top of page

828 results found with an empty search

  • TASARIM-191 | Yuzu Magazine

    August 2024 | DESIGN & INTERIORS TURKISH BELOW 'MAYA' by REZZAN BENARDETE words Onur Baştürk It would be unfair to define Rezzan Benardete solely as an interior designer. Benardete, who is also known for her fashion and industrial design projects and collections, has recently turned her attention to luxury yacht interiors. Having completed the interior design of Numarine's 37 XP model boat MAYA (M/Y) from A to Z (from the curation of artwork to every conceivable detail) at the beginning of the summer, Benardete says he will continue to design boats. What kind of references did you have in mind when you designed MAYA? In the design process, I usually try to combine modern and classic design trends. I prefer minimalist details and functional elegance. At the same time, it can be inspiring to consider the influences of different eras and cultures. For example, the elegant details of Art Deco or the simplicity of Japanese Minimalism. What are the difficulties and advantages of designing a boat? Factors such as technical limitations, choice of materials and, above all, suitability for sea conditions are very challenging Every detail has to be waterproof and functional The easy side is the freedom of creativity and the possibility to make aesthetic renewals in the design. What was the most enjoyable part of designing a boat for you? The most pleasant part is being able to understand the client's wishes and dreams and turn them into a real structure. To create a new living space that is different from their home, but at the same time similar to their home... The boat that emerges at the end of the design process adds value to the living space of its owners. What are your favorite design details in MAYA? Some of the details I paid special attention to when designing the interior were the fluidity of the interior, the effective use of color, and the harmony between the exterior and the interior. Small details and personal touches are also important. Are there any new boat design projects in the near future? Yes, I'm working on a few new projects right now. One of our latest boat projects that we've been working on with a shipyard in Poland is about to be launched. Being actively involved in boat projects keeps me dynamic. REZZAN BENARDETE’nin ‘MAYA’sı Rezzan Benardete’yi sadece bir iç mimar olarak tanımlamak haksızlık olur. Moda ve endüstriyel tasarım alanında geliştirdiği proje ve koleksiyonlarla da ön plana çıkan Benardete, son zamanlarda lüks yatlar için yaptığı iç mekan tasarımlarıyla gündemde. Yaz başında Numarine’in 37 XP model teknesi MAYA’nın (M/Y) iç tasarımını A’dan Z’ye (sanat eseri kürasyonundan akla gelebilecek her türlü detaya kadar) gerçekleştiren Benardete, tekne tasarımına devam edeceğini söylüyor. MAYA’yı tasarlarken aklında ne tür referanslar vardı? Bir akım, dönem, film; her şey olabilir… Tasarım sürecinde genellikle modern ve klasik tasarım akımlarını harmanlamaya çalışıyorum. Minimalist detaylar ve fonksiyonel şıklığı ön planda tutuyorum. Aynı zamanda, farklı dönem ve kültürlerin etkilerini de değerlendirmek ilham verici olabiliyor. Mesela Art Deco’nun zarif detayları ya da Japon minimalizminin sadeliği gibi… Tekne tasarlamanın zorluk ve kolaylıkları neler? Teknik sınırlamalar, malzeme seçimi ve özellikle deniz koşullarına uygunluk gibi faktörler hayli zorlayıcı. Her ayrıntının suya dayanıklı ve fonksiyonel olması gerekiyor. Kolay tarafı ise yaratıcılıkta özgür olabilmek ve tasarımda yenilikler yapabilme imkanı. Tekne tasarlamanın senin için en hoş tarafı nedir? En hoş tarafı müşterinin istek ve hayallerini anlayıp bunu gerçek bir yapıya dönüştürebilmek. Evlerinden farklı ama aynı zamanda evlerine benzeyen yeni bir yaşam alanı yaratmak… Tasarım süreci sonunda ortaya çıkan teknenin, sahiplerinin yaşam alanlarına değer katması büyük keyif. MAYA’da en sevdiğin tasarım detayları neler? Tasarımı yaparken özellikle dikkat ettiğim detaylar arasında iç mekanın akışkanlığı, renklerin etkin kullanımı ve dış mekanla iç mekan arasındaki uyum yer alıyor. Ayrıca, küçük ayrıntılar ve kişisel dokunuşlar da önemli bir yer tutuyor. Yakın zamanda yeni bir tekne tasarımı projesi var mı? Evet, şu anda birkaç yeni proje üzerinde çalışıyorum. Polonya’da bulunan bir tersane ile birlikte çalıştığımız son tekne projelerimizden biri suya inmek üzere. Aktif bir şekilde tekne projelerinde yer almak beni dinamik tutuyor. Bu yüzden oldukça heyecanlıyım!

