
836 results found with an empty search
- ART
Mayıs 2020 | Art | Türkiye ‘Resimlerin kendi içinde tedirgin olmasını önemsiyorum’ Yazı | Onur Baştürk O nur Mansız’ı ilk kez 2012 yılındaki Contemporary’de keşfetmiş ve herkes gibi hipergerçekçi tarzından ötürü Taner Ceylan’la karşılaştırmıştım. O zamandan beri de çalışmalarını takip ediyorum. İşlerine baktığımda hissettiğim şey hep romantik bir karamsarlık. Mansız için ise “Bilinmezliğin ve anlamsızlığın getirdiği bir korku ve tedirginlik hali” de var resimlerinde. Nedeni, onunla yaptığımız konuşmanın içinde saklı… İlk bakışta çalışmalarınız beden odaklıymış gibi görünüyor. Ama aslında o bedenlerin iç dünyasına odaklısınız. Figürlere yansıttığınız görüntüler de bunun eşlikçisi gibi. Yola çıkarken tam olarak istediğiniz bu muydu yoksa yoldayken mi her şey şekillendi? Beden, sanat tarihinde en çok üzerinde çalışılan alanlardan bir tanesi. Hatta ilki. Çalışma pratiğim en başından beri figürler ve portreler üzerinden bedene müdahale etme, değiştirme üzerine kuruluydu. Bu noktaya girmeden önce çok şey denedim; video, fotoğraf gibi yine iki boyutlu alanlarda üretimlerim oldu. Bedeni, öznenin dış dünyayla kurduğu ilişkiden doğan, varlığa dair tüm soruların filizlendiği yer olarak tanımladığımızda sadece form olarak ele almamız mümkün değil. İnsana dair geniş bir sorgulama alanı olarak görmemiz gerekiyor bedeni. Figürlerin üzerine yansıttığım görüntüler ise beden üzerinde ikinci bir deri gibi. Ona ait bir hafıza yaratıyorlar. Figürlerin ruhsal hallerini dışa aktarabilen ikinci bir katman olarak bedenin üzerine yapışıyorlar. SİZİ HEP İYİ YAPTIĞINIZ ŞEYLE GÖRMEK İSTİYORLAR “Yolda” demişken, sizi ilk keşfettiğim Contemporary Istanbul’dan bu yana neler değişti çalışmalarınızda? Bahsettiğiniz fuar 2012 senesiydi. O dönemden bu yana sergilediğim çalışmaların dışında birçok yeni şey denedim. Bunların çoğu ne yazık ki bir denemeden öteye geçemediği için atölyeden dışarı çıkmadı. Her ne kadar içinize sinmese de farklı şeyler denemek insanı olumlu yönde değiştiriyor. Düşüncelerinin diri kalmasını ve sürekli yeni bir stratejinin içinde büyümesine yardımcı oluyor. Mesela son zamanlarda resimleri yaparken kılavuz olarak kullandığım fotoğrafı 3D software yardımıyla üreterek yeni çalışmalar yapmaya başladım. Fakat henüz istediğim seviyede olmadığı için denemeye devam ediyorum. Sanatçıların farklı alanları denemeleri, araştırmaları ve keşfetmeleri gerektiğini düşünenlerdenim. Sürekli aynı şeyi bir ömür boyu tekrar etmek yaşamın kendisine aykırı. Bununla birlikte içinde bulunduğumuz piyasa da sizi sürekli iyi yaptığınız şeyle görmek istiyor. Denemek risk almak demek. O yeni şeyi keşfetme ve içselleştirme arasında geçen süreç hayli yıpratıcı. Bu da sizi ister istemez bildiğiniz sularda yüzmeye mecbur bırakıyor. En merak ettiğim: Figürlerin üzerine yansıtılan görüntüleri bireylerin kendisi de bir nebze belirliyor mu yoksa son söz sizde mi? Genellikle kafamda belli bir fikirle çekime başladığım için nasıl bir sonuç alacağımı aşağı yukarı biliyorum. Yine de tanıdığım insanlarla çalışırken bazı kararları çekim esnasında birlikte aldığımız oluyor. Bazen, çok nadir de olsa, doğaçlama yaptığımız zamanlar da var. Bu süreçte modellerle birlikte görsellere bakıp üzerine karar alabiliyoruz. Ama genellikle istediğimi yakalamışsam çok fazla deneme yapmadan çekim sona eriyor. Çünkü çok fazla alternatif olduğunda kararsız kalmaktan korkuyorum. MODELLER YAKIN ÇEVREMDEN İNSANLAR Model olarak yakın çevrenizden kişileri seçtiğiniz doğru mu? Evet, birlikte çalıştığım modeller gerçek hayattan, yakın çevremden insanlar. Birkaçı hariç hiçbiri profesyonel model değil. Bugüne kadar çok az profesyonel modelle çalıştım. Bunun haricinde resimlerde kullandığım tüm modeller arkadaş çevremden seçtiğim kişiler oluyor. Okul arkadaşım, yakın dostum, onun sevgilisi ya da hayatımda olan insan ve çevresi. Bildiğim insanlarla çalışmanın beni en çok rahatlatan tarafı onların yüz ifadelerinden istediğim duygu geçişini kolay yakalıyor olmam. Dolayısıyla daha eskiz aşamasındayken kafamda o insanın yüzüyle ya da bedeniyle birlikte belli bir fikri canlandırabiliyorum. Tanıdığım insanlarla çalışmanın artılarından bir diğeri ise onlarla iletişim kurmanın benim için daha kolay olması. Biraz içe kapanık biri olduğum için yeni tanıştığım insanlarla olan iletişimim zor gelişebiliyor. Tanıdığınız ve güvendiğiniz insanlarla çalışmak hem kolay hem de ortaya samimi bir sonuç çıkıyor. BİLİNMEZLİK VE ANLAMSIZLIĞIN GETİRDİĞİ KORKU Pesimist bir his geliyor çalışmalarınızdan çoğunlukla. Ama bu bana iyi geliyor mesela. Yer yer romantik bir pesimistlik mi acaba, ne dersiniz? Resimleri ortaya çıkarırken onların kendi içinde tedirgin olmalarını önemsiyorum. Gerek renklerle ve bedenlerin üzerine katmanlandırdığım imgelerle gerek modelin bakışları ya da duruşuyla bu tedirginlik hissini yakalamaya çalışıyorum. Çünkü benim de hissettiğim şey bu: Bilinmezliğin ve anlamsızlığın getirdiği bir korku ve tedirginlik hali. Hayatta kalabilmek için hissettiğimiz en önemli ve gerekli duygunun korku olduğu savıyla birlikte, figürleri bir belirsizlik içinde konumlandırıyorum. Sanki kendi bedenlerine yabancılaşmış gibi, ağır bir meselenin içine hapsolmuş gibi, bakışlarıyla ya da vücut postürleriyle hissettiriyorlar bunu. Ben de bu hissi seviyorum. HİPERGERÇEKÇİ OLARAK