
836 results found with an empty search
- BOTANIK
Nisan 2020 | Botanik | Türkiye Evde yetişmesi kolay bitkiler vol.2: Para bitkisi! Yazı | Onur Baştürk P achira Aquatica ya da çok bilinen adıyla ‘para ağacı’ benim yetiştirdiğim ilk bitkilerden biri. Doğrusu bu ya, ben sadece yapraklarının zarifliğine tutulduğum için sevmiştim Pachira’yı. Hakkındaki “şans, para, servet” gibi efsaneleri sonradan araştırınca öğrenmiştim. Demek ki beni çeken başka şeyler de varmış bu bitkide :) O zaman en başa dönelim ve Pachira Aquatica’yı tanıyalım biraz. Anavatanı Orta ve Güney Amerika olan Pachira, esas popülerliğini Tayvan’a borçlu. Çünkü hakkındaki efsaneler burada ortaya çıkıyor! Öncelikle Feng Shui felsefesine göre bu bitkinin evlere pozitif enerji verdiği söyleniyor. Dahası var: Pachira’nın sahibine büyük bir zenginlik getireceğine de inanılıyor. Gövdelerin birbirine örülmesinin nedeni bu yüzden: Servet ve şansı kilitlemek! Tayvan’da başlayan bu alışkanlık sonradan tüm Uzakdoğu’ya yayılıyor ve özellikle restoranlara müşteri çeksin diye mutlaka Pachira konulmaya başlanıyor bir köşeye. Bitkinin ‘para ağacı’ olarak hafızalara kazınmasının hikayesi böyle. İnanıp inanmamak serbest, ama hoş hikaye olduğu da bir gerçek. Zaten Uzakdoğuluların bu hikaye yaratma biçimlerine hayranım… Gelelim Pachira’nın neden evde kolay yetiştirildiğine… Botanikçiler her zaman söyler; evinizde bir ağacın bitkisini yetiştirmek istiyorsanız önce Pachira’dan başlayın diye. Evet Pachira sonuçta bir ağaç. Biz sadece onun orta ve küçük versiyonlarını yetiştiriyoruz evlerde. Pachira kolay, çünkü her şeyden önce dayanıklı bir bitki. Tropik iklim bitkilerinin çoğu ev içinde dayanıklı olmaz. Ya da verim alamazsınız. Özellikle de kışın. Evdeki kuru havadan etkilenirler ya da verdiğimiz soğuk çeşme sularından… Pachira ise -eğer çok kötü bakmazsanız tabii- gayet kendi kendine büyür. Üstelik olağanüstü bir hızla! Dikkat etmeniz gereken tek bir şey var: Hava akımlarından çok hoşlanmaması. Cereyan alan bir köşeye Pachira’yı koymayın, hemen küsebilir. Onun dışında işte genel bakımıyla ilgili tüyolar: IŞIK Aydınlığı sever. Dolaylı güneş ışığına tutkundur. Direkt güneş üzerine gelirse yaprakları sararabilir. SU Normali haftada bir. Sadece yazın haftada iki kez. NEM Evet nemi sever. O yüzden kışın evdeki kuru havadan dolayı yaprak uçları bazen sararabilir, hatta dökülebilir. Hemen üzülmeyin. Yapraklarını fısfıslayın ya da biraz vitamin verin. Canlanır. SICAKLIK 18 ile 25 derece arası Pachira için uygun. 18 derecenin altına düşmemesi gerekiyor sıcaklığın. DAHA FAZLASI İÇİN Yuzu’nun botanik hesabı @yuzubotanic adresini takibe alabilirsiniz. BOTANİK | Kategorinin diğer yazıları Dev yapraklarının hastasıyız: Fil Kulağı Yeni nesil saksı önerileri İlkbahar sonu bahçede yapılacak işler Evde palmiye için 15 maddelik liste Engin Öztürk’ün evindeki bitkiler Evde yetişmesi kolay bitkiler vol.2: Para bitkisi! Fem Güçlütürk’le botanik ‘talk şov’ Evde Yetiştirmesi Kolay Bitkiler Vol.1 Alocasia Polly Bitkisine Nasıl Bakılır Biyofilik misin? Biyofobik mi?
- BOTANIK
Nisan 2020 | Botanik | Türkiye Fem Güçlütürk’le botanik ‘talk şov’ Yazı | Onur Baştürk L abofem’in yaratıcısı Fem Güçlütürk bir süredir Muğla’nın Ula/Çıtlık tarafındaki evinde yaşıyor. Evinin hemen yanına kurduğu serasında bitki atölyesine, üretimine devam ediyor. Bir yandan da bu konudaki tecrübelerini Youtube kanalı üzerinden bizlerle paylaşıyor. Fem’le bitkiler üzerine uzun uzun konuştuk. En sevdiğim cümlesi de şu oldu, söylemeden geçemem: “Bitkiye çiçek diyen tek millet miyiz bilmiyorum”. Gerçekten de öyle. Bitkilere artık çiçek demesek! Şimdi buyurun Fem’le botanik muhabbetimize… Bitkiseverler olarak ’Labofem'e hayranız! Bir süredir Muğla/Ula tarafındaki evinde de bir seran var. İşler daha da büyüyecek mi Fem yoksa bir noktada bu kadarı yeterli mi diyorsun? İstanbul'da ‘Labofem’i önce bir openhouse mantığıyla evde açmıştım hatırlarsan. Sonra evde oturacak yer kalmayınca ve gelen giden fazlalaşınca atölye-dükkanı açmıştım. Buraya yerleşince bir sezon daha böyle devam ettim, ama işin esas zevkli yanı aslında bir bitki daha satmak değil. Gelen kişilerle bitkiler üzerinden hoş sohbetler ve paylaşımlar yaşamaktı. Sonuçta İstanbul’daki dükkanı da kapayarak bitkileri buraya yaptığım seraya transfer ettim. Tabii bir noktada “salon bahçıvanlığı” beni kesmemeye başladı. Eller bir kez gerçek toprağa deyince saksı filan daha yapay kalıyor! Burada gıdamızı da üretmeye başladık. Türü tehlikede olmayan ama endemik olan harika bitkileri tanıyıp kendimce korumaya almak üzere toplamaya başladım. Yani burada iş ticari olarak büyümeyecek belki, ama manevi olarak, tecrübe olarak bağ bahçe, peyzaj, ekolojik açıdan daha adil bir düzen gibi felsefelerle dönüşeceğe benziyor. Şimdilik Labofem youtube kanalında bu tecrübeleri aktarmaya devam... Bitki bakımı herkesin ilk etapta, “Ama ben bakamıyorum ki!” diye mızıkçılık yapmaya çok müsait olduğu bir alan. İnsanlar bitkilere bakmaya mı üşeniyor yoksa aslında haftada bir su vermeyi bakmak olarak mı düşünüyorlar? Ne dersin? Sanırım bağlamımızdan kopunca, bitkiyi de saksıda duran, plastik bitkiden tek farkı haftada x defa su vermen gereken dekor objeleri gibi görmeye başladık. Şimdilerdeki dijital yalnızlıkta ise bitkiler bir yoldaş, bir can, bir güzellik, hayata bağlanmak için kıymetli tutunacak bir dal haline geldi. Özellikle şu günlerde çokça mesaj geliyor bu fikre kapılmam için. Eskiden anneler, ananelerin bitkilerini geri planda, hayal meyal veya evin bir parçası olarak bilirdik ama iş tek başına yaşamaya gelince annelerimizin onlarla konuştuğunu hatırladık! Şimdi yeni bir lisan öğrenmeye çalışıyoruz. İlk zamanlarda bitkiden çıkan çiçek sapını görüp ‘Bitkiye bir şeyler oluyor’ diye soran oluyordu. Hatta ’Büyüyor mu bunlar?’ diye sorular geliyordu. Bitkiye çiçek diyen tek millet miyiz bilmiyorum mesela! Şimdi daha çok kaynak var, neyse ki bilgilenmek isteyen daha kolay ulaşıyor artık. EN SEVMEDİĞİM FICUS BENJAMIN! En sevdiğin bitki ailesi hangisi? Ben bu EN’li sorulara çok cevap veremiyorum. Niye dersen, mesela saksıda EN başka, salonda EN başka, balkonda En başka. Belki şöyle cevaplayabilirim: En sevmediğim Ficus Benjamin! Bir de en geleneksel orkideler: ) Onun dışında ot diye bilinip bahçeden yolunan bitkileri bile seviyorum. Peki bakımında zorlandığın bir bitki oldu mu? Evet, itiraf ediyorum: ‘Alocasia'lar ve ‘Calathea’lar çok nem, duru ılık su ve hep ılıman iklim istiyor. Ve ben o kadar bitkinin arasında onların nazına ayak uyduramıyorum! Birkaç tanesi hariç hep hezimet oldu. Bazen inat edip yine alıyorum, ama bir noktada vazgeçiyoruz birbirimizden! Zira burası kışın tahminimden soğuk oluyormuş. Eksi sekiz dereceleri gördük. Seramız ısıtmalı olmadığı için bazı hassas türleri evde tutuyorum. Kış aylarında ev sabahları dokuz derece filan oluyor. Hassaslardan bazıları dayanmadı. Başta üzüldüm, ama sonra buradaki şartlara ayak uyduran devam eder, edemeyen kusura bakmasın dedim. Şu an dekorasyonda trend olan çok bitki türü var. Mesela Ficus Lyrata. Evlere hangi bitkileri önerirsin? Kolay bakımdan zor bakımı olanlara doğru sıralayarak... Bence Ficus Lyrata ve Monstera popüler deyişle artık çan eğrisinde! Ama yine de hala çok güzeller. Tropik ve epifit kaktüs grubunda (ama dikenli değil) Rhipsalis, hem askılı saksıda hem kütüphane kenarında filan çok güzel duruyor. Neşe'nin kepe sorunu gibi zaman zaman iğne yapraklarını dibine dökse de Kuşkonmaz diye bilinen Asparagus Setaceus ise büyülü formuyla sevdiklerim arasında. Ficus Lyrata’nın bakımı aslında çok kolay değil. Cereyanda kalmayı ve ani ısı değişimini sevmiyor. Yerini sevmesi lazım. Ayrıca yaprakları toz tutuyor, alerjik kişilere tavsiye etmem. Calathea çok popüler oldu, ama dedim ya en zorlar arasında. Çabuk bozuluyor yaprakları. Üstelik artık bitkiler ithal olduğu için pahalı. Sukulentlerden eflatun, mavi renkli olanlar çok ama çok güneş istiyor. Az ışıkta bozuluyor. Yeşil renkliler tercih edilebilir. Onlar bile ev ortamında biraz loşta kalıyor. Dev cam, balkon ve bol direkt güneş ışığı alan evlere öneriyorum. Beyaz lekeli, yani alaca Monstera çok ilgi çekiyor. Gel gör ki sırf yeşil olandan biraz daha fazla ışık istiyor. Çünkü yapraktaki beyaz alanlar fotosentez yapamayan alanlar. Philodendron bipinnatifidum, büyük yapraklı olan görkemli bir bitki mesela. Bakımı da kolay. Monstera'dan sıkılanlar için ideal. Aslında zor diye bir şey yok. Tıpkı evcil hayvan dostlarımızı tercih ederken yaptığımız gibi bireysel imkanlar ve şartlar değerlendirilmeli. Sık sulayabilecekler mi, ışık yeterli mi, tatildeyken bakacak kimse var mı, bütçe ne? Bitkiyi kendinize uydurmak yerine kendinize uygun, şartlarınıza uygun bitki almalısınız. Sukulentler su istemez diye de yanlış bir bilgi var. Halbuki gelişim dönemlerinde gayet düzenli sulama istiyorlar. Tropiklere göre belki daha seyrek sıklıkta veya daha geniş aralıklarla olsa da kesin bilgi o ki, sulanmaları gerek! Artık bu bilgilerden sonra seçim zevke kalmış. Onda da genellikle tek sayılar hoş oluyor. Üç farklı boy saksı veya tek bir güçlü form. Farklı yaprak ve gövde yapıları bazen yan yana gelince etkisini kaybediyor. O yüzden dikkatli olmak lazım. Büyük bitkiler daha seyrek ilgi istiyor ufaklara nazaran. En azından sulama açısından. Yeri sınırlı olanlara ise güzel bir saksıda tek bir ufak bitki bile büyük fark yaratıyor. Bir kütüphanede ya da bir orta masasında. Aranjmanlardan korkarım hep, çünkü ilk yapıldıklarında güzel gözüküp kısa süre sonra farklı yaşam ihtiyaçları veya büyüme hızları/formları yüzünden pejmürde hale gelir, saçı başı dağılmış gibi dururlar. Çiçekçiler bebek boylu olanları bir dev çanağa soku soku veriyorlar! İlk bakışta nefis, ama sonra biri 15 cm uzuyor, öbürü yandan sarkıyor, altı kuruyor. Her birini ayrı saksılara dağıtmakla uğraşmaya da kimsenin hali kalmıyor. Haydi hepsi gübre! O tip aranjmanları kesme çiçek mantığı ile geçici bir masa süsü olarak kabul etmek gerekir. KÖYLÜLER, “AY YAZIK” DİYORDU… Sormadan olmaz: Ula/Çitlik tarafındaki evinin mimari özelliklerini kendi gözünden aktarabilir misin? Nelere dikkat edildi? Mesela botanik açıdan? Arsamızı antin kuntin işlerden anlamadığımız için imarlı aldık. Birikmiş bir paramız vardı. Mimar arkadaşımı arayıp bir konteyner yapmak istediğimizi ve bütçemizin limitli olduğunu bildirdik. O da konteyner projelerine hakim olduğu halde, “Arsanız imarlı, konteyner hem pinterest'te filan gördüğünüz gibi daha düşük bütçeli değil ve neden tanımlı metrelere bağlı kalalım, ben size aynı hisse verecek bir yapı tasarlarım” dedi. O noktada betonarme ve geniş alanı cam olan bir yapı çıktı. Zamansız bir yapı. Binanın yönü güneş hareketine, hakim rüzgara göre ayarlandı. Minimum malzeme kullanıldı. Mesela köyden gelenler, “Ay yazık yerler beton kalmış. Bir sıva, bir parke bile yok” diye üzüldü. Oysa tercihimiz temizliğini kendimiz yapabileceğimiz kadar basit ve fakat büyük evlere alışık olan şehirliler olarak çok da ufak olmasın idi. Sonuçta hem konum hem geniş camlarla dışarıda gibi bir iç mekan yarattık. Tek sorun "Kim oooo??” yerine "Bu kiiiim???" demek zorunda kalmamızdı! Gelenler bir anda salonun yere kadar 14 metre cepheli camında belirebiliyordu. O yüzden serbest girişi engelleyebilmek için ufak bir çit yapmak zorunda kaldık sonradan. Arsayı alırken çam ormanı yanı demiştik, öyle de bulduk. Önümüzde defne tarlası var. Bahçede zaten eski zeytinler ve çıtlık ağaçları vardı. Kalanını da ben 3 yıldır ellerimle dikiyorum.... BOTANİK | Kategorinin diğer yazıları Dev yapraklarının hastasıyız: Fil Kulağı Yeni nesil saksı önerileri İlkbahar sonu bahçede yapılacak işler Evde palmiye için 15 maddelik liste Engin Öztürk’ün evindeki bitkiler Evde yetişmesi kolay bitkiler vol.2: Para bitkisi! Fem Güçlütürk’le botanik ‘talk şov’ Evde Yetiştirmesi Kolay Bitkiler Vol.1 Alocasia Polly Bitkisine Nasıl Bakılır Biyofilik misin? Biyofobik mi?
