
859 results found with an empty search
- Seyahat
August 2023 | MEDITERRANEAN | Vol 10 english below MENORCA GUIDE words Mert Çam photos Reiseuhu & Rhett Noonan & Pelayo Arbues (unsplash) SAKİNLİK Menorca diğer Balear Adaları’na kıyasla daha az nüfuslu olduğu ve daha az bilindiği için sakinlik isteyenlerin odak noktası. KONAKLAMA Adanın en hareketli bölgesi Mahon’da Cristine Bedfor Guest Houses ve Casa Telmo. Daha sakin bir bölgede konaklamak isterseniz Sant Lluis’i tercih edin. Bu bölgeye yakın en iyi otel ise Cugo Gran. PLAJ Görülmesi gereken ilk kumsal, ulaşımı bir noktadan sonra yürüyerek yapılan Cala Mitjana. İkincisi, kartpostallardan fırlamış gibi duran Macarelleta. Üçüncüsü ise bembeyaz kumsalıyla Cala en Turqueta. RESTORAN S’Amarador, Cova d’en Xoroi, Cap Roig, Anatea ve Binifadet. Daha Menorcalı bir deneyim için Taps Can Avelino. Paella sevenler için ise Es Molí de Foc tavsiye. CALMNESS Menorca is the focal point for those who want calmness, as it is less populated and less known than the other Balearic Islands. ACCOMMODATION Cristine Bedfor Guest Houses and Casa Telmo in Mahon, the most vibrant region of the island. If you want to stay in a quieter area, choose Sant Lluís. The best hotel close to this area is Cugo Gran. BEACH The first beach that must be seen is Cala Mitjana, where you should continue on foot after a point. The second is Macarelleta, which looks like it came out of a postcard. The third is Cala en Turqueta, with its snow-white beach. RESTAURANT S’Amarador, Cova d ‘en Xoroi, Cap Roig, Anatea and Binifadet. Taps Can Avelino for a more Menorcan experience. For those who like paella, we recommend Es Molí de Foc. for more Print VOL X - AEGEAN & MEDITERRANEAN EDITION - 2023 Out of Stock Add to Cart
- Seyahat-126 | Yuzu Magazine
September 28, 2025 | TRAVEL TR BELOW LISBON’s DUALITY: BAIRRO ALTO HOTEL words Onur Basturk photos Courtesy of Bairro Alto Hotel (Rooftop: Manuel Manso, BAHR: Francisco Nogueira, Suites: Manuel Manso + Francisco Nogueira) Bairro Alto is one of my favorite places to stay in Lisbon. Part of the charm lies in its setting—right where two neighborhoods that shape the city’s identity meet: the refined elegance of Chiado and the bohemian edge of Bairro Alto. That duality is also what defines the hotel itself. BAHR’S BOHEMIAN MANIFESTO And then, of course, there’s the view. The rooftop terrace bar remains one of the best spots in Lisbon for an evening drink—a stop you can’t miss if you’re in the city. The hotel also hides a very different kind of surprise on the fifth floor: BAHR, a restaurant with a bohemian, provocative edge. Designed by thestudio, it pays homage to the neighborhoods it belongs to—and to the artists and writers who once animated them. Its starting point was the “Bohemian Manifesto,” a tribute to irreverence and free spirit. The creative lineage runs from Camões and Bocage to Eça de Queiroz and Amadeo de Souza Cardoso. BAHR features bespoke design touches as well. The installation at the entrance captures the raw essence of Bairro Alto, while standout furniture pieces include Valentin Loellmann’s benches, Lloyd Powell’s chairs and side tables, Johanson Design’s high “Jupiter” bar stools, Jader Almeida’s chairs from Brazil, and Carl Hansen & Son’s leather seating. Even the tableware carries intention: handmade porcelain by Studio Neves, Costa Nova ceramics, and Cutipol cutlery. THE TOUCH OF ATELIER BASTIR Spread across four 18th-century buildings, Bairro Alto Hotel was among the pioneers of the five-star boutique concept in Portugal. Its architecture, which respects the original lines while adapting them to the 21st century, bears the signature of Pritzker Prize-winner Souto de Moura. The interiors (with the exception of BAHR & Terrace) were created by Atelier Bastir. José Pedro Vieira and Diogo Rosa Lã translated Lisbon through a personal lens—contemporary and sophisticated, yet anchored in classical references. Their approach embraces contrasts: antiques and vintage pieces paired with wood, wicker, marble, and ceramics; classical paintings set against modern lighting. A MONUMENTAL THREE-STORY TAPESTRY Art plays a defining role in the hotel’s atmosphere. Alongside Rui Chafes’ sculptures in the lobby and Rui Calçada Bastos’ photographs, guests will find works by Julião Sarmento, Pedro Cabrita Reis, Pedro Calapez, João Louro, and José Pedro Cortes. A newly commissioned work by Vasco Araújo adds to the collection. Perhaps the most striking is a monumental macramé tapestry by Diana Menezes Cunha of Oficina 166—stretching across three floors, its design recalls Lisbon’s hills and connects directly with the palette of the city’s façades. LISBON’un İKİLİ RUHU: BAIRRO ALTO HOTEL Bairro Alto, Lizbon’da konaklamayı en çok sevdiğim otellerden biri. Çünkü otel kentin kimliğini şekillendiren iki tarihi mahallenin kesişim noktasında: Seçkin ve zarif Chiado ile alternatif ve bohem Bairro Alto. Bu ikilik otelin kimliğini de oluşturuyor. BAHR’IN BOHEM MANİFESTOSU Ama dahası da var, mesela manzara! Bairro Alto’nun teras barı halen Lizbon’daki en iyi akşamüstü içkisi alınabilecek noktalardan biri. Lizbon’a geldiyseniz, uğramanız gereken noktalardan. Otelin bir de bohem ve kışkırtıcı tarza sahip beşinci kat restoranı BAHR var. Burası oldukça farklı bir atmosfere sahip. thestudio tarafından tasarlanan mekan, otelin parçası olduğu Bairro Alto ve Chiado mahallelerine ve buralarda yaşamış tüm ünlü isimlere saygı duruşu niteliğinde. Nitekim restoranın çıkış noktası, özgür ruhu ve aykırılığıyla “Bohem Manifestosu”. Camões’ten Bocage’a, Eça de Queiroz’dan Amadeo de Souza Cardoso’ya uzanan sanatçılar ve yazarlar bu projenin ilham kaynakları arasında. BAHR’a özel üretilmiş parçalar da var. Mesela restoran girişindeki enstalasyon, Bairro Alto’nun özünü somutlaştırıyor. Mekanı karakterize eden diğer dikkat çekici parçalar arasında Valentin Loellmann’ın bankları, Lloyd Powell’ın koltuk ve yan sehpaları, Johanson Design’ın yüksek “Jupiter” bar tabureleri, Brezilyalı tasarımcı Jader Almeida’nın sandalyeleri ve Danimarkalı Carl Hansen & Son’un deri koltukları bulunuyor. Masalar için seçilen parçalar da özenle belirlenmiş: Studio Neves’in sipariş üzerine yaptığı el yapımı porselenler, Costa Nova seramikleri ve Cutipol çatal-bıçakları. ATELIER BASTIR DOKUNUŞU 18. yüzyıldan kalma dört binayı kapsayan Bairro Alto, aynı zamanda Portekiz’deki beş yıldızlı butik otel konseptinin öncülerinden. Orijinal hatları korunarak 21. yüzyıla adapte edilen otelin mimarisi 2011 Pritzker ödüllü mimar Souto de Moura’ya ait. İç tasarım ise (BAHR&Terrace restoranı hariç) Atelier Bastir tarafından yapılmış. Dekoratör José Pedro Vieira ve mimar Diogo Rosa Lã’dan oluşan Atelier Bastir, Lizbon’un kişisel bir yorumunu iç mekana taşımak istemiş: Klasik referansları kaybetmeden, daha çağdaş ve sofistike bir çizgiyle… Bu nedenle antika ve vintage parçaları ahşap, hasır, seramik ve mermerle; klasik tabloları ise modern aydınlatmalarla harmanlamaktan kaçınmamışlar. ÜÇ KAT BOYUNCA UZANAN DEVASA HALI Oteldeki sanat eserleri de dikkat çekici. Lobideki Rui Chafes’in heykelleri ya da Rui Calçada Bastos’un fotoğrafları gibi otelin ilk döneminden kalma referans eserlerin yanı sıra Julião Sarmento, Pedro Cabrita Reis, Pedro Calapez, João Louro gibi tanınmış isimlerin eserleri, José Pedro Cortes’in fotoğrafları ve Vasco Araújo’nun yeni sipariş edilmiş bir çalışması da yer alıyor. Otel için özel olarak üretilen bir başka başyapıt ise üç kat boyunca uzanan, şehrin tepelerini hatırlatan bir desenle tasarlanmış devasa makramé duvar halı (Oficina 166’den Diana Menezes Cunha).