ADLANDIRILMAYI SEVMİYORUM Hiperrealist tarzın bir halkası olarak mı görüyorsunuz kendinizi yoksa “Tüm bu tanımlarla işim yok” diyenlerden misiniz? Küçüklüğümden beri gerçekçi resim ve çizimler yapıyorum. Özellikle yağlı boya üzerinden konuşacak olursam, tuval üzerinde bıraktığım boya belli bir yakınlıkta incelendiğinde tamamıyla soyut bir leke. Ve bu lekeler birbirleriyle iletişime geçerek daha büyük bir doku meydana getiriyor. Sonuçta bu doku soyutluktan kurtularak beynimizin tanımlayabildiği bir şekil olarak beliriyor. Ortaya çıkan resim, küçük ölçeklerde, onu yaparken kullandığım dijital kılavuzundan uzaklaşıyor. En geniş anlamda ne kadar tıpkılık barındırsa da, resmi çok küçük bir kesitten değerlendirdiğimizde boya kalınlığını, üst üste binmişliğini, renklerin karışımını ve birbirlerini nasıl kirlettiklerini gözlemliyorsunuz. Bu da resmin fotoğraftan farklı olarak daha öznel bir dile sahip olmasını sağlıyor. Resimlerin olabildiğince az foto-gerçekçi öğeler barındırması adına alan derinliği, parlama, hareket bulanıklığı gibi fotoğrafa ait belirleyici özellikleri hiç kullanmamaya ya da olabildiğince az kullanmaya dikkat ediyorum. Bununla birlikte, fotoğrafı milimetrik bir titizlikle kopyalamayı amaçlamıyorum. Zira resimlerimdeki birincil hedef onların fotoğrafik olması değil. Seçtiğim kompozisyonla, arka planla ya da sonradan müdahale edip değiştirdiğim özellikleriyle birlikte ortaya çıkan resim, gündelik bir fotoğrafın taşıdığı spontanlığı taşımıyor. Bu anlamda ondan ayrılıyor. Bununla birlikte zanaat benim için önemli. İyi bir teknik uygulamaya özen gösteriyorum. Ama bunun içeriği gölgelemesini istemem. Resimlerde dengeli bir dil yakalamaya çalışıyorum. O nedenle kendimi hipergerçekçi olarak adlandırılmayı sevmiyorum. Ama ne yaptığınıza dair bir ön bilgi olarak, kategorik anlamda söylenmesi yanlış değil. İNSANLARIN BENİ TANER CEYLAN’LA KARŞILAŞTIRMASI DOĞAL Çalışmalarınıza ilk baktığımda ben de sizi Taner Ceylan’la kıyaslamıştım. Ama yıllar içinde kıyasa gerek kalmadı. İkiniz arasında bir benzerlik yok bence. Siz Taner Ceylan’ı nasıl bulursunuz peki? Taner Ceylan bildiğiniz gibi Türkiye sanat dünyasının en tanınan sanatçılarından birisi ve benim de yıllardır takip ettiğim bir sanatçı. Özellikle ‘kayıp resimler’ serisini çok seviyorum. Beni, geçmiş yıllarda, gerçekçi üslubum ve figür kullanmam dolayısıyla ona benzetenler ya da kıyaslayanlar oldu. İlk sergimi 2014 yılında açtığımda Taner Ceylan herkes tarafından tanınan bir ressamdı. Dolayısıyla insanların beni onunla karşılaştırmasını doğal buluyorum. Bununla beraber dünya üzerinde beden üzerine çalışan ve gerçekçi resimler yapan sayısız sanatçı var. Sanatçılar gerek teknik gerek kavramsal alanlarda birbirlerini etkiler ve ilham alır. Ya da ilham kaynağı olur. Sanat tarihi boyunca ilerleyiş bu şekilde. Bu sadece sanatta değil, tüm yaratıcı alanlarda böyle. Ortaya çıkan şey özgün bir içeriğe sahipse ve onu yaratan kişiyi temsil edebiliyorsa bir sanat eserinden, bir filmden, bir kitaptan ya da bir insandan etkilenmeyi yaratıcı sürecin doğal basamaklarından biri olarak görmeliyiz diye düşünüyorum. Özgünlük kimseden ya da hiçbir şeyden etkilenmemek anlamı taşımıyor sonuçta. Sırf ona böyle öğretildi diye ya da aksini aşağılık bir şey olarak gördüğü için hayatı boyunca hiçbir şeyden etkilenmediğini ya da ilham almadığını, tüm ilham kaynağının kendisi olduğunu iddia eden sanatçı tanıdıklarım oldu! Bu durumun imkansızlığını göremeyecek kadar korkmuş ya da korkutulmuşlardı sanırım. 10 YILDIR OURENSE’DE YAŞIYORUM İspanya’daki Ourense kasabasıyla bağlantınız nedir? Orada da yaşamaya devam ediyorsunuz gibi bir şeyler okudum, ama tam anlayamadım… Yaklaşık 10 yıldır -bir ayağım hâlâ İstanbul’da olmasına rağmen- burada yaşıyorum. Önce bir Erasmus programıyla 2008’de geldim İspanya’ya. Sonrasında Vigo Üniversitesi’nde yüksek lisans programını tamamladım ve hayat bir şekilde beni buraya bağladı. Şu an burada yaşamımı ve çalışmalarımı sürdürüyorum. Yeni bir sergi olacak mı önümüzdeki günlerde? Covid-19 öncesi kararlaştırılmış ve bu sene sonu için tarih belirlediğimiz, İspanya’da gerçekleştireceğim bir sergi vardı ama önümüzdeki seneye ertelendi. Şu an her şey iptal olmuş durumda ve yeni bir tarih belirlemek şimdilik imkansız. Bunun dışında eylül ayında Contemporary İstanbul’da yeni işlerim sergilenecek. Eğer istediğim tempoda çalışmayı sürdürebilirsem önümüzdeki sene İstanbul için de bir sergi yapmak planlarım arasında. EN ZAYIF HALKA SANATÇILAR Elbette geçtiğimiz aylarda yaşadığımız izole günlerin etkisini sormazsam olmaz. Atölyede yeni işler yaratabildiniz mi? Yoksa tamamen durdunuz mu? Normalde de fazla sosyal aktivitesi olan biri olmadığım için rutinime ve çalışmalarıma zorlanmadan devam edebildim. Maalesef bencil bir sistem içinde büyüyüp bencil kodların içerisinde yaşamaya çalışıyoruz. Gücü olanın her zaman talep ettiği ve o talebin karşılık buldukça daha da çoğaldığı ve rahatsız edici bir hal aldığı bir insan mekanizması var önümüzde. Sanat dünyası göz önüne alındığında bu zincirin en zayıf halkası olan ‘sanatçılar’ için en iyisini dileyip umut beslemekten başka seçeneğim olmadığı için üretime devam ediyorum. İlham kaynağınız nedir ya da kimlerdir? İlham almak adına çok farklı alanlardan besleniyorum. Bunların başında sinema ve müzik geliyor. Sıkı bir film izleyicisiyim. Bu