- BOTANIK
November 2021 | Botany ALEXANDER CAMPBELL an English Florist in Madrid Words Oktay Tutuş He’s only 25, and he’s making a living from flowers – and nailing it. Every day, Alexander Campbell showcases the beauty of his bouquets to his TikTok and Instagram followers, leaving no room for doubt about his talent. From an early age, he learned to appreciate the beauty of flowers while spending time with his grandmother. After deciding to turn his passion into a career, he enrolled in a three-year program at the London Flower School. Perhaps due to his love for the sun, he later moved to Madrid. Here, his days are spent creating stunning bouquets for clients and followers, teaching workshops on the art of floristry, meditating, and building his brand, AC Flower Studio. But don’t just glance at his extraordinary bouquets; they may carry hidden messages through the language of flowers, or "floriography," much like in Victorian England. According to Alexander, flowers have their own language, and what they convey is certainly worth noting—just like the stories Alexander tells. Was working with flowers or plants always your dream job? Not always. I’ve always loved flowers, and they’ve always played an important role in my life. A few years ago, I started searching for who I was and where I wanted to go in life. At that point, I decided to take my passion for flowers more seriously, which eventually turned into my full-time profession. How do you define your profession? Florist or floral designer? Florist or floral designer! Labels don’t really matter much to me. A MEDITATIVE BUBBLE How would you describe your relationship with plants and flowers? It’s very special. Growing up, flowers and gardens were always significant to me. Later on, they became a way for me to understand who I was and what I wanted to do with my life. Flowers also help my mental health because they allow me to enter a meditative “bubble” where my worries and struggles simply fade away. Why are you in Spain right now? I’ve always been truly happy in Spain, and that’s why I’m here now. I first came to Spain when I was 15 to stay with a Spanish family, and ever since that experience, it’s been a very special place for me. Can you name two flowers that, in your opinion, should never be in the same bouquet? Honestly, that’s impossible! I believe that with enough effort, anything can go together. What are the unique qualities that make you special? I can’t answer that! But I always strive to work authentically and with good intentions. If you work authentically, you eventually become unique over time. You must have a favorite flower or flowers… I get asked this question a lot, and it’s really hard to answer. There are so many different flowers out there that I can’t choose just one or two. My favorites change almost weekly. However, there are some I consistently use in my work—hydrangeas, statice, and roses are among my staples.
- BOTANIK
Mayıs 2020 | Botanik | Türkiye Botanik dünyasının ‘drama queen’i Yazı | @ yuzubotanic G eometrik şekillere ve bol renk geçişine sahip yapraklarıyla meşhur, bizde dua bitkisi olarak da bilinen Calathea ailesi hayli kalabalık bir aile! Çünkü çok ama çok fazla çeşide sahip. Bu ailenin en popüler üyeleri Calathea Ornata, Calathea Lancifolia, Calathea Triostar, Calathea Orbifolia ve ‘Peacock Plant’ olarak da bilinen Calathea Makoyana. Biraz nazlı ve titiz büyüme şartları istemeleri nedeniyle Calathea’lar botanik dünyasının “drama kraliçeleri” olarak biliniyor! Ama bir yandan da ilginç bir özellikleriyle daha meşhur bu bitki ailesi: Onlara çok iyi şartlarda bakmasanız bile hiç ummadığınız bir anda hayata yeniden geri dönüp sizi affedebiliyorlar! Affetmek şu anlamda tabii: Tekrar büyümeye başlıyorlar. Bu özelliği nedeniyle İngilizler bu bitkiyi yeni bir başlangıcın sembolü olarak görüyor. Yeni eve taşınanlara ya da yeni işe başlayanlara hediye olarak Calathea veriyorlar. İngiltere’de Calathea hediye etmek bu nedenle hayli popüler bir adet. AZ IŞIK İSTİYOR Öncelikle söyleyelim: Birçok Calathea çeşidi az ışığa ihtiyaç duyuyor. Ve yine çoğu Calathea günün farklı saatlerindeki ışığa bağlı olarak yapraklarını açıp tekrar kapatıyor. Ayrıca yapraklarının her iki tarafında ışıkla beraber dalgalanmalar oluyor. Az ışık gereksinimi bu bitkiyi düşük ışığa sahip evler için çekici bir seçim haline getiriyor, orası bir gerçek. Çünkü bu bitkilerin yaprakları doğrudan güneşe maruz kaldığında zayıflıyor. Bu nedenle Calathea’yı düşük ya da dolaylı ışık alan bir yere koymanızda fayda var. Bir de yaprakları koyulaştıkça -Calathea Ornata gibi- ışık gereksinimleri daha da azalıyor. Yapraklarının rengi açıldıkça ışık gereksinimleri biraz daha artıyor Calathea’ların. NEM OLAYI NASIL? Calathealar nemli ortamı çok seviyor. Ancak birçok çeşidi daha düşük nem seviyelerini de göğüsleyebiliyor. İdeali, nem seviyesinin yüzde 50’lerde olması. NE KADAR SU VERİLMELİ? Tüm ev bitkileri gibi calathea’lar da filtrelenmiş, klorsuz suyu seviyor. Musluk suyunuz çok klorluysa sulama kabınızı suyla doldurun ve kloru dağıtmak için bir gece bekletin. Bu arada calathea’lar su bakımından diğer ev bitkilerinden biraz daha talepkâr olabilir. Çünkü tamamen kuru toprakta olmayı sevmiyorlar. Bu yüzden toprağı çok fazla kurumadan önce bitkiyi suladığınızdan emin olun. Özellikle yazın her hafta Calathea’yı sulamak gerekebilir. KORKMAYIN Unutmadan: Calathea’ların yaprakları arada bozulup sararabilir. Yaprakları kesmekten korkmayın. Bu bitkinin daha sağlıklı büyümesine yol açar. BOTANİK | Kategorinin diğer yazıları Dev yapraklarının hastasıyız: Fil Kulağı Yeni nesil saksı önerileri İlkbahar sonu bahçede yapılacak işler Evde palmiye için 15 maddelik liste Engin Öztürk’ün evindeki bitkiler Evde yetişmesi kolay bitkiler vol.2: Para bitkisi! Fem Güçlütürk’le botanik ‘talk şov’ Evde Yetiştirmesi Kolay Bitkiler Vol.1 Alocasia Polly Bitkisine Nasıl Bakılır Biyofilik misin? Biyofobik mi?
- BOTANIK
July 2020 | Botany COURTYARD LIVING Words| Alp Tekin Would you like to walk through an open-air courtyard with a tree instead of a plain hallway? Imagine walking from your living room to the sitting area, not through an ordinary corridor, but through a small open courtyard featuring a tree that looks like a piece of art. If this idea excites you, it’s time to discover the latest design trend: creating small, unexpected courtyards within a home. If homes like these fill your dreams, we have an inspiring book recommendation for you: Courtyard Living: Contemporary Houses of The Asia-Pacific by Charmaine Chan, design editor at the Hong Kong-based South China Morning Post, published by Thames & Hudson. The book showcases 25 modern homes with inner courtyards, with four standout examples: 1. CORNWALL GARDENS / Singapore Designed by Chang Architects, Cornwall Gardens is truly a dream come true for plant lovers. This massive home, complete with a swimming pool, waterfall, pond, and terraced rooftop garden, has won an A+Awards. Designed by architect Chang Yong Ter, the house was created for a family that wanted to build a cool and tropical paradise. 2. AW HOUSE / Jakarta At the heart of this house, designed by Andra Matin, is its central courtyard, featuring a Moringa tree that stands like a work of art. Let’s pause here to give Moringa the spotlight it deserves. Known as the "tree of life" or the "miracle tree," Moringa is a South Asian plant with countless benefits. Moringa’s antioxidant properties are said to improve bone health, liver function, digestion, and even allergies. Did you know that 100 grams of dried Moringa contains nine times more protein than yogurt, ten times more vitamin A than carrots, and twelve times more vitamin C than oranges? Truly miraculous, right? So, it’s no coincidence that a Moringa tree was chosen for AW House’s courtyard. 3. 17 BLAIR ROAD / Singapore Designed by Ong&Ong Architects, the courtyard in this home serves as the primary source of air and natural light for the entire house. Additionally, it has been made the focal point of almost every room in the home. In essence, it feels like a tribute to gardens and botany. 4. GOMATI HOUSE / India Gomati House, designed by SPASM Design, features multiple inner courtyards. From the outside, it seems as though the homeowners live right within nature. Author Charmaine Chan describes this house by saying: “When I spoke to the owner over the phone, the first thing I noticed was how hard it was to hear him because of the birdsong in the background. He was speaking from inside the house, yet it felt like he was out in the garden.”