- Seyahat
Aralık 2020 | Seyahat | Dünya Yuzu Top 10 Otel 2020 D Maris Bay / Marmaris Hisarönü Bu yaz en çok duyduğumuz “Pandemi iç turizme yaradı” cümlesini pekala şöyle de çevirebiliriz: “Pandemi D Maris’e yaradı”. Çünkü otelin tek bir boş günü yoktu. Yetmedi, sezonu kasım başına dek uzattılar. St Barths, St Tropez ve Cannes’dan sonra D Maris içine açılmış havalı Fransız restoranı La Guerite de her öğleden sonra dolup taştı… Bir estetik detayla sonlandıralım: D Maris’in iç tasarımı mimar Hasan Mingü’ye ait. Biblos Resort / Alaçatı - Çeşme 600’e yakın coconut ağacı, farklı türlerdeki 1000’e yakın palmiyesi, onlarca farklı bitki çeşidiyle en başta bir botanik park gibi Biblos Resort. Sırf bu yönüyle bile görülmeye değer. “Alaçatı’nın Mandarin Orieantal”i konumundaki otelin Amante adlı restoranı, masaj süiti dahi bulunan spa’sı ve “tarladan sofraya” felsefesini benimsemiş, yüzyıllık zeytin ağaçlarının altındaki yeni restoranı Olea; bu yaz cazibe merkeziydi. The Bodrum Edition / Bodrum Yalıkavak Efsanevi Studio 54’ün yaratıcısı Ian Schrager’ın tasarladığı otelin plajı bu yaz en gözde buluşma yerlerinden biriydi. Otel, servisi ve odalarının dozunda konforuyla da göz doldurmayı başardı. Argos in Cappadoccia / Uçhisar - Nevşehir “İçinden köy geçen otel” olarak da bilinen Argos, aynı zamanda bölgenin en özgün dönüşüm projelerinden biri. Üstelik bu dönüşüm, dile kolay, tam 17 yıl sürmüş! Argos’un arazisi içinde taş konaklar, kazılar sonucu ortaya çıkmış binlerce yıllık manastır yerleşkesine bağlı mağaralar, yeraltı tünelleri, kilise, şırahane ve mahzenler var. Üstelik her biri özenle restore edilmiş. Simurg Inn / Ahmetçe- Ayvacık Bu yıl izole olma yılıydı. Bu nedenle doğayla baş başa kalınabilecek hem izole hem de konforlu butik oteller baş tacı edildi. Kaz Dağları’ndaki Simurg Inn onların en popüleriydi kuşkusuz. Gerçek anlamda ekolojik bir tatil de vaat ediyordu üstelik: Yemekteki malzemeler otelin bahçesinden toplanıyor, zeytinler ve zeytinyağı yine otelin zeytin ağaçlarından üretiliyordu. Beş deluxe oda ve üç taş ev ile hizmet veren Simurg Inn’in kuşkusuz en büyük avantajlarından biri de manzarası… The Stay Alaçatı Warehouse / Alaçatı - Çeşme 80’li yıllarda depo olarak kullanılmış eski bir yapının otele dönüştürülmüş hali olan The Stay Alaçatı Warehouse’un 24 odası var. Odalardaki ahşap detaylar ve her odaya başka bir versiyonu konulmuş nü fotoğraflar en çok dikkat çeken detaylar. Geniş lounge bölümünde tiyatro gösterileri de yapılan oteldeki tüm ahşap oturma grupları Haldun Demirhisar’ın elinden çıkma. Kabak Dome / Faralya - Fethiye Bu yaz açılan Kabak Dome, jeodezik kubbe şeklinde yapılmış mimarisi ve Kabak Koyu’na bakan odalarıyla dikkatleri üzerine çekti. Kendi özel terası ve jakuzisi bulunan süitleriyle Kabak Dome, konfor ve bohem anlayışının şık bir karması olarak radarımıza girdi. Longosphere / İğneada Düne kadar akıllara pek düşmeyen bir lokasyonu gündeme getirdi Longosphere: Kırklareli’ndeki İğneada’yı ve longoz ormanlarını… Orman içine konuşlanmış Longosphere konuklarına bir “glamping” deneyimi vaat etti, bunda da başarılı oldu. Pandeminin yararlı yan etkisi “doğaya dönüş” akımı sayesinde Longosphere hafta sonu en çok kaçılan otellerden biriydi. The Museum Hotel / Antakya Bu otel önce hikâyesiyle çarptı herkesi. O zaman o hikâyeyi kısaca anlatalım: Antakya’da yeni bir otelin temelini atan Asfuroğlu ailesi, onları bekleyen sürprizden habersizdir. Otel inşaatı sırasında M.Ö. 2. yüzyıla ait olduğu tahmin edilen tek parça taban mozaiği ve ayrıca 13 ayrı medeniyetin izlerini taşıyan muazzam bir şehir ortaya çıkar. Bunun üzerine planlar anında değişir. Mimar Emre Arolat yeni bir proje hazırlar. Bu proje, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Anıtlar Yüksek Kurulu’ndan onay alınca inşaat yeniden başlar. Arkeolojik kalıntıların olmadığı yerlere dikilen 66 çelik ayakla, otel kazı alanının üzerinde yükselir. The Museum Hotel’deki kazı alanı şu anda müze. Otelde kalanlar ise kazı alanını görebiliyor. Manej Urla Binicilik eğitiminin de yer aldığı bir çiftlik olan Manej Urla’da, altı Manej Oda, altı Manej Junior Suite ve bir tane Manej Suite yer alıyor. Otelin genel konsepti gereği odalar doğal malzeme ve yöntemlerle hazırlanmış kerpiç sıvadan yapılmış.
- TASARIM-1
Ocak 2021 | Tasarım | Dünya Bu yıl bitecek 5 mimari proje Yazı | Alp Tekin 2 021’in en çok beklenen 5 mimari projesinin resmi geçidine hazır mısınız? Halen yapım aşamasında olan bu projelerin çoğu -elbette farklı sebeblerden dolayı- on yıldır devam ediyor! Tasarım ve inşaatı süreci eklenince aslında bu tarz büyük mimari projeler için bu süre normal olarak algılanıyor. Lafı uzatmadan; işte 2021’de bitecek o projeler… 1. Wormhole Library by MAD Architects / Çin Çin şehri Haikou’nun kıyı şeridini modernleştirme planı kapsamında yer alan bu fütüristik kütüphane MAD Architects ürünü. “Şehvetli bir şekilde kavisli” olarak tanımlanan Wormhole Library’nin tasarımı, adı üstünde, bir solucan deliği gibi kıvrımlarla ilerliyor. Bu yıl sonu bitecek olan 1380 metrekarelik bu kıvrımlı beyaz tesis, Güney Çin Denizi kıyısına çarpıcı bir şekilde oturuyor. Binada yer alan çeşitli boyutlardaki delikler doğal ışığın iç mekanı doldurmasına izin veriyor. Ayrıca bu delikler sayesinde oluşan dış koridorlar, ziyaretçilerin dinlenmesi için gölgeli alanlar oluşmasını sağlıyor. Kütüphane iki ayrı bölüme ayrılıyor. İlk bölüm 690 metrekarelik okuma alanı, kafe ve teras bölümü. İkinci bölüm ise bisiklet park sistemini de içeren 300 metrekarelik halka açık dinlenme alanı. 2. Hermès Atelier by Lina Ghotmeh / Fransa Yeni Hermés Atelier binası şöyle tanımlanıyor: Zanaatkârlık stüdyosu alanından çok daha fazlası! Lübnanlı asıllı Fransız mimar Lina Ghotmeh tarafından tasarlanan yeni atölye binasında geleneği korumak ve çevre üzerindeki etkiyi en aza indirmek için markanın değerlerine bağlı kalınmış. Deri çanta, obje, eyer üretimi için tasarlanan 6700 metrekarelik atölye binasının düz çatısının dikey düzeni, tavan açıklıklarıyla birleşmiş farklı boyutlardaki kemerleriyle dikkat çekiyor. Mimarın hedefi iç mekanı bol miktarda doğal ışıkla doldurmak olmuş. İyi hazırlanmış ve iyi düşünülmüş Hermès Atelier’nin şiirsel mimarisi sade estetiğe vurgu yapıyor. 3. Little Island by Heatherwick Studio / New York Yedi yıllık sürecin ardından New York’un tartışmalı “Little Island” (eski adıyla Pier 55) projesi nihayet bu bahar sonu açılıyor. Mathews Nielsen Landscape Architects ile birlikte Thomas Heatherwick tarafından tasarlanan proje dünyanın en çok beklenen projelerinden biri. Çeşitli yüksekliklerdeki kolonlar üzerinde desteklenmiş, 132 adet mantar şeklindeki beton kaptan oluşan Little Island, 100 ağaç ve çeşitli bitki türüne ev sahipliği yapacak. Ayrıca 800 kişilik amfi tiyatro dahil, üç açık hava performans alanını da içinde barındıracak. 4. Yang-Liping Performing Arts Centre by Studio Pei-Zhu / Çin Çinli balerin Yang Liping'in adını taşıyan, Çin’in Dali kentindeki bu merkezin neredeyse beş yıldır inşaatı sürüyor. Studio Pei-Zhu’nun tasarımı olan proje, iç ve dış mekan arasındaki sınırların bulanıklaştığı, serbestçe akan bir alanı gözler önüne seriyor. Cangshan sıradağları ile Erhai gölü arasındaki bir platoda yer alan binanın mimarisi manzarayı ustaca yansıtıyor. Dirsekli çatının şekli aynı zamanda çevredeki tepeleri ve vadileri taklit eder nitelikte. Plazanın içinde bir kapalı tiyatro (Ying) ve bir açık hava tiyatrosu (Yang) yer alıyor. 5. Floating Music Hub by NLÉ / Sao Vicente, Cape Verde Nijeryalı mimar ve NLÉ'nin kurucusu Kunlé Adeyemi aslında bu proje için çalışmaya 2012’de başlamış. Önce Nijerya'nın en büyük şehri Lagos'un lagününde yer alan Makoko Yüzer Okulu için deneysel bir prototip yapmış. Şimdi ise São Vicente adasındaki (Batı Afrika ülkesi Cape Verde'yi oluşturan 10 volkanik kara kütlesinden biri) liman kenti Mindelo'nun sakin bir koyunda tasarımının kalıcı versiyonunu kuruyor Adeyemi: Floating Music Hub. Bu yıl tamamlanacak olan 779 metrekarelik komplekste bir performans salonu, kayıt alanı ve küçük bir otel yer alıyor. Proje çeşitli ölçeklerdeki üç yüzer gemiden oluşuyor.
