top of page

912 results found with an empty search

  • TASARIM-1

    May 2023 | Design & Interiors | Vol 9 english below KOSTA RİKA’NIN YİN VE YANG’İ yazı Onur Baştür k fotoğraflar BoysPlayNice M imar Dagmar Štěpánová, uluslararası ödüllü mimarlık stüdyosu Formafatal’ın kurucusu. Formafatal’ın hem Prag hem de Dagmar’ın taşındığı Kosta Rika’da ofisi var. Mimari faaliyetlerine ek olarak Dagmar, Kosta Rika ormanlarında ortak yatırımcısı olduğu özel villaların kiralanması işini de yürütüyor. Dagmar’ın ofisi Formafatal’ın tamamladığı villa projelerden biri de Kosta Rika’da, Uvita kasabası yakınlarında yer alan Achioté. Bu proje Kosta Rika’daki ilk “sıkıştırılmış toprak” (rammed earth) uygulaması. Minimalist tasarıma sahip, “Jaspis” ve “Nefrit” adı verilen iki villadan oluşan Achioté, gür ormanın dik bir kenarında kısmen yükseltilmiş. Hemen önünde ise Pasifik Okyanusu’nun sonsuz manzarası var. Dagmar Štěpánová projeyi şöyle anlatıyor: “Her iki villa da kısa süreli kiralamalar için tasarlandı. Amacım, hem sofistike hem son derece minimalist ve basit hem de biyofilik iç mekanlara sahip sürdürülebilir evler tasarlamaktı. Projede gereksiz hiçbir unsur yok. Villaların mimarisi, yemyeşil tropik bitki örtüsünün aksine ince ve keskin hatlara sahip. Bu da bilinçli olarak tasarlandı. Seçilen malzeme ve renkler de çevreyle mükemmel bir şekilde örtüştü” YİN ENERJİSİNİ JASPIS, YANG’İ İSE NEFRIT TEMSİL EDİYOR Štěpánová projenin iç mekanlarındaki renk konseptinin villalar inşa edilmeden önce konumlarında algılanan enerjilere yanıt olduğunu söylüyor. “İlk villa, yani Jaspis, yin enerjisinin bir yansıması. Sadece görsel olarak değil, titreşimleriyle de okyanusa ve gökyüzüne bağlı. Kum tonlarındaki bir renk konseptiyle bu bağlantıyı oluşturmayı hedefledim. Nefrit Villa ise yang enerjisinin yansıması. Nefrit villasında zemin ve ormanla olan bağı hissedebilirsiniz. Burada seçilen renk konsepti bu enerjilere bir yanıt niteliğinde. Bu nedenle beton zemini kırmızı- terracotta renginde... Aslında her iki villa da ilk bakışta çok göze çarpmıyor, mütevazı görünüyor. Ancak villanın içinden geçip terasa doğru birkaç adım atınca okyanus manzarası açılıyor ve kendinizi sonsuzluk havuzu ile yatak odasının cömert alanında buluyorsunuz” PROJEYLE İLGİLİ DETAYLAR Okyanus manzarasına yönelik tüm cepheler çerçevesiz camdan tasarlanmış. Cam cephelerin kayar ve masif kısımlarının profilleri beton tavan döşemesindeki oluklara gömülmüş. Kosta Rika iklimi ve yüksek nemi göz önünde bulundurularak malzemeler olabildiğince dayanıklı seçilmiş. Kilden yapılan “sıkıştırılmış toprak” duvarları üretmek için Brezilya’daki Terra Compact şirketinden deneyimli bir uzman davet edilmiş. Nefrit Villa’daki yeşil döşemeli sandalye Moustache, yemek masası sandalyeleri Axoque, yazı masası Moooi, gri tabure Muuto, okuma aydınlatmaları Ingo Maurer, duvar aydınlatması Micro Pinza ve Artemide. COSTA RICA’S YIN AND YANG words Onur Baştürk photos BoysPlayNice A rchitect Dagmar Štěpánová is the founder of the international award-winning architecture firm Formafatal. Formafatal has offices in Prague and Costa Rica, where Dagmar has relocated. In addition to her architectural practice, Dagmar is also involved in the rental business of private villas in the forests of Costa Rica, in which she is a co- investor. One of the villa projects completed by Dagmar’s office, Formafatal, is Achioté, located near the town of Uvita in Costa Rica. This project is the first “rammed earth” application in Costa Rica. Achioté consists of two villas of minimalist design called “Jaspis” and “Nefrit”, partially elevated on a steep edge of the lush forest. Directly in front of it is the endless view of the Pacific Ocean. Dagmar Štěpánová describes the project as follows: “Both villas are designed for short-term rentals. My goal was to design sustainable houses with sophisticated and extremely minimalist interiors and simple and biophilic ones. There are no unnecessary additional elements in the project. The architecture of the villas has thin and sharp lines in contrast with the lush tropical vegetation. This was intentionally designed that way. The chosen materials and colors also blend perfectly with the surroundings”. JASPIS REPRESENTS YIN ENERGY, AND NEFRIT REPRESENTS YANG Štěpánová says that the color concept in the project’s interiors is a response to the energies perceived at the villas’ location before they are built. “The first villa, Jaspis, reflects the yin energy. It is connected to the sea and the sky, not only visually but also through its vibrations. I wanted to create this connection with a color scheme in sandy tones. The Nefrit Villa is the reflection of the Yang energy. In the Nefrit Villa, you can feel the connection between the ground and the forest. The color concept chosen here is a response to these energies. That is why the concrete floor is red-terracotta color. In fact, at first glance, both villas are inconspicuous and appear modest. In addition, when you walk through the villa and take a few steps towards the terrace, the view of the sea opens up, and you find yourself in the generous space of the infinity pool and the bedroom”. DETAILS ABOUT THE PROJECT All the facades for the sea view are made of frameless glass. The profiles of the sliding and solid parts of the glass facades are recessed into the grooves of the concrete ceiling. Considering the Costa Rican climate and high humidity, the materials were chosen to be as durable as possible. An experienced specialist from Terra Compact in Brazil was contracted to make the walls from “rammed earth” made of clay. Nefrit Villa’s green upholstered armchair is Mustache; dining chairs are Axoque; the desk is Moooi, the gray stool is Muuto; reading lamps are Ingo Maurer, and wall lighting is Micro Pinza and Artemide. for more Print VOL IX - 2023 Out of Stock Add to Cart No product

  • TASARIM-1

    December 2023 | Design & Interiors english below A Cozy San Francisco Home words Karine Monie photos Nicole Franzen S an Francisco’daki bu evin iç tasarımı Studio Plow’a ait. Proje detaylarını Studio Plow kurucusu Brit Apperson anlatıyor. Evin bulunduğu bölge tam nerede? San Francisco'nun Pacific Heights Bölgesi'nde. Evin mimari tarzını ve ne zaman inşa edildiğini anlatabilir misin? 1920'de inşa edilmiş. Dış cephesi oldukça klasik bir San Francisco binası. Bir zamanlar iki daireye ayrılmış, ancak geçmişte bir noktada tek ailelik bir ev olarak birleştirilmiş. 2000'li yılların başında ise yenilenip modernize edildikten sonra ev biraz steril, eski ve soğuk bir hisse bürünmüş. Tasarımda ne tür malzemeler kullandın? Mevcut malzemelerin çoğunu kullanmayı ve bunları müşterinin zevkine, projenin hedeflerine uygun hale getirecek şekilde modernize etmeyi hedefledim. Yün halılar, mermer ve masif ahşap yüzeyler, yün ve geri dönüştürülmüş kumaşlar gibi lüks ama aynı zamanda dayanıklı, sağlıklı bir çevreyi teşvik eden doğal malzemelere odaklandık. Hiçbir şeyin çok “değerli” durmaması önemliydi. Bu dengeyi sağlamak için üst düzey zanaatkârlar tarafından hazırlanmış parçaları, iyi tasarlanmış kitlesel pazar tipi parçalarla kasıtlı olarak harmanladık. Ayrıca mekana yaşanmışlık hissi kazandırmak için oturma odasındaki kadife Togo sandalyeler gibi çeşitli vintage parçalar kullandık. Evi tasarlarken ilham kaynakların nelerdi? Müşterimizle daha önce yaptığımız çalışmalar nedeniyle onların zevkleri ve önceliklerini biliyordum ve bu benim için en önemli ilham kaynağıydı. Kökleri Meksika'da olan müşterimizin konutta yer alan birçok parçayla güçlü bir kültürel bağı vardı. Ek olarak, bir moda tutkunu ve sanat aşığı olarak müşterinin modaya dönük bakış açısı, parça seçimimizin ardındaki önemli bir ilham kaynağı oldu. T he interior design of this house in San Francisco belongs to Studio Plow. Studio Plow founder Brit Apperson explains all the project details about the house. Could you name and describe the area where the home is located? This project is located in the Pacific Heights District of San Francisco, California. Could you describe the architectural style of the home and when was it built? The 4,142 sq. foot home was originally built in 1920. It is, at least on the exterior, a very classic San Francisco residential building. It was once separated into two flats but combined at some point in the past into a single-family home. After being renovated in the early 2000s and modernized in that very “dot-com” way, the home was left feeling a little bit sterile, dated and cold. What type of materials did you decide to use in this home and why? We aimed to utilize many of the existing bones of the space and refinish them or work with them in a way that would modernize them to align with the client's taste and the project goals. We focused on natural materials that promoted a healthy environment while simultaneously luxurious but resilient such as wool rugs, marble and solid wood surfaces, and wool and recycled fabrics. It was important that nothing felt too “precious” and to strike this balance we intentionally blended high-end artisan crafted pieces with well designed mass-market type pieces. We also sourced a selection of vintage pieces such as the velvet Togo chairs in the drawing room to bring a sense of lived-in coziness to the space. What were your sources of inspiration to design and decorate this home? This home became an extension of our relationship with the clients through our first shared residential project with them and pushing that envelope. Our previous work with them was a key source of inspiration having already built a rapport and understanding of their tastes and priorities. With roots in Mexico, our client had a strong cultural connection to many of the pieces featured throughout the residence. Additionally, as a fashion enthusiast and art lover, the client's fashion-forward perspective was a key inspiration behind our selection of pieces.