her çıkan filmi izliyorum anlamında değil, daha çok takıntı derecesinde sevdiğim yönetmenlerin filmlerini tekrar tekrar izlemek anlamında. Eski sinemacılardan Tarkovsky’nin Stalker’ı, Ayna’sı, Bergman’ın Persona’sı ve sonrasında Lars Von Trier’in her filmi… Yenilerden ise Robert Eggers beni etkiliyor. Güncel sanatçılardan Cindy Sherman, Marlene Dumas, aynı zamanda yüksek lisansta hocam olan Marina Nuñez beni son yıllarda en çok etkileyen ve takip ettiğim sanatçılar. Müzik dinlemek de kafamdaki projeleri düşünürken hayal kurmama yardımcı oluyor. Resim yaparken de sürekli olarak dinlemeyi tercih ettiğim ve bana ilham veren müzisyen ve gruplar var: Steven Wilson, Opeth, Dream Theater, Katatonia gibi. ART | Kategorinin diğer yazıları ‘Resimlerin kendi içinde tedirgin olmasını önemsiyorum’ Mahremiyeti sorgulamak daha erotik Yuzu & nom-studios sunar ‘LOOP’ sergisi Kemal Özen "Gam'zede" Online Sergi Hangi yetişkin bir ‘Gam’zede’ değil ki artık? Ali Elmacı’nın atölye günleri notları May Parlar "Collective Solitude" Online Sergi Lara Kamhi’yle paradokslar ve izolasyon üzerine... BASE’in yeni dijital projesi yakında Sessiz Odanın Çığlığı İtalya’daki müzeden salgına bakınca… Yıldızı daha da parlayacak: Salman Toor Online açılış yapan İstanbullu sergi
- ART & CULTURE | Yuzu Magazine
December 3, 2025 | Art & Culture MELEK ZEYNEP BULUT OPEN MONUMENTS words Burcu Dimili Open Monuments Images Mark Cocksedge London Design Festival expands its public programme this winter with Open Monuments, a new installation by Melek Zeynep Bulut that occupies the entrance courtyard of the Design Museum from 1 to 14 December. Following Paul Cocksedge’s What Nelson Sees at Trafalgar Square and Lee Broom’s Beacon at the Southbank Centre, the commission reinforces the festival’s ongoing commitment to placing contemporary design at the centre of urban life. Bulut transforms the courtyard into a quiet stage within the city. Fundamental geometric forms become extensions of a single, continuous line — shapes without beginning or end — creating a spatial composition that both engages visitors and observes their presence. NO BEGINNING, NO END Could you tell us about your Open Monuments installation? Open Monuments is, for me, a meeting point — a place designed for connection. It is open to participation and shaped by it. Each structure extends from one infinite line, without a defined start or finish. They emerge as tributes to essential geometric forms and, within the city, act as abstract performers. Individually they stand as autonomous works; together they form a unified composition. As visitors interact with them, the installation becomes both an experience and an object of contemplation. An open-ended staging of a “utopian city” begins. That was the idea behind it. Open Monuments treats memory objects and cultural concepts as instruments. How do you relate to these ideas? This comes from my relationship with being in the world — with the body, with form and matter. As I try to understand this connection, I look again at everything humanity has expressed through these themes across history and reflect it through my own lens. You describe each piece as “an extension of a single infinite line”. Could you expand on that? I believe the structure of life operates this way. Everything unfolds as part of a continuous flow — like an unbroken sound. I observe the scenes that appear within this flow and try to interpret them. DUO: A MORE ABSTRACT, SELF-GENERATING WORK Your piece Duo, which received the D’Arc Award in the UK and recognition at the Créateurs Design Awards, also appeared at London Design Festival. What sets this work apart for you? Duo is more abstract — shaped by a perception and awareness that seems to generate itself. Rather than offering answers, it creates room for questions. Technically, it behaves like a skin. It senses and perceives you. Structured through sensors and light, it becomes a monument in its own right. We built the system using the most essential elements. I imagined the experience in two movements: first, the shift in scale and perspective, a light and theatrical presence that unsettles perception; then the moment the installation registers you — the sensors respond, light shifts, echoes appear. You walk through it, and then you leave. BETWEEN MEMORY AND INFINITY Your solo installation The Recursion Project: Levh-i Mahfuz featured in the 2025 edition of London Design Biennale. What did you explore in this series? The series includes seven works. “Recursion” — meaning “self-reference, self-calling” — is a term often used in game software; once activated, it directs the player back to an endlessly repeating starting point. Levh-i Mahfuz Scene, the first work in the series, examines the relationship between memory and the search for infinity. Reflective fictional fragments, created using soil collected from different regions of Türkiye and referencing collective memory, form the “Recursion Game.” The work looks beyond linear ideas of time and matter. Around 3,000 reflective soil pieces were individually shaped and placed within the structure with precision. At Somerset House, a dark room — a nod to the black box — was constructed, and these speaker-fitted soil fragments were suspended at the centre in the form of a cube.