- BOTANIK
February 2022 | Botany TR BELOW ARE YOU READY to GROW your own vegetables at home? Words Oktay Tutuş One of the newest technological products, which is a candidate to make life easier for those who grow plants at home or those who try to do vertical farming, is LG's “Tiiun” cabinet. Tiiun, which means “to sprout” in Korean, encourages even the most novice gardener to grow vegetables, greens and even flowers in the comfort of their own homes all year round. Stylish and extremely simple to use, this device offers all the benefits of a fully equipped garden without the worries of pests or adverse weather conditions. Using the famous Inverter Compressor, which we have heard from other products of LG, the Flexible Air Control System precisely adjusts the internal temperature of Tiiun to create the most suitable conditions for organic growth. The same system also automatically regulates temperature and light intensity to mimic the natural day cycle. It's not over! It circulates the ideal amount of moisture, which is essential for the transformation of seeds into healthy plants, with its automatic irrigation system that provides water eight times every 24 hours. The internal structure of the device is designed to increase the efficiency of photosynthesis by enhancing the effect of the internal LED light source to accelerate the growth process. Its transparent door allows users to watch their plants grow, while also providing insulation that maintains the interior temperature and keeps harmful insects out. Evde bitki yetiştiren ya da dikey tarım yapmaya çalışanların hayatını kolaylaştırmaya aday, en yeni teknolojik ürünlerden biri LG'nin “Tiiun” adlı dolabı. Korece “filizlenmek” anlamına gelen Tiiun, en acemi bahçıvanları bile tüm yıl boyunca kendi evlerinin rahatlığında sebze, yeşillik ve hatta çiçek yetiştirmeye teşvik ediyor. Şık ve kullanımı son derece basit olan bu cihaz, zararlılar ya da olumsuz hava koşulları gibi endişeler olmadan tam donanımlı bir bahçenin tüm avantajlarını sunuyor. NASIL ÇALIŞIYOR? LG'nin diğer ürünlerinden de ismini duyduğumuz ünlü Inverter Kompresörü’nü kullanan Esnek Hava Kontrol Sistemi, organik büyüme için en uygun koşulları yaratmak üzere Tiiun'un iç sıcaklığını hassas bir şekilde ayarlıyor. Aynı sistem doğal gün döngüsünü taklit etmek için sıcaklığı ve ışığın şiddetini de otomatik düzenliyor. Bitmedi! Her 24 saatte bir, sekiz kez su sağlayan otomatik sulama sistemiyle, tohumların sağlıklı bitkilere dönüşümünde elzem olan ideal miktarda nemi içinde sirküle ediyor. Cihazın iç yapısı büyüme sürecini hızlandırmak için dahili LED ışık kaynağının etkisini güçlendirerek fotosentez verimliliğini artırmak üzere tasarlanmış. Şeffaf kapısı kullanıcıların bitkilerinin büyümesini izlemesine olanak tanırken, aynı zamanda iç sıcaklığı koruyan ve zararlı böcekleri dışarıda tutan bir yalıtımı da sağlıyor. MOBİL UYGULAMASI DA VAR Las Vegas'taki CES 2022 sırasında tanıtılan LG Tiiun’un mobil uygulaması da var. Uygulama sayesinde tüm çimlenme sürecini uzaktan izlemeniz, ayarları kontrol edip değiştirmeniz mümkün.
- TASARIM-1
Mart 2022 | Tasarım | Türkiye for english click here Doğal, sakin ve yenilikçi KÜTÜK EV PROJESİ Yazı | Onur Baştürk B azı ev projeleri anında insana ilham verir ya, Kemer Country’deki bu kütük ev projesinin render’larını görür görmez şu an ve gelecekteki evime dair fikirler, çözümler kafamda uçuştu. Çünkü evle uğraşmayı sevenler bilir, “Acaba şurayı değiştirsem mi?” sorusu asla bitmez! Kütük ev projesi, Erdem İşler ve Emre Özücoşkun’un sahibi olduğu mimarlık ofisi cisimdesign tasarımı. Üstelik sadece evin tasarımı değil, render’larda gördüğünüz mobilyaların yüzde sekseni de onlara ait. Bir tek sandalye ve aydınlatmalar Diseno’dan alınma. DOĞAL MALZEMELERİN TEKRARI Tavandaki ahşap kütüklerin özellikle ham haliyle bırakıldığı projenin genelinde doğal malzemeler kullanılmış. Mesela yan yana, kereste mantığındaki dizilmiş lake yüzeyler, sanki tek başına evde yapılıp yerleştirilmiş duygusunu vermek için. Merdivenlerin korkuluklarında ve bazı kapılarda kullanılan ham demirler ise yine doğal malzemeye bir övgü niteliğinde. Bakır detaylar da var. Mesela mutfaktaki bakır davlumbaz, eski ocaklarda çekiçle işlenmiş bir havada. Keza tuvalette eski tip klozet ve mermer yüzeylerin kullanılması da dağ evi duygusunu daha çok yansıtmak için… “Mekan içinde doğal malzemeleri tekrar etmeye çalıştık” diyor Erdem ve Emre, “Ayrıca olabildiğince doğadaki renkleri kullanmak istedik.” AH O TAVAN PENCERESİ! Evin en seksi ayrıntısı yatak odasındaki tavan penceresi. Elbette bu pencere Cisim Design’cıların fikriymiş. Normalde evde öyle bir pencere yokmuş. Tatlı bir ayrıntı daha: Evdeki tüm anahtar prizler Berker’in 1930 serisinden alınmış. Natural, calm and innovative LOG HOUSE PROJECT Words | Onur Baştürk S ome house projects are instantly inspiring, but as soon as I saw the renders of this log house project in Kemer Country, ideas and solutions about my current and future house flew in my mind. Because those who like to deal with the house know, "I wonder if I change that place?”. The question never ends! The log house project is the architectural office of cisimdesign, owned by Erdem İşler and Emre Özücoşkun. Moreover, not only the design of the house, but also eighty percent of the furniture you see in the renders belong to them. Only the chair and the lights are from Diseno. Natural materials were used throughout the project, where the wooden logs on the ceiling were left in their raw form. The raw iron used on the railings of the stairs and some doors is again a tribute to the natural material. “We tried to repeat the natural materials in the space,” says Erdem and Emre. “We also wanted to use natural colors as much as possible.” Çapa 4
- TASARIM-263 | Yuzu Magazine
June 19, 2025 | DESIGN & INTERIORS OUR PICKS from 3DAYSOFDESIGN photos Elias Derboven (Valerie Objects), Irina_Boersma (Apartamento Secreto) 1 – THE INNOVATIVE ADILO Adilo marks a bold new chapter in the thirty-year design journey of Finnish lighting brand Secto Design. First unveiled during Milan Design Week, the piece is now on display in Copenhagen as part of 3daysofdesign. Merging the brand’s signature elements—Finnish birch and geometric precision—with an innovative fold-out mechanism, Adilo introduces a new kind of spatial poetry. Designed by Ilkka Kauppinen, the pendant can be seen at the brand’s showroom located at the entrance of the grand Odd Fellow Palace. 2 – NEW COLLECTIONS BY MULLER VAN SEVEREN Belgian design duo Muller Van Severen presents six new collections during this year’s 3daysofdesign in Copenhagen. Collaborations with BD Barcelona, valerie_objects, Hay, and Blēo reflect the studio’s artistic sensibility and multifaceted approach. The first collection, on view at The Lab, is RASTERS—a modular system of cabinets and paravents developed with OFFICE Kersten Geers David Van Severen for BD Barcelona. Based on the simple yet striking logic of architectural grid structures, RASTERS transforms a utilitarian idea into sculptural furniture. The second collection celebrates the tenth anniversary of Valerie Objects, for which Muller Van Severen has created new indoor and outdoor furniture pieces. Carrying forward the duo’s now-iconic visual language, the designs are artistic, sculptural, and emotionally resonant. (Location: Lilli Blå, Esplanaden 3) Their latest collaboration is with paint brand Blēo. For Blēo’s new ceramic collection, Muller Van Severen designed a special series of 12 tiles, all handmade using traditional techniques in Fez, Morocco. (Location: Blēo Showroom, Borgergade 20) 3 – APARTAMENTO SECRETO / Himitsuno Kakurega Presented in a hidden apartment on the third floor of The Conary, Apartamento Secreto / Himitsuno Kakurega is an intimate installation by Japanese furniture brand Ariake and Spanish lighting manufacturer Parachilna. The name translates from Japanese as “secret hideaway” and the space explores how two brands—geographically distant but united in their attention to detail and collaborative ethos—can come together to create a shared design language. Curated by Tine Daring, the installation welcomes visitors into a warm, lived-in atmosphere. Ariake’s contemplative furniture sets the tone for human connection, while Parachilna’s sculptural lighting transforms the space, allowing light to take on architectural form. The apartment is completed with pieces from Origin Made, rugs from Sera Helsinki, and sculptures by Gen Taniguchi, a master artisan from the 300-year-old Japanese studio Nao Washi. (Location: The Conary, 3rd Floor, Dronningens Tværgade 26) 4 – TWO SPECIAL EXHIBITIONS FROM DINESEN Denmark’s leading producer of high-end wooden flooring, Dinesen hosts two standout exhibitions during 3daysofdesign. The first, House of ORBI, transforms the gallery space of the Dinesen showroom into a display of select works from the ORBI summer schools—an initiative co-founded by Dinesen that blends architecture, nature, and education. The second exhibition, White, Light, Wood, is curated by Blēo and highlights the physical references behind the Whitescale palette created by renowned British architect John Pawson for Blēo. (Location: Dinesen Showroom, Søtorvet 5, 1371 Copenhagen)