  • Seyahat-99 | Yuzu Magazine

    November 2024 | Travel TURKISH BELOW NINE ORCHARD Where History Meets Modern Comfort words Onur Baştürk photos Nine Orchard One of the highlights of my last visit to New York was the Swan Room bar at Nine Orchard, where I enjoyed a margarita before grabbing a snack at the Corner Bar. It was mid-April and a bit chilly, perfect for exploring the vibrant shops of the Lower East Side. Nine Orchard hotel is located in a beautifully restored building that dates back to 1912, formerly the Jarmulowsky Bank, which had been vacant since the mid-2000s. Rather than a complete redesign, the hotel features a careful restoration achieved through collaboration with local New York artists and creators. They contributed to every detail, from the artwork and minibar selections to the bathroom materials and sound system. Architectural historians also helped preserve the building's historic character, integrating original design elements into the façade, including a recreated clock that once hung above the entrance. In the lobby, large arched windows and meticulously restored cornice moldings reflect the building's original design. FURNITURE IS FROM LOCAL MANUFACTURER Each room is simple yet elegantly designed, featuring at least one large window—a wonderful luxury for a stay in New York! The furniture has been specially crafted by local manufacturers, while durable and aesthetically pleasing vintage items have been sourced from Europe. The bathrooms, uniquely designed by Reza Nouranian Design, showcase a trendy collection of black and white stones imported from Spain, Greece, and Portugal. Relaxation areas have also been thoughtfully designed by Reza Nouranian Design in collaboration with Fernando Santiago. MANAGED BY IGNACIO MATTOS Nine Orchard's two restaurants are managed by Ignacio Mattos who is known as one of New York's most exciting chefs. Corner Bar is one of these restaurants. RESTAURANTS AROUND NINE ORCHARD - SHABUSHABU MAYUMON: Tucked away at 115 Division Street, this cozy 8-seat spot serves up an incredible “shabu shabu” tasting menu—think Japanese hot pot at its finest! The chefs whip up mouthwatering pork belly, A5 Miyazaki wagyu, and American wagyu right in front of you, cooking it in bubbling broth and pairing it with delicious sauces like sweet soy and spicy pumice. They’re pretty proud of their skills, boldly stating, “No one else can serve high-quality cooked meat with our amazing spices in just 10 seconds!” - CERVO’S: With its lively mosaic tiles and comfy wood panels, Cervo’s is bursting with energy! This restaurant draws inspiration from the coastal traditions of Spain and Portugal, serving up a tasty homage to the seafood from the Iberian Peninsula—all in the heart of New York City. - CORIMA: The culinary concept of Corima, which means "circle of sharing," focuses on the northern region of Mexico, specifically the states of Sonora and Chihuahua. At Corima, chef Fidel Caballero interprets the materials and techniques of his hometown in northern Mexico in a way that has not been done before. Sotol, which tastes like tequila and mezcal and which Fidel calls "progressive Mexican," is a must try. Bonus: Lobster Nicuatole, Salsa Veracruzana and Black Cod. - TOLO: The menu of Tolo owned by Chinese chef Ron Yan, who has spent his last decade working on New York's culinary scene, offers a variety of dishes from raw seafood to noodles and typhoon shelter-style chicken. - DIRTY CANDY: This place is a gem! Dirty Candy is all about vegetables and is actually the only veggie restaurant in town. Chef Amanda Cohen is on a mission to make veggies tastier than anything you’ve ever had before. Get ready to have your mind blown by how delicious plant-based dishes can be! LOWER EAST SIDE’IN GİZEMLİ COOL’U New York’u son ziyaretimde en zevk aldığım yerlerden biri Nine Orchard’ın Swan Room isimli barıydı. Bu görkemli barda margarita içip daha sonra yan taraftaki Corner Bar’da bir şeyler atıştırmış, sonra da o enerjiyle dışarı çıkmıştım. Nisan ortasıydı, hava soğuktu, Lower East Side’ın enerjik caddelerinde yer alan farklı dükkânlar arasında gezinmek şahaneydi! Nine Orchard otelinin binası tam da bu yeni enerjinin ortasında yer alıyor. 1912’de inşa edilen, eskiden Jarmulowsky Bankası olan ve 2000’lerin ortalarından beri boş duran bu mimari hazine değerindeki bina, tam da tahmin ettiğim gibi yeniden tasarlanmamış, sadece restore edilmiş. 116 odaya sahip Nine Orchard’ın restorasyonu için büyük bir tasarım firmasıyla çalışmak yerine, birçoğu Nine Orchard’ın bulunduğu mahallede yaşayıp çalışan çok yönlü New Yorklu yaratıcılar ve sanatçılarla iş birliği yapılmış. Her odada asılı olan sanat eserlerinden mini bar seçimine, banyo malzemelerinden otel genelindeki özel ses sistemine kadar her türlü detay bu uzman kadro tarafından yapılmış. İlham kaynağı The Dakota gibi ikonik New York binaları olan Nine Orchard’ın restorasyonunda mimarlık tarihçilerinden de yardım alınmış. Böylece binanın tarihi karakteri titizlikle korunmuş ve restore edilen cephedeki orijinal mimari ve tasarım unsurları benimsenmiş. Hatta binanın ana girişinin üzerinde asılı olan, ama yıllar önce kaybolan orijinal saat bile yeniden yaratılmış. Bir zamanlar banka veznedarlarının çalıştığı lobide ise orijinal resimlerden yola çıkılarak büyük, kemerli pencereler ve özenle restore edilmiş korniş pervazlar yeniden yapılmış. ODALARDAKİ MOBİLYALAR LOKAL ÜRETİCİDEN Sade, ama gösterişi dozunda olan her odada en az bir büyük pencere bulunuyor, ki bu da bir New York konaklaması için şahane bir lüks! Odalardaki mobilyalar ise New York’taki lokal mobilya üreticileriyle çalışılarak özel olarak üretilmiş. Ayrıca Avrupa'dan dayanıklı, işlevsel ve elbette estetik açıdan hoş vintage parçalar tedarik edilmiş. Reza Nouranian Design tarafından benzersiz bir şekilde tasarlanan banyolarda ise İspanya, Yunanistan ve Portekiz'den temin edilen siyah ve beyaz taşlardan oluşan son moda bir koleksiyon yer alıyor. Dinlenme alanlarının tasarımı da Reza Nouranian Design ve Fernando Santiago'nun ortak çalışmasıyla gerçekleşmiş. IGNACIO MATTOS YÖNETİMİNDE Nine Orchard’ın iki restoranı New York'un en heyecan verici şeflerinden biri olarak kendini hızla kabul ettiren Ignacio Mattos yönetiminde. Bu restoranlara Corner Bar dahil. NINE ORCHARD ÇEVRESİNDEKİ RESTORANLAR - SHABUSHABU MAYUMON 115 Division Street'teki sekiz kişi oturma kapasiteli bu restoranda Japon hotpot’u olan “Shabu shabu” tadım menüsü servis ediliyor. Restoranın aşçıları birinci sınıf domuz göbeği, A5 Miyazaki wagyu ve Amerikan wagyu etini kaynar et suyunda çalkalayıp ardından tatlı soya, keskin biberli ponzu ve fındıklı miso gibi soslarla terbiye ediyor. Ayrıca çok iddialılar, “Başka hiçbir restoran bizim gibi 10 saniye içinde aynı kalitede baharatlar ve malzemelerle yüksek kalitede pişmiş et sunamaz”. - CERVO’S Mozaik karolar ve rahat ahşap panellerle inşa edilmiş bu yüksek enerjili restoran İspanya ve Portekiz'in kıyı geleneklerinden esinlenen menüsüyle öne çıkıyor. Bir bakıma İber Yarımadası'nın deniz ürünlerine New York şehir merkezinde bir övgü. - CORIMA “Paylaşım çemberi” anlamına gelen Corima’nın mutfak konsepti Meksika'nın kuzey bölgesine, özellikle de Sonora ve Chihuahua eyaletlerine odaklanıyor. Şef Fidel Caballero, Kuzey Meksika'daki memleketinin malzemelerini ve tekniklerini daha önce ifade edilmemiş bir şekilde yorumluyor. Fidel'in ‘Progressive Mexican’ olarak adlandırdığı menüde tekila ile mezcal arasında bir tadı olan Sotol mutlaka denenmeli. Ayrıca: Istakoz Nicuatole, Salsa Veracruzana ile Siyah Morina Balığı da… - TOLO Son on yılını New York'un mutfak sahnesinde çalışarak geçirmiş Çinli şef Ron Yan'a ait bir restoran olan Tolo’nun menüsünde çiğ deniz ürünlerinden noodle'a ve Typhoon Shelter tarzı tavuğa kadar çeşitli yemekler açık mutfak fonunda sunuluyor. - DIRTY CANDY İşte civarın en farklı restoranı. Bir sebze restoranı olan Dirty Candy için şehrin tek sebze restoranı da diyebiliriz. Çünkü gerçekten sebzeden başka bir şey servis etmiyorlar ve amaçları sebzeleri daha önce yediğiniz her şeyden daha lezzetli hale getirmek. Mutfağın başında ödüllü şef Amanda Cohen var. for more Print VOL XIV - 2024 / 25 ₺970,00 Price Add to Cart