- YUZU BODRUM | Yuzu Magazine | İstanbul
Seyahat + Stil + İnsan + Art + Botanik THE PEOPLE OF BODRUM SAHİR EROZAN THE PEOPLE OF BODRUM ARDA ÖNEN THE PEOPLE OF BODRUM SİNAN BEY RANCH HOUSE BARBAROS RESERVE GASTRO & FUN KARNAS VINEYARDS HOUSE A MODERN & BOHEMIAN SUMMERHOUSE IN BITEZ HOUSE SPACIOUS, CALM AND ECOLOGICAL GASTRO & FUN TRATTORIA IL MANDARINO THE PEOPLE OF BODRUM KEREM YILMAZ HOUSE A SOPHISTICATED TOUCH FROM SANAYI 313 Print BODRUM - COFFEE TABLE BOOK Out of Stock View Details
- 404 | Yuzu Magazine
There’s Nothing Here... We can’t find the page you’re looking for. Check the URL, or head back home. Go Home
- 404 | Yuzu Magazine
There’s Nothing Here... We can’t find the page you’re looking for. Check the URL, or head back home. Go Home
- 404 | Yuzu Magazine
There’s Nothing Here... We can’t find the page you’re looking for. Check the URL, or head back home. Go Home
- ART
Eylül 2022 | Art | Türkiye House of Brothers’dan güncel sürpriz YAPAY ZEKÂYLA CANLI HEYKEL TASARIMI Yazı | Onur Baştürk H ande Şekerciler heykeltıraş, Arda Yalkın ise yeni medya sanatçısı. Uzun süredir aynı atölyede çalışıyorlar. 2018’de Arda’nın Amerika’nın en önemli sanatçı misafir programlarından biri olan NY Residency Unlimited’e kabul edilmesi sonrası, “Pratiklerimizi nasıl bir araya getirebiliriz?” sorusuna yanıt aradılar ve ortaya güçlerini birleştirdikleri ha:ar çıktı. yuzu için yaptığımız bir röportajda Hande ve Arda’ya, “ha:ar’ın yaptığı işlere yeni medya mı demeliyiz? Yoksa dijital manipülasyon mu?” diye sormuş, onlardan bir tanım yapmalarını istemiştim. Hande sorumu şöyle yanıtlamıştı: “Sanırım yeni medyanın tanımını yaparak bizim işlerimizi nereye konumlandırdığımız daha iyi anlaşılabilir. Üretim ve sergileme sürecinin tamamında ya da büyük bir bölümünde bilgisayar kullanılarak gerçekleştirilen sanat pratiğine dijital sanat diyoruz. Dijital sanat, video manipülasyondan üç boyutlu modelleme ve animasyona, bilgisayar kodu ile üretilen hipertekst tabanlı işlerden sanal ve artırılmış gerçekliğe, interaktif deneyimlere ve hatta yapay zekâ ile ortaklaşa üretilen işlere kadar birçok alt başlık içeriyor. Özellikle son on yıldır mimari, endüstriyel tasarım, istatistik hatta tıp gibi pratiklerin de dijitalleşmesive alanlar arasındaki sınırların flulaşmasıyla, artık dijital sanat yerine daha çok yeni medya sanatı kavramını kullanıyoruz”. ROBOT KOL YARDIMIYLA CANLI ÜRETİLECEK Ve şimdi, Contemporary İstanbul’un 17’inci edisyonunda ha:ar’ın en yeni işiyle karşı karşıyayız: Disruption. Pernod Ricard Türkiye sponsorluğundaki House of Brothers Lounge’unda gerçekleşecek “Disruption” heykel-performansıyla Hande ve Arda çok güncel bir konuyu, sanat-makine-yapay zeka ilişkisini tartışmaya açıyor. Nasıl mı? Şöyle: ha:ar ikilisi yazılım ve bilgisayarlar dışında bu projede yapay zekâ ile ortaklaşa bir heykel tasarlayacak. Ama sadece tasarlamakla kalmayıp fuar alanına getirilen robot kol yardımıyla eseri canlı olarak alanda üretecekler! Bitmiyor: İzleyiciler fuar günleri boyunca eserin gelişimini takip edebilecek ve fuar sonunda esere insan eliyle yapılan son müdahaleleri de görme şansını bulacak. LIVE SCULPTURE DESIGN WITH ARTIFICIAL INTELLIGENCE Writer | Onur Baştürk H ande Şekerciler is a sculptor and Arda Yalkın is a new media artist. They have been working in the same workshop for a long time. In 2018, after Arda was accepted to NY Residency Unlimited, one of the most important artist guest programs in America, "How can we bring our practices together?" they tought an answer to the question, and it came out that they joined forces. And now, in the 17th edition of Contemporary Istanbul, we are meet with ha:ar's newest work: Disruption. With the sculpture-performance “Disruption” that will take place in the House of Brothers Lounge sponsored by Pernod Ricard Turkey, Hande and Arda open up a very current issue, the relationship between art-machine-artificial intelligence, for discussion. But how? Here is how the ha:ar duo will design a sculpture jointly with artificial intelligence in this project, apart from software and computers. But they will not only design, but also produce the work alive with the help of a robot arm brought to Contemporay Istanbul!