- INSAN-2
April 2022 | People TR BELOW a FULLY GREEN MEDIA PLATFORM words Onur Baştürk Imagine a media platform where the sole focus is on green projects that inspire the entire planet. They capture and showcase these projects, regardless of where they are in the world, introducing both the projects and their creators to a global audience. Their mission? To highlight people and organizations making an effort to tackle environmental issues, no matter how small, and to spark a positive movement. Sounds like a dream media platform? Well, it already exists! Meet Going Green Media, a UK-based initiative. Founded in 2019 by Ben, an architecture graduate, Going Green Media has documented sustainable innovations and projects in countries like Spain, Singapore, Indonesia, the UK, and Denmark. Here, Ben and Ciara—who later joined the team—share the story of Going Green Media. GOING GREEN: A SOURCE OF ECO-POSITIVITY When did the idea for Going Green Media first come to life? BEN: It all started as a domino effect for us. I studied architecture and went vegan in 2019. Ciara had gone vegan much earlier and grew up surrounded by nature in Florida. Naturally, we both became aware of the harmful impact of animal agriculture on climate change. CIARA: When Ben started Going Green in 2019, the initial focus was solely on sustainable architecture. When I joined the team in 2020, we realized there was immense potential to cover many facets and opportunities within sustainability. Ben: We wanted to be a genuinely positive voice. Instead of fixating on the world's grim trajectory, we aimed to highlight the fact that there are people around the world—whether on a global scale or in their own small ways—making a difference. That’s why our goals continue to evolve. We want Going Green to be a source of eco-positivity. HELPING THE PLANET GOES BEYOND SIMPLE SOLUTIONS Among all the projects you’ve documented so far, which one has impressed you the most? It’s impossible to pick a single favorite. Our mission is to explore sustainable ideas! Some of the projects we visit are super high-tech and developed by highly skilled engineers, doctors, and scientists. Others are grassroots initiatives led by ordinary people whose passion turned into transformative projects. What moves us most is the dedication and passion of the people we meet. What’s your workflow like? Do you evaluate requests you receive, or do you seek out green projects yourselves? We’re both incredibly committed and tenacious workers! At the heart of what we do is thoroughly researching every brand or project we collaborate with. This helps us stay true to our values in everything we produce. We never want to come across as influencers who promote products or campaigns purely for payment. Before filming a green project, we question everything—from their ethical practices to their track record. Sustainability has become such a buzzword in recent years that some brands use it to appear eco-friendly. What’s your take on that? The growing popularity of sustainable products and buzzwords has its pros and cons. There will always be profit-driven companies looking to exploit this trend. Brands that label themselves as eco-friendly without making meaningful changes to their production processes or environmental impact are the worst offenders. We often get approached by companies wanting us to promote their “sustainable” or “biodegradable” products. But a quick glance at their websites and social channels is often enough to reveal whether they’re genuinely planet-friendly or not. Helping the planet isn’t just about creating plastic-free or plant-based products. It’s also about how a company treats its employees and values the people providing raw materials for their products. We consider all of these factors. If a company has a “B-Corp” certification, it definitely increases our willingness to work with them. Is it challenging to travel to other countries to document projects? How do you fund these trips? We’re self-made and didn’t rely on financial support from our families. When we decided to launch Going Green, we kept working full-time jobs. We would take paid leave or use our free days for Going Green shoots. Most of our travel is still funded through ad revenue and sponsorships from charitable organizations. TAMAMEN YEŞİL bir MEDYA Şöyle bir medya düşünün: Odaklarında sadece tüm gezegene ilham veren yeşil projeler var. Onları çekip yayınlıyorlar. Dünyanın neresinde olursa olsun farketmiyor, projenizi ve sizi tüm dünyaya tanıtıyorlar. Amaçları şu: Çevre sorunları konusunda hiçbir şey yapmamak yerine bir şey yapmaya çalışan insanları, kurumları ön plana çıkartmak ve pozitif bir hareket yaratmak…Böyle bir medya olabilir mi? Oldu bile! İngiltere çıkışlı Going Green Media. Mimarlık eğitimi almış Ben’in 2019'da kurduğu dijital platform Going Green Media şimdiye kadar İspanya, Singapur, Endonezya, İngiltere ve Danimarka gibi ülkelerdeki sürdürülebilir yenilikleri ve projeleri çekip belgeledi. Going Green Media’nın hikâyesini kurucusu Ben ve ekibe sonradan dahil olan Ciara beraber anlatıyor. GOING GREEN BİR EKO-POZİTİFLİK KAYNAĞI Going Green Media fikri ilk ne zaman ortaya çıktı? BEN: Tüm olanlar bizim için gerçekten domino etkisiydi. Ben mimarlık okudum ve 2019'da vegan oldum. Ciara ise çok daha önce vegan olmuş ve Florida'da doğayla çevrili bir yerde büyümüş. Dolayısıyla kendiliğinden hayvansal tarımın iklim değişikliği üzerindeki zararlı etkilerini öğrenmeye yönelmiştik. CIARA: Ben 2019'da Going Green'i başlatırken kanalın başlangıçta sadece sürdürülebilir mimariye odaklanmasını istedi. 2020'de benim ekibe katılmamla birlikte sürdürülebilirlik alanında birçok yönü ve fırsatı kapsamak için çok potansiyel olduğunu fark ettik. BEN: Gerçekten olumlu bir ses olmak istedik. Dünyanın kasvetli gidişatına odaklanmak yerine küresel olarak ya da sadece kendi içlerinde bir fark yaratmak için ellerinden gelenin en iyisini yapan insanlar olduğu gerçeğini vurgulamak istedik. Bu nedenle hedeflerimiz gelişmeye ve değişmeye devam ediyor. Going Green'i bir eko-pozitiflik kaynağı yapmak istiyoruz. Ana akım medyanın aksine ilham veren, çözüm üreten proje ve insanlara odaklanıyorsunuz. Çözüm üretenler sizce yeterli mi? Dünya bu inanılmaz yolculukta gerçekten daha yolun başında. Gidecek uzun bir yol var! Tanıştığımız birçok insan ve çektiğimiz yeşil projeler, çevre dostu bir geleceğin öncüleri. GEZEGENE YARDIM ETMEK BUNLARLA SINIRLI DEĞİL Çektikleriniz arasında şu ana kadar sizi en çok etkileyen kimin projesi oldu? Tek bir favori seçemeyiz. Çünkü amacımız sürdürülebilir fikirleri ele almak! Ziyaret ettiğimiz projelerden bazıları süper yüksek teknolojili ve son derece nitelikli mühendisler, doktorlar ve bilim insanları tarafından geliştirilmiş. Diğerleri ise sıradan insanların tutkulu projelere dönüşen işleri. Bizim için etkileyici olan tanıştığımız insanların tutkusu ve özverisi. Nasıl bir çalışma süreciniz var? Size gelen talepleri mi değerlendiriyorsunuz yoksa siz mi yeşil projeleri bulup çekiyorsunuz? İkimiz de son derece özverili ve inatçı çalışkanlarız! Bu nedenle işimizin özü birlikte çalıştığımız her markayı ya da projeyi derinlemesine incelemek. Böylece yaptığımız her şeyde değerlerimize bağlı kalabiliyoruz. Bir ürünü ya da kampanyayı sadece ücret karşılığı tanıtan influencer’lar gibi olmak asla istemiyoruz. Bu nedenle yeşil bir projeyi çekmeden önce onların etik anlayışlarından geçmiş performanslarına kadar her şeyi sorguluyoruz. Sürdürülebilirlik son yıllarda o kadar çok kullanıldı ki, bazı markalar bu kavramı kullanarak kendilerini çevreci gösterebiliyor. Ne dersiniz? Sürdürülebilir ürünlerin ve moda sözcüklerin popülaritesindeki artışın pek çok artı ve eksisi var. Bundan yararlanmak isteyen kâra aç şirketler her zaman olacak. Ürünlerinin üretim süreci ve satışının çevreyi nasıl etkilediğine dair önemli bir değişiklik yapmadan çevre dostu olarak kendini etiketleyen markalar ise gerçekten en kötüsü! "Sürdürülebilir" ya da “çözünebilir” ürünlerini tanıtmamızı isteyen şirketler bize de sıkça yazıyor. Ama gezegene yardımcı olamayacaklarını anlamak için web siteleri ve sosyal kanallarına hızlıca bir göz atmak yeterli. Çünkü gezegene yardım etmek sadece bir ürünün plastik içermemesi ya da bitki bazlı olmasıyla sınırlı değil. Yanı sıra o şirketin çalışanlarına nasıl davrandığı, ürün için ham madde sağlayan kişilere ne kadar değer verdiği de önemli. Tüm bunlara bakıyoruz. Hatta bir şirket “B-Corp” sertifikasına sahipse onlarla çalışma isteğimiz daha da artıyor. İngiltere dışındaki ülkelere gidip proje çekmek zor olmuyor mu? Finansmanı nasıl sağlıyorsunuz? Ailelerimizden finansal destek almadan kendi kendimizi yetiştiriyoruz. İkimiz de hibeler, burslar, krediler arayarak ve çalışarak üniversiteye girdik. Tanışıp Going Green'i başlatmaya karar verdiğimizde ikimiz de tam zamanlı işlerimizde çalışmaya devam ettik. Ücretli izin alarak ya da boş günlerimizde Going Green için çekimler yaptık. Seyahatlerimizin çoğunu reklam gelirlerinden ve hayırsever kuruluşlardan gelen sponsorluklarla finanse etmeye devam ediyoruz.