  • ART

    Ocak 2022 | Art | Londra for english click here Sürrealist fırtına şubat sonu Londra’da Yazı | Oktay Tutuş T ate Modern 24 şubatta geniş kapsamlı bir sürrealizm sergisi düzenliyor. “Surrealism Beyond Borders / Sınırlar Ötesi Gerçeküstücülük” isimli bu sergi için Tate Modern’in Atlantik’in diğer yakasındaki The Metropolitan Museum of Art’ı kendine suç ortağı seçmesi boşuna değil. Çünkü bu iki köklü kurumun altını çizmek istedikleri nokta, sürrealizmin sınırların ötesinde ve evrensel olduğu gerçeği. Aynı zamanda sürrealist sanatçıların otoriteye boyun eğmeyip “yeni bir dünya mümkün” hayalini nasıl öğrettiğini de göstermek istiyor sergi. 80 YILLIK ZAMAN DİLİMİNİ KAPSIYOR 1924’te Andre Breton tarafından tanımlanan, sonrasında hızla benimsenen sürrealizm sanatçılar tarafından çoğunlukla şiirsel, hatta komik işlerle yansıtıldı. Dali’nin “Lobster Telephone / Istakoz Telefon” adlı işi buna en güzel örnek. Bunlar yanı sıra bazı sanatçılar sürrealizmi politik, sosyal veya kişisel özgürlükleri için bir silah olarak kullanmaktan çekinmedi. Dolayısıyla bu dev sergide hayal dünyasının sınırlarını zorlayacak türde işler göreceğiz. 80 yıllık bi zaman dilimini kapsayan sergide 150’den fazla iş yer alıyor. Serginin değineceği diğer önemli nokta ise sürrealizmin dünyadaki sanatçılar tarafından nasıl kabul edilip uygulandığını anlayabilmek için akımın gelişip serpildiği yerlere odaklanması. Mesela Sürrealist Araştırma Bürosu’yla Paris, Art et Liberté grubuyla Kahire, sürrealist akımın önce yazarlar tarafından başlatıldığı yer olan Karayipler, kadın sanatçıların yaratıcı bağlarıyla şekillendiği Mexico City ve yine akımın radikal siyaset için bir araç olarak kullanıldığı yer olan Şikago bunlardan bazıları. İYİ BİLİNENLE AZ BİLİNEN BİR ARADA Sergide Joan Miró, Frances del Valle, Yayoi Kusama, Pablo Picasso, Marcel Duchamp, Gabriel García Márquez ve André Breton gibi tanınmış sanatçı ve yazarlar yanı sıra ismini daha önce duymadığımız, belki de onlarca sanatçı ve yazar da yer alacak. Sergide Türkiye’den Yüksel Arslan’ın da olduğunu belirtmeden geçmeyelim. Az duyulmuş ve nadir görülebilecek işlerden en dikkat çekicilerinden birisi Ted Joans’a ait 11 metrelik “Long Distance / Uzun Mesafe (1976-2005)” isimli serbest çizimlerden oluşan katlanır bir defter. Joans, bu işini tüm dünyadan 132 katılımcıyla yaklaşık 30 yılda tamamlamış. Serginin The MET versiyonu, Ekim ayında New York’ta gösterilmeye başlanmıştı. Tate Modern versiyonu ise daha farklı bir sergileme alanı sunacağı için deneyimi bambaşka olacak. Sergi 29 ağustosa dek Londra’da ziyarete açık olacak. www.tate.org.uk Surrealist storm in London at the end of February Words | Oktay Tutuş T ate Modern is holding an extensive surrealism exhibition on February 24. It is not in vain that Tate Modern chose The Metropolitan Museum of Art, on the other side of the Atlantic, as an accomplice for this exhibition titled “Surrealism Beyond Borders”. Because what these two deep-rooted institutions want to underline is the fact that surrealism is beyond borders and universal. At the same time, the exhibition wants to show how surrealist artists do not bow to authority and teach the dream of “a new world is possible”. In addition to well-known artists and writers such as Joan Miró, Frances del Valle, Yayoi Kusama, Pablo Picasso, Marcel Duchamp, Gabriel García Márquez and André Breton, there will also be dozens of artists and writers whose names we have not heard of before. Let's not forget to mention that Yüksel Arslan from Turkey is also in the exhibition. One of the most notable works that are less heard and rarely seen is an 11-meter folding notebook made of free drawings named “Long Distance (1976-2005)” by Ted Joans. Joans completed this work in nearly 30 years with 132 participants from all over the world. The MET version of the exhibition began to be shown in New York in October. The Tate Modern version, on the other hand, will offer a different display area, so its experience will be completely different. The exhibition will be open to the public in London until 29 August. Çapa 5