  • TASARIM-1

    April 2024 | Vol 12 english below DAVY GROSEMANS AND HIS OBJECTS IN SEARCH OF MEANING words Onur Baştürk photos Jean Van Cleemput Tasarımlarını “anlam arayışındaki nesneler” olarak tanımlıyorsun. Tasarladığın objelerin işlevinin geri planda oluşuna bir vurgu mu bu? Biraz daha açıklayabilir misin? “Anlam arayışındaki nesneler” ifadesi, salt işlevselliğin ötesine geçerek hikâye anlatımı ve kavramsal derinliğe öncelik veren tasarım felsefemi özetliyor. İşlevsellik tasarımlarımın önemli bir yönü olmaya devam ediyor, ama derin anlam arayışımı gölgelemiyor. Tasarımın sadece pratik ihtiyaçları karşılamakla sınırlı kalmaması gerektiğine inanıyorum. Nesneleri; duygular, kültürel referanslar ve sembolik anlamları aktaran anlatı araçları olarak görüyorum. Her bir nesneye anlam katmanları yükleyerek, izleyicide merak ve etkileşim uyandırmayı amaçlıyorum. Anlam üzerindeki bu vurgu işlevin önemini azaltmıyor. Aksine, yorumlama için çoklu boyutlar sunarak tasarımı zenginleştiriyor. Biçim ve anlatıyı iç içe geçirerek, kullanıcılarla daha derin düzeyde yankı uyandıran, bağlantıları teşvik eden ve sohbetleri ateşleyen nesneler yaratmaya çalışıyorum. Piyasa trendleri ve beklentilerinden bağımsız, deneysel tasarım yapmanın zorlukları ve avantajları neler? ÆTHER/MASS'ı 2022 yılında, müşteri projelerinin karmaşıklığı içinde geçen yılların ardından tasarımdaki kişisel sesimi geri kazanma arayışıyla başlattım. Endüstriyel tasarımcı ve iç mimar olarak yirmi yılı aşkın deneyimimle; müşteri beklentileri, kişisel vizyon, bütçe sınırlamaları ve farklı görüşler arasında her zaman hassas bir denge kurmak zorunda kaldım. Bu deneyimler tasarıma bakış açımı genişletirken, ticari projelerin talepleri arasında kendi yaratıcı kimliğimi yavaş yavaş kaybettiğimi de hissettim. ÆTHER/MASS'in amacı, kısıtlama olmadan fikirlerimi özgürce ifade edebileceğim bir dünya yaratmak ve sınırsız hayal gücü için bir platform olarak hizmet vermekti. Müşteri brifinglerinden özgürleşerek, kendi eleştirmenim ve rehberim olmanın zorluğunu benimsedim. Bu proje, geleneksel tasarım pratiğinden bir ayrılışı temsil ediyor. ÆTHER/MASS ile ulaşmak istediğin hedef nedir? ÆTHER/MASS, tasarımcı ve üretici arasındaki iş birliğine olan inançtan ortaya çıktı. Her parça, alışılmadık şekillerde uygulanan yeni malzemelerin ve üretim tekniklerinin bir keşfi. Yetenekli zanaatkârlarla çalışmak tüm çalışmalarımda yol gösterici prensibim. El sanatlarının popülerliğine ve elleriyle çalışan birçok genç üreticiye rağmen, gerçek zanaatkârlar az sayıda. Malzemeyi derinlemesine bilen ve olağanüstü yüksek kalite sunabilenlerden bahsediyorum. Brüksel’deki Collectible Fuarı'nda gösterdiğin yeni objelerin hakkında neler söylersin? Bu objeleri teknik, malzeme ve kavramlar üzerine yaptığım keşif ve deney yolculuğumun ikinci bölümü olarak görüyorum. Yeni koleksiyonda farklı atölyelerle yeni iş birliklerinden doğan metal objeler var. Bunun sonucunda alüminyum, dövme demir ve ayna paslanmaz çelikten üretilen üç tasarım ortaya çıktı. Her biri metalin içsel özelliklerini ve karakteristiğini çeşitli şekillerde inceliyor. ‘The Beam Lamp’e ayrıca bayıldım! Bu heykelsi lamba nasıl ortaya çıktı? Bu ayaklı lambanın ışık huzmesi, zeminden yukarıya doğru bir yol izliyor ve arkasındaki taban tarafından cisimleştirilen bir parıltı bırakıyor. Bir ayna gibi yansıyan paslanmaz çelik, tıpkı taşıdığı ışık gibi kendi içinde ele avuca sığmaz hale geliyor. Lamba, formu nedeniyle yere güçlü bir şekilde bağlı. Böylece ışık beklendiği gibi yukardan değil, yerden çıkıyormuş izlenimi veriyor. Lambanın tasarımının kökeni, ışık kaynağının ilgi çekici tarihine dayanıyor. Çift armatürlü lambalar 1890'larda ortaya çıkmış olsa da, bu özel varyant 1930'larda Alman Osram ve Radium şirketlerinin 'Linestra’ ve ‘Ralina' lambalarını tanıtmasıyla popülerlik kazandı. Cam-metal contalar tüpün dış kenarlarına taşınarak filamentin uçlarına kadar uzatıldı ve güzel bir ışık huzmesi yaratıldı. Tabanın atipik formu, nesneyi ayaklı bir lambaya atıfta bulunan tüm arketipik şekillerden uzaklaştırdı ve bir lambadan ziyade bir heykel ortaya çıktı. İlham aldığın bir dönem ve sanatçı var mı? Bir nesnenin özünü araştırırken, o nesnenin tarihini incelemek gerekiyor. Bu da her dönemi kendine özgü bir şekilde takdir etmemi sağlıyor. Bununla birlikte, belli bir sanatçıdan ilham almaktan ziyade, kendimi anonim zanaatkârların becerileri ve işçiliğinden daha derinden etkilenmiş buluyorum. Bu zanaatkârlarda beni en çok büyüleyen şey, estetiğin neredeyse tesadüfi bir yan ürün olarak ortaya çıktığı, ihtiyaçtan doğan işlevsel nesneler yaratma becerileri. Bu “kazara güzellik” kavramına hayranım! You describe your designs as "objects in search of meaning". Is this an emphasis on the fact that the function of the objects you design takes a back seat? Could you elaborate? The phrase "objects in search of meaning" encapsulates my design philosophy, which goes beyond mere functionality to prioritize storytelling and conceptual depth within each creation. While functionality remains a crucial aspect of my designs, it does not overshadow the quest for deeper significance. In my approach, I believe that design should not be limited to fulfilling practical needs alone. Instead, I view objects as vessels for narratives, capable of conveying emotions, cultural references, and symbolic meanings. By imbuing each object with layers of significance, I aim to evoke curiosity and engagement from the audience, inviting them to explore beyond the surface level of utility. This emphasis on meaning does not diminish the importance of function; rather, it enriches the design by offering multiple dimensions for interpretation. By intertwining form and narrative, I seek to create objects that resonate with users on a deeper level, fostering connections and sparking conversation. What are the challenges and rewards of designing experimentally and independently of market trends and expectations? I started ÆTHER/MASS in 2022 as a way to reclaim my personal voice in design after years of navigating the complexities of client projects. With over two decades of experience as an industrial designer and interior designer, I have always had to delicately balance between client expectations, personal vision, budget limitations, and diverse opinions. While these experiences broadened my perspective on design, I also sensed a gradual loss of my own creative identity amidst the demands of commercial projects. The goal of ÆTHER/MASS was to create a world where I could freely express my ideas without external constraints, serving as a platform for pure self-expression and unfettered imagination. Freed from client briefs, I embraced the challenge of being my own critic and guide, seeking feedback from within and navigating the creative process with autonomy. What kind of world did you set out to create with ÆTHER/MASS? Or let me ask it this way: What is the goal you are trying to achieve? ÆTHER/MASS was born out of a belief in the collaboration between designer and maker. Each piece is treated as an exploration of new materials and manufacturing techniques, applied in unconventional ways. Working with skilled craftsmen is the guiding principle in my work. The synergy between craftsman and designer is at the forefront. Despite the popularity of crafts and the involvement of many young 'makers' working with their hands, authentic craftsmen are scarce. I'm talking about individuals who have an in-depth knowledge of their materials and can deliver exceptionally high quality. What can you tell us about the new items you presented at the Collectible Fair in Brussels? I see them as the second chapter in my journey of exploration and experimentation with techniques, materials and concepts. The new collection includes metal objects that are result of new collaborations with different workshops. The results is three designs, made of aluminium, wrought iron, and mirror stainless steel, each of which explores the intrinsic properties and characteristics of the material "metal" in different ways. I love Beam Lamp. What was the idea behind this sculptural lamp? The beam of light from this floor lamp travels through the air from the ground up, leaving a glow that is materialized by the base. The stainless steel, reflecting like a mirror, becomes elusive in itself, just like the light it carries. Because of its shape, the lamp is strongly connected to the ground. In this way, the light gives the impression of coming from the earth rather than from the sky, as one would expect. The design of the lamp has its origins in the fascinating history of its light source. Although lamps with double fittings appeared in the 1890s, this particular variant gained popularity in the 1930s, when the German companies Osram and Radium introduced their "Linestra" and "Ralina" lamps. They brought the glass-metal seals to the outer edges of the tube, allowing the filament to be extended to the ends, creating a beautiful beam of light. The atypical shape of the base distances the object from all the archetypal shapes that refer to a floor lamp, resulting in a sculpture rather than a lamp. Is there an era and an artist that inspires you? When searching for the essence of an object, one must study its history, which allows me to appreciate each period in its own unique way. However, rather than being inspired by a specific artist, I find myself more deeply influenced by the skill and craftsmanship of anonymous artisans. What fascinates me most about these artisans is their ability to create functional objects born out of necessity, where aesthetics emerge almost as a serendipitous by-product. I greatly admire this concept of "beauty by accident”. for more Print VOL XII - 2024 Out of Stock Add to Cart