- TASARIM-1
Haziran 2022 | Tasarım | İtalya Salone del Mobile 60 Yaşında 6 haziranda kapılarını açan dünyanın en büyük tasarım fuarı Salone del Mobile bu yıl 60’ıncı yaşını kutluyor. Bu yılki fuarda mimar Mario Cucinelli tarafından tasarlanan bir enstalasyon merkez unsur olarak yer alıyor ve fuarın bundan sonra gideceği noktayı da işaret ediyor: “Design with Nature / Doğayla Tasarlamak”. Cucinelli bu yerleştirmede üç ana unsura dikkati çekmek istemiş: Ekolojik Geçişin Aciliyeti, Kentsel Unsurun İlk Yapıtaşı: Ev, Bir Maden Olarak Şehir. Ünlü mimar, bundan sonra tasarımcıların yaptıkları işler bu üç unsura odaklanmak zorunda diye düşünüyor ve 1400 metrekarelik yerleştirmesinde geleceğin ideal yaşamını temsil edeceğini belirtiyor. MARIA PORRO’NUN ATAĞI Milano Tasarım Haftası pandemiyle birlikte uzun yıllardır değiştirmediği başkanını değiştirmişti. Yeni başkan Maria Porro küratör olarak da hızlı bir başlangıç yaptı. Özellikle genç tasarımcılarla firmaların arasındaki bağlantıyı kuvvetlendirmek istiyor Porro ve bu yıl 600’den fazla genç tasarımcıyla bir sergiye imza atıyor. “Designing for our future selves / Gelecekteki benliğimiz için tasarlamak” başlıklı sergi 23’üncüsü yapılacak SaloneSatellite bünyesinde yer alıyor. Bu yıl etkinlik, “herkes için özerkliği, konforu, hareketi, kullanılabilirliği, etkileşimi ve güvenliği teşvik eden tasarım üzerine düşüncelere” davet edecek. EUROCUCINA’YA DİKKAT Chiara Alessi, Maria Cristina Didero ve Beatrice Leanza'nın küratörlüğünde, çağdaş tasarım sahnesindeki en heyecan verici seslerin yaptığı konuşmalar ve tartışmalarla etkinliği zenginleştiren bir Talks takvimi de fuara eşlik ediyor. Tüm bunlardan ayrı olarak fuarın yan etkinliklerinde 23’üncü kez düzenlenen bienal EuroCucina da var. 16 bin metrekarelik bir alana yayılan geniş ürün yelpazesiyle 82 katılımcıyı bir araya getiren firmaların mutfak önerilerinin bulunduğu standlar şüphesiz ilgi çekecek. EuroCucina'nın doğal bir tamamlayıcısı olarak FTK Technology for the Kitchen (Mutfak için Teknoloji), daha sürdürülebilir bir gelecek için sorumlu, kapsayıcı ve bağlantılı teknolojiyi sergileyecek. Etkinlik, koruma ve pişirme sanatının ne olacağına dair yenilikçi ürünler, prototipler ve konseptler sunarak yerli teknolojiye ayrıcalıklı bir yansıma olmayı hedefliyor. ŞOV YAPACAK Ayrıca bir de Salone Internazionale del Bagno (Uluslararası Banyo Fuarı), tüm ilgili profesyonelleri ve aynı zamanda modern tüketiciyi çekme yeteneği sayesinde kendisini önemli bir uluslararası erişime sahip dinamik bir ticaret fuarı olarak kanıtlamış olmanın güveniyle geliyor. Etkinlik, 17 bin metrekareden fazla alana yayılmış, mobilya ve aksesuarlardan duş kabinlerine, sıhhi tesisattan radyatörlere, musluk ve armatürlerden küvetlere kadar uluslararası üretim sahnesinin en iyilerini sergileyen 172 katılımcıyla bir şov yapacak.
- Bodrum-1 | Yuzu Magazine
Temmuz 2022 | Bodrum Coffee Table Book | EV / HOUSE SANAYİ 313’ün Yalıkavak’ta Kurduğu Dünya Yazı | Alp Tekin Fotoğraflar | İbrahim Özbunar İç ve dış mekanlar arasında uzanan geniş açık alanlara sahip olan, mekansal bir merdivenle birbirine bağlanan iki katlı bu Yalıkavak evinin iç tasarımı Sanayi 313’e ait. Projenin tasarım konseptindeki ana amaç, evi doğal peyzaja dahil etmek olmuş. Bu nedenle iç mekanda toprak dokular, nötr bir renk şeması kullanılarak mimari yapıyla engebeli arazi mükemmel bir şekilde harmanlanmış. Evin her yerinde yatay olarak açılan duvar boyutundaki camlar ise iç mekan ve manzara arasındaki ilişkiyi vurguluyor. The World Sanayi 313 Built In Yalıkavak writer | Alp Tekin photography | İbrahim Özbunar The interior design of this two-fold Yalıkavak house, which has large open areas extending between the indoor and outdoor spaces, connected by a spatial staircase, belongs to Sanayi 313. The main goal in the design concept of the project was to include the house to the natural landscape. Therefore, using earthy textures and a neutral color scheme in the interior design, the rough terrain is perfectly blended with the architectural structure. Wall-sized windows that open horizontally all over the house emphasize the relationship between the interior design and the landscape. Tamamı için... For more... Print BODRUM - COFFEE TABLE BOOK Out of Stock View Details
- Seyahat
Temmuz 2021 | Volume IV - Y A Z BONJUK BAY Yedi yıllık döngü sonrası yeni bir yolda Yazı | Özden Akyıldız Fotoğraflar | İsa Kurt, Bora Tarhan, Esra Öztop H epimizin hayatı belli kalıplar içine sığmayan zamanlardan geçiyor. Şu an ne dünyayı bir kalıba oturtabiliyoruz ne de biz bir kalıba oturmak istiyoruz. Mekan algımız değişti. Eskiden kendimizi ait ve iyi hissettiğimiz mekanların artık ruhumuza iyi gelmediğine tanıklık ediyoruz. Değişen sadece mekanlar değil. Biz de değiştik. Özgürlüğümüzden ödün vermemek adına bireyselliği seçtiğimiz hayatlarımızın içinde, bir günde kapanan dünya ile bir anda yalnızlığımızla baş başa kalmadık mı? Sonuçta sınırları belli kapalı mekanlar cazibesini artık kaybetti. Daha fazla yeşilin içinde kaybolmak, doğaya dokunmak, hayvanlarla bir arada olmak, güneşin doğuşu ve batışını yaşamak istiyoruz. Ruhumuz sonsuz; gelişmek ve büyümek istiyor. Bunu başarabileceğimiz esnek mekanlar arzu ediyoruz. Son birkaç yıldır benim ruhumu besleyen kaçış noktam Bonjuk Bay oldu. Hem ruhumun derinliklerini keşfedebildiğim hem de benimle benzer dünya görüşünde olan yüksek enerjili insanlarla birlikte büyüyebildiğim ortak bir mekan Bonjuk Bay. Devamı için... Print YUZU MAGAZINE - IV Out of Stock View Details
- PEOPLE
August 23, 2022 | PEOPLE | VOL V TR BELOW BE ORIGINAL by PANERAI vol-I HAKAN YILDIZ Words & Photos Onur Baştürk He’s up at 6 a.m. in his home at Beykoz Konakları, Istanbul, heading straight to Riva Surf House —a micro-version of Sydney’s Bondi Beach— to ride the waves. After an hour of battling the Black Sea’s swells, he’s off to the Levent office of his company, Haker Group, where he represents global fragrance houses like Creed, Juliette Has A Gun, Memo, Frederic Malle, Amouage, and Diptyque. Between meetings, he’s also busy planning the next adventure, the next hobby, the next thing to check off. Because for him, new experiences are non-negotiable. He even built a platform for like-minded spirits: www.bucketlist.com.tr We’re talking about Hakan Yıldız, the entrepreneur who turns hobbies into business ventures. We caught up with him in Riva, where the Black Sea roared in the background, to talk about surf, lifestyle, and the experiences that shaped him. SURF: NATURE’S FREE RIDE You’ve always been into action sports. Last time it was kite, now it’s surfing. How did the switch happen? I’ve always liked sports that keep me in touch with nature. But I wouldn’t call what I do “extreme.” Snowboarding, kitesurfing, surfing —it’s all about the level of risk you’re willing to take. Surfing a one-meter wave isn’t extreme; a six-meter one definitely is. Same with skiing —you can ski on any mountain, but if you’re heli-dropped onto a ridge and parachute off a cliff, that’s extreme in my book. What I do shifts with the season. In summer, I’m kitesurfing in Akyaka, Urla, or Gökçeada. But in Istanbul, I can surf waves year-round. So it’s less about switching from kite to surf and more about letting the geography and season dictate which sport makes sense. What pulled you into surfing? The combination of being in the water for hours and having a spectacular view to yourself. Even though it’s technically a solo sport, you end up connecting with other surfers out there —people you’ve never met, but who share tips and encourage you as you wait together for the next wave. Is surfing hard to learn? How long does it take? I have a theory: with eight hours of uninterrupted training, you can add almost any new hobby to your life —whether it’s riding a motorbike or learning to kitesurf. That’s how it worked for me with most sports. But not with wave surfing. Surf is different. The ratio of effort to reward is much higher. The basics take maybe an hour or two to learn. But the real story is applying those basics in the water. That part never ends. The learning curve is infinite. SWIMMING WITH ORCAS You also swam with killer whales in Norway. What was that like? One night over dinner, a friend mentioned swimming with orcas was on his bucket list. I told him exactly where to go for it. A year later, in November 2019, we were on our way to Norway for a week-long adventure with orcas and humpbacks. Just the idea of seeing these magnificent animals in their own element had us buzzing. We stayed in tiny cabins aboard the Kinfish, a 1958 fishing boat turned expedition vessel. Norwegian November means daylight from 8 a.m. to 3:30 p.m., air temps around 9°C, and water around 8°C. Basically, freezing. Guided by Patrick Dykstra —the guy behind some of the best whale documentaries out there— we’d suit up in drysuits every morning at 7, hop into the dinghies, and set out to track the whales. Fishermen radioed in sightings, and we’d head there. When we found them, we’d slip into the water quietly, just ahead of their path, cameras in hand. More than once, pods of orcas glided right beneath us, just meters away. Did they ever threaten us? Never. These eight-meter, five-ton giants know exactly where you are. In fact, many times they turned and swam away after noticing us. So they’re not dangerous? It sounds terrifying, but orcas are actually part of the dolphin family. They almost never attack humans. Same with humpbacks. Unless a creature feels threatened, it won’t attack anything outside its food chain. Unfortunately, humans are the exception to that