  • Seyahat

    Nisan 2020 | Seyahat | Yunanistan Tsipouro içmeden o adadan dönmeyin! Yazı | Rana Korgül A tina’nın 50 mil güneyinde, sessiz sakin ama tüm asaletiyle yaşayan Spetses Adası’nın ismini hayatımda ilk kez on yıl önce Mikonos’a yaptığımız bir çekimde duymuştum. Orada tanıştığım restoran danışmanı, “Esas gitmeniz gereken yer Spetses Adası. Yunan Adaları’nın en güzeldir!” demişti. Bu konuşmadan kısa bir süre sonra internette de hakkında fazla bilgi edinemediğim Spetses’te buldum kendimi. Atina’daki Pire limanından Flying Dolphin feribotuyla iki saatte varılıyor Spetses’e. Adaya varınca at arabaları karşılıyor sizi. Adada ulaşım faytonlar ya da motosikletlerle sağlanıyor. Araba ise tek tük. Sadece etrafı 22.5 km olan ada çam ağaçlarıyla kaplı ve inanılmaz hoş bir kokusu var. Bu koku çeşitli edebiyatçılar ve ressamlara ilham olmuş defalarca. Spetses’in en önemli özelliği, tüm güzelliğine rağmen büyük turist turlarının istilasına uğramamış olması. Üstelik hiç bozulmamış, sakin, şık ve A plus kalitede. Bizim pek bilmediğimiz bir ada olmasına rağmen, Avrupa jetset’inin çok yakından takip edip ziyaret ettiği bir ada burası. Asil, köklü ve zengin Yunan ailelerinin yazlık malikanelerinin bulunduğu adada bugünün armatörlerinin evleri de mevcut. Ada sadece çam ve zeytin kaplı doğasıyla değil, tipik mimarisini yansıtan 17. ve 20. yüzyılın değişik stillerdeki beyaza boyanmış evleri, neo-klasik villalarıyla da dikkat çekiyor. Dapia’daki çarşısında dolaşırken dere taşlarıyla mozaik döşenmiş sokakları ve evlerin iç avluları şahane. Adada taşkın, uçuk, vur patlasın çal oynasın şeklinde bir eğlence söz konusu değil. Harika yemeklerin yenildiği, çeşitli meze ve balık restoranlarının yanı sıra sadece birkaç tane kafe ve bar var. Bunlardan en ünlüsü ve en özeli çocukluğundan beri ailecek adada yaşayan, adanın en samimi ve güler yüzlü insanı Christos Orloff’a ait olan eski limandaki Orloff Restoran. Burada ne yediysem, hepsi birbirinden lezzetliydi. Ahtapotundan risottosuna, musakkasından sardalyasına, cheesecake’inden mastikalı yani damla sakızlı milföyüne kadar. Bu yemeklerle şarabın yanı sıra Ouzo çok iyi gidiyor, ama Ouzo’nun tatlı oluşundan hoşlanmayanlara, ki bunlardan biri benim, anasonu ve şekeri az Tsipouro’yu tavsiye ederim. Hatta Ouzo bardağında soğuk ve sek, buzsuz ve susuz içilen Tsipouro’yu içmeden dönmeyin! Orloff ‘tan sonra geceye devam etmek isteyenler olursa diye Throubi, Bikini, Balkoni, La Luz, Votsalo ve Guzel adlı barları tavsiye edebilirim. Müzik güzel, insanlar güzel... Herkes mutlu, kendisiyle barışık ve rahat... 50’li yılların başında Spetses’te İngilizce öğretmeni olarak çalışmış, Büyücü adlı romanın yazarı John Fowles ada hakkında şu sözleri söylemiş: “Venüs’ün altında, kırmızımsı mavi gece denizinde, görkemli siyah bir balina gibi ilk defa gördüğümde nefesim kesilmişti. Şu an gözlerimi kapadığımda halen nefesimi kesebiliyor ve onu hatırlayabiliyorum. Bu güzelliği tüm Ege’de bile görmek nadirdir”. Fowles’a katılmamak mümkün mü? Adadan ayrılırken Christos Orloff ve kardeşi Vassilis’in “Sen artık burada turist değil, ziyaretçisin. Yakında geri geleceğini biliyoruz ve seni bekliyoruz” demesi çok hoştu. İstanbul’a geri döner dönmez, “Acaba ne zaman ve nasıl tekrar geri gidebilirim?” diye planlar yapmaya başlamıştım. Aradan geçen on yıl içinde Spetses’e sık sık gider oldum. BUNLARI NOT EDİN - Flying Dolphin feribot biletini Hellenic Seaways’in web sitesinden ayırtın. Biletin print halini Pire Limanı’ndaki ofise gidip alın. - Motosiklet kiralayıp adayı mutlaka gezin. - Adanın etrafında bizim guletlere benzeyen ‘Kaiki’lerle turlayın. - Denizden deniz kestanesi toplayın ve bıçak yardımıyla temizleyip limon sıkarak yumurtalarını yiyin. - Çarşıdaki sokak arası dükkanları dolaşın. Palissandros Era, Nord, The Closet, On the Deck ve Ratih gibi. - Dapia’daki meşhur otel Poseidonion Grace’in bahçesinde kahve molası verin. - Adaya has badem ezmeli un kurabiyesinden tadın. - Geceleri açık olan, sahildeki minik kilise Agios Mamas’da mum yakıp bir dilek tutun. - Bu plajlara gidin: Kaiki, Paradise, Vrelos, Xylokerisa, Zogeria, Agia Paraskeyi ve ünlü Bekiris mağarasının bulunduğu Agioi Anargyroi. - Orloff Resort ya da Klimis Otel’de konaklayın. - Orloff Restoran dışında Tarsanas, Ombra, The Olive Press, Liotrivi, Mourayo ve Vinoterra’ya gidin.

  • PEOPLE

    January 2023 | People TR Below ELİF BOYNER Words + Photos OB How did the idea of Vertical form? Did you always have this idea in your mind, what inspired you? The project got its name from ‘Vertical Farming’. But, when I first began to create Vertical, it was initially intended to be a sports-related project. In 2017, we created the SWEATers App, a mobile app that connects athletes. Then, we opened the SWEATers HUB in Bebek after realizing that the athletes needed places to gather. It was an athlete meeting point focused on runners and cyclists. We offered free water refill point there. We served glass bottled beverages. Monthly shower membership was 30 liras. Groups of 40–50 people were running while holding plastic bottles, leaving dozens of bottles behind. While many said they would not use the shower to avoid getting a membership, we noticed wet toilet paper being used as towels on the floor when we entered the restrooms. That is when I decided. So, I thought I should design places not just for people who take care of themselves, but also for those who look out for their world and the environment from now on! Because of this, when I founded Vertical, I wanted to find ways of “how to be sustainable” in city living spaces that were focused on food and beverages. At that time, I was very interested in vertical farming. It is a system that decreases the carbon footprint compared to traditional agriculture while saving 300 times the amount of water. It eliminates a lot of problems like packing and transportation footprint when consumed at the place of production. So, we started to build the project around vertical farming. What else is being done at Vertical to achieve the goal of reducing waste and minimizing carbon footprint? There is a cyclical system. For example, the kitchen of our restaurant, Circle, works with almost zero waste. Almost all of the ingredients used in the menu are used. The unused material is turned into another product by drying it in a dehydrator or a ‘freeze dryer.’ In our bar, coffee grounds turn into coffee liquor, apple peels into apple liquor, and vegetable and fruit pulp turn into banana peel chips in the evaporator machine. Those that cannot be transformed are composted. We created a new garden area out of compost manure. In addition, tests are carried out for fertilizer in our mushroom field. Soon the mushrooms on our menu will also grow with this fertilizer. Even if the mushrooms are left on the plate, they will be composted and become food again. This is one of the best examples of the cycle of “Nothing is lost, nothing is created in the universe”. It excites me and makes me smile. We also have a “Vertical No Waste Pop Up” kitchen in our garden. We make street food plates by utilizing the materials that we don’t use at Circle. The use of plastic bottles is restricted. We will soon stop purchasing glass bottled water and offer it in our own bottles to be refilled. One of our mottos is, “Recycling is so last season... REUSE!”. Because the main contribution is not recycling, but not using at all. We also don’t purchase liquid hand soap. We turn all waste oils used in kitchens into liquid hand soap. We obtain a face mask by drying the used coffee grounds. Aside from that, we reduce glass waste by encouraging guests to consume filtered water. We never use cleaning products containing chemicals. We established our 100-square-meter vertical field to demonstrate that agriculture is possible in the city. Currently, a big bag of garbage comes out from our place, where an average of 600 people come on a regular basis. This garbage is almost the same as the garbage of a family of five who consume irresponsibly. We continue to learn every day about how we can generate less waste. What are you doing to reduce your own carbon footprint? What can be done individually is very simple. The most important thing is to reduce consumption. Not consuming what we don’t need. Eating at responsible eating and drinking places. Paying attention to where the food you buy comes from and how it is produced. Keeping your cloth bag with you, not using plastic products, not using chemical cleaning and personal care products, even producing as many cleaning supplies as possible at home. Vertical fikri nasıl ortaya çıktı? Kafanda bu fikir hep var mıydı, nelerden ilham aldın? Proje ismini ‘Vertical Farming’den aldı. Ama aslında Vertical’ı geliştirmeye başladığımda spor odaklı bir proje olarak yola çıkmıştım. 2017’de SWEATers App adında sporcuları bir araya getiren bir mobil uygulama yaratmıştık. Ardından sporcuların bir araya geleceği lokasyonlara ihtiyacı olduğunu görerek Bebek’te SWEATers HUB’I açtık. Koşucu ve bisikletçi odaklı bir sporcu buluşma noktasıydı. Orada ücretsiz su dolum noktası sunduk. Cam şişeli içeceklere yer veriyorduk. Aylık duş üyeliği 30 liraydı. 40-50 kişilik spor grupları ellerinde pet şişelerle koşularını yapıyor, çıkarken arkalarında onlarca pet şişe bırakıyordu! Birçoğu üyelik almamak için duşu kullanmayacağını söylüyor, ama tuvaletlere girdiğimizde yerlerde havlu niyetine kullanılmış ıslak tuvalet kâğıtları buluyorduk. O dönem karar verdim. Bundan sonra yaratacağımız yerleri sadece kendine iyi bakan bireyleri değil, dünyasına ve çevresine de özen gösteren bireyleri düşünerek kurgulamalıyım diye! Bu nedenle Vertical’a başlarken, şehirdeki yeme-içme odaklı yaşam alanlarında “Nasıl sürdürülebilir olunur”un yollarını bulmak istedim. O dönem dikey tarım ilgimi çok çekiyordu. Geleneksel tarıma göre yüzde 98 karbon ayak izi azaltan, 300 kat su tasarrufu yapan bir sistem. Üretilen yerde tüketildiğinde lojistik ayak izi, paketleme gibi sorunları ortadan kaldırıyor. Böylece dikey tarım etrafında projeyi oluşturmaya başladık. Vertical’da minimum atık ve minimum karbon ayak izi hedefi için başka neler yapılıyor? Döngüsel bir sistem var. Mesela restoranımız Circle’ın mutfağı neredeyse sıfır atıkla çalışıyor. Menüde kullanılan malzemelerin neredeyse tamamı kullanılıyor. Kullanılmayan malzeme ya dehidratör ya da ‘freeze dryer’da kurutularak farklı bir ürüne dönüşüyor. Barımızda çıkan kahve posaları evaporatör makinasında kahve likörüne, elma kabukları elma likörüne, sebze ve meyve posaları ise muz kabuğu cipsine dönüşüyor. Dönüşemeyenler komposta gidiyor. Komposttan çıkan gübreyle yeni bir bostan alanımız oluştu. Ayrıca mantar tarlamızda gübre olarak testleri yapılıyor. Yakında menümüzdeki mantarlar da bu gübreyle yetişecek. Mantarlar tabakta kalsa bile komposta girerek tekrar gıdaya dönüşecek. Ayrıca bahçemizde “Vertical No Waste Pop Up” mutfağımız var. Circle’da tüketemediğimiz malzemeleri değerlendirerek street food tabakları yapıyoruz. Plastik şişe kullanımı ise yasak. Kısa zaman içinde cam şişe su alımını da sıfırlayarak kendi şişelerimizde satacağız. Tekrar doldurulacak şekilde. Mottolarımızdan biri, “Recycling is so last season... REUSE!”. Çünkü asıl katkı geri dönüşüm değil, hiç kullanmamak. Sıvı el sabunu alımını da sıfırladık. Mutfaklarda kullanılan tüm atık yağları sıvı el sabununa dönüştürüyoruz. Kullanılmış kahve posalarını kurutarak yüz maskesi elde ediyoruz. Bunların dışında misafirlerimizi filtreli su içmeye teşvik ederek cam atığımızı minimuma indiriyoruz. Kimyasal içeren temizlik ürünlerini asla kullanmıyoruz. Şehirde tarımın mümkün olduğunu anlatabilmek için dikey tarlamızı kurduk. Şu anda günlük ortalama 600 kişinin geldiği alanımızda bir büyük boy dolusu çöp çıkıyor. Bu çöp, sorumsuz tüketen beş kişilik bir ailenin çöpüyle neredeyse aynı! Her gün öğrenmeye devam ediyoruz. Daha az nasıl atık çıkarabiliriz diye. Kişisel olarak karbon ayak izini azaltmak için neler yapıyorsun? Bireysel yapılabilecekler basit. En önemlisi tüketimi azaltmak. İhtiyacımız olmayanı tüketmemek. Sorumlu yeme-içme noktalarından yemek. Aldığın gıdanın nereden geldiğine, ne şartlarda yetiştirildiğine önem vermek. Bez çantanı yanında bulundurmak, plastik ürünler kullanmamak, kimyasal temizlik ve kişisel bakım ürünleri kullanmamak. Tamamı için... | For more... Print VOL VIII - 2022 / 23 Out of Stock View Details