- BOTANIK
Ekim 2021 | Botanik | Vol V TROPİKAL KUBBELER Yakın geleceğin tek nefes alma yeri mi? Yazı | Oktay Tutuş S adece bitkiler kullanarak yapılan kurtarılmış bölge niteliğindeki botanik kubbeleri yakın gelecekte daha çok konuşacağız. Tıpkı bir dönem hayvanat bahçelerinde olduğu gibi! Bugün dünyanın belli başlı noktalarında yer alan yüksek teknolojili botanik kubbelerin altındaki bitki örtüsü şüphesiz hepimiz için çok şey ifade ediyor. Çünkü bu yapılar yok ettiğimiz doğayı izlemek için bir vitrin görevi de üstleniyor. Akvaryum benzeri bu cam ve çelikten kubbelere bu yönden bakarsak, esas amaçlarını daha net idrak edebiliriz. Görünen ve gidişat o ki, bu hızla tüketmeye devam eder ve üzerinde yaşadığımız küreye iyi bakmazsak, bu kubbeler ve inşa edilecek yenileri ya da benzerleri yakında tek nefes alacağımız yerler olacak! Üzücü ama gerçek. Ümidimiz şu: Bu cam ve çelikten kubbelerin ziyaretçilerine verdikleri doğaya dönüş hevesi ve ‘yeşil parmak’ sayesinde üzücü olan gerçeğin ötelenmesi. Peki ama nasıl? EDEN PROJECT ÇIĞIR AÇTI Eden Project isimli sivil inisiyatifin kurucusu Sir Tim Smit, şu anda İngiltere’deki Cornwall’da yer alan az önce bahsettiğime benzer canlı kubbelerin çıkış noktasını şöyle anlatıyor: Devamı için... Print YUZU MAGAZINE - V Out of Stock View Details
- BOTANIK
Mart 2022 | Botanik | Vol III PLANT-FILLED HOMES Yapım | Onur Baştürk Fotoğraflar | Jamie Cole MURAT PATAVİ (Republica Ajans Sahibi) “Evde büyük ve geniş yapraklı bitki seviyorum” - Babam bahçe ve bitki aşığıydı. Tohumlar, fideler, çiçekler ve hayvanlara düşkünlüğümde onun doğa sevgisinin payı büyük. Farklı fidanlıklardan fideler arar, gittiği seyahatlerden tohum ve yaprak toplayıp onları üretmeye çalışırdı. Toprağı ve toprakla oyalanmayı çok severdi. Kendi evime geçtiğim ilk gençlik yıllarımdan beri yaşam alanlarımda ben de bitkilere sıkça yer verdim. Yaşadığım mekanları seçerken yeşil her zaman tercih ve önceliğim oldu. Yani deniz manzaralı ev mi yoksa yeşillikler arasında bir ev mi diye sorulsa, tercihim hep yeşilden yana olur. - Evde daha çok büyük ve geniş yapraklı bitki çeşitlerini seviyorum. 60’lar ruhunu yaşatan deve tabanı, kauçuk, kaktüs ve fil kulağı gibi. Onlarla özlediğimiz estetiği, yeşile özgü stili, samimiyet ve sıcaklığı yakalıyorum. - Başka ülkelerden bitki taşıma hikâyem çok var. Mutlaka elimde nemli pamuğa sarılmış bir dalla dönerim! Özellikle de İtalya seyahatlerinden. - Aldığım her bitkiyi Google’lıyorum. İhtiyaçlarını ve bakımını hemen öğrenmeye çalışıyorum. Bakması değil, ama bitler ve böceklerle savaşması zor oluyor genelde. Bir bitki öldüğünde ise bir çıplaklık, boşluk hissi kaplıyor evi. Hatta zamanla özlüyorum. Özellikle olduğu yerle özdeşleşmiş, oraya özel bir duygu katmış bitkiler böyle hissettiriyor. - Baharın gelişi benim için önemli. Ömerli’deki evimde 80 metrekarelik, bahçe gibi bir balkonum var. Orası her yıl daha da yeşillenip güzelleşiyor. - Genelde bana bir duyguyu hissettiren bitkiyi seçiyorum. Bazıları özgürlüğü bazıları romantizmi çağrıştırıyor. Bazen çekingen, bazen arsız ve deli dolu olabiliyorlar… Ama dış mekan bitkisi seçerken iklim şartlarına uygun endemik bitkileri seçmeye gayret ediyorum. GÜLİN ÖZALP (Restoran sahibi, işletmeci) “Ficus’um tam 19 yıldır bizimle. Evlendiğimizde almıştık” - Bitkilere olan sevgi ve ilgim çocuklukta başladı. Beni yakından tanıyanların çok iyi bildiği gibi, doğada olmayı fazlasıyla seven biriyim. Ancak şehirde yaşadığım için her zaman doğanın içinde olamıyorum. Ben de evimde kendi yeşil alanımı yaratmak istedim. O yüzden evimde bolca bitki yetiştiriyorum. İrili ufaklı 30 civarı bitkim var. - Evde yetiştirmekten en zevk aldığım bitki Monstera (Deve Tabanı). Çünkü sürekli yeni yaprakları çıkıyor. Yenilenip şekil değiştiriyor. - ‘Ficus’um ise 19 yıldır bizimle! İlk evlendiğimizde almıştık. Bazen yaprakları dökülüyor, sararıyor ama bizi hiç bırakmıyor. Aldığımızda ince, uzun bir bitkiydi. Şimdi oldukça genişledi. - Bali’den Coconut Palm taşımışlığım var, ama bir yıl sonra beni terk etti maalesef. - Benim için bakması en zor bitki Bonzai. Bana biraz nazlı geliyor. - Bir bitkiyi yaşatamadığım zaman çok üzülüyorum. Çünkü bir canlı olarak ilgi gösterip onunla bağ kuruyorum. Neyse ki zamanla bitkilerin neye ihtiyacı olduğu konusunda daha çok bilgi sahibi oldum. ECEM USLU DEMİR (Dijital İçerik Üretici) “Ficus Lyrata’ya sahip olmak için çok bekledim” - Bitki sevgimin tutkuya dönüşmesi ilk kızıma hamileliğimin son haftalarında, doğum iznine ayrıldığım zaman başladı. Normal doğumu beklediğim için 37. haftadan 43. haftaya kadar hep evdeydim. Evde oturacak biri asla değilim. Bu yüzden kendimi botanik bahçelerine, seralara saldım. Sonra iş yavaş yavaş bitki almaya dönüştü. Daha da ileri giderek her gün bitki almaya başladım. Şu an toplam 83 bitki var evimde. - Ficus Lyrata’ya sahip olmak için çok bekledim. Çünkü aradığım bir formu vardı. Sabırla bekledim ve sonunda tam hayal ettiğim gibi olanı buldum. İşte bu yüzden gördüğümde beni en çok mutlu eden bitkim Ficus Lyrata. - İlk aldığım bitki Monstera’ydı ve aldığımda ufacıktı. Şimdi kocaman oldu. Evin en gösterişli bitkisi haline dönüştü. Benim için yeri ayrı, çünkü en güzel yetiştirdiğim bitki. - Hem acemilik hem de yanlış toprak kullanımı ve uygun ortam sağlayamama gibi nedenlerden dolayı Pilea’yı yetiştirirken çok fazla zorlandım. Neyse ki şimdilerde onun da üstesinden geldiğimi düşünüyorum. - Bir tane Ficus Benjamin çok istiyorum, ama korkuyorum da! Benim gözümde en nazlı bitki. Her tepkisini yaprak dökerek vermesi gerçekten gözümü korkutuyor. Ama yakında alacağım ilk bitki o olacak. MURAT SÜTER (Kreatif Direktör) “En sevdiklerim körpe ve parlak gözüken yeşillikler” - Bitkilerin tutku haline gelmesi 15 yıl önce Nişantaşı’ndan Beykoz’a taşınma kararımla beraber başladı sanırım. Penceremden bakınca gördüğüm şey uçsuz