rule. EXPERIENCES STAY. OBJECTS DON’T! And now you’ve created Bucketlist, to help others live experiences like these. How did that idea come about? Watch people in a happy setting. What are they doing? Telling stories about a trip, an adventure, a memory. Because experiences stay with you. They’re not like objects. That phone you desperately wanted —its excitement fades within an hour of buying it. But that memory of swimming with orcas? You’ll tell that story forever. That’s why I launched Bucketlist: to make people rethink what they collect in life —experiences, not things. TIME SLOWS DOWN IN NATURE During the surf shoot, you were wearing a Panerai Submersible —water-resistant unless you dive straight down. How was it surfing with a watch? I have two criteria when surfing. One: I need to know the time. Otherwise, I can easily lose three hours in the water. Two: since I’m doing active sports, I need a lightweight watch. On both counts, the Submersible worked perfectly. Honestly, I was impressed. Sabah 06’da Beykoz Konakları’ndaki evinden kalkıp Sidney’deki Bondi Beach’in mikro bir versiyonu olan Riva Surf House’da sörf yapmaya gidiyor. Bir saat kadar dalgalarla boğuştuktan sonra soluğu şirketi Haker Group’un Levent’teki ofisinde alıyor. Creed, Juliette Has A Gun, Memo, Frederic Malle, Amouage ve Diptyque gibi birçok global parfüm markasının Türkiye temsilciliğini yaptığı ofisinde bir yandan işleriyle ilgileniyor bir yandan da hayalini kurduğu yeni deneyimler, hobiler için planlama yapıyor. Çünkü onun hayat tarzının olmazsa olmazlarından biri yeni deneyimler yaşamak! Kendisi gibi düşünenler için de bir web sitesi açtı: www.bucketlist.com.tr Hobilerini işe dönüştüren başarılı iş insanı Hakan Yıldız’dan bahsediyorum. Hakan’la sörf yaptığı Riva’da buluştuk ve Karadeniz’in hırçın dalgaları eşliğinde hayat tarzını, şimdiye kadar gerçekleştirdiği deneyimleri konuştuk. SÖRF, TABİATIN BİZE VERDİĞİ BEDAVA SÜRÜŞ KEYFİ Ekstrem sporlara meraklısın. En son kite yapıyordun, şimdi dalga sörfü. Sörfe geçişin nasıl oldu? Doğada yapılan sporları seviyorum. Ama yaptığım sporlara ekstrem demek doğru gelmiyor. Snowboard, kitesurf veya dalga sörfü yapabilirsiniz, ama bunu ekstreme taşımak aldığınız riskle doğru orantılı. Mesela 1 ya da 2 metrelik bir dalgada sörf yapmanın riski çok yoktur, ama 6 metrelik bir dalgada yapıyorsanız risk yüksektir. Yani yaptığınız gerçek anlamda ekstrem spor olur. Aynı şekilde dağda kayak ve snowboard yapabilirsiniz, ama ulaşımı sadece helikopterle olan bir dağdan kayak ya da snowboard yapıp uçurumun kıyısından paraşüt açıyorsanız o zaman benim gözümde ciddi bir ekstrem sporcusunuz! Yapmaktan keyif aldığım her spor ise mevsimine göre değişiyor. Yazın kitesurf yapıyorum. Akyaka, Urla ve Gökçeada’da. Ama İstanbul’da dört mevsim dalga sörfü yapabiliyorum. O yüzden kitesurf’den dalga sörfüne geçişten ziyade, bulunduğum coğrafya ve mevsim hangi spora elverişliyse onu yapmayı tercih ediyorum. Sörfü ilk nerede yapmaya başladın? Önce Kocaeli’nin Babalı köyündeki Danube Surf House’da ders aldım. Bir kış ayında ise Sri Lanka’da sörf kampına gittim. Daha sonra İstanbul Riva ve Şile’de dalga sörfü yapılacak sahiller keşfettim. Karadeniz bu spor için bir cennetmiş! Riva Surf House’da Samet Mutlugün sörfümü geliştirmem için ciddi destek oldu. Evime yakın mesafede olduğundan dolayı fırsat buldukça, dalga durumuna göre, sabah 6 gibi Riva’ya gidip erkenden suda olmayı tercih ediyorum. Sonrası duş ve ofis! Seni sörfe çeken ne oldu? Öncelikle saatlerce suda zaman harcayıp aynı zamanda çok güzel bir manzaranın tadını çıkarıyorum. Bireysel bir spor olsa da; suda dalgaları izleyip bir sonraki alacağınız dalgayı heyecanla beklerken, gelişiminize yardımcı olan birçok tanımadığınız sörfçüyle bağ kuruyorsunuz. Sörf öğrenmek kolay mı zor mu? Bir teorim var. Eğer yeni bir hobiye başlamak istiyorsanız, aralıksız sekiz saatlik eğitimden sonra hayatınıza motor kullanmaktan kitesurf’e kadar birçok spor veya hobiyi temel seviyede ekleyebilirsiniz. En azından benim için bu şekilde oldu. Ama aynı şeyi dalga sörfü için söyleyemiyorum! Aldığınız keyfe karşı harcamanız gereken emek bir o kadar fazla. Dalga sörfü eğitimi son derece basit aslında. Temel bilgileri öğrenmeniz maksimum 1 ya da 2 saat. Ama asıl hikaye öğrendiğiniz temel bilgiyi suda uygulamak! Bu nedenle eğitim hiç bitmiyor. KATİL BALİNALAR BİZDEN KORKUP YÖN DEĞİŞTİRİYORDU Norveç’te katil balinalarla yüzme deneyimi de yaşadın. O deneyimi anlatır mısın? Bir gün arkadaşlarımla yemekteydim. Deneyimlerden ve herkesin ‘bucketlist’inde neler olduğundan bahsediyorduk. Arkadaşım, katil balinalarla yüzmek gibi bir hayali olduğunu söyledi. Ben de bu deneyim için en doğru adresin neresi olduğunu söyledim. Yaklaşık bir yıl önceden rezervasyonunu yaptığımız katil balinalar ve kambur balinalarla yüzme deneyimi için kasım 2019’da Norveç’e doğru yola çıktık. Bu muhteşem canlıları kendi tabiatlarında görme fikri bizi çok heyecanlandırmıştı. Bir araştırma teknesinden yolcu ağırlayabilen bir tekneye çevrilen 1958 yapımı Kinfish teknesinin ufak kamarasında 3 kişi, tam 1 hafta deniz üzerinde konakladık. Norveç’te kasım ayında hava sabah 8 gibi aydınlanıp 15.30 gibi kararır. Hava genellikle gündüz 9 derece civarında olup suyun sıcaklığı da 8 derece gibidir. Kısacası buz gibi! Büyük deniz canlılarıyla ilgili belgeseli olan Patrick Dykstra rehberliğinde her sabah saat 7’de DrySuit adı verilen soğuk suya dayanıklı giysilerimizi giyiyor, botlara atlayıp katil balinaların yüzme rotasını bulmak için yola çıkıyorduk. Koca okyanusta bu canlıları bulmak için teknemiz diğer balıkçı tekneleriyle iletişime geçip hangi bölgelerde görüldükleri hakkında bilgi ediniyordu. Yüzme rotalarını bulduğumuzda, onları rahatsız etmeyecek şekilde yüzdükleri yönün biraz önünde durup elimizde sualtı kameralarıyla sessiz bir şekilde suya giriyorduk. Çoğu kez katil balina dediğimiz Orca sürülerinin suda hemen altımızdan ve yakınımızdan geçmesine tanık olduk. Bize bir şey yaptılar mı? Tabii ki hayır! Yaklaşık 8 metre uzunluğunda ve 5 ton ağırlındaki bu canlılar sizin suda tam olarak nerede olduğunuzun çok farkındalar. Bizim onlardan korkmamızın yanı sıra onlar da bizden korkuyordu. Yani tehlike değiller mi? Katil balinalar bir yunus türü. Bu balinaların insana saldırganlığı hemen hemen hiç yok. Aynı şeyi kambur balinalar için de söyleyebiliriz. Zaten hiçbir canlı bir tehdit altında değilse kendi besin zinciri dışındaki bir canlıya zarar vermek istemez. Maalesef bunu sadece insanlar yapıyor. DENEYİMLER BİZİMLE KALIR, EŞYALAR GİBİ DEĞİLDİR Sonunda tüm bu ekstrem deneyimleri herkese yaşatabileceğin bir de web sitesi kurdun: Bucketlist. Nereden aklına geldi bu proje? Dostlarınızla keyifli bir ortamda bulunduğunuzda inceleyin. İnsanlar birbirlerine yaşadıkları anıları anlatırken mutlu olur, gittikleri bir yerden bahsederken veya birlikte yaşadıkları bir deneyimi konuşurken… Çünkü yaşadığımız deneyimler hep bizimle kalır, eşyalar gibi değildir. Çok sevdiğiniz bir telefonun heyecanını alana kadar ya da aldıktan sonra 1 saat yaşarsınız. Daha sonra ilk heyecanınız kaybolur. Yaşadığınız bir deneyimi ise ömür boyu hatırlarsınız ve her bulunduğunuz ortamda anlatırsınız. Çünkü o size kalıcı bir mutluluk vermiştir. Bu fikirden yola çıktım: Neden yaşadığımız deneyimleri ve anıları biriktirmeye başlamıyoruz? Özellikle bunu sevdiklerimizle birlikte paylaşarak yapmıyoruz? AKTİF SPOR YAPTIĞIM İÇİN HAFİF SAAT TERCİHİM Sörf çekimi sırasında kullandığın Panerai’nin Submersible model saatleri balıklama dalmadığın sürece suya dayanıklı. Nasıl bir duyguydu sörf sırasında saat kullanmak? Sörf yaparken iki kriterim var. İlki şu: Saati bilmek isterim. Çünkü gün içinde yapmam gereken birçok şey var. Eğer kolumda saat olmazsa çok rahat üç saatimi suda geçirebilirim. İkinci kriter, aktif spor yaptığım için hafif saat kullanmak benim için önemli. Her iki açıdan da beni son derece memnun etti açıkçası. for more Print YUZU MAGAZINE - V Out of Stock Add to Cart
- PEOPLE-83 | Yuzu Magazine
February 2025 | VOL 14 THE DUO in SEARCH of BALANCE and BEAUTY Etereo words Onur Baştürk It was thanks to Nomad Capri that we met Mirko Sala Tenna and Stefania Digregorio, the founders of Etereo Design. Mirko and Stefania were exhibiting their limited edition “Faraglioni” collection created for the Nilufar Gallery for the first time at Nomad Capri, and I was amazed at the design dining table that managed to reflect the magnificence of the sea and the Faraglioni cliffs with a wild delicateness. But Mirko and Stefania's work is not limited to ‘collectible design’ products. Their lives between Dubai and Milan are surrounded by multicultural, multi-layered and inspiring projects. When and how did you come together and set up Etereo? Our relationship began shortly after our training. We met in the studio where we work as freelancers. From the beginning, we had a strong bond, both professionally and personally. From a young age, we worked together on various projects in Milan. Until the need arised for an opportunity to progress independently and fully express our design vision... Etereo was born in 2017 in a place we never knew, in Dubai, which we now see as the center of our activities. We started by working day and night to create the brand in our dining room. Six years later, today we have a team of 24 people. You do both ‘collectible design’ products and architectural projects together. Does the combination of the two make Etereo stronger? Our studio began as an architecture and interior design firm with strong expertise in the luxury sector. From the beginning, we have worked on high-profile projects