  • TASARIM-1

    Ocak 2022 | Tasarım | Amerika for english click here NORTHWOOD ADU En Verimli Konut Ünitesi Yazı | Alp Tekin A merika’nın orta batısında giderek yıldızı parlayan mimarlık firmalarından biri T+E+A+M. Bu mimarlık ofisi şu sıralar Michigan Ann Arbor'da enerji açısından verimli konut ünitesi Northwood ADU ile konuşuluyor. Donmaya karşı korumalı, yüksek yalıtımlı ADU’nun en önemli özelliği sığ temel teknolojisini kullanması. Doğrudan zemine inşa edilebilen ve yoğun emek gerektiren şantiye çalışmalarına duyulan ihtiyacı azaltan ilk bina modeli ADU. ADU’NUN SIRRI NE? Az bakım gerektiren düşük atık kaplama malzemelerine (metal, fiber çimento levha gibi) sahip ADU, aslında bir yapısal yalıtımlı paneller (SIPS) kabuğundan oluşuyor. Radyant ısıtmalı zeminlere ve mini bölmelere sahip olan ADU’nun alan deneyiminde görsel gürültü de mümkün olduğunca azaltılmış. Tek kişilik yatak odası, mutfağın üzerinde köşk benzeri bir yapının üzerine oturtulmuş. Pencereler ise mahremiyeti korumak ve iç mekanı ormanla gökyüzüne bağlamak için stratejik olarak yerleştirilmiş. T+E+A+M kurucu ortakları Ellie Abrons ve Adam Fure, Norttwood ADU’nun diğer iki kurucu ortağı Meredith Miller ve Thom Moran ile birlikte halka açık bir alana, 19 dönümlük konut arazisinin kullanımını en üst düzeye çıkarmak için projenin ilk örneğini tamamlamış bulunuyor. ADU konutları yerleşim yerindeki hane sayısını ikiye katlayan bir modele sahip olduğu için özellikle konut sıkıntısı olan şehirlerde popüler olacağı kesin. NORTHWOOD ADU Words | Alp Tekin T +E+A+M is one of the architectural firms whose star is shining in the midwest of America. This architecture office is currently in talks with the energy efficient housing unit Northwood ADU in Ann Arbor, Michigan. The homeowners, T+E+A+M co-founders Ellie Abrons and Adam Fure, along with the firm’s other two co-founders Meredith Miller and Thom Moran, completed the project to maximize the use of their. 19-acre residential lot adjacent to a public wooded area. As an urban strategy, ADUs are increasingly popular in cities with housing shortages as they double the number of households on a residential lot. While the size is limited by zoning regulations, Northwood ADU reaches as far back as possible to the lot line and adds an independent residential addition/unit in the backyard of the existing single-family residence. Technically an addition with its own systems, the 730-square-foot structure is a continuous shell of structural insulated panels (SIPS) with low-maintenance, low-waste cladding materials (metal, fiber cement board, mesh) expressed as independent layers. It is the first building in Ann Arbor to utilize frost-protected, highly insulated shallow foundation technology common in Scandinavia which allows for it to be constructed directly on the ground and reduces the need for labor intensive site work. Additionally, the SIPS only have a 1/8” allowance and thus create a tight, high R-value envelope. The walls are R-28 and the roof is R-26. Based on “blower door test” results, Northwood ADU is one of Michigan’s most efficient buildings. Featuring radiant heated floors and mini-splits, the experience of the space is expanded by reducing visual noise and expressing the volumetric interior of the SIPS shell where possible. The single bedroom sits atop a pavilion-like structure over the kitchen. Exposed LSL joists and painted brackets introduce texture and color without extraneous finishes. Windows are located strategically to maintain privacy from the main house and connect the interior with the forest and sky. Çapa 4

  • DESIGN & INTERIORS | Yuzu Magazine

    January 13, 2026 | PRODUCT DESIGN UNIQKA at TEN, in BORGONA words YUZU Editorial Istanbul-based design brand Uniqka marks its tenth anniversary with Borgona, presented this week at Maison&Objet in Paris (15–19 January 2026). The presentation brings together the material-led design approach Uniqka has developed over the past decade within a single, carefully composed colour landscape. Co-founder Kerem Ariş explains: “Borgona is a new signature colour for us. We chose a shade of burgundy because it carries time within it. It is not trend-driven; instead, it deepens and matures—much like craftsmanship.” Rather than reading as a retrospective, the presentation offers a quiet and assured view of where Uniqka’s design language stands today. The brand’s most defining collections are revisited in Borgona, allowing form, texture and material intelligence to align through chromatic restraint. The atmosphere looks forward rather than back, reflecting a design approach that has reached clarity through time. Among the works on display are Lara Bohinc’s Betsy Collection—including the console, bench, standing mirror, side table and a new stool introduced for this milestone year—alongside Studiopepe’s Silos Collection, shown through new versions of the long table and side table. They are joined by Defne Koz’s Plato trays, Romy Kühne’s Koni pendant lamp, CARA \ DAVIDE’s sculptural Rotonda boxes, Bilge Nur Saltık’s Bellis jewellery holder and Jacob de Baan’s Zero pendant lamps. Brought together in a single tone, the pieces form a restrained dialogue across scales and disciplines. Borgona sits in a balanced space between emotion and permanence. It recalls the depth of aged wine, the softness of velvet and the quiet strength of earth. “As a shade of red, it represents passion and celebration,” Ariş adds, “but in a more composed and timeless way. Both classic and contemporary—after ten years, this best describes who we are: rooted, confident and still evolving.”