- STIL-3
Mayıs 2021 | Stil | Vol VII RAAWII İki yakın arkadaşın ortak rengi Yazı | Onur Baştürk K endileri gibi düşünen ruhlarla çalışmaktan zevk alıyor, yeni insanlarla tanışmanın ve etkileşimin gücüne inanıyorlar. En önemlisi de şu: Bir tavrı, bir anlamı olan tasarımlar yaratma peşindeler. Danimarkalı tasarım markası raawii’nin kurucusu iki yakın arkadaş, Bo Raahaug ve Nicholai Wiig-Hansen’den bahsediyorum. 2017’de kurulan Raawii’de Nicholai’ın işi tasarım yapmak. Bo ise markanın ‘business’ yönünden sorumlu. “raawii, Bo ve benim aramdaki dostluktan doğdu” diyor Nicholai. “Genellikle arkadaşlarınızla iş yapmamanız gerektiği söylenir. Peki o halde kiminle iş yapabiliriz? Oysa arkadaşlarınızla aranızda ortak değerler, saygı ve anlayış vardır. Bizim aramızda iyi bir enerjinin olduğunu, rahat bir üretim ortamı oluşturabileceğimizi anlamamız uzun sürmedi. Birbirimize gerekli boşluğu vermekte iyiyiz. İkimiz de başarısızlıktan korkmuyoruz. raawii’yi yaratmadan çok önce bu işin içinde olduğumuz için de hedefler peşinde koşmuyoruz. İlham veren kişileri bir araya getirdiğimiz yaratıcı bir platform vizyonumuz var. Bu devam eden bir yolculuk. Sürekli üzerine bir şey inşa ederek devam ediyoruz”. Tamamı için... Print VOL - VII SUMMER 2022 Out of Stock View Details Dijital / Pdf YUZU MAGAZINE - VII 60,00₺ Price View Details
- STIL-3
Mart 2021 | Stil | Türkiye Doğuştan sürdürülebilir CEKETTE Yazı | Timur Can Ersoy L al Bilgutay 2018’de kurduğu Cekette markasıyla başlattığı ileri dönüşüm (upcycle) hareketi ile örnek bir Türk markası olarak sektördeki yerini almıştı. Bu upcycle hareketini showroom’una da taşıyan Bilgutay markasının tasarım kodlarını anlatıyor. 2018 yılında “cinsiyetsiz ve zamansız dış giyim” mottosu ile yola çıktın. Sence bu benimsenebildi mi? Bu motto ile yola çıksak da, bu kavramlara aslında başka değerler eklendi. Cekette hâlâ zamansız ve cinsiyetsiz, ancak yeni koleksiyonlarla çok daha farklı ürün gruplarına girmiş olduk. Bu nedenle artık bir dış giyim markası olmaktan çıktık. Zamansız ve cinsiyetsiz kavramı ise maalesef ülkemizde benimsenemedi. Zamansız bir ürün bazen trend bir ürüne göre daha maliyetli. Bu nedenle ilk tercih edilen ürün olmayabiliyor. Cinsiyet kavramı ise Türkiye gibi ataerkil bir toplumda kısa vadede maalesef aşılması neredeyse imkânsız bir konu. Burası özgürlükler ülkesi değil. Ancak ben ve başka insanlar kendini özgürce ifade ettikçe gelecekte bu kavramlar benimsenebilir. Hemen hemen her yaştan müşterin var, ama zellikle hitap ettiğin bir kitle var mı? Bence yok. Koleksiyonları hazırlarken de hayal ettiğim gibi bu koleksiyonda bence herkes kendine ait bir parça bulabilir. Ben zaten hazırlık aşamasında kendime farklı karakterler aklıma getiriyor ve “Bu koleksiyonda o ne giyerdi?” diye düşünüyorum. Sürdürülebilir bir marka olmak adına başka neler yapıyorsun? Cekette aslında tam da doğuşunda sürdürülebilir oldu! Talihsiz bir seri üretim hikâyesiyle başladık. 1000 adet kotun çeşitli defoları vardı. Derken o kotları ve arta kalan her şeyi upcycle ettim. Arta kalan en küçük parçalardan şapka, maske çıktı. Daha küçüklerden ise patchwork. Cekette’nin bence en büyük değeri bu metot oldu. Bu metot da daha farklı ürünler çıkmasını sağladı. Aslında ben bir şey yapmadım, kendi kendine oldu dersem umarım klişe olmaz! ‘Upcycling’ nedir? Ve bunun için neler yapıyorsun? Upcycling, eski ya da kullanılmış ürünlerden, atık malzemelerden yeni nesneler yapma süreci. Geri dönüşüm ve upcycling arasındaki fark şu: Geri dönüştürdüğünüzde ürünü üretim sürecinde yeniden kullanmak için tesislerde parçalanması gerekir. Böylece ondan yeni bir şey oluşturmak için o ürünü veya giysiyi kimyasallarla bozarsınız. Geri dönüşüm çok yoğun bir süreç olduğu için çevreye daha da zararlı olabilir. Upcycling masum ve yaratıcılığı geliştiren bir metot. Alışveriş yaparken aldığın ürünün sürdürülebilir olmasına dikkat ediyor musun? Dolabımdaki bazı eşyalar belki de 10 yıldır benimle. Bence sürdürülebilirlik, zamansızlık ve sezonsuzluk işte bu. Alışveriş yaparken her zaman en az 10 sene benimle kalabilecek parçalar almaya dikkat ediyorum. Az ama öz alışveriş yapıyorum diyebilirim.