that require attention to detail and a deep understanding of the client's needs. We are committed to creating spaces that combine elegance, functionality and sophistication. Our transition into collection design was a natural process. After our experience designing exclusive and luxurious environments, we developed a unique sensitivity to the quality of materials, craftsmanship and refined aesthetics. These same principles led us into the world of collection design, where we can apply our expertise and creativity to create unique and valuable pieces. What is Etereo's understanding of design? For Etereo, the search for space, balance and beauty is essential in every project. Our design approach is also based on careful material selection and refined craftsmanship. We choose the best materials and advanced techniques to ensure quality, aesthetics and durability in every project. We work with trusted suppliers and craftsmen who share our passion for excellence and are able to provide high quality materials. We also explore new technologies and processing techniques that allow us to push the boundaries of design. Each project is an opportunity to innovate and experiment while maintaining a balance between tradition and modernity. We work closely with artisans who have a deep knowledge of traditional techniques and great skill in manipulating materials to achieve unique results. You presented Carbon at Milan Design Week 2024 and Faraglioni at Nomad Capri. Both are inspired by different geographies. One is Africa, the other is the Mediterranean. Can you explain the design process of the two products? Inspired by the Faraglioni cliffs in Capri, the Faraglioni table was designed to bring the splendor of the sea into living spaces. This unique piece tells a story of contrast and harmony with its bronze feet imitating rocks and glass surface evoking the fluidity of the sea. We chose quality materials and Italian craftsmanship to express our vision of luxury design. The bronze was crafted by an artisan from Brianza. The glass was made in the best workshops in Venice. The Faraglioni table is a functional work of art that celebrates the beauty of nature and the excellence of Italian design. The Carbon collection includes four versatile flat solutions: a low table, two coffee tables, a console and a large bench. Each piece is designed to meet a variety of environmental needs with different sizes and styles. Inspired by African tribal creations and local primitive arts, the collection combines modern aesthetics with concrete design philosophy. The collection, which consisted of solid wood, shiny bronze or a mixture of both, used local materials such as wood from the Valtellina Alps and precious alloys processed by Fonderia Artistica Campagner in Milan. While the surfaces exhibit a living texture reminiscent of arid soil and volcanic energy, the carbonization process gives a different touch effect. OUR ITALIAN CULTURAL ROOTS DEEPLY INFLUENCE OUR WORK. HOWEVER, SINCE WE LIVED IN DUBAI FOR EIGHT YEARS, THE ARAB WORLD AND ITS CULTURE HAVE SIGNIFICANTLY INFLUENCED OUR PROFESSIONAL JOURNEY. Which geographies and cultures inspire you the most? Above all, classic Italian art and design have always been an important source of inspiration. Our Italian cultural roots deeply influence our work. However, since we lived in Dubai for eight years, the Arab world and its culture have significantly influenced our professional journey. Over time, our work evolved from minimalism to eclecticism. We embraced inspirations from a variety of regions, including Africa, China, Japan, and beyond. Our openness to different cultures constantly enriches our design approach. You have an office in Dubai. You're doing a lot of projects there. What was your most prominent project in Dubai? We worked on a number of projects in Dubai, most of them residential. But the most important is definitely Ghaf Majlis. This project perfectly reflects our design philosophy and stands out with its innovative fusion of traditional and modern elements. Ghaf is a desert tree that symbolizes endurance and adaptation. Majlis means traditional Arab gathering place. The project celebrates the cultural heritage of the region while embracing contemporary design. This project was a turning point in our career and contributed to the full expression of our creative vision. How is your lifestyle? Do you live between Dubai and Italy? Our lifestyle is based on a balance between our office in Dubai and our frequent visits to Italy. We manage our business in Dubai and focus on design projects. However, we regularly go to Italy to stay connected with cultural and professional roots. Seta, located inside the luxurious Mandarin Oriental Hotel in Milan and Michelin-starred Da Vittorio in Brusaporto (Bergamo), known for its refined Italian cuisine are among our favorite restaurants. The favorites in Dubai are the Peruvian restaurant Coya, which offers a sophisticated dining experience and Hoseki, a Japanese restaurant that offers a unique dining experience with meticulous attention to detail and quality. Mirko, your childhood was set in the Italian Alps. How has a childhood intertwined with nature affected your work today? My childhood in the Alps had a profound impact on my career. I have developed a strong appreciation for natural materials and sustainability because I am intertwined with nature. This allowed me to use authentic materials and create spaces that are respectful of the environment. The serenity of the Alpine landscape has improved my sensitivity to harmony and balance. In addition, natural beauties inspired my creativity and attention to detail, allowing me to approach design challenges with an original and innovative mindset. Stefania, you actually wanted to be a dancer. How did you choose architecture? Dance has been a great passion for me since a young age. However, I discovered that my real profession is architecture. This change stems from my curiosity about design and my fascination with creating spaces that influence the human experience. My transition to architecture was thanks to my passion for art and design, which led me to discover how forms, colors, and materials could transform spaces and people's lives. I had an experience similar to what I felt on stage in a three-dimensional, enduring context. In addition, dance and architecture share basic principles such as rhythm, balance and harmony! My dance background has contributed to my understanding of movement and composition, which I now apply in spatial design. for more Print VOL XIV - 2024 / 25 ₺970,00 Regular Price ₺870,00 Sale Price Add to Cart
- TASARIM-1
November 2023 | Design & Interiors english below Lake house inspired by old English cottages words Leon Williams photos Nicole Franzen stylist Brittany Albert I ndiana, Culver’daki Maxinkuckee Gölü kenarında konumlanan bu ev çok eski gibi görünüyor, ama değil. Ama bu eski görünüm bilinçli. Çünkü evin tasarımını gerçekleştiren Of Place Studio kurucusu Amy Knerr, eski İngiliz kır evlerinden ve evin bulunduğu çevrenin doğal ortamından ilham almış. Aynı zamanda ev sahipleri de evlerinin mütevazı ve eski bir kır evi gibi görünmesini özellikle istemiş. Birçok vintage parçayı bünyesinde barındıran bu göl evinin tasarımı için Amy Knerr şöyle diyor: “Tüm harika karışık desenleri ve tatlı tuhaflıkları içeren eski İngiliz kulübelerinin görsellerine baktık ve buna modern bir dokunuş katmak istedik. Çok sevdiğim vintage parçaları tasarıma dahil ettik. Doğal ortam benim en büyük ilham kaynağım oldu. Sarıların, kırmızıların, turuncuların sıcak tonları, su ve gökyüzündeki mavi tonlarıyla birleşti”. Knerr şöyle devam ediyor: “Evin misafirperver, rahat, ama yine de sofistike olması önemliydi. Mesela barın, İngiltere'deki bir bardan çıkartılmış gibi antika bir his vermesini istedik. Ev sahipleri de orta yüzyılın modern parçalarını seviyor. Bu nedenle bu parçaları her yere dahil edebildik”. Temel olarak bu göl evinde doğal ve nötr renkler kullanılmış. Bunun yanı sıra parlak mavi ve sarılar, biraz pembemsi/turuncu, kırmızılar gibi yazlık tonlar da öne çıkıyor. L ocated on Lake Maxinkuckee in Culver, Indiana, this home looks very old, but it's not. But this old look is intentional. Because Amy Knerr, founder of Of Place Studio, who designed the house, was inspired by old English cottages and the natural environment of the environment where the house is located. At the same time, the homeowners specifically wanted their house to look like a modest and old cottage house. Amy Knerr says about the design of this lake house, which contains many vintage pieces: “We looked at images of old English cottages, with all of the wonderfully mixed patterns, the sweet quirks of the homes, and wanted to put a modern spin on it. We certainly incorporated a lot of vintage pieces which I love. It helps to bring a soul to the home. And then truly the natural environment was my biggest source of inspiration – the warm tones of the yellows, reds, oranges, combined with the pops of blues for the water and the sky”. Knerr continues: “We wanted the house to feel welcoming and cozy, relaxed but still sophisticated. For example, we wanted the bar to feel antique, like something pulled out of a pub in England with its copper footrest. We put a vintage Florian Schulz Double Brass Pendant with counterweights over the island. It’s a conversation piece which is really whimsical. The homeowners love mid century modern pieces so they are incorporated throughout. The house is very refined but we still had fun with the design”.