  • INSAN-2

    Şubat 2023 | People ALP ÖZCAN Words Onur Basturk Alp Özcan talks about founding Alen Yacht in 2004, the new Alen 77 model, and his lifelong passion for the sea. You’ve always been deeply connected to the maritime world, haven’t you? Yes, it’s been a part of my life for as long as I can remember. I’ve been sailing since I was six years old. When I was nine, my family sent me to a boarding school by a lake in Switzerland. I trained and competed in sailing races every day there. Then, in 2000, my father had a sailing yacht built in France. I spent half the year at sea with that boat. Besides sailing, I’ve also done kitesurfing and freediving, and I’ve been on countless boats. That exposure led me to believe that boats could be designed and built to offer better functionality and design. After all, only someone with extensive experience at sea can truly design and produce a more "sea-worthy" boat. THE FIRST "WALK-AROUND" BOAT CONCEPT What would you say are the standout qualities of your yacht company? What sets us apart the most is our unique designs. In 2008, we introduced the world’s first "walk-around" boat concept. This design maximizes usability from bow to stern. Unlike traditional boats where the space is often limited to seating around a table at the rear, the "walk-around" concept creates various functional areas on the deck, reclaiming previously wasted space. Another advantage is its safety, which is now a priority for many European and American manufacturers who have adopted the concept. Beyond design, our commitment to producing only 7-8 boats a year allows us to maintain strict quality control. Most of our team has been with us since 2004, and today we’re a group of around 100. We operate in a 10,000-square-meter facility equipped with the latest technology. STAYING PUT WITHOUT ANCHORING Which of your models are you most proud of? The Alen 55 is our best-selling model. Imagine driving an open-top Bentley along the coastal roads of Italy—that’s the feeling you get cruising at 35 knots on the Alen 55. At 17 meters, it’s neither too big nor too small—a seasoned sailor can handle it solo. It’s the perfect "weekend boat". What are the three key features of your new Alen 77 model? The Alen 77, which continues the "walk-around" concept, features four cabins and two crew cabins. Thanks to its advanced technological equipment and machinery, it’s 30% more fuel-efficient and faster compared to boats of similar size and weight. Additionally, it offers a DPS (Dynamic Positioning System) option that uses GPS coordinates to keep the boat stationary without anchoring. This feature simplifies maneuvering, even with a smaller crew. A HIDDEN GEM: AMORGOS AND PANTELLERIA What does sailing mean to you? Happiness, peace, adventure, and freedom! I could spend the entire year at sea. The ability to step off the boat into a bustling crowd whenever I want and then retreat back to solitude is incredibly liberating. I never stay in one place for more than two or three days—I’m always in discovery mode. So far, I’ve kept my boats at a size I could manage without a crew. Being alone or sometimes with friends on the water is a unique experience. There’s always something to do on a boat, which suits me perfectly since I can’t sit still. Where are you planning to sail this summer? This summer, I’ll likely visit the islands of Patmos, Arki, and Marathi in the Aegean. From there, I’ll head to Mykonos. In Italy, Capri is on the list. Since Alen Yacht has another shipyard in St. Tropez, I spend a few months in the South of France every year. For a hidden gem, I’d recommend the secluded Amorgos Island in Greece or Pantelleria Island, located between Sicily and Tunisia

  • TASARIM-1

    August 2023 | MEDITERRANEAN | Vol 10 english below Creativity and RAMON ESTEVE words Onur Baştürk M imar, tasarımcı ve akademisyen. Mükemmelliğin basit şeylerde olduğunu düşünüyor. Mimarlık ve tasarımın birbirini tamamlayıp zenginleştirdiğine inanıyor. Dahası, dünyanın en etkili 100 tasarımcısından biri (Forbes, 2018). Yaratıcılığı ise şöyle tanımlıyor: Hayal etmenin, çözmenin ve şaşırtmanın bir sonucu... Merkezi Valencia’da bulunan Ramón Esteve Estudio’nun (REE) kurucusu Ramón Esteve’den bahsediyorum. Onunla bizi bir araya getiren ünlü outdoor markası Vondom için tasarladığı benzersiz koleksiyonlar. Vondom için tasarladığınız koleksiyonlardan The Factory, Faz, Frame ve Pixel’i kısaca tanımlamanızı istesem hangi kelimeleri kullanırdınız? The Factory endüstriyel, Frame hafif, Pixel çok yönlü ve modüler, Faz ise kültürel. Ama hepsi zamansız ve her mekana entegre olabiliyor. İlham kaynaklarınız neler? Belirli bir anda dikkatimi çeken, beni düşündüren ve yeni bir teklif üzerinde düşünmemi sağlayan her şey! Mükemmel mobilya nasıl olmalı? Gündelik ve anonim olanın evrenselliğiyle modern, farklı ve işlevsel... Vondom mobilyaları kullanıldığında bir işleve sahip, ama kullanılmadığı zamanlarda da çevreyle uyumlu, alanı ve yaşamı tamamlamaya yardımcı. Outdoor mobilyanın en güçlü özelliği ne olmalı? Dirençli olmalı. Kullanıcının boş zamanlarından keyif alma deneyimini yükseltmeli. Dış mekan mobilyaları geçirdiği evrimle birlikte artık sert hava koşullarına dayanabiliyor, ama iç mekan mobilyalarıyla aynı çözümleri de sunmak zorunda. Bu da malzemelerin teknolojisinin daha büyük olmasını ve iyi direnmesini sağlıyor. Tasarımlarınızda hangi renkleri kullanmayı tercih ediyorsunuz? Nötr ve tek renkli renkler. Yani toprak tonları, kum, sıcak gri ve tabii ki beyaz ve siyah. SIĞINAĞIM FONTANARS Akdeniz’in hangi destinasyonlarında tatil yapmayı seviyorsunuz? Balear Adaları’nda ve sığınağım Fontanars’da. Yazın neler keyif veriyor? Okumak, yelken açmak. Ayrıca güneş, deniz ve doğayı hissetmek... A rchitect, designer, and academic. He believes that perfection is in simple things. He believes that architecture and design complement and enrich each other. Moreover, he is one of the 100 most influential designers in the world (Forbes, 2018). He defines creativity as: The result of imagining, solving, and surprising... I’m talking about Ramón Esteve, the founder of Ramón Esteve Estudio (REE) based in Valencia. What brings us together with him are the unique collections he designed for the famous outdoor brand Vondom. If I asked you to briefly describe The Factory, Faz, Frame, and Pixel, the collections you designed for Vondom, what words would you use? The Factory is industrial, Frame is lightweight, Pixel is versatile and modular and Faz is cultural. But all of them are timeless and can be integrated into any space. What are your sources of inspiration? Everything that catches my attention at a certain moment, makes me think and makes me think about a new proposal! What is the perfect furniture? Modern, distinctive, and functional with the universality of the everyday and the anonymous... Vondom furniture has a function when it is used, but when it is not, it is in harmony with the environment, helping to complete the space and life. What should be the strongest feature of outdoor furniture? It should be resilient. It should enhance the user’s experience of enjoying their spare time. With the evolution of outdoor furniture, it can now withstand harsh weather conditions, but it must also offer the same solutions as indoor furniture. This means that the technology of the materials has to be bigger and resist well. What colors do you prefer to use in your designs? Neutral and monochromatic colors. So earth tones, sand, warm gray, and of course white and black. MY REFUGE FONTANARS Which destinations in the Mediterranean do you like to vacation at? The Balearic Islands and my refuge Fontanars. What brings you joy in summer? Reading, sailing. Also feeling the sun, sea, and nature... for more Print VOL X - AEGEAN & MEDITERRANEAN EDITION - 2023 Out of Stock Add to Cart