  • TASARIM-1

    Aralık 2021 | Tasarım | Vol V YENİ EVİNİZ BELKİ DE 3D YAZICIYLA İNŞA EDİLECEK Yazı | Oktay Tutuş Ü ç boyutlu (3D) yazıcı teknolojisi, kompleks tasarımları gerçeğe dönüştürmek üzere. 1980’lerden bu yana, özellikle tasarımcı, mimar ve üretim yapan firmalar tarafından prototip yapımında 3D kullanılıyor. Ama son 10 yılda bu ileri teknoloji şaşırtıcı derecede gelişti. Artık üç boyutlu yazıcıların evde kullanılabilecek fotokopi makinesi formunda olanlarından tutun da, laboratuvarda yapay organ yapabilenlerine kadar hayal gücünü sınırsız tutan örnekleri geliyor. Hemen her endüstriyi dönüştürebilecek güçteki bu yüksek teknoloji yazıcılar konusunda en çok heyecanlanan sektör ise inşaat. Gezegenimizdeki karbon emisyonun yüzde 11’inden tek başına sorumlu olan geleneksel yöntemlerle yapılan inşaatlara, neredeyse sıfıra yakın emisyon oranlarıyla alternatif olabilecek bu yöntem ne zaman yaygın olarak kullanılacak? Bu yılki Venedik Mimarlık Bienali için Zaha Hadid Architects tarafından tasarlanan Striatus, bu soruya bir yanıt niteliğinde. Kasım 2021’e kadar Giardini della Marinaressa’da sergilenecek 16x12 metrelik bu yaya köprüsü, usta inşaatçıların geleneksel teknikleri ve gelişmiş bilgisayar teknolojisiyle hesaplanmış tasarım, mühendislik ve robotik üretimi birleştiren türünün ilk örneği. Bu da bize gösteriyor ki, 3D baskı çok daha az malzemeyle, çelik takviye ya da harç gerektirmeyen güçlü beton yapılar oluşturmak için kullanılabilir. Bu teknikle 3D baskı teknolojisiyle üretilmiş beton parçaları bir araya getirmek ve dünyanın en kompleks tasarımlarını hayata geçirmek mümkün. Devamı için... Print YUZU MAGAZINE - V Out of Stock View Details

  • TASARIM-1

    july 2023 | Design & Interiors english below Urla Stone House words Alp Tekin photos Burak Teoman B ol ağaçlıklı bir arazi içerisinde yer alan bu taş evin tasarımı iç mimar Selina Kazazoğlu’na ait. Türkiye’de, Urla’da konumlanan evin iç mekanlarını büyütmek için mutfak- salon ve antre duvarlarla ayrılmamış. Duvarlar yerine mobilyalarla seperasyon sağlanmış. Taş duvarların rustik görüntüsüyle modern ve hip mobilyaların kontrastı evin dikkat çeken bir diğer özelliği. Kazazoğlu evle ilgili şöyle diyor: “Aydınlatma benim olmazsa olmazım. Önceliğim aydınlatmalar oldu. Daha sonra taş evin doku yoğunluğunu boğuculuktan uzaklaştırmak amacıyla sıvadan şömine tasarlandı. Tavanlardaki koyu renk ahşaplar ise beyaza boyanarak ferah ve açık bir alan oluşturuldu. Böylece taş ev daha modern bir ambiyansa büründü” Kazazoğlu evin dekorasyon tarzıyla ilgili şunları anlatıyor: “Taş duvarların rustik bir görüntü oluşturmasına rağmen kullanılan mobilyalar modern ve hip ürünlerden seçilerek kontrast yaratıldı. Canlı renkler eve enerji verdi. Açık bej tonlar hakim olan evde konforlu oturma alanları yaratıldı”. T he design of this stone house, which is located in a forested land, belongs to Selina Kazazoğlu. In order to enlarge the interior spaces of the house located in Urla, Turkey, the kitchen-living room and anteroom are not separated by walls. Separation is provided with furniture instead of walls. The contrast of modern and hip furniture with the rustic look of the stone walls is another striking feature of the house. Kazazoğlu says the following about the house: “Lighting is a must for me. My priority was the lighting. Later, a plaster fireplace was designed in order to remove the texture density of the stone house from suffocating. The dark woods on the ceilings were painted white to create a spacious and open space. In addition, the stone house took on a more modern ambiance” Kazazoğlu tells the following about the decoration style of the house: “Although the stone walls create a rustic look, the furniture used was chosen from modern and hip products to create a contrast. Vibrant colors energized the house. Comfortable seating areas were created in the house, which is dominated by light beige tones”.

  • TASARIM-192 | Yuzu Magazine

    August 2024 | DESIGN & INTERIORS TURKISH BELOW L’écho exhibition by JOUFFRE NYC words Laura Cottrell photos Joe Kramm Welcome to the L'écho exhibition at the New York studio of Jouffre, the textile brand founded in 1987 by Charles Jouffre in Lyon, the capital of silk! In this unique exhibition, all natural materials are transformed in the hands of artisans into stunning furniture and decorations that whisper the story of a tradition. The showroom presents a stage of upholstered designs that reflect all the brand's past collaborations, including the 'Cage Sofa' by Studio Giancarlo Valle. Jouffre x RRP's Henge Club Chair, Echo Chair designed by Jouffre Design Director Taylor Scott Ross, Pina Coffee Table in walnut and Patagonian quartzite by Brooklyn-based Gregory Beson, Studio Luddite's sophisticated lighting Dormus Sconces and Stagg Lamp, Bowen Liu's modular Plank Side Tables, and Luke Malaney's whimsical Kansas Lamp, sculpted from milk-painted ash with hammered brass shades, add to the showroom's vibrancy. This exhibition is not just a showcase, but a bold expression of historic craftsmanship. Natural materials were the standard in traditional flooring design until the '50s and '60s. This change ushered in a new era that emphasized comfort, style, durability and efficiency, and required the use of urethane-based foams. Enkev was at the forefront, developing innovative natural materials that were compatible with modern production processes. Jouffre has partnered with Enkev to integrate innovative and newly developed flooring materials into the designs on display. Enkev's materials include Cocolok and Taillok - coconut fibers and horsehair rubberized with natural latex. These renewable materials have improved antimicrobial properties that are better for the environment and human health. www.jouffre.com JOUFFRE’den L’écho sergisi Charles Jouffre tarafından ipeğin başkenti Lyon'da 1987’de kurulmuş tekstil markası Jouffre’nın, New York’taki atölyesinde gerçekleşen L'écho sergisine buyurun! Bu eşsiz sergide yer alan tüm doğal malzemeler zanaatkârların elinde çarpıcı mobilya ve dekorlara dönüşerek bir geleneğin hikâyesini bize fısıldıyor. Showroom, Studio Giancarlo Valle'nin ‘Cage Sofa’sı da dahil olmak üzere markanın tüm geçmiş iş birliklerini yansıtan döşemeli tasarımlardan oluşan bir sahne sunuyor. Jouffre x RRP imzalı Henge Club Chair, Jouffre Tasarım Direktörü Taylor Scott Ross tarafından tasarlanan Echo Chair, Brooklyn merkezli Gregory Beson'un ceviz ve Patagonya kuvarsitinden yapılmış Pina Sehpa, Studio Luddite'ın sofistike aydınlatmaları Dormus Aplikler ve Stagg Lamba, Bowen Liu'nun modüler Plank Yan Sehpaları ve Luke Malaney’nin dövülmüş pirinç gölgeli süt boyalı dişbudaktan yontulmuş ilginç Kansas Lambası showroom'un canlılığına katkıda bulunuyor. Bu sergi sadece bir vitrin değil, aynı zamanda tarihi zanaat tekniklerinin cesur bir ifadesi. Çünkü geleneksel döşeme tasarımında 50'li ve 60'lı yıllara kadar doğal malzemeler standarttı. Bu değişim; konfor, stil, dayanıklılık ve verimliliği vurgulayan yeni bir çağ başlattı ve üretan bazlı köpüklerin kullanılmasını gerektirdi. Enkev, çağdaş üretim süreçlerine uyacak şekilde yenilikçi doğal malzeme geliştirerek ön saflarda yer aldı. İşte Jouffre, yenilikçi ve yeniden tasarlanmış döşeme malzemelerini sergilenen tasarımlara entegre etmek için Enkev ile bir ortaklık kurdu. Enkev'in malzemeleri arasında Cocolok ve Taillok-hindistan cevizi lifleri ve doğal lateksle kauçuklaştırılmış at kılı yer alıyor. Bu yenilenebilir malzemeler çevre ve insan sağlığı için daha iyi, daha antimikrobiyal özelliklere sahip. www.jouffre.com