- PEOPLE
August 2022 | People | Vol VII CLICK FOR ENGLISH TANER CEYLAN’IN OLİMPOS DÜŞLERİ Words + Photos Onur Baştürk Birkaç gün önce acayip bir rüya gördüm diye heyecanla anlatmaya başladı Taner: “Kalabalık bir yerdeydik. Karanlıktı. Herkes partiliyordu. Alp’e (İşmen) gökyüzünde Küçük Ayı takımyıldızını göstermeye çalışıyordum. Ama gökyüzünde bulutlar vardı. Sonra bulutlar açılmaya başladı. Hani uydu görüntüleri olur ya, dünyanın gece halini gösterirler. Tıpkı onun gibi gökyüzünde başka bir gezegenin kıtası göründü. Herkese bağırmaya başladım. Yukarı bakın, yukarı bakın diye… Herkes kafasını kaldırdı. Çok acayip bir duyguydu. Dünyadan başka bir yerde, başka bir gezegendeki yepyeni bir kıtaya bakıyorduk. Alp burada mısın dedim, bana bir dokun. Öp beni dedim. Sarıldık birbirimize. Çünkü sonrasında ne olacağını hiç kimse bilmiyordu. Sadece böyle kalakaldık. Tam o sırada uyandım. İşte şu an bu evde o duygudayım. Yeni bir keşif, yeni bir hayat. Yeni bir şey başladı”. Taner düşünü öyle iştahla anlatmıştı ki, karşımda tüm görkemiyle duran Tahtalı (ya da esas ismiyle Olimpos) Dağı’na bakarak ben de gündüz gözüyle benzer düşlere dalıp gitmiştim. Yeni bir kıta, yeni bir düş ve yeni bir hayat. Olimpos’un düşleri bile kuantum sıçramalı, başka boyutlara açılan şamanik kapıları anımsatıyor. Tıpkı Taner’in Olimpos’taki evi gibi… RÜYASINDAKİ YERLERDEN GEÇTİĞİNİ FARKEDER VE… Yapımı tam altı yıl süren Olimpos’taki bu evin hikâyesinin başlangıcı da yine bir rüyayla bağlantılı. Yıllar önce gördüğü rüyasında Taner, havadan süzülerek gökten bir vadiye iner. Altında yemyeşil bir ormanın alabildiğine uzandığını görür ve orada yürümeye başlar. Bu etkileyici rüyayı hiç unutmayan Taner, bir yaz günü Olimpos’ta Alman bir kadınla tanışır. Gençliğini Anadolu köylerinde gönüllü olarak ilkokul inşa ederek geçirmiş, daha sonra Sahra Çölü’nde Bedevilerle mistik turlara çıkmış, sonunda Sufi bir dedenin ona verdiği isimle hayatına devam etmiş Zamyat’la... Kısa sürede Zamyat’la arkadaş olur ve bir gün onunla ormanda yürüyüşe çıkar. Zamyat onu Çıralı’nın pek bilinmeyen bir orman yoluna götürür. Yürüyüş başlayınca daha önce hiç görmediği vadiler, sarp uçurumlarla karşılaşır Taner. Çok geçmeden farkeder: Unutamadığı rüyasındaki yerlerden geçmektedir! Yürüyüşün sonunda Zamyat, vadinin ucunda yeni yapılmış küçük beyaz evi gösterir. Eve gelip kapıyı çalarlar. İçeri girmez girmez Taner eve vurulur ve burayı satın almak ister. Evin sahibi Ali Dede bu evi oğluna yaptırdığını, oğlunun geliniyle beraber gelip bu evde yaşayacağını söyler. Taner anlık bir kararla Ali Dede’ye, “Fikrini değiştirecek olursan beni ara” deyip numarasını bırakır. İki hafta sonra New York’tayken Taner’in telefonu çalar. Arayan Ali Dede’nin oğludur. Müjdeli bir haberi vardır. Taner evi önce kiralar, aylar sonra da evle beraber 300 zeytin ağacının olduğu Olimpos Dağı’na bakan düşünde gördüğü bu araziyi satın alır. ŞEHİR BAĞIMLILIĞIM SONA ERDİ Son bir yılı tamamen Olimpos evinde geçirmiş Taner. “Kışın çok romantikti” diyor, “O kadar çok yağmur yağdı ki… Yağmur yağınca burası çok fantastik oluyor. Gördüğün vadiden oradan oraya bulutlar akmaya başlıyor. Fırtına olduğu zaman evden çıkamadık, ama olmadığı zamanlarda bol bol yürüyüş yaptık". Taner’in Olimpos evi üç bölümden oluşuyor. Ana ev, atölye ve depo. Ana evin tam karşısında Taner’in atölyesi var. Sonbaharda açılacak yeni sergisinin işlerini bu atölyede tamamlıyor Taner: “Üretmeye başlayınca daha da iyi oldu burası. Şehir bağımlılığımın tamamen bittiğini gördüm. Bir de İstanbul’da olduğumdan daha sosyalim burada. İstanbul’daki atölyede 8-9 ay geçirir, orada çalışıp yatardım. Burada ise yeni arkadaşlar, dostlar, Beycik tarafına gidip gelmeler, yemekler, partiler… 20 yıldır tiyatroya gitmemiştim. Antalya’da tiyatroya gittim. Alp’e de söyledim, ben bu kadar sosyal biri değildim diye. Başka bir hayat başladı yani”. SOBA TEMİZLEYEMEM, KLİMA HİÇ BANA GÖRE DEĞİL Taner’in aslındaki ilk baştaki fikri Ali Dede’nin oğluna yaptırdığı o beyaz evi düzeltip içinde yaşamakmış. Olimpos evinin mimarı Serpil Bayar Arıcı’ya bu fikirle gitmiş. “Pencereleri büyütelim, ışık alsın, orada resim yapayım istiyordum. İlk başta fikir oydu. Serpil Hanım tamam dedi, ama önce tapuya bir bakalım. Tapuya bakınca gördük ki, yol evin içinden geçiyor! Eski ev sahibi tapuya gitmemiş bile. Nasıl olsa burada oturuyorum diye. Serpil Hanım, sen yabancısın bu ilerde sana dert olur dedi, her şeyi kuralına uygun yapalım… Eski evi yıkıp yeni bir ev yapmamı önerdi. Ama önce sağlam bir istinat duvarı yapılmasını şart koştu. Çünkü arazinin meyli çok fazlaydı”. Böylece yeni evin inşaatı başlamış ve kaba inşaat yaklaşık dört yıl sürmüş. “Ben İstanbul’daydım, arada gelebiliyordum. Bu nedenle banyo dört kere sökülüp yeniden yapıldı. Benim yüzümden!” Olimpos Evi yerden ısıtmalı. O da yine Taner’in seçimi olmuş. “Ben soba temizleyemem. Klima hiç bana göre değil. Araştırdım, en uygun çözüm ısı pompasıydı. Çok ekonomik aynı zamanda. Buzdolabı gibi bir şey. Hani buzdolabının arkasındaki teller ısınır ya, o tellerin evin altında dolaştığını düşün. Soğuyunca da bu kez onu dışarı veriyor. O soğuğu da yazın klimalara verebiliyorsun”. Yazın Olimpos’taki oteller aktif bir şekilde kullanıma geçince bazen elektrik kesiliyormuş. Bu nedenle Taner’in kafasında güneş panellerinden elektrik üretme fikri var. “En azından ışıklarım yansın, televizyon olsun o bana yeter” diyor. Güneş panellerini ilerde hayata geçireceğinden bahsediyor. BENİM İÇİN MÜLKİYET DUYGUSU ÖNEMLİ Evin dikkat çekici unsurlarından biri de taşlar. “Çok iyi bir taş ustasına denk geldik” diyor Taner, “Limra taşı kullandı ve hepsini tek tek döşedi. Ustayı o konuda rahat bıraktım. Son dakikada atölyenin olduğu yapıyı da istedim. O kısım aslında boş bir terastı. Taş ustası dedi ki, buraya taş yapamayız, kaldırmaz. Ama çok iyi bir malzeme bulacağını söyledi. Alaçatı dekoru verilerek yapılmış dökme beton. Usta öyle bir döşedi ki, gerçekten Alaçatı taşı gibi oldu. Üstelik hafif”. Tüm arazinin etrafını duvarla çevirdiğinde ise köylü tepki göstermiş, “Açık kalsın, neden her yeri kapatıyorsun?” diye. “Benim için mülkiyet duygusu çok önemli” diyor Taner, “Boğa burcuyum, ondan sanırım. İstanbul’daki evimin de her yeri duvarla kaplıydı. Köylü burada buna alışık değil. Ama şimdi alışıldı, herkes duvar yapmaya başladı”. HER ŞEY TIKIŞ TIKIŞ OLSUN İSTEDİM Olimpos Evi’nin iki yatak odası vintage avizelerle hayli şıkırtılı bir görünümde. Evin tüm duvarları ise sanat galerisi gibi. Her yerden bir resim, obje ya da heykel fışkırıyor. Taner evin bu tatlı kaotik ambiyansından dolayı mutlu. Çünkü İstanbul’da yaşadığı ev bunun tam tersiymiş: “İstanbul’da 15 yıl kokpit gibi bir evde yaşadım. Galerist dönemimdi. Her şey çok steril, çok beyazdı. Galerist’in içi gibiydi. Mobilya yoktu. Bir hostes arkadaşım, ‘Sen resmen kokpitte yaşıyorsun, o yüzden buraya gelince hiç yabancılık çekmiyorum’ demişti! Boğa burcu olduğum için o yalınlıktan sıkıldım. Dolayısıyla bu evde her şey tıkış tıkış olsun, her yere eserler asılsın ve nesnelerle dolsun istedim”. İLK BAŞTA O SORUMLULUK KORKUTTU Zeytin ağaçlarının arasında gezinip Olimpos Evi arazisinin aşağıdaki bölümlerine indikçe farkediyorum, burası gerçekten büyük! “Koca arazinin sorumluluğu ilk başta korkutmadı mı?” diye soruyorum Taner’e. “İlk başta korkuttu. Her şeyi asistanıma yıkıyordum. O gelip yapıyordu. O ayrılınca nasıl olacak diye düşündüm, ama oluyormuş. Ustalar artık kardeşim gibi oldu. Demircim, ahşapcım geliyor. Her şeyi tatlı, keyifli bir hale dönüştürdük. Bahçe sulamak şu an günün en şahane şeyi. Alp zaten ektiği çamlara aşık. Bostan da ondan sorumlu. Ev kendi kendini yaratmaya başladı. Yaşayan bir organizma gibi”. Arazinin etrafına dikilmiş servi ağaçları ister istemez bana Toskana’yı anımsatıyor. Taner’e bu hissimi söylüyorum, beni doğruluyor: “Evin yapımı sırasında İtalya’ya gitmiştim. Gerçekten İtalya’nın köyleri delice. Servi ağaçları birer heykel gibi, muazzam. O seyahat sırasında dedim ki, kesinlikle serviler arazide olmalı. İtalya dokusuyla Antalya’yı birleştirmek istedim. Bol palmiye ve hurma ağaçlarıyla servileri. Beş yıl sonra palmiye ve hurmaların büyüdüğünü düşün, bambaşka olacak". Tamamı için... Print VOL VII - 2022 Out of Stock View Details