  • ART

    Mayıs 2021 | Art | Türkiye OLİMPOS SERGİLERİ-2 Ruh hallerinin peyzajına davetlisiniz Yazı | Onur Baştürk K abataş-Karaköy arasında trafik felç. Bu yüzden “Olimpos Sergileri-2: Peyzaj”ın sergilenme mekanı olan Zülfaris Sinagogu’na doğru hızlı adımlarla yürüyorum. Halimden memnunum, bir de kaldırımda zırt pırt karşıma çıkan şu motosikletliler olmasa! Vietnam’daki motosiklet trafiği gibi, sağımdan solumdan aniden ve gayet hızlı motosikletliler geçiyor. Çünkü trafikte ilerleyemeyen kendini kaldırıma atıyor. Orası da yola dahil ya! Buraya kadar her şey tipik İstanbul kaosu, maalesef alıştık. Zülfaris Sinagogu’ndan içeri girer girmez ise tüm dünyam anında değişiyor. BU ESER TANIDIK Beni karşılayan eser İsmail Yılmaz’a ait o nefis fotoğraf. “Nü peyzaj” diyorum ben bu fotoğrafa. Şu an tamamen kendim uydurdum bu tanımı! Bu fotoğrafın bir benzerine Yuzu’nun Vol3 edisyonunu hazırladığımız günlerden beri aşinayım. Çünkü dergide Yılmaz’ın o eserine yer vermiştik. O günden beri aklımda: O savunmasız bembeyaz bedenin yeşillikler arasında yatışı. Sanki sonsuz ve huzurlu bir uykuda. Doğayla bir, doğayla bütün. O serinin devamı var Zülfaris’in içinde. Önce onlara bakıyorum. Hepsi farklı bir doğal ortamda çekilmiş. Tüm seriyi satın alıp çıkmak istiyorum, öyle bir iştahla! Hemen ortadaki aynalı, kemerli, kubbeli mini tapınak yerleştirmesi dikkatimi çekiyor. Bir an onu da sergiye dahil bir eser sanıyorum. Ama bu FIELDS tarafından tasarlanmış. Bu tasarım yerleştirmelerin mekan içinde devamı ve bir anlamı var. Mesela Elif Çatlıoğlu’nun “Hayalperestin Uyanışı” tabloları aynı tarz bir yerleştirmenin içinde. Bir tür “günah çıkarma odası” gibi… Taner Ceylan’la sergi çıkışı karşılaştığımda, FIELDS’ın yaptığı bu yerleştirmeleri özellikle istediğinden bahsediyor. Tapınak hissini daha çok verebilmek için… FAVORİM: ÖTEKİ KIYI Sinagogun üst katındaki eserler arasında favorim Gurur Birsin’in “Öteki Kıyı”sı. Öyle etkileyici ki, uzun süre eserin önünde kalakalıyorum. Denizden çırılçıplak çıkmış figür, soğuk renkler ve kıyının öteki tarafında bir harabe. Hem sonu hem de başlangıcı aynı anda temsil ediyormuş gibi geldi “Öteki Kıyı” bana. “Son” diye anlamlandırdığım harabeler. Yani “geçmiş”. Çıplak figürün kıyıya bakması ve öylece durması ise yeni bir başlangıç. Hatta belki paralel evrendeki başlangıç. Dediğim gibi, üzerine satırlar döşenmekten bıkmayacağım bir iş Gurur Birsin’in “Öteki Kıyı”sı. “BU GENÇ KADIN BAŞKA BİR KOZMOSTAN BAKIYOR” Ve en alt kattayım… Burada da üst kattaki aynalı kubbenin bir devamı var. Metalden yapılmış olanı. Onun üzerine eserler yerleştirilmiş. Zaten tüm sergide eserler kadar mekanın kendisine, mekanın kendisi kadar tüm eserlerin zekice ve ustaca yerleştirilmiş olmasına hayran kaldım. Sıradanlığın kıyısından geçilmemiş. Sıradanlığın ve de pespayeliğin fena halde kıyılarında gezindiğimiz bugünlerde bu serginin tümü ayrıca iyi geldi. Emeği geçen herkese bir ‘sergi gezgini’ olarak teşekkür etmeliyim… Alt kattaki favorimi de söyleyeyim: Yağız Gülseven’in “Sağanak Yağış”ıyla Ayşenur Şentürk’ün “Zihin Köşesi” adlı işi. Şentürk’ün bir işi daha var sergide. O da yuvarlak bir delikten gözünüzü yerleştirerek görebildiğiniz, karanlık bir odanın içinde sergileniyor tek başına. Şentürk’ün işleri için Taner Ceylan serginin kitabında şöyle diyor: “Bu denli genç ve narin bir varlıktan bu kadar yaşlı, muazzam kasvetli ve ışıltılı tuhaf resimler gelince gerçekten çok şaşırdım. Hemen anladım ki bu genç kadın başka bir kozmostan bakıyor, başka bir şeylere şahitlik edip başka durumları betimliyor.” Ceylan haklı, Şentürk’ün işlerindeki tuhaf ışıltının bağımlısı oldum görür görmez. TİPİK PEYZAJ TABLOLARI BEKLEMEYİN Son olarak Taner Ceylan’ın, yine serginin kitabında kaleme aldığı yazısından bir kuple gelsin: “Pekala ruhların ve ruh hallerinin de birer peyzajı söz konusu olabilir. Güzelliğin olduğu kadar çirkinliğin, nefretin olduğu kadar sevgi ve aşkın peyzajından söz edilebilir”. Ceylan’ın bu cümlesi önemli. Çünkü serginin teması “peyzaj” olunca izleyici tipik peyzaj tabloları bekleyip manasız hayal kırıklığına uğrayabilir. O yüzden Ceylan “peyzaj”ı daha çok bir metafor olarak kullandığını belirtip kibarca uyarmış izlemeye geleni. Ve alışılmadık olanı yapmaya çalışmış. İkinci “son olarak” sözüm şu: Sergi 11 hazirana kadar devam ediyor. Zülfaris Sinagogu’nu Google’da aramayın. Çünkü konum yanlış çıkıyor. Zülfaris Karaköy Derneği diye arayın, doğru çıkıyor. Benim gibi dolanıp durmayın Karaköy’de, üzülürüm.

  • Seyahat-103 | Yuzu Magazine

    January 2025 | VOL 14 TR BELOW a PAUSE to SLOW DOWN words Laura Cottrell & Onur Baştürk You can find Japan’s traditional wooden townhouses, known as Machiya, all across the country. But larger and better-preserved Machiya neighborhoods now only exist in certain places like Kyoto, Kanazawa, Takayama, and Kurashiki. Maana Homes in Kyoto, however, offers a fresh, modern take on this tradition. It’s a collection of beautifully restored, 100-year-old Machiya houses. The goal is to blend the past with the present, bringing Japan’s timeless wisdom into modern life. The founders of Maana Homes, childhood friends Hana and Irene, actually came up with the idea in Spain! “We imagined a stay with a deeper purpose, one that would help us reconnect with ourselves and our surroundings. It all started on a starry night in Spain, with a bit of wine and some doodles on a restaurant napkin,” Hana and Irene explain. “As the world moves faster and faster, our homes offer a place of retreat. Everything is designed to slow us down, enjoy the little moments, start a movement towards a more mindful lifestyle, and strengthen connections between people”. THREE MAANA HOMES: KIYOMIZU, KAMO, AND KYOTO Maana Homes consists of three properties, available for both short and long-term stays. Maana Kiyomizu is a complex where guests can shop and dine during their stay. One of the highlights here is POJ Studio, a store founded by women, dedicated to preserving Japanese craftsmanship. The heart of Maana Kiyomizu’s social community is Kissa Kishin, a modern take on the traditional kissaten café. Kissa Kishin offers coffee, matcha, and a seasonal farm-to-table brunch menu. Some of the standouts on the menu include Kishin’s Koji Bread, Rice Puff Granola, and Jerome’s Basque Cheesecake! The second house, Maana Kyoto, is inspired by the simple and meaningful lifestyle of Kyoto. The interior has a minimalistic, pure, and balanced design. The spaces have been reimagined for modern living while keeping their functional essence. As soon as you walk in, the natural materials give off a subtle earthy scent. Just like the word “Maana,” which relates to the senses, this house speaks to all of them at once. The third house, Maana Kamo, is designed for peace and reflection. Inspired by their time spent in Kyoto, Hana and Irene wanted to capture the ancient wisdom of the city—something that can only be seen with a quiet mind—and reflect it in this house. “This Machiya house, which is almost a century old, was in poor condition, and structurally there wasn’t much we could preserve. So, we created new functional spaces and restored it,” says the Maana Homes team. Machiya olarak bilinen Japonya'nın geleneksel ahşap şehir evlerini ülkenin her yerinde bulabilirsiniz. Ancak daha büyük ve daha iyi korunmuş Machiya mahalleleri artık sadece Kyoto, Kanazawa, Takayama ve Kurashiki gibi belirli yerlerde bulunuyor. Kyoto'daki Maana Evleri ise bu geleneğe yeni ve modern bir bakış açısı sunuyor. Burası iyi restore edilmiş, 100 yıllık Machiya evlerinden oluşan bir koleksiyon. Amaç, Japonya'nın zamansız bilgeliğini modern hayata taşıyarak geçmişi günümüzle harmanlamak. Maana Homes kurucuları, çocukluk arkadaşları Hana ve Irene, bu fikri aslında İspanya'da bulmuş! “Daha derin bir amacı olan, kendimizle ve çevremizle yeniden bağlantı kurmamıza yardımcı olacak bir konaklama hayal ettik. Her şey İspanya'da yıldızlı bir gecede, biraz şarap ve bir restoran peçetesine birkaç karalama ile başladı” diye açıklıyor Hana ve Irene. “Dünya gittikçe daha hızlı hareket ederken, evlerimiz bir inziva alanı sunuyor. Her şey bizi yavaşlatmak, küçük anların tadını çıkarmak, daha dikkatli bir yaşam tarzına doğru bir hareket başlatmak ve insanlar arasındaki bağları güçlendirmek için tasarlandı.” ÜÇ MAANA EVİ: KIYOMIZU, KAMO VE KYOTO Maana Homes, hem kısa hem de uzun süreli konaklamalar için üç tesisten oluşuyor. Maana Kiyomizu, konukların kaldıkları süre boyunca alışveriş yapıp yemek yiyebilecekleri bir kompleks. Burada öne çıkan noktalardan biri, Japon zanaatkârlığını korumaya adanmış, kadınlar tarafından kurulmuş bir mağaza olan POJ Studio. Maana Kiyomizu'da sosyalleşmenin ana damarı ise geleneksel kissaten kafenin modern bir yorumu olan Kissa Kishin. Kissa Kishin; kahve, matcha ve mevsimsel ürünlerle hazırlanmış bir brunch menüsü sunuyor. Menüde öne çıkanlardan bazıları Kishin's Koji Bread, Rice Puff Granola ve Jerome's Basque Cheesecake! İkinci ev Maana Kyoto ise Kyoto'nun sade yaşam tarzından ilham alıyor. İç mekan minimalist, sade ve dengeli bir tasarıma sahip. Tüm alanlar işlevsel özleri korunarak modern yaşam için yeniden tasarlanmış. İçeri girer girmez, doğal malzemeler ince bir toprak kokusu yayıyor. Tıpkı duyularla ilgili olan “Maana” kelimesi gibi, bu ev de duyulara aynı anda hitap ediyor. Üçüncü ev Maana Kamo, huzur ve derin düşünme için tasarlanmış. Kyoto'da geçirdikleri zamandan esinlenen Hana ve Irene, şehrin kadim bilgeliğini -ancak sakin bir zihinle görülebilecek bir şeyi- yakalamak ve bu evde yansıtmak istemiş. “Neredeyse bir asırlık olan bu Machiya evi kötü durumdaydı ve yapısal olarak koruyabileceğimiz pek bir şey yoktu. Bu yüzden yeni işlevsel alanlar yarattık ve restore ettik” diyor Maana Homes ekibi. for more Print VOL XIV - 2024 / 25 ₺970,00 Price Add to Cart

