. Yeterli konfor var, abartı yok. Jestico&Whiles ekibi 13 dönümlük arazide Zuri’yi inşa ederken sürecin her noktasında ekolojik ilkelerle hareket etmeye özen göstermiş. Mesela tüm çatılar “nyasi” (Tanzanya otu) ya da yerel ahşap zonalardan yapılmış. Bu ikisinin seçilme nedeni, bölgede kullanılan tipik Makuti çatısına göre daha sürdürülebilir olması… Bu arada Zuri, sürdürülebilir turizm konusunda uzman olan global danışma merkezi EarthCheck'in sertifikasına sahip ilk Afrika tesisi. Bunu başarmak için otel ekibi, su ve atık yönetimi başta olmak üzere bir dizi teknik uygulama yapmış. Mesela suyu kendi kuyularından temin ediyorlar. Kendwa köyünün su kaynaklarını kullanmıyorlar. Ayrıca kuyudan çıkardıkları suyu ozon teknolojisiyle (Afrika'da bu mekanizmayı kullanan ilk otellerden biri) bakteriden arındırıyorlar. 'SPICE GARDEN'DA BAHARATLARIN SIRRI Malum, Zanzibar baharat çiftlikleriyle ünlü. O çiftliklerden birine gidip dalından karabiber ya da zerdeçal yemek, vanilyanın ağacını görmek şahane bir deneyim. Zuri bu konuda da üstüne düşeni yapmış ve büyük alanlardan birini Spice Garden’a ayırmış. Bu bahçede zencefil, zerdeçal, biber ve kimyon ve daha birçok çeşit bulunuyor. İsteyenler bu bahçede baharatlarla dolu Swahili mutfağı hakkında interaktif atölye çalışması da yapabiliyor. ZANZİBAR’DA NELER YAPILIR - THE ROCK’A GİDİN: Hani instagramda sürekli karşımıza çıkan, deniz ortasındaki kaya üzerine konuşlanmış olan mekan. Ben gittiğimde The Rock’ın altındaki sular çekilmişti. Çünkü Zanzibar bir gelgit diyarı. Beş dakika önce gördüğünüz deniz, bir saat sonra çok uzaklara çekilmiş olabiliyor. - KITE SAHİLİNDE VAKİT GEÇİRİN: Zanzibar’ın güney tarafı tam bir kite sörf cenneti. Yan yana kite okulları var. - DOLUNAY PARTİSİNDE EĞLENİN: Zanzibar’da gittiğim en ilginç parti her dolunay dönemi yapılan adanın geleneksel partisiydi. Kendwa’da yapılan bu partiye adanın tüm lokalleri akın ediyor ve gece boyu hiç durmadan dansediyorlar. - STONE TOWN’I GÖRÜN: Zanzibar’ın merkezi Stone Town UNESCO dünya mirası listesinde. O yüzden gidip görmeli. Bu eski şehrin sokaklarında kaybolurken kapılara dikkat! Hepsi birbirinden güzel bu kapılar farklı kültürlerin bir karışımı ve aynı zamanda eski dönemlerin zenginlik sembolü. Farklı kültürler demişken olayı şöyle özetlemek mümkün: Stone Town’ın meşhur gün batımı izleme mekanı Beach House’a gittiğinizde menüde yemek seçenekleri şöyle sıralanıyor; Hint, Portekiz, İngiliz, Afrika ve Umman. Zanzibar tüm bu kültürlerin karışımı olan bir ada. - MANGROVE ORMANINA GİDİN: Ve tabii suyu tutan Mangrove ağaçlarının olduğu ormanı görmeyi unutmayın…

bottom of page