- STIL-3
Mart 2021 | Stil | Vol VI KİLİMANJARO ZİRVESİNDE CONTEMPORARY BİR TÜRK MUTFAĞI Yazı | Onur Baştürk Fotoğraflar | Egemen Pırlant S anki dün gibi: Şef Melih Demirel’le YUZU’nun ilk sayısı için 97 günlük Güney Amerika seyahati üzerine konuşmuş, Cessna tipi uçağı bizzat kullanarak Ushuaia’dan Antarktika’ya gidip geldiği anları heyecanla dinlemiştim. Melih’in yaptığı o seyahat gerçekten her şeyiyle sıra dışıydı. Gittiği şehir ya da kasabalarda bir süre yaşamış, hatta restoranlarında çalışmıştı. Uzun bir aradan sonra Melih’le tekrar bir araya geldiğimizde bu kez karşımda d.ream grubunun dokuz markasından sorumlu bir mutfak koordinatörü var. Yani Melih bir süredir sadece şef değil, yönetici şef. Ama iki yılda bir yapmaya özen gösterdiği ve “göçmen şef” kimliğine büründüğü o meşhur uzun seyahatlerini asla rafa kaldırmamış. Kilimanjaro’da buluştuğumuzda ilk söylediği şuydu: Sri Lanka’ya tek yön bilet aldım! ÇOK GÜZEL BİR MİRAS DEVRALDIK Melih’in gastronomi dozu yüksek seyahat projelerinden sonra “yönetici şef” kimliğini konuşuyoruz. “Şu an baktığım dokuz restoran var. Elbette hepsine girip yemek yapmıyorum. Ama haftanın altı günü mutlaka bir ya da iki restoranımın mutfağında oluyorum” diyor Melih. Baktığı restoranların mutfak hikâyesini tamamen kendisi oluşturuyormuş. “Hâlâ mevsimsel bir restoran işletiyormuş gibi tüm restoranlarımın menülerini değiştiriyorum” diyor. Devamı için... Print VOL - VI WINTER 2022 Out of Stock View Details Dijital / Pdf YUZU MAGAZINE - VI 60,00₺ Price View Details
- STIL-3
Şubat 2022 | Stil | Türkiye for english click here O X Y M O R O N Fütüristik Çömlekler Yazı | Alp Tekin “Geçmiş; evrenin dışında, aklın erişemeyeceği bir noktada ve aklımıza bile gelmeyecek maddi bir nesnede (hatta bu nesnenin bize vereceği duyguda) gizli. Söz konusu nesneyle hayatımız sona ermeden karşılaşıp karşılaşmayacağımız ise tamamen şansa bağlı”. Tasarımcı Beril Nur Denli, Marcel Proust’un bu cümlelerinden yola çıkarak üretimine yön veriyor. Geçmişi hayata döndürmenin yanı sıra içimizde saklı kalan duyguları açığa çıkaran tasarımın peşinde olan Beril’in işlerinin yer aldığı “Oxymoron” sergisi, hali hazırda Goba Art&Design’da devam ediyor. “Bu yuvarlak formlar birçok duyumuza hitap ediyor. Aynı zamanda geçmişten ilham alan ham renkler ve malzemelerle zıtlık yaratan tasarımların beraberliği bir etkileşim gerçekleştiriyor” diyen Beril’in üretim pratiği geleneksel elle şekillendirme yöntemi ve çömlekçi tornası. 2019 yılından bu yana üretimine kendi atölyesinde devam eden Beril, aslında peyzaj mimarlığı mezunu. Ama her daim doğa ve doğal elemanların, iç mekan içerisinde yeniden tanımlanmasının zihinsel iyileşme üzerine etkilerini incelemekten haz duymuş. Futuristic Pottery Words | Alp Tekin “Past; It is hidden outside the universe, at a point beyond the reach of the mind, and in a material object (even the feeling that this object will give us) that we cannot even think of. Whether we encounter the object in question before the end of our lives depends entirely on chance”. Designer Beril Nur Denli directs her production based on these words of Marcel Proust. The "Oxymoron" exhibition featuring the works of Beril, who is after design that brings the past back to life as well as reveals the emotions hidden inside us, is currently continuing at Goba Art&Design. “These rounded forms appeal to many of our senses. At the same time, the combination of designs that create contrast with raw colors and materials inspired by the past creates an interaction”, says Beril's production practice is traditional hand shaping method and potter's lathe. Continuing her production in her own workshop since 2019, Beril is actually a landscape architecture graduate. But she has always enjoyed examining the effects of redefining nature and natural elements in interiors on mental healing. Çapa 7
- STIL-3
Ocak 2022 | Stil | Barselona-İstanbul for english click here SUPERNATURAL VE ATLANTIS Köklere gizli dönüş Yazı | Alp Tekin B arselona ve İstanbul arasında yaşayan İspanyol sanatçı, tasarımcı ve kreatif direktör Fran Aniorte iki yeni koleksiyonuyla karşımızda: Supernatural ve Atlantis. Fran, “Supernatural” serisini şöyle anlatıyor: “Bu koleksiyondaki her parça bitkilerin, dünyanın ve yıldızların kozmik enerjisinin sanatsal bir yorumu. Önceki koleksiyonlarımda doğal dünya Akdeniz kültürünün merceklerinden görülüyordu. Şimdi vizyon daha içerden geliyor. Toprak tonları ve organik formlarla. Her bir parça duygularımın spontane bir resmi gibi”. Fran, önceki koleksiyonunda olduğu gibi Supernatural’da da çocukluğunun dünyasıyla bağ kurmuş. “Blue Cosmos, çocukluğumdaki yaz gecelerimin gerçek bir anısı” deyip ekliyor: “Evrenin uçsuz bucaksız oluşunu düşünüp dünyanın ayaklarımın altında hareket ettiğini