  • PEOPLE | Yuzu Magazine

    November 5, 2025 | DESIGN & INTERIORS MARSHA LIPTON words Pınar Yılmaz A visionary mind at the intersection of art, finance, and technology, Dr. Marsha Lipton has dedicated her career to protecting the identity of physical objects in the digital realm. With experience at J.P. Morgan, an academic foundation in chemistry, and a collector’s eye, she’s redefining one of the art world’s most essential concepts: trust. Your journey spans finance, technology, and art. What led you to found Numeraire Future Trends? Numeraire Future Trends grew out of a lifelong fascination with science, technology, finance, and art — a convergence that felt almost inevitable. I began my career as a trader, first in London’s financial district and later on Wall Street, after earning a PhD in Physical Chemistry and an MBA from the University of Chicago. Those years taught me how to live with risk, make decisions with imperfect information, and filter meaningful signals from noise — a data-driven discipline that still anchors my work today. Over time, I became intrigued by the transparency and traceability offered by blockchain technology. It promised a kind of digital integrity long missing from the world of physical assets. Yet I soon realized that NFTs, in their current form, fell short of that promise. They were often misunderstood and misrepresented — pointing to images stored elsewhere rather than securing or verifying the artworks themselves. The token might persist, but the image it referenced remained vulnerable. That realization sparked a deeper ambition: to integrate technology into the art world responsibly, with the object itself at the centre. Alongside Dr. Thomas Hardjono from MIT, we developed a system where trust resides not in paper documentation but within the object itself. When I began collecting, I noticed how fragile the foundations of authenticity and provenance could be. Documents, galleries, even artists disappear — and records fade. That’s where Numeraire was born: from the idea that trust should be embedded not in certificates, but in the very essence of the object. Why are your Digital Product Passports and AI-based “Object Fingerprint” technology so vital for collectors? Forgery today is far more sophisticated than ever before. AI-powered printing techniques can produce copies capable of deceiving even the most experienced experts. This threatens the very foundation of trust upon which the art world is built. At Numeraire, we address this through Digital Product Passports reinforced by AI-driven Object Fingerprinting. Instead of paper certificates, we record the object’s unique physical characteristics — surface texture, pigment distribution, or the microscopic pattern of a metal or gemstone. These details generate a permanent digital identity stored securely on the blockchain. Artists, galleries, and documentation may come and go, but the object’s own trace remains. In that sense, the values we safeguard today can endure confidently in tomorrow’s world. Can this technology also be applied beyond art — for example, to jewellery and watches? Absolutely. The idea behind Numeraire is simple yet powerful: every object is unique. The texture of a painting, the surface of a metal, the veins of a stone — none can ever be replicated exactly. That makes a tremendous difference in the world of limited-edition jewellery and watches. A Rolex or Cartier bracelet no longer needs a paper certificate to prove authenticity; the material itself becomes the evidence. Each piece carries its own digital identity, enabling verification and transparency across the entire value chain — for brands, collectors, and consumers alike. Where do you see digital identity systems heading over the next decade? What begins today within the worlds of culture and art will soon expand to fields as diverse as medicine, defence, sustainable manufacturing, and luxury goods. In the near term, our aim is clear: to establish a new standard of trust across art, design, and the luxury industries. Our vision is both simple and ambitious — to create a verification technology that stays one step ahead of imitation, protecting authenticity in an increasingly digital world.

  • TASARIM-1

    April 2024 | Design & Interiors english below Innovative Zen adaptation MONK words Alp Tekin photos Emre Dörter M odern bir Japon ve Asya mutfağı restoranı olan Monk’un fotoğraflarına bakınca huzurlu ve sakin bir duyguya kapılmamak elde değil. Çünkü Bursa’da yer alan Monk’un tasarımını üstlenen Wangan ekibi, Zen felsefesinden ilham alarak tasarım kodlarını oluşturmuş. Kendi içinde dinamik ve kompleks detay örgülere sahip olan tasarımda ahşap, doğal taş, pişmiş toprak ve metal olmak üzere dört temel elementin işlenmiş malzemeleri kullanılmış. Az sayıda malzemeyle özgün katmanların yaratıldığı projede, Zen felsefesinin sadelik, doğallık ve sakinlik değerlerine doğrudan gönderme yapılıyor. Doğal malzeme seçkilerine ağırlık verilen tasarımın ana hatları ve gizli detaylarında ise Zen bahçelerinin çizgisel yapısından esinlenilmiş. Restoranın atmosferine uygun olarak tasarlanan, el yapımı Japon kâğıtlar üzerine yapılmış, Asya felsefesinde gücü ve başarıyı temsil eden Koi balığı desenleri ise öne çıkan bir başka detay. Farklı kotlar üzerine tasarlanan 180 kişilik restoran; sushi barı, genel oturma alanları ve terastan oluşuyor. Monk’un hareketli mobilyaları da Wangan tarafından projeye özel olarak tasarlanmış. Projede katkıda bulunan diğer isimleri ise şöyle sıralayabiliriz: Desen tasarımı Designmixer ve sanatçılar Aysun Bozoklu ile Melike Şanlı. W hen we looked at the photos of Monk, a modern Japanese and Asian cuisine restaurant, this is what we felt: Peace and calm. Because the Wangan team that designed Monk in Bursa, Turkey, created the design codes inspired by Zen philosophy. The design, which has dynamic and complex patterns of details in itself, uses processed materials of four basic elements: wood, natural stone, terracotta and metal. In the project, where unique layers are created with a small number of materials, direct reference is made to the values of simplicity, naturalness and serenity of Zen philosophy. The contours and hidden details of the design, which emphasizes the selection of natural materials, are inspired by the linear structure of Zen gardens. Another striking detail is the Koi fish pattern, which represents the strength and success of Asian philosophy, printed on handmade Japanese paper designed to match the atmosphere of the restaurant. Designed on multiple levels, the 180-seat restaurant consists of a sushi bar, general seating and a terrace. Monk's movable furniture was also specially designed by Wangan for the project. Other names that contributed to the project include Design mixers and artists Aysun Bozoklu and Melike Sanli.