bucaksız bir orman olunca, bu yeşilliği evin içine de sokma isteği kaçınılmaz oldu. - En sevdiğim bitkilerim körpe ve parlak gözüken yeşillikler. Zamia Zamioculcas, Monstera, Asparagus (Kuşkonmaz), Ficus Elastica (Kauçuk), Calathea Orbifolia ve Marantha. Genel olarak tüm kaktüs ve sukulentleri de severim. - Chinese Coin Plant’le (Pilea Peperomioides) ilk olarak Hong Kong’ta tanışmış, küçük bir saksıyla İstanbul’a dönmüştüm! Minik yaprakları olan bitki, dikildiği saksının ebadına göre çeşitli yaprak boyutlarıyla kendini göstermeye devam etti. Hong Kong’tan getirdiğim ise hâla aynı minik boyutuyla yaşamaya devam ediyor. - Yetiştirmekte zorlandığım bir bitki olmadı. Ama ağaçlara gelirsek, evimin önünde 10 yıl önce diktiğim üç adet mimoza ağacı beni en çok zorlayanlar. O kadar çok seviyorum ki, her kar yağdığında iki-üç saatte bir dallarını silkiyorum. Üzerlerinde biriken karı azaltabilmek için. Tamamı için... Print YUZU MAGAZINE - III Out of Stock View Details No product
- BOTANIK
February 2022 | Botany TR BELOW ARE YOU READY to GROW your own vegetables at home? Words Oktay Tutuş One of the newest technological products, which is a candidate to make life easier for those who grow plants at home or those who try to do vertical farming, is LG's “Tiiun” cabinet. Tiiun, which means “to sprout” in Korean, encourages even the most novice gardener to grow vegetables, greens and even flowers in the comfort of their own homes all year round. Stylish and extremely simple to use, this device offers all the benefits of a fully equipped garden without the worries of pests or adverse weather conditions. Using the famous Inverter Compressor, which we have heard from other products of LG, the Flexible Air Control System precisely adjusts the internal temperature of Tiiun to create the most suitable conditions for organic growth. The same system also automatically regulates temperature and light intensity to mimic the natural day cycle. It's not over! It circulates the ideal amount of moisture, which is essential for the transformation of seeds into healthy plants, with its automatic irrigation system that provides water eight times every 24 hours. The internal structure of the device is designed to increase the efficiency of photosynthesis by enhancing the effect of the internal LED light source to accelerate the growth process. Its transparent door allows users to watch their plants grow, while also providing insulation that maintains the interior temperature and keeps harmful insects out. Evde bitki yetiştiren ya da dikey tarım yapmaya çalışanların hayatını kolaylaştırmaya aday, en yeni teknolojik ürünlerden biri LG'nin “Tiiun” adlı dolabı. Korece “filizlenmek” anlamına gelen Tiiun, en acemi bahçıvanları bile tüm yıl boyunca kendi evlerinin rahatlığında sebze, yeşillik ve hatta çiçek yetiştirmeye teşvik ediyor. Şık ve kullanımı son derece basit olan bu cihaz, zararlılar ya da olumsuz hava koşulları gibi endişeler olmadan tam donanımlı bir bahçenin tüm avantajlarını sunuyor. NASIL ÇALIŞIYOR? LG'nin diğer ürünlerinden de ismini duyduğumuz ünlü Inverter Kompresörü’nü kullanan Esnek Hava Kontrol Sistemi, organik büyüme için en uygun koşulları yaratmak üzere Tiiun'un iç sıcaklığını hassas bir şekilde ayarlıyor. Aynı sistem doğal gün döngüsünü taklit etmek için sıcaklığı ve ışığın şiddetini de otomatik düzenliyor. Bitmedi! Her 24 saatte bir, sekiz kez su sağlayan otomatik sulama sistemiyle, tohumların sağlıklı bitkilere dönüşümünde elzem olan ideal miktarda nemi içinde sirküle ediyor. Cihazın iç yapısı büyüme sürecini hızlandırmak için dahili LED ışık kaynağının etkisini güçlendirerek fotosentez verimliliğini artırmak üzere tasarlanmış. Şeffaf kapısı kullanıcıların bitkilerinin büyümesini izlemesine olanak tanırken, aynı zamanda iç sıcaklığı koruyan ve zararlı böcekleri dışarıda tutan bir yalıtımı da sağlıyor. MOBİL UYGULAMASI DA VAR Las Vegas'taki CES 2022 sırasında tanıtılan LG Tiiun’un mobil uygulaması da var. Uygulama sayesinde tüm çimlenme sürecini uzaktan izlemeniz, ayarları kontrol edip değiştirmeniz mümkün.
- BOTANIK
Mayıs 2021 | Botanik | Türkiye Save The Flowers Yazı | Alp Tekin M imar Gülnar Ocakdan Karaytuğ, markası Save The Flowers’la bitki tabloları yapıyor desek yeridir. Yurt içi ve yurt dışından topladığı bitkileri özenle kurutarak onları birer tabloya dönüştüren Karaytuğ, bu işe nasıl başladığını şöyle anlatıyor: “Her şey çiçekleri uzun yıllar saklayabilme fikriyle başladı. Kimi zaman Çanakkale’nin bozkırlarından kimi zaman Sarıkamış’ın dağlarından çiçekler, yapraklar, otlar toplamaya başladım. Bu hobime mimar gözlüğümü de takınca yaşam alanlarımıza değer katabilecek, fark yaratan bir dekorasyon fikri doğdu. Camdan tablolar içerisinde birbirinden farklı çiçek tasarımları kısa sürede bir iş fikrine dönüştü. 2016’dan beri bu işi profesyonel olarak Save The Flowers markası altında yapıyorum”. EN ÇOK İLGİ GÖREN: GELİNCİK Karaytuğ, bazı sabit tasarımlarının olduğunu ama her yıla özel bir tasarım serisi çıkardığını söylüyor. Çoğu bitkiyi bizzat toplayıp kurutuyor, bazı bitkileri ise yurt dışından temin ediyormuş Karaytuğ. En beğenilen tasarımlarının ise gelincik tabloları olduğunu belirtiyor: “Gelincik her yıl çok kısa bir dönemde çıkıyor ve çok narin bir bitki olduğundan zorlu kurutma işlemlerinden geçirip sınırlı sayıda satışa sunuyoruz” Karaytuğ, bu el yapımı hassas çiçek tablolarını online olarak satıyor. Türkiye ve hatta dünyanın pek çok yerine kargo ile özenle gönderiyor. Son sözü ona bırakalım: “Bitkilere bakma konusunda çok vakti olmayan ya da ilgilenemeyen, ama mekanlara kattığı zenginlikten de vazgeçemeyen insanlara bitkileri tablo içinde bir sanat eseri gibi sunuyoruz. Bu felsefeden ötürü de çerçevelerimizde doğal olmayan malzemeleri kullanmıyoruz. Çerçevelerimiz ahşap ve cam malzemelerden oluşuyor”.