hissederek geçirdiğim o yıldızlı geceleri anlatmaya çalıştım”. Atlantis adlı koleksiyonuyla medeniyetimizin köklerini araştırıyor Fran. 2300 yıl önce Yunan filozofu Platon'un bahsettiği kayıp şehir Atlantis, antik dünyanın en büyük ve en eski gizemlerinden biri olarak bilinir. Platon'a göre bu ütopik ada krallığı onun zamanından yaklaşık 9 bin yıl önce vardı. Ve bir gün esrarengiz bir şekilde ortadan kayboldu. Bu koleksiyonla Fran, Atlantis'in olası kayıp el sanatlarından ilham alarak ortaya büyülü parçalar çıkarmış. SUPERNATURAL & ATLANTIS Mysterious return to roots Words | Alp Tekin S panish artist, designer and creative director Fran Aniorte, who lives between Barcelona and Istanbul, is here with two new collections: Supernatural and Atlantis. Fran describes his “Supernatural” series: “Each piece in this collection is an artistic interpretation of the cosmic energy of plants, earth and stars. In my previous collections, the natural world was viewed through the lens of Mediterranean culture. Now the vision comes more from within. With earthy tones and organic forms. Each piece is like a spontaneous picture of my feelings”. As in his previous collection, Fran connected with the world of his childhood in Supernatural. “Blue Cosmos is a true memory of my childhood summer nights,” he says. “I tried to describe those starry nights I spent thinking about the vastness of the universe and feeling the world moving under my feet.” Fran explores the roots of our civilization with second new collection Atlantis. The lost city of Atlantis, mentioned by the Greek philosopher Plato 2300 years ago, is known as one of the greatest and oldest mysteries of the ancient world. According to Plato, this utopian island kingdom existed about 9 thousand years before his time. And one day he mysteriously disappeared. With this collection, Fran has created magical pieces inspired by the possible lost handicrafts of Atlantis. Çapa 7
- STIL-3
Şubat 2022 | Stil | Amerika for english click here STEAMBOX Yemeğini ısıtan teknolojik kap Yazı | Oktay Tutuş S teambox adlı bu sefertası ya da yemek saklama kabı, yiyeceklerinizi koruduğu gibi bir de onları ısıtabiliyor! Bu yeteneğinden dolayı bana sorarsanız son 10 yıl içerisinde gördüğümüz en faydalı ürün. Bu kadar basit bir şeyi düşünememiş olan rakiplerinin hanesine koca bir çizik atacak potansiyeli var. Elbette onu baş tacı yapanların hatırı sayılır miktara erişmesi kaydıyla. Gelelim bu gizmoya. Las Vegas’ta, dünyanın en büyük tüketici elektroniği fuarı CES 2022 sırasında tanıtıldı Steambox. Yaptığı şey çok basit. Yemeğinizi içindeki özel kap içine yerleştiriyorsunuz, hepsi bu. Öğle molasında ister üzerindeki düğmeyle isterseniz de telefonunuzdaki uygulamada bir düğmeyi kaydırarak çalıştırıyorsunuz. O da içindeki yemeğinizi 15 dakika içinde buharla, sağlıklı bir şekilde ısıtarak hazır hale getiriyor. Üstelik tek bir şarjla üç kere bu işlemi gerçekleştirmeniz mümkün. Bu dahiyâne (bugüne dek buna çözüm bulunamamasına hâlâ inanamadığım için dahiyâne) akıllı kutu, dört girişimci tarafından hayata geçirilen, topluluk katkılı bir projenin ürünü. 52 farklı ülkeden insanla 100’den fazla prototiple denemeleri yapılan Steambox’ın nihayete ermesi iki yıl sürmüş. Şu anda dünyada onu bir an önce ellerinin arasında görmek isteyen binlerce insan ve satıcı var. Çok beklemeyecekler, çünkü 2022 Steambox’ın hayata entegre olacağı yıl. Nesnelerin interneti, namı diğer IoT, bize bugüne dek TV, buzdolabı veya klima gibi cihazların akıllanacağını müjdeledi hep. Ancak ofise götürdüğümüz yemeklerin mikrodalga dışında bir alternatifi olmasını sağlayacak bir ürün geliştiremedi. Hey, dev teknoloji geliştiren şirketler, orada mısınız? Lütfen artık hayatımızdaki basit şeylere çözümler sunan Steambox gibi cihazlara emek harcayın. Çünkü yeni teknolojiler ancak hayatımızda olmayan bir şeyi veya konforu sunduğunda kıymetli ve kalıcı olabilir. STEAMBOX Technological vessel that warms your food Words | Oktay Tutuş T his lunch box or food storage container named Steambox can heat your food as well as protect it! If you ask me because of this ability, it is the most useful product we have seen in the last 10 years. It has the potential to give a big scratch to its opponents who could not think of such a simple thing. Provided, of course, that those who make it the crown of the year reach a considerable amount. Let's get to this gizmo. Steambox was unveiled in Las Vegas during CES 2022, the world's largest consumer electronics trade show. What it does is very simple. You place your food in the special container inside, that's all. During your lunch break, you operate it either with the button on it or by sliding a button in the application on your phone. It also makes your food ready by heating it in a healthy way with steam within 15 minutes. Moreover, it is possible to perform this operation three times with a single charge. Çapa 7