  • TASARIM-1

    Şubat 2022 | Tasarım | Türkiye for english click here Usdesign’dan dinamik bir ofis tasarımı Yazı | Alp Tekin İ ç mimar ve tasarımcı Alp Usluduran’ın mimarlık ofisi Usdesign’ın son projelerinden biri YNS yaşam teknolojileri. Bu ofis projesi için oluşturdukları bakışı açısını şöyle anlatıyor Alp Usluduran: “Ofis tasarımlarında kurguladığımız enerjik ve samimi tasarım dille çalışma ortamlarını daha eğlenceli hale getirmeyi hedefliyoruz. YNS, hastanelere tedarik ettiği test kitleri ve teknolojik ekipmanlarla sağlık sektöründe önemli rol oynayan bir şirket. Ofisin kurumsal kimliğini oluştururken sağlıklı olmak ve sağlıklı hissetmek gibi tanımları ele alarak yola çıktık. Mekanda doğayı anımsatacak renklere, doğal malzemelere, doğayı yansıtacak organik ve yumuşak formlara yer verdik”. MEKANDAKİ BÜYÜKLÜK ALGISI Toplam 125 metrekarelik YNS ofisini tasarlarken kalıplaşmış iç mimari planlamalardan uzaklaşmak istemiş Alp Usluduran. Bu nedenle ofisin mekan sirkülasyonunu oluştururken 55 derecelik açılar ve ofisin tasarım dilinin temelini oluşturan organik formlarla mekan hissiyatını büyütmeyi yeğlemiş. Mekandaki mimari sirkülasyona göre konumlandırılan sabit mobilyalar da bu geometrik dile hizmet eden yönlendiriciler. Özellikle mobilyalarda kullanılan tasarım dili de mekandaki büyüklük algısını artıran temel öğeler olmuş. YEŞİLİN TONLARI “Ofisin yeşil tonlarındaki renkleri hem şirketin hizmet verdiği sağlık sektörüne vurgu yapıyor hem de doğayı çağrıştırıyor” diyor Usluduran. “Temizlik ve sağlığı vurgulayan beyaz rengin yoğunlukta olduğu bir atmosferi ise özellikle planladık. Mekana dinamizm ve canlılık sağlamak amacıyla, özellikle ön plana çıkması istenen alanları somon renginin farklı bir tonu ile vurguladık. Doğallığı hissettirmek için ise mobilya tasarımları masif meşe ağacı ile harmanlandı. Mekan içerisinde bolca kullanılan tropik bitkilerle mekana enerji ve canlılık vermeyi hedefledik” A dynamic office design from Usdesign Words | Alp Tekin O ne of the latest projects of Usdesign, the architectural office of interior architect and designer Alp Usluduran, is YNS living technologies. Alp Usluduran explains the perspective they created for this office project as follows: “We aim to make working environments more enjoyable with the energetic and friendly design language we have built in office designs. YNS is a company that plays an important role in the health sector with the test kits and technological equipment it supplies to hospitals. While creating the corporate identity of the office, we started out by considering definitions such as being healthy and feeling healthy. We have included colors, natural materials, and organic and soft forms that will reflect nature in the space.” While designing the 125 square meter YNS office, Alp Usluduran wanted to move away from stereotyped interior design plans. For this reason, while creating the space circulation of the office, it preferred to enlarge the sense of space with 55-degree angles and organic forms that form the basis of the office's design language. Fixed furniture positioned according to the architectural circulation in the space are also routers that serve this geometric language. The design language used especially in furniture has also been the main element that increases the perception of size in the space. Çapa 4

  • ART

    Mayıs 2021 | Art | Türkiye OLİMPOS SERGİLERİ-2 Ruh hallerinin peyzajına davetlisiniz Yazı | Onur Baştürk K abataş-Karaköy arasında trafik felç. Bu yüzden “Olimpos Sergileri-2: Peyzaj”ın sergilenme mekanı olan Zülfaris Sinagogu’na doğru hızlı adımlarla yürüyorum. Halimden memnunum, bir de kaldırımda zırt pırt karşıma çıkan şu motosikletliler olmasa! Vietnam’daki motosiklet trafiği gibi, sağımdan solumdan aniden ve gayet hızlı motosikletliler geçiyor. Çünkü trafikte ilerleyemeyen kendini kaldırıma atıyor. Orası da yola dahil ya! Buraya kadar her şey tipik İstanbul kaosu, maalesef alıştık. Zülfaris Sinagogu’ndan içeri girer girmez ise tüm dünyam anında değişiyor. BU ESER TANIDIK Beni karşılayan eser İsmail Yılmaz’a ait o nefis fotoğraf. “Nü peyzaj” diyorum ben bu fotoğrafa. Şu an tamamen kendim uydurdum bu tanımı! Bu fotoğrafın bir benzerine Yuzu’nun Vol3 edisyonunu hazırladığımız günlerden beri aşinayım. Çünkü dergide Yılmaz’ın o eserine yer vermiştik. O günden beri aklımda: O savunmasız bembeyaz bedenin yeşillikler arasında yatışı. Sanki sonsuz ve huzurlu bir uykuda. Doğayla bir, doğayla bütün. O serinin devamı var Zülfaris’in içinde. Önce onlara bakıyorum. Hepsi farklı bir doğal ortamda çekilmiş. Tüm seriyi satın alıp çıkmak istiyorum, öyle bir iştahla! Hemen ortadaki aynalı, kemerli, kubbeli mini tapınak yerleştirmesi dikkatimi çekiyor. Bir an onu da sergiye dahil bir eser sanıyorum. Ama bu FIELDS tarafından tasarlanmış. Bu tasarım yerleştirmelerin mekan içinde devamı ve bir anlamı var. Mesela Elif Çatlıoğlu’nun “Hayalperestin Uyanışı” tabloları aynı tarz bir yerleştirmenin içinde. Bir tür “günah çıkarma odası” gibi… Taner Ceylan’la sergi çıkışı karşılaştığımda, FIELDS’ın yaptığı bu yerleştirmeleri özellikle istediğinden bahsediyor. Tapınak hissini daha çok verebilmek için… FAVORİM: ÖTEKİ KIYI Sinagogun üst katındaki eserler arasında favorim Gurur Birsin’in “Öteki Kıyı”sı. Öyle etkileyici ki, uzun süre eserin önünde kalakalıyorum. Denizden çırılçıplak çıkmış figür, soğuk renkler ve kıyının öteki tarafında bir harabe. Hem sonu hem de başlangıcı aynı anda temsil ediyormuş gibi geldi “Öteki Kıyı” bana. “Son” diye anlamlandırdığım harabeler. Yani “geçmiş”. Çıplak figürün kıyıya bakması ve öylece durması ise yeni bir başlangıç. Hatta belki paralel evrendeki başlangıç. Dediğim gibi, üzerine satırlar döşenmekten bıkmayacağım bir iş Gurur Birsin’in “Öteki Kıyı”sı. “BU GENÇ KADIN BAŞKA BİR KOZMOSTAN BAKIYOR” Ve en alt kattayım… Burada da üst kattaki aynalı kubbenin bir devamı var. Metalden yapılmış olanı. Onun üzerine eserler yerleştirilmiş. Zaten tüm sergide eserler kadar mekanın kendisine, mekanın kendisi kadar tüm eserlerin zekice ve ustaca yerleştirilmiş olmasına hayran kaldım. Sıradanlığın kıyısından geçilmemiş. Sıradanlığın ve de pespayeliğin fena halde kıyılarında gezindiğimiz bugünlerde bu serginin tümü ayrıca iyi geldi. Emeği geçen herkese bir ‘sergi gezgini’ olarak teşekkür etmeliyim… Alt kattaki favorimi de söyleyeyim: Yağız Gülseven’in “Sağanak Yağış”ıyla Ayşenur Şentürk’ün “Zihin Köşesi” adlı işi. Şentürk’ün bir işi daha var sergide. O da yuvarlak bir delikten gözünüzü yerleştirerek görebildiğiniz, karanlık bir odanın içinde sergileniyor tek başına. Şentürk’ün işleri için Taner Ceylan serginin kitabında şöyle diyor: “Bu denli genç ve narin bir varlıktan bu kadar yaşlı, muazzam kasvetli ve ışıltılı tuhaf resimler gelince gerçekten çok şaşırdım. Hemen anladım ki bu genç kadın başka bir kozmostan bakıyor, başka bir şeylere şahitlik edip başka durumları betimliyor.” Ceylan haklı, Şentürk’ün işlerindeki tuhaf ışıltının bağımlısı oldum görür görmez. TİPİK PEYZAJ TABLOLARI BEKLEMEYİN Son olarak Taner Ceylan’ın, yine serginin kitabında kaleme aldığı yazısından bir kuple gelsin: “Pekala ruhların ve ruh hallerinin de birer peyzajı söz konusu olabilir. Güzelliğin olduğu kadar çirkinliğin, nefretin olduğu kadar sevgi ve aşkın peyzajından söz edilebilir”. Ceylan’ın bu cümlesi önemli. Çünkü serginin teması “peyzaj” olunca izleyici tipik peyzaj tabloları bekleyip manasız hayal kırıklığına uğrayabilir. O yüzden Ceylan “peyzaj”ı daha çok bir metafor olarak kullandığını belirtip kibarca uyarmış izlemeye geleni. Ve alışılmadık olanı yapmaya çalışmış. İkinci “son olarak” sözüm şu: Sergi 11 hazirana kadar devam ediyor. Zülfaris Sinagogu’nu Google’da aramayın. Çünkü konum yanlış çıkıyor. Zülfaris Karaköy Derneği diye arayın, doğru çıkıyor. Benim gibi dolanıp durmayın Karaköy’de, üzülürüm.