- BOTANIK
Nisan 2020 | Botanik | Türkiye Evde palmiye yetiştirmek için 15 maddelik liste Yazı | Onur Baştürk P almiye ailesinin tüm çeşitlerine bayılıyorum. O ailenin bazı üyelerini evde yetiştirmeye de… Palmiye türlerinin evde çok şık durduğunu, hatta onları “kurtarıcı dekoratif obje” yerine koyduğumuzun da farkındayım. O zaman onlara dair şu bilgileri vermemde fayda var: 1. Palmiyelerin çoğu yavaş büyür. Sabırlı olun! 2. En çok yapılan hata tüm palmiyeleri sıcak güneş ışığını seven ve kuru havadan hoşlanan bitkiler olarak düşünmek… O yüzden palmiyenizi direkt pencere önüne, güneşin kalbine koymayın. Yaprakları camdan gelen ısının da etkisiyle yanabilir! 3. Kışın oda sıcaklığı 10 dereceden düşük olmasın. 4. Toprak olarak kireçli komposto kullanın. Komposto, canlı organizmaların toprağa karışıp çürüyerek mineral açığa çıkarmasıyla oluşan bir toprak. Kireçli toprağın içeriğinde ise kil, kum, humus ve kireç var. Yani ikisinin karışımı olmalı. 5. Palmiyeler köklerinin rahatsız edilmesinden hoşlanmıyor. O yüzden çok gerekli olduğunda yeni saksıya geçirin. 6. İlkbahar ve yaz aylarında sık sık, kışın ise az sulayın. Yaprakları düzenli olarak nemlendirin. Misal: Süngerle yıkamak iyi fikir! 7. Yaprak parlatıcı spreyleri kullanmayın! Hiç iyi gelmiyorlar palmiyeye, kesin bilgi! 8. Kahverengi yaprak uçları kuru hava nedeniyle oluşur. Az sulama ve soğuk da nedenlerden biri. Sararan yapraklar aynı zamanda bitkinin gübreye ihtiyacı olduğunun da habercisi. Fidanlıklara gidip gübre almanızda fayda var. 9. Palmiyelerin alt yapraklarının zaman içinde kahverengileşmesi ise gayet doğal. Bunları çıktıkları noktaya yakın yerlerden kesmek gerekiyor. 10. Evet, en çok tercih edilen palmiye türü Areca Palm! Ama Areca’nın da çeşme suyundan pek hoşlanmadığını söylemem gerek. Çeşme suyu vermekten kaçının. 11. Chamaerops Humilis (Eurpoean Fan Palm) adlı palmiye türü ise bir başka popüler arkadaşımız. Aslında bahçe bitkisi. Ama içerde de yetişebiliyor. Soğuğa gayet dayanıklı. 12. Phoenix Canariensis ya da nam-ı diğer Canary Island Date Palm güneşli alanları seviyor ama pencere önüne koymayın. Dediğim gibi yapraklarda yanık izi oluşabilir. 13. Son dönemde çok popüler olan Cocos Nucifera, yani hindistancevizi palmiyelerini evde yetiştirmesi hayli zor. Çünkü istedikleri yüksek nem ve sıcaklığı evlerde her daim sağlamamız neredeyse imkansız. Yine de benim gibi tutkulu ve ısrarcıysanız, toprağını ılık suyla sürekli nemli tutun. Ama kabuğunu asla ıslatmayın. Çok iyi drene edilmiş kumlu bir toprağı olmasına dikkat edin. Kabuğu dışarda kalacak şekilde toprağa dikimi yapın. 14. Benim şu günlerdeki favorim ise Ruffled Fan Palm, latince adıyla Licuala Grandis. Anavatanı, daha önce adını duymadığım bir ülke olan Vanuatu! Bu ülke Avustralya’nın doğusunda bir yerlerde. Bitkiler sayesinde coğrafya bilgim de artıyor, düşünün! Neyse, Ruffled Fan Palm gölgeli yerleri daha çok tercih ediyor. Çok fazla güneş ışığı yapraklarını kahverengileştiriyor. Kendisini yeni yetiştirmeye başladım, bakalım nasıl olacak beraberliğimiz? 15. Son olarak ev için uygun diğer palmiye türleri şunlar: Dypsis, Howea, Bismarckia, Livistonia ve Trachycarpus. BOTANİK | Kategorinin diğer yazıları Dev yapraklarının hastasıyız: Fil Kulağı Yeni nesil saksı önerileri İlkbahar sonu bahçede yapılacak işler Evde palmiye için 15 maddelik liste Engin Öztürk’ün evindeki bitkiler Evde yetişmesi kolay bitkiler vol.2: Para bitkisi! Fem Güçlütürk’le botanik ‘talk şov’ Evde Yetiştirmesi Kolay Bitkiler Vol.1 Alocasia Polly Bitkisine Nasıl Bakılır Biyofilik misin? Biyofobik mi?
- BOTANIK
Ocak 2022 | Botanik | Vol VI 10 KAT DAHA HIZLI BÜYÜYEN MİKRO ORMANLAR Yazı | Oktay Tutuş A şırı sıcak havayı soğutacak olan nedir? Yanıt belli: Ağaçlar. Özellikle de kentlerde betonlaşmadan dolayı oluşan ısı adalarını engelleyecek olan yine onlar. Ama doğal bir ormanın ne kadar uzun zamanda oluştuğu da herkesin malumu. İşte burada Miyawaki metodu devreye giriyor. 1970’lerde Japon botanikçi Akira Miyawaki’nin geliştirdiği ve halen onun ismiyle anılan bu yöntemin özü mikro ormanlar yaratmak. Avrupa, Hindistan ve diğer ülkelerde iklim krizine bir tepki olarak insanlar daha az yer kaplayan bu mikro ormanları yaratıyor. Bu ormanlar küçük olsa bile böcekler ve yeni bitki türleri dahil olmak üzere biyolojik çeşitliliği hemen kendine çekiyor. Ayrıca bu küçük orman parçaları karbon tutulmasına katkıda bulunuyor, şehirlerin yükselen sıcaklıklara uyum sağlamasına yardımcı oluyor. Devamı için... Print VOL VI - 2022 Out of Stock View Details
- BOTANIK
Aralık 2020 | Art | Türkiye Bir Galeride İki 11.17 C addebostan’da açılan Galeri 11.17’nin iki genç kurucusu var: Aytaç Beyazgül ve Pertev Kökdemir. Her ikisi de sağlık alanında eğitim almış. Biri tıbbi laborant, diğeri diş hekimi. Ve aynı gün doğmuşlar: 11’inci ayın 17’sinde. Akla gelen ilk sorular eşliğinde 11.17’nin ‘büyük resmi’nin tarifi ise şöyle: NEDEN BİR GALERİ? AYTAÇ: Galerimizin olduğu mekan daha önce diş kliniğiydi. Onun taşınmasıyla boş kaldı ve o günlerde resim dersi aldığımız hocamla bu mekanı kendimize ait bir sanat galerisi haline getirebilir miyiz, altyapı ve mekan olarak uygunluğu var mı diye defalarca buraya geldik. Burası öyle bir sanat galerisi olmalıydı ki, insanlar sadece resim ya da heykel satın almak için değil, her ay yenilenen sergileri ziyaret edip burada uzun zaman geçirebilmeli ve ruhları sanata doymuş olarak ayrılabilmeliydi. PERTEV: Galeriyi oluştururken ilk amacımız sanatı ulaşılabilir hale getirmekti. Bu yüzden Bağdat Caddesi gibi merkezi bir konum seçtik. İstanbul'daki sanat galerilerinin yüzde 95'inin aksine Avrupa Yakası'nda değil, Anadolu Yakası'nda oturan insanların da sanata rahat ulaşabilmelerini düşündük. ANADOLU YAKASI ZOR MU KOLAY MI? PERTEV: Anadolu Yakası'nda galeri açmanın zorluğu çevreden gelen “Neden Avrupa Yakası’na açmıyorsunuz da bu tarafa açıyorsunuz?” sorusuyla çok fazla muhatap olmak! AYTAÇ: Kolaylığı ve işin hoş yanı ise şu: Bu yakada oturan yüzlerce ziyaretçimizden teşekkür almamız, bu tarafta müze tadında bir sanat galerisinin, sanatseverlerin kolayca ulaşabilecekleri bir noktada olmasından duydukları memnuniyet. SANATLA OLAN BAĞLANTI? PERTEV: Resim yapmaya yatkınlığım çok fazla yok. Resim konusunda Aytaç çok çalışıyor ve güzel eserler ortaya çıkarıyor. AYTAÇ: Ben tıbbi laborantim. Uzun yıllardır resim yapıyorum, ama belki de bu tıbbi laborant olduktan sonra yaptığım resimlerim değişmiş olabilir. Çünkü mikroskoptan bakınca gördüğüm bakteri ve virüslerin formları, onların doğal ortamları içindeki hareketlerinden etkilenmiş olabilirim. Yani ikimiz de tıp alanında olmamıza rağmen mesleğimizin bize kattıklarıyla sanat hep hayatımızın içindeydi YA SANATÇI TEMSİLİYETİ? PERTEV: Şu an herhangi bir sanatçıyı galeri olarak temsil etmiyoruz. Çünkü sanatçı temsiliyetinin zaman içinde oluşacak bir birliktelik olduğunu düşünüyoruz. Tabii ki kendimizi yakın hissettiğimiz, çizgisini çok beğendiğimiz sanatçılar var. Onların eserlerine kendi galeri koleksiyonumuzda fazlaca yer vermeye çalışıyoruz, ama bu temsiliyetler zaman içinde karşılıklı uyum ile ortaya çıkar. Böylece hem sanatçı hem de galericiyi mutlu edecek uzun süreli beraberlikler oluşabilir.