- STIL-3
Şubat 2022 | Stil | Japonya for english click here Mum ışığı efektli aydınlatma HYMN Yazı | Oktay Tutuş A ydınlatma ürünü tasarımlarıyla bilinen Japon marka Ambientec, Hiroto Yoshizoe tarafından tasarlanan “hymn” ile ateşi kutsayan bir ürüne imza atmış. Sıradan bir kandil gibi görünen, ancak bambaşka bir zekanın ürünü olan tasarım, onu keşfimizden bu yana ateşle olan ilişkimizi düşünmeye davet ediyor. Hymn, bir sarkaçla hareket ediyor. Bir alevin görüntüsünü andıran özel şekilli mercekten süzülen LED ışığıyla soluk bir ortam aydınlatması yapıyor. Evet güçlü bir ışık değil, tam aksine ışığın güzelliğini bir mum ya da bir kandilden yayıyormuş gibi hissettiriyor. İKİ YIL UĞRAŞMIŞLAR Gelelim bu gelenekseli moderne taşıyan tasarımın ortaya çıkış hikâyesine. Ambientec'in sahibi Yoshinori Kuno, 2019 yılında hymn tasarımının olgunlaşmamış bir versiyonunu SaloneSatellite sergisinde Milano'da görüyor. Görür görmez de bu tasarıma bağlanıyor. Tasarımcı Yoshizoe ile birlikte iki yıl boyunca bu tasarımı ve teknolojisini mükemmelleştirmek üzere çalışıyorlar. Siyah ve altın rengi alüminyumdan imal edilen hymn, ortasındaki uzun bölüm üzerinde yerleşmiş akrilik mercek ve onun bağlı olduğu mıknatıslı metal çerçevenin dansıyla hareket ediyor. Bu da ona sürekli devinim halindeki ışık efektini veriyor. Bu ürün insanın aklına ister istemez elektriğin olmadığı dönemleri, bir kandil etrafında dönen türlü sohbetleri ya da mum ışığında yazılan cümlelerin samimiyetini getiriyor. Siz ne düşünüyorsunuz? Candle light effect lighting Words | Oktay Tutuş K nown for its lighting product designs, Japanese brand Ambientec has created a product that blesses fire with the “hymn” designed by Hiroto Yoshizoe. The design, which looks like an ordinary oil lamp, but is the product of a completely different intelligence, invites its to think about our relationship with fire since our discovery. Hymn moves with a pendulum. It creates dim ambient lighting with LED light filtered through a specially shaped lens that resembles the image of a flame. Yes, it is not a strong light, on the contrary, it makes you feel like you are radiating the beauty of the light from a candle or an oil lamp. Çapa 7
- STIL-3
Ocak 2021 | Stil | Vol VI MERVE ERGÜN “Renkleri gri, bej, mavi diye kategorize etmiyorum” Yazı | Onur Baştürk B izde “rengini belli et” diye çok keskin bir deyim vardır ya. Tarafını, eğilimini seçmek ya da kararını söylemek anlamında. Günümüzün eğilimleri gayet akışkan ve birbirinin içine geçmiş olduğuna göre bu durumu bir renkle ifade etmeye çalışsanız, ne söylerdiniz? Bakın bu hiç kolay bir şey değil. Mavi, kırmızı ya da sarı diyerek işin içinden sıyrılamazsanız. Fazla kolaycı bir tavır olur. 12 yıldır Jotun Türkiye Pazarlama Müdürü olan Merve Ergün de benimle aynı fikirde. “Renkleri bir bütün gibi görüyorum. Gri, bej, mavi, yeşil gibi kategorize etmiyorum. Benim kafamda renklerin, ‘içinde hafif kırmızılık içeren sıcak gri, içinde hafif yeşillik bulunan koyu mavi’ gibi uzun tanımları var” diyor. Bu nedenle Merve’yle konuşmaya tam da o noktadan başlıyorum… Renklerle aran nasıl? Jotun’daki kariyerin renkleri algılama konusunda başka bir açışı yükledi mi? Jotun’da çok kapsamlı renk eğitimleri alıyoruz. Bu da renklere farklı bir gözle bakmamı sağlıyor. Mesela ben renkleri bir bütün gibi görüyorum. Gri, bej, mavi, yeşil gibi kategorize etmiyorum. Benim kafamda renklerin, “içinde hafif kırmızılık içeren sıcak gri, içinde hafif yeşillik bulunan koyu mavi” gibi uzun tanımları var. Diğer yandan renklerin doygunluğu, içindeki siyah ve beyaz oranı gibi detaylar yer alıyor. Ayrıca renkleri bulundukları yüzeyle birlikte değerlendiriyorum. Rengin kendisi kadar rengin kullanıldığı yüzeyin genişliği, malzemenin çeşidi, etrafındaki diğer renkler de o rengin nasıl göründüğüne etki ediyor. Bizdeki renk kültürü gelişti mi? Yoksa yerimizde mi sayıyoruz? Yavaş yavaş geliştiğini gözlemliyorum. Evlerimizi boyarken en çok zorlandığımız konu, özellikle de yeni renkler deniyorsak, sonucun nasıl olacağını hayal edememek. Bu nedenle farklı renkleri kullanmaktan kaçınıyoruz. Ancak artan internet kullanımıyla birlikte sınırlar ortadan kalktı. Bize ilham veren görsel dünyaya evimizden çıkmadan ulaşıyoruz. Bugün Türkiye’de gri, bej, toprak tonları çok ön plana çıkıyor ama belirli alanlarla sınırlı olduğunda Türk tüketici yeni renkleri mekanlarında denemekten çekinmiyor. Bu alanlarda da genelde mavi ve yeşil tonlarının çok kullanıldığını gözlemliyoruz. Devamı için... Print VOL - VI WINTER 2022 Out of Stock View Details Dijital / Pdf YUZU MAGAZINE - VI 60,00₺ Price View Details