  • ART-136 | Yuzu Magazine

    September 16, 2025 | Art & Culture TR BELOW in SYNC with the FUTURE This September, Istanbul turns up the volume. From 17–21 September 2025, Noise_Media Art takes over Yapı Kredi bomontiada, bringing together artists, musicians, and technologists for five days of digital experimentation and after-dark energy. Born with an egalitarian, forward-thinking spirit, Noise has quickly claimed its place among the world’s most exciting media art festivals. The 2025 edition pushes further—immersive installations, cutting-edge digital works, and performances that blur the line between club and gallery. The music program, OI_Music, reads like a pulse check on the global electronic scene: modular rave futurist Cleo Leigh, dubstep heavyweight Loefah, Grammy-winning grime voice Flowdan, alongside Istanbul’s own disruptors—GLVRE, Semi, Fosil, Maui. On the art side, Russia’s acclaimed collective AES+F stages the Turkey premiere of TURANDOT 2070, a cinematic digital opera that fuses Puccini with AI-driven futures. Add to this a cross-section of galleries—from Anna Laudel and Zilberman to Paris, Zurich, and Berlin names—and you have a festival that’s less about borders, more about flows. Noise_Media Art isn’t just an event; it’s a signal. A reminder that Istanbul belongs at the center of the conversation when art, technology, and culture converge. GELECEKLE SENKRON: Noise_Media Art Eylül’de İstanbul sesini yükseltiyor. 17–21 Eylül 2025 tarihlerinde Noise_Media Art, Yapı Kredi bomontiada’yı devralıyor ve sanatçıları, müzisyenleri, teknoloji dünyasını beş gün süren dijital bir deneyim ve gece hayatıyla buluşturuyor. Egaliter ve ileriye bakan bir ruhla doğan Noise, kısa sürede dünyanın en heyecan verici medya sanat festivallerinden biri oldu. 2025 edisyonu ise çıtayı daha da yukarı taşıyor: Immersif enstalasyonlar, sınırları zorlayan dijital işler ve kulüp ile galeriyi birbirine yaklaştıran performanslar. Müzik bölümünde OI_Music, küresel elektronik sahnenin nabzını tutuyor: Modüler rave geleceğini kuran Cleo Leigh, dubstep efsanesi Loefah, Grammy ödüllü grime vokali Flowdan ve İstanbul’un sahneyi sarsan isimleri—GLVRE, Semi, Fosil, Maui… Sanat tarafında ise Rus kolektif AES+F, Puccini’yi yapay zekâ ile harmanlayan dijital opera TURANDOT 2070’in Türkiye prömiyerini gerçekleştiriyor. Yanı sıra Anna Laudel ve Zilberman gibi Türkiye’nin önde gelen galerilerinden Paris, Zürih ve Berlin temsilcilerine kadar uzanan katılımcılar, sınırların değil akışların belirlediği bir festival kurguluyor. noise.ist | @noise_media_art

  • DESIGN & INTERIORS | Yuzu Magazine

    Deceember 27, 2025 | PRODUCT DESIGN MINIPOD: a SOFTER WAY to WORK Designed by Defne Koz and Marco Susani for Koleksiyon, Minipod has been awarded the Compasso d’Oro 2025, one of the most established honours in international design. Announced at Expo 2025 Osaka and presented in Milan, the award also places Minipod in the permanent collection of the ADI Design Museum. SOFT WORK HABITAT Minipod is part of Koleksiyon’s ongoing exploration of the Soft Work Habitat—a design approach that challenges rigid, modernist work environments in favour of more adaptable, human-centred spaces. Inspired by David Sim’s Soft Citythinking, the concept translates urban softness into the scale of everyday work. A NEW KIND OF WORK POD Responding to post-pandemic shifts in working culture, Minipod moves beyond the conventional desk-and-chair setup. Compact and sculptural, it creates a semi-enclosed thinking capsule suitable for open offices, homes, and shared workspaces—offering focus without isolation. Height-adjustable for seated or standing use, it integrates wired and wireless power solutions, acoustic support, and a gently embracing backrest that balances privacy with openness. Steel elements are softened through fabric upholstery, introducing warmth into professional settings. DESIGNED TO ADAPT More than a functional object, Minipod responds to how people actually work today—across different postures, rhythms, and degrees of concentration. It invites movement, focus, and pause, creating moments of calm within collective environments. Conceived not simply as office furniture but as a living object, Minipod addresses contemporary needs for flexibility, concentration, and emotional comfort. Its Compasso d’Oro recognition reflects a broader shift toward design that prioritises human experience and cultural relevance over fixed typologies.