- BOTANIK
November 2021 | Botany TR BELOW DO PLANTS CLEAN the AIR at HOME? Words Oktay Tutuş I’ve always had a great relationship with plants. The question I get asked most often is, without a doubt: “How do you live with all these plants? You could suffocate at night without oxygen!” As if plants have some deadly power, and I’m going to run out of oxygen and suffocate just because I share the same space with them at night! THE REAL KEY: SOIL AND ACTIVATED CARBON It’s true—and proven—that plants clean toxic gases from the air while feeding through photosynthesis. However, the famous NASA experiment, which most people have heard of by now, has been widely misinterpreted. First of all, the experiment was conducted in a completely sealed and insulated room. It observed changes in air quality and the removal of certain harmful gases. The crucial point here is that it wasn’t just the plant that played a role in air purification—soil and the activated carbon used in the experiment were equally key players. In Dr. Wolverton’s studies, the purpose of the activated carbon was to allow more airflow within the plant’s potting soil. This airflow is essential for a plant’s ability to remove toxins from the air. When the soil is aerated and activated carbon is present, purification occurs. But if compacted, heavy potting soil is used, air circulation is blocked, and microorganisms cannot reach the plant roots to break down toxins. Apparently, Dr. Wolverton realized just how misinterpreted his experiment had been because he now sells air-purifying plant pots! His company, Plant Air Purifier, offers pots that include a fan for air circulation, activated carbon filters, and water for the plant. With this system, a single plant can purify the air as effectively as 12 regular plants. However, even then, the purification process is slow, and the amount of air cleaned is minuscule compared to the volume we actually breathe—barely the size of a pinhead! Bitkilerle aram oldum olası çok iyiydi. En çok karşılaştığım soru ise istisnasız şu oldu: “Bu bitkilerle nasıl bir arada yaşıyorsun? Gece oksijensiz kalıp boğulabilirsin”. Sanki bitkilerin öldürücü bir gücü var ve ben gece onlarla aynı ortamda olduğum için oksijensiz kalıp boğulacağım! ESAS KİLİT NOKTA: TOPRAK VE AKTİF KARBON Bitkilerin fotosentez ile beslenmeleri sırasında evdeki zehirli gazları temizlemeleri doğru ve bu ölçülmüştür. Herkesin artık bir şekilde duymuş olduğu meşhur NASA deneyi aslında insanlar tarafından sonuçları yanlış yorumlanmış bir deney. Öncelikle o deney tamamen kapalı ve yalıtılmış bir odada yapıldı. Ortamdaki havanın değişimi ve bazı zararlı gazların temizlendiği gözlendi. Burada önemli nokta sadece bitkinin değil, toprak ve kullanılan aktif karbonun da bu temizlemede kilit rol oynadığıydı. Deneyi yürüten Dr. Wolverton'un çalışmalarında aktif karbonun amacı, saksı toprağında daha fazla hava akışına izin vermesiydi. Hava akımı, bir bitkinin havadan toksinleri uzaklaştırma yeteneği için gerekli. Toprak havadarsa ve aktif karbon da varsa temizlik oluyor. Sıkıştırılmış, ağır saksı toprağı kullanılırsa mikroorganizmalar toksinleri parçaladıkları bitki köklerine ulaşamadığı için hava da engelleniyor. Wolverton kendi yürüttüğü deneyin ne kadar yanlış yorumlandığını görmüş olacak ki, şu an kendisi hava temizleyen bitki saksısı satıyor! “Plant Air Purifier” isimli şirketinin sunduğu saksıların içerisinde hava sirkülasyonu için bir fan da bulunuyor. Aktif karbon filtreleri ve bitki için su da… Bu sistemde yetiştireceğiniz bir bitki 12 tane bitkiye eşdeğer oranda temizleyebiliyor havayı. Ancak yine de temizleme işlemi yavaş ve temizlenen hava miktarıysa soluduğumuz yanında toplu iğne başı kadar!
- BOTANIK
Nisan 2020 | Botanik | Türkiye Engin Öztürk’ün evindeki bitkiler Yazı | Onur Baştürk Portre Fotoğrafı | Cem Talu E ski hayatımızda Engin Öztürk’le Chicki Boom ya da La Boucherie’de ara sıra karşılaşıp muhabbet ederdik. Yeni hayatlarımızda ise geçen hafta ortak bir yanımız olduğunu keşfettik: Bitkiler! Instagramda Yuzu’yu keşfedip bitkilerle haşır neşir olduğumu görmüş Engin, “Bilmiyordum, yeni öğrendim” diyerek mesaj attı ve bitkilerle ilgili sohbet etmeye başladık. Ne ektin, şu bitkiyi nereden bulursun, o bitkinin türü nedir muhabbetlerinden sonra dedim ki, “Sohbetin bir kısmını Yuzu’nun dergisine koyabilir miyim?” “Hay hay” dedi Engin. Ama sadece bitkilerinin fotoğrafını gönderdi. “Saç sakal birbirine karıştı, bu şekilde fotoğrafımı isteme benden Onur” diye rica ederek… Gayet anlayışla karşıladım tabii. Bitkilerle olan bağın bu karantina sürecinde mi gelişti? Yoksa daha önce vardı ve çok üstünde mi durmuyordun? Dış mekan bitkilerine ilgim geçen sene başlamıştı. Evin içindeki bitkilere ise bu sene. Evde kalma meselesi konuşulmaya başlanınca da bahçe için planlar yapmaya hazırlanmıştım baharın gelişiyle birlikte. Bitkilere neye göre seçiyorsun eve? Türüne mi yoksa evin dekorasyonuna göre mi? Önceleri sadece dekorasyon için başladı. Bitki almaya ve aldıkça bu durumu sevmeye başlamamla beraber türlerini, ailelerini öğrenmeye, bakılması açısından zorluk derecelerini anlamaya doğru gitti olay. Peki bakabiliyor musun? Pert olan bitkin var mı:) Geçen yıl bahçe için aldığım birkaç tanesi sabırsızlığımdan dolayı pert oldu maalesef! Sanırım soğuğa dayanamadılar, erken davrandım :) Ama artık önce öğrenip sonra bitki alıyorum. Bahçene roka, domates, biber de ekiyorsun. Anladığım kadarıyla organik tarıma da girişiyorsun yavaş yavaş. Ne dersin? Yok yok, hobiden öteye geçmez :) Şimdilik tamamen bu şekilde. Üretecek kadar alanım da zamanım da yok. Ama ilerde neden olmasın? Bu arada bahçede roka, domates dışında sardunya, papatya çeşitleri de var. Üç-dört tane de leylandi diktim. Her şey normale dönünce bahçende oturup kokteyl içecek miyiz? Tabii ki! :) Bana şu tarz kaktüsün var mı diye sormuştun, yoksa kaktüsçü müsün? Özellikle kaktüsçüyüm diyemem, ama iç mekanda sadece yeşilciyim. Renkli yapraklı bitki yok evimde. Evde en sevdiğin bitki hangisi? O değişiyor. İçlerinden bir tanesi biraz zayıflamaya, hafif solmaya başlayınca o zaman o bitkiyi daha çok seviyorum, favorim o bitki oluyor :) Son zamanlarda bahçede bir lavanta öbeğim var. Şimdi sabırsızlıkla onların renklenmesini bekliyorum. Son olarak: Karantina sürecinde hem kendine hem de bitkilere dair yeni ne öğrendin? Karantinadan önce de evcimen biri olduğum için evde durmak bana hapis gibi gelmiyor. Ama bu süreçte şunun tekrar farkına vardım: Doğa bizden çok büyük ve ona hükmetmek yerine parçası olmamız gerektiğini istediği zaman çok güzel anlatıyor. Bitkiler de o büyük parçanın en güzel vitrini. BOTANİK | Kategorinin diğer yazıları Dev yapraklarının hastasıyız: Fil Kulağı Yeni nesil saksı önerileri İlkbahar sonu bahçede yapılacak işler Evde palmiye için 15 maddelik liste Engin Öztürk’ün evindeki bitkiler Evde yetişmesi kolay bitkiler vol.2: Para bitkisi! Fem Güçlütürk’le botanik ‘talk şov’ Evde Yetiştirmesi Kolay Bitkiler Vol.1 Alocasia Polly Bitkisine Nasıl Bakılır Biyofilik misin? Biyofobik mi?