  • TASARIM-1

    October 2023 | Design & Interiors english below The concept of Le Flaneur and marries wabi-sabi words Alp Tekin photos Nick Smith B ergman Design House kurucusu ve kreatif direktörü Marie Soliman, tasarladığı bu Londra evi için şöyle diyor: “Bu ev gerçekten Le Flaneur konseptini benimsiyor ve benim gerçek tutkum ve inancım olan wabi-sabi ile birleşiyor: Kusurlu, geçici ve tamamlanmamış şeylerle alışılmamış, mütevazı olanın güzelliği”. Soliman, “Özgün bir tasarım hikâyesi yaratan iyi antika parçaların peşinde koşmanın arkasında o kadar çok tarih, eğlence ve güzellik var ki! Renkleri seviyorum, risk almayı seven biriyim, her zaman meraklıyım ve hikâye anlatmayı seviyorum” diyor. Evde dikkati çeken unsurlardan biri de Joseph Klibanksy’nin, Auguste Rodin'in ünlü “Le Penseur” heykeline saygı duruşu niteliğinde yaptığı “The Thinker” adlı “düşünen astronot” eseri. Sanatçı bu heykeliyle 21. yüzyıl insanlarının 1880’deki insanlara göre nasıl değiştiğini göstermek istemiş. Evin Londra Regent's Park’a bakan güzel manzaralarına alçı pervazlar, balıksırtı zeminler, mermer şömineler ve Zhuang Hong Yi'nin büyülü aydınlatma enstalasyonu eşlik ediyor. Soliman, “Bu daire, Kensington Bahçeleri'nin etkileyici manzarasına sahip koruma altındaki bir binada yer alıyor. Bu nedenle binanın dokusuna dokunmadan açıklık hissi yaratmanın yollarını arayıp bulduk” diyor. Bu nedenle evde dikkatlice yerleştirilmiş ayna paneller ve lüks şivron döşeme, antikalar, koleksiyonluk 20. yüzyıl mobilyaları ve sanat eserleri için mükemmel bir sade arka plan sağlanmış. B ergman Design House founder and creative director Marie Soliman says the following about this London house she designed: “This home truly embraces the concept of Le Flaneur and marries wabi-sabi, which is my true passion and belief: the beauty of things imperfect, impermanent, and incomplete; the beauty of things unconventional and humble”. “There is so much history, fun and beauty behind hunting the good antique pieces that create a very original design story! I love color, I am a risk taker, and curious all the time, and I love telling stories” says Soliman. One of the striking elements in the house is Joseph Klibanksy's "thinking astronaut" work called "The Thinker", which is a homage to Auguste Rodin's famous sculpture "Le Penseur". With this sculpture, the artist wanted to show how the people of the 21st century have changed compared to the people of 1880. The home's beautiful views overlooking London's Regent's Park are accompanied by plaster mouldings, herringbone floors, marble fireplaces and a magical lighting installation by Zhuang Hong Yi. “This apartment is located in a listed building with impressive views over Kensington Gardens,” Soliman said. “For this reason, we looked for ways to create a feeling of openness without touching the fabric of the building”. “It is a listed building with impressive views over Kensington Gardens, so we devised ways to create a feeling of openness without touching the fabric of the building,” says Marie Soliman. Carefully placed mirror paneling and luxurious chevron flooring provide the perfect pared-back backdrop for antiques, collectable 20th century furniture and artworks. As Bergman Design House is also known for being product designers in London, bespoke furniture and color schemes subtly echo the existing shapes and tones in the owners’ collection. The design plays to the strengths of the architecture and treasured objects.

  • TASARIM-1

    Kasım 2021 | Tasarım | Türkiye LEVENT EVİ Yazı | Alp Tekin İ stanbul Levent’te konumlanan ve 2022’de tamamlanması planlanan Levent Evi; Mahmut Kefeli, İrem Başer ve Kerem Erçin’in mimari ofisi escapefromsofa tarafından bu yıl içinde tasarlanmış. Kompakt bir cepheyle sokaktan giriş alan Levent House, geniş açıklıklara sahip bir arka cepheye sahip. 900 metrekare açık ve 250 metrekare kapalı alanı olan projede, ev sahiplerinin birlikte vakit geçirmelerine imkan veren ortak yaşam alanları zemin katta yer alıyor. Salon ve mutfağı açık plan şemasında tasarlanan Levent Evi, geniş açıklıkları sayesinde terasa ve kot farkını nitelikli biçimde yorumlayan bahçeye açılarak mekansal sürekliliği de vurguluyor. Bodrum katta kurgulanan çalışma odası ise bir yandan bahçeye göz kırpıyor bir yandan da kendi sakin atmosferiyle ayrı bir mekan niteliğinde… YALIN GEOMETRİK FORMLAR Proje genelinde yalın geometrik formlar kimi zaman keskin kimi zaman dairesel yüzeylerle birbirine eklemlenmiş. Söz konusu formlar bej renk paletiyle tamamlanıp ortaya çıkarılmış. Beraber kullanılan ahşap ve doğal taşlarla ise estetik kompozisyonlar yaratılmış. Tüm bu detaylar minimal bir yaklaşımın benimsendiği mobilya kullanımıyla desteklenmiş.

  • ART

    August 2023 | Art & Culture Heraklitos’un izinde bir Leros sergisi words Selin Akın G alerist ve Perasma olarak gerçekleştirdiğimiz “Time is a Child” isimli karma sergimiz; Leros’un geçmişiyle bugün adada var olan yaşam biçiminin harmanlanmış yapısını ilgi çekici bulmamızla ortaya çıktı. Zamanın bir çocuk gibi umursamaz akışı , kaçınılmaz olarak Leros’un ritmiyle paralel düşünmemize neden oldu. Davet ettiğimiz sanatçıların sergi için önerdiği eserler, adayı tanımamızla, sanatçılarla diyaloğumuzla eş zamanlı gelişti. ETERNITY AND A DAY Bize Leros’ta zaman farklı akıyor gibi geldi: Bu sergiyi düzenlediğimiz için mi yoksa burada zaman gerçekten kendine has bir şekilde aktığı için mi? Orasını bilmek pek mümkün değil. Zamanın kendi akışında sürdüğü bu adada Alice Guittard, Ayça Telgeren, Burcu Yağcıoğlu, Elif Uras, Evgenia Vereli, Kostis Velonis, Lara Ögel, Malvina Panagiotidi, Maria Joannou, Martin Creed, Merve İşeri, Nazım Ünal Yılmaz, Nil Yalter, Nuri Kuzucan, Rashid al Khalifa, Savvas Laz, Serkan Özkaya, Serra Duran, Silva Bingaz, Stefania Strouza, William Kentridge, Yeşim Akdeniz ve Yusuf Sevinçli’den oluşan, toplamda 22 sanatçının bir araya gelerek oluşturduğu birliktelik, bir yelken okulunun dönüştürülmesiyle gerçekleşti. Serginin ilhamı ise Teodoros Angelopulos yönetmenliğindeki “Eternity and a Day” filmi ve Heraklitos’un “Zaman, sahilde beş taş oy nayan bir çocuktur” cümlesiydi. Ada sakinlerinin günün her saatinde rutin yüzme program için kullandığı Koulouki koyunda yer alan yelken okulu, sabah saatlerinde adanın ihtiyar heyetinin, ilerleyen saatlerde ise işinden öğle tatili için çıkan gençlerin uğrak yeri oluyor. Ada yaşamında usulca kendine yer edinen “Time is a Child” sergisi, ziyaret edenlerin meraklı bakışları ve ders almaya gelen çocukların keyifli sorularıyla sanki hep oradaymış gibi bir hisle devam etti. Her bir sanatçının zamanla olan iletişimini bambaşka kanallardan aktardığı sergide; kimisi çocukluğundaki zamanın akışına kimisi zamanın döngüselliğine, kimisi de zamanın enerjisine değindiği eserlerle birbirine eşlik etti. Türkiye, Yunanistan, İngiltere, Fransa ve Güney Afrika’dan sanatçıların bir araya geldiği bu sergide, 22 sanatçının her birinin zamanı kendi zihinlerinde ve duygu durumlarında nasıl yorumladıklarını deneyimleme fırsatı bulduk. A Leros exhibition in the footsteps of Heraclitus O ur group exhibition, "Time is a Child," which we held as Galerist and Perasma, arose from our interest in the blended structure of Leros' past and the lifestyle that exists on the island today. The erratic flow of time, like a child, compelled us to think in synchronization with the rhythm of Leros. The works proposed by the artists we invited for the exhibition evolved concurrently with our exploration of the island and our dialogues with the artists. ETERNITY AND A DAY We had the impression that time moved differently on Leros: Was this because we organized the exhibition here, or because time moves in its own way here? That is impossible to know. The exhibition was inspired by the Theodore Angelopoulos film "Eternity and a Day" and Heraclitus's aphorism, "Time is a child playing five stones on the beach." The sailing school in Koulouki Bay, which is used by the island's residents for routine swimming programs at all hours of the day, is frequented in the morning by the island's elders and in the following hours by young people who leave their jobs for lunch. The "Time is a Child" exhibition, which had gradually gained a place in island life, continued with the curious gazes of visitors and the pleasant questions of the children who came to take lessons, as if it had always been there. Each artist conveyed their communication with time through completely different topics in the exhibition; some touched on the flow of time in their childhood, others on the circularity of time, and still others on the energy of time. In this exhibition, which brought together artists from Turkiye, Greece, England, France, and South Africa, we were able to see how each of the 22 artists interpreted time in their own minds and moods.

  • ART

    Mayıs 2021 | Art | Dünya Frieze New York’un dönüşü Yazı | Onur Baştürk P andemiyle beraber sanat fuarları dijitale kaymış, varlıklarını orada sürdürmeye çalışmıştı. Hatta bir noktadan sonra çok keskin söylemler havada uçuşuyordu, “Bundan sonra sanat da tamamen dijitalde, fiziki fuarları unutun!” Evet doğru, dijital alan sanatın yeni gösterim biçimlerinden biri olmuştu. Ama ne yazık ki fiziki fuarların yerini dijital tam olarak tutamadı. Frieze New York’un fiziki olarak dönüşünün yarattığı heyecan bunun kanıtı. Nitekim, 5 mayısta başlayan ve 9 mayıs pazar gününe dek sürecek olan Frieze New York’un biletleri başlamadan tükenmişti bile. YENİ MEKAN YENİ HEYECAN Frieze NY’un bu seneki mekanı da yeni. Pek çok kişinin geçtiğimiz yıllarda yapılan fuarlarda feribotla ulaştığı Randalls Adası'ndaki eski alandan, Manhattan'ın Batı Yakası'ndaki Hudson Yards'da yer alan sanat merkezi The Shed'e taşındı ünlü sanat fuarı. CAO FEI VE KAWS KARŞILIYOR The Shed’e gelen fuar katılımcısını karşılayan iş ise “The Looking Glass”. Dijital sanat aplikasyonu Acute Art’ın sanat yönetmeni Daniel Birnbaum ve The Shed’in baş küratörü Emma Enderby’nin küratörlüğünü yaptığı The Looking Glass, binayı çevreleyen kamusal alanda sunulan artırılmış gerçeklik çalışmalarından oluşan büyük bir sergi. Bu serginin ilk bölümünde Precious Okoyomon, Cao Fei ve KAWS’ın eserlerinin prömiyeri yapılıyor. Acute Art, bu sergisini 2 temmuzda The Shed ve High Line’da ek çalışmalarla genişleterek Frieze sonrası da sürdürmeyi hedefliyor. HERKES BUNUN FARKINDA Elbette herkes Frieze NY’un her zamankinden daha çok “lokal” olacağının farkında. Çünkü seyahat kısıtlamaları halen ülkeler arasında devam ediyor. Bu da birçok ziyaretçi ve alıcıyı fuardan uzak tutacak. İşte bu nedenle 160 galerinin katıldığı fiziki fuara eşzamanlı olarak dijitalde yine “Frieze Viewing Room” eşlik edecek. Fiziki fuara erişemeyen koleksiyoner ve sanatseverler buradan eserleri görebilecek. Öte yandan tüm sanatçı ve galeri sahipleri Frieze NY’un yeniden şehrin içine dönmüş olmasına olumlu bakıyor. Chelsea ve Los Angeles'ta galerileri olan, hemen her Frieze fuarına katılan Tanya Bonakdar, New York Times’a verdiği demeçte koleksiyonerlerin fuar için heyecanlandığını, insanların en azından ABD içinde bu fuar için seyahat etmeye hevesli olduğunu söylüyor. TEST YA DA AŞI İSTİYORLAR Bu arada Frieze NY önlemlerini almış durumda. Herkesin bileti belli saatlerde geçerli. İçerde oyalanmak yok. Ayrıca içeriye negatif test ya da aşı olduğunu gösteren belgeyle giriliyor. Haziran başında düzenlenecek Contemporary İstanbul için de benzer önlemler var. Ama bizde negatif test isteneceğini sanmıyorum. Aşı deseniz, ondan umudu kestik zaten! Kısacası, Frieze NY’a katılacak herkes umutlu. Hem sanatçı hem de galeri sahipleri insanlarla yeniden -maskeli de olsa- etkileşim kurmak için heyecanlı. Uzun süre virüsle boğuşan ve bugünlerde yeniden açılan NY’lu için de durum aynı. Unutmadan: Frieze New York 2021 konuşma programlarından en önemlisi “Vision & Justice” serisi. The Shed ve Frieze Viewing Room'da gerçekleşecek konuşma serisi, Vizyon ve Adalet Projesi'nin çalışmalarını onurlandırmayı hedefliyor. Vizyon ve Adalet Projesi, Amerika Birleşik Devletleri'nde ırk ve vatandaşlık arasındaki ilişkiyi anlamada sanatın temel rolünü incelemeye adanmış bir proje. Credits 1. Cao Fei 2. Kathleen Ryan / François Ghebaly Gallery 3. Olafur Eliasson / Tanya Bonakdar Gallery 4. Alessandro Pessoli / Anton Kern Gallery 5. The Shed’ Bloomberg Building 6. Frieze NY 2021

bottom of page