- BOTANIK
Ağustos 2020 | Botanik Led Zeppelin’in şarkısıyla ortaya çıkan çiçekçi Yazı | Onur Baştürk D eniz Atabaş’la Avlu Bebek’teki şef yemeğinde tanıştık. Masaların düzeni, styling’i ona ve ortağına emanetti. Öyle zevkle ve mutlulukla yapıyordu ki işini, hayran oldum. Ayaküstü sohbet sırasında öğrendim: Meğer 20 yıllık bankacıymış, bir anda bu işe soyunmuş. Önce çiçekçi dükkânı açmış, şimdi de aynı markanın çatısı altında bir de mekan styling işi var: Nude Table. Şimdi söz onda… Uzun yıllar bankacılık sektöründe çalıştıktan sonra bir anda çiçekçi dükkânı açman şahane bir dikey geçiş. Nasıl oldu her şey? 20 yıllık bankacılık tecrübesinden sonra böyle bir karar vermenin kolay olduğunu söyleyemem. Bir günde olmadı tabii. Bankacılık çok severek yaptığım bir meslekti, ama zaman içinde aldığım keyif ve tatminin azaldığını hissettim. Kurumsal hayatın dayatmalarıyla yaşamanın beni artık mutsuz ettiğini farkettim. Ama alıştığım düzenin dışına çıkma cesaretini de bulamıyordum. Kafam çok karmaşıkken tesadüf eseri dinlediğim bir şarkı her şeyin başlangıcı oldu! Led Zeppelin’in “Stairway To Heaven”ı. Şarkının bir bölümünde şöyle diyor: “If there is a bustle in your hedgerow, don’t be alarmed know, it’s just a spring clean for the May Queen”. Tam da böyle bir şeydi yaşadığım! Tüm korkularım ve karmaşa aslında hayatımda yapmam gereken bahar temizliğiydi. Sonunda yaptım. Bu yüzden de dükkânımın ismi Mayqueen! Bayıldım! Bir şarkının verdiği ilham ve güç şahane… Evet, yoksa dükkân açmak aklımda yoktu. Hatta seyahat tutkumdan dolayı turizm sektöründe bir şey yapmayı planlıyordum. İşten birkaç gün izin aldım ve instagramda tesadüfen rastladığım bir çiçekçilik eğitimine katıldım. Evde ve ofiste taze çiçek bulundurmayı sevmek dışında o güne kadar sektörle hiç ilgim olmamıştı! Bu işten keyif aldığımı ve çiçek tasarımı yapabildiğimi görünce sektörü araştırdım. Artıları eksileri derken, kendimi dükkan ararken buldum. ÜLKEMİZDE ÇİÇEK KÜLTÜRÜ YETERSİZ Peki çiçekçilik sektörünün zorlukları neler? Başına neler geldi:) Bu işe başlarken sektörü araştırmıştım, ancak bizzat içine girmeden tabii ki tam olarak anlamak mümkün değilmiş. Dükkânımı açma sürecinde ilk yüzleştiğim zorluk sektörde yetişmiş, nitelikli personel olmayışıydı. Ülkemizde bu konuda eğitim veren bir eğitim kurumu halen yok. Halen usta-çırak ilişkisiyle sistem devam ediyor. Çiçek tasarımcısı bulmak neredeyse imkansız. Bir diğer zorluk; yerli çiçek üreticiliğinin yeterince gelişmemesi nedeniyle ithal ürün kullanmak zorunda kalmamız ve kontrol edemediğimiz maliyetler. Kullandığımız tüm ürünlerin raf ömrünün kısa oluşunu da bir diğer zorluk olarak sayabilirim. Son olarak esas önemli zorluk, ülkemizde çiçek kültürünün yeterince olmayışı. Kendine ya da sevdiklerine nedensiz çiçek alan kişi sayısı oldukça az. Bununla beraber evlerde daha çok vakit geçirmemizin etkisiyle son dönemde saksı bitkilerine ilginin artmasının da sevindirici olduğunu söylemeliyim. Mayqueen'e yeni bir yan marka da ekledin: Nude Table. Bu markayla beraber yapmak istediğin şeyler ne? Nude Table Events by Mayqueen’i arkadaşım Nur Akgül ile beraber yarattık. Bu markanın altında özel davet ve yemekler için masa ve mekan styling’i yapıyoruz. Özel hayatımızda ikimiz de özenli, mekanla, kişiyle uyumlu, ruhu olan masalar ve mekanlar hazırlamaktan ve dostlarımızı bu şekilde ağırlamaktan keyif alıyoruz. Bu keyfi işe dönüştürürken amacımız; bizim yaşadığımız keyfi isteyen herkesle paylaşmaktı. Özellikle ev davetleri olmak üzere her tür yemek davetine, davet sahibinin isteklerine uygun konseptin oluşturulması ve ihtiyaç duyulabilecek ekipmanın tedarik edilmesi konularında hizmet veriyoruz. HER DAİM FAVORİM; ASTİLBE Çiçekçilikte işin sırrı her seferinde yaratıcı bir çiçek aranjmanı yapabilmek mi? Yoksa kendi çizgini müşteriye yansıtmak mı? Çiçekçilikte tasarım son derece önemli ve işin sırrı farklı renk ve dokudaki çiçekleri ahenk içerisinde birleştirebilmekte… Yaptığınız her farklı çiçek aranjmanı kendi çizginizin göstergesi olsa da, bunu müşteriye yansıtamazsanız bir anlamı olmayacaktır. Mayqueen'i ilerde daha da büyütmek istiyor musun yoksa bu küçük dükkân bana yeter mi diyorsun? Bu küçük dükkan hep kalsın istiyorum ilk gözağrım olarak. Ama Mayqueen’i büyütmek en büyük hayalim. Çok yakın bir zamanda ilk şubemizi Ankara’da açıyoruz. Sen en çok hangi çiçekleri seviyorsun? Neden? En sevdiğim çiçekler dönem dönem değişebiliyor. Yaz başında şakayıklar, sonrasında rengarenk ortancalar, sonbaharda ayçiçekleri, yıl sonuna doğru amerlisler, sonra muhteşem laleler, ilkbaharda erengüller. Ama her mevsim sevdiğim çiçek astilbe; farklı, zarif, nadir, narin, romantik. BOTANİK | Kategorinin diğer yazıları Dev yapraklarının hastasıyız: Fil Kulağı Yeni nesil saksı önerileri İlkbahar sonu bahçede yapılacak işler Evde palmiye için 15 maddelik liste Engin Öztürk’ün evindeki bitkiler Evde yetişmesi kolay bitkiler vol.2: Para bitkisi! Fem Güçlütürk’le botanik ‘talk şov’ Evde Yetiştirmesi Kolay Bitkiler Vol.1 Alocasia Polly Bitkisine Nasıl Bakılır Biyofilik misin? Biyofobik mi?