  • TASARIM-1

    Ağustos 2021 | Tasarım | Dünya Designnobis’den sürdürülebilir 6 proje Yazı | Oktay Tutuş D esignnobis tasarım ofisi, kurucusu Prof. Dr. Hakan Gürsu önderliğinde, sürdürülebilirlik konusunda Türkiye’de en erken çalışmaları yapanlardan. Bugüne dek 200’e yakın ödüle layık görülen pek çok tasarımı bulunan firma, minimum ayak izine sahip ve maksimum katma değerli tasarımlara imza atıyor. Yakın zamanda yaptıkları altı tasarımı bizzat Hakan Gürsu’dan dinleyelim. 1. ANIMAL SHELTER Animal Shelter atık PET şişeleri hayvanlar için bir barınağa dönüştüren, sürdürülebilir, ‘kendin yap’ bir ürün. Akıllı tasarımı sayesinde, ev-sokak hayvanları ya da vahşi hayvanlar için kolaylıkla herkes kurup kullanabilir. Set, suntadan yapılmış bir taban ve tavan parçası ile şişeleri yerleştirmek için oluklu tasarlanmış iç plastik parçalardan oluşuyor. İçi perlit malzemeyle doldurulmuş PET şişeler barınak için duvar işlevi görüyor. Kurulumu yapıldıktan sonra barınak strüktürel ve dekoratif amaçlarla iple bağlanıyor. İsteğe bağlı olarak diğer bir ip parçası da kolay taşıma için sap amacıyla kullanılabilir. 21 parça atık PET şişeden oluşan Animal Shelter, hayvanlar için güvenli bir sığınak sunarken yeniden kullanım ve sürdürülebilirliği de teşvik eder. 3. AQUA TRAP AquaTrap, yağmur suyunu toplayarak içerde hapseden, düşük maliyetli, basit, plastik bir membran sistemi ile çalışır. Sistem, varolan suyu en etkili şekilde kullanarak kaynak ihtiyacını azaltır. Kurak iklimler için ya da ilerde kısıtlı ve kısa süreli yağmur alacak bölgeler için günlerce kendine yetebilen, sürdürülebilir bir sistemdir. 5. D-ECO BRICK Fikir çok basit ve anlaşılır. Düşündük ki, 4-6 adet plastik atık toplanıp çok basit bir kalıp sistemine konulsa her biri kolaylıkla üç boyutlu tuğla sistemleri oluşturabilir. Bu sistemlerle de kullanıcılar, karbon ayak izlerini düşürmek için daha fazla yeşil duvar ve bahçe oluşturabilir. Sistemde dört adet kullanılmış kapak ve sunta kalıp tabanı bulunmaktadır. Herkes daha yeşil bir ortam yaratmak için D-Eco tuğlalar ve bitkilerle duvarlarda ve avlularda ve küçük havuz tabanlarında D-Eco düzenlemesi yapabilir. 2. PET-TREE Pet-Tree, kullanılmış PET şişelerlle oluşturulmuş çevreci bir dikey sistem. Tasarım, plastik PET şişelerin ağaç benzeri bir geometride dikey yerleşiminden oluşuyor. Sistem, damla sulama kullanan yenilikçi su döngüsü sayesinde suyu verimli kullanır ve yağmur suyunu da toplayarak hiçbir damlayı boşa harcamaz. Çoklu kullanımda dar alanda yüksek miktarda tarım olanağı sağlayarak günümüz seralarına dikey ve düşük maliyetli bir alternatif oluştururken, şehir kullanıcısının da evde organik sebze meyve yetiştirmesine olanak sağlıyor. 4. PEBBLE İç ve yarı kapalı mekanlar için tasarlanan elektrikli ısıtıcı Pebble, ısıyı yaymak için doğal taşları kullanıyor. Bu sağlıklı ısıtma yöntemiyle hava kurumuyor. Çünkü tasarımda kullanılan yassı dere taşları ve tamburlanmış taşlar, hem yüzey alanını genişletir hem de nefes alabilir yapıda olmaları sayesinde buhar alışverişini sağlar. Banyo ve nemli alanlarda da kullanılabilen Pebble, yakıcı alana sahip olmayışı ile güvenlidir. 6. LIVING POTS Endüstriyel ahşap işlemeden elde edilen hurda parçaları kullanan bir ünite. Özellikle mantar yetiştiriciliğinde rutubeti için konvansiyonel dilimlenmiş tomruklar kullanılıyor. Onlar yerine bu ünite, ağaçların kesilmesini engellerken aynı oranda avantaj da sağlar. Basit bükülmüş metal parçalar ve hurda kütük parçalarından yapılan bu birim, düz paketlidir ve kolayca monte edilebilir. Enerji ve alan verimliliği sağlayan, hem kişisel hem de endüstriyel kullanıma uygun yaşayan bir saksı. designnobis.com.tr

  • Seyahat

    Ağustos 2022 | Seyahat | Yunanistan Hydra’ya dair 12 adet bilgi & tavsiye H ydra’ya gittiğinizde şu 12 madde mutlaka cebinizde bulunsun. 1. Hydronetta: Günbatımı nefis. Denize gir, sonra tekrar ıslak ıslak kokteylini yudumla. 2. Techne: İyi yemek, iyi manzara, şahane kitle. 3. Spilia: Ahşap şezlonglarına kurul, liman manzarasına karşı kitabını oku, sakinleş. 4. Four Seasons: Öğle yemeği için en ideal seçim. Adanın en taze deniz ürünleri orada. 5. İl Casta: Makarnaları için saatlerce beklemeye değer. Özellikle limonlu zencefilli olan için. 6. Xeri Elia Douskos: Küçük bir meydanda, mütevazı bir taverna. 7. Veranda: Romantizm barı. Akşamüstü için enfes. 8. Amalour: Adanın sosyalleşme barı. 9. Cool Mule: Meşhur ev yapımı dondurmacı. 10. Bisti ve Agios Nikolaos plajları: Adanın öteki tarafındaki en güzel plajlar. 11. 1960’larda bir süre burada yaşamış Leonard Cohen’le beraber şöhreti daha çok katlanmış bir ada Hydra. Cohen’in evi adanın yukarısında ve gezilebiliyor. Şimdi geçmişe dönelim. İki eski sevgilinin yollarının kesiştiği 1960’lar Hydra’sına... Norveçli Marianne Ihlen, ailesinin tüm karşı çıkışlarına rağmen yazar sevgilisi Axel’le evlenmiş, çocuğu olmuştur. Bir süre sonra kendini dönemin bohem adası Hydra’da bulur. Kocasının aniden onu terketmesinin ardından suyu, elektriği olmayan bu küçük adada çocuğuyla beraber tek başına kalır. Bir gün, babasının ismini yaşatan çocuğu Axel’e süt almak için bakkala inen Marianne hayatının aşkıyla tanışır: Leonard Cohen’le... Bundan sonrası şahane gelişir: Kalabalık yemekler, şarkılar, şiirler, her gün tazelenen bir aşk... İkilinin efsane aşkları kısa sürede Cohen’e nefis şarkılar da yazdırır: So Long Marianne, Hey, That’s No Way to Say Goodbye, Bird on the Wire... 12. Atina’ya feribotla bir buçuk saat uzaklıktaki Hydra’da motorlu araç yok, fayton da. Her yere yürümek zorundasınız. Ya da küçük teknelere binip gideceğiniz koya denizden varabilirsiniz. 12 important facts about Hydra 1. Hydronetta: The sunset is exquisite. Get into the sea, then sip your wet cocktail again. 2. Techne: Good food, good view, great audience. 3. Spilia: Set up on your wooden sun loungers, read your book against the harbor view, relax. 4. Four Seasons: The ideal choice for lunch. The freshest seafood on the island is there. 5. Il Casta: It's worth waiting hours for their pasta. Especially for the lemon ginger one. 6. Xeri Elia Douskos: A modest tavern in a small square. 7. Patio: Romance bar. Perfect for the evening. 8. Amalour: The island's socializing bar. 9. Cool Mule: The famous homemade ice cream parlor. 10. Bisti and Agios Nikolaos beaches: The most beautiful beaches on the other side of the island. 11. Hydra is an island whose fame has doubled with Leonard Cohen, who lived here for a while in the 1960s. 12. Hydra, an hour and a half away from Athens by ferry, has no motor vehicles, no phaetons. You have to walk everywhere. Or you can get on small boats and reach the bay from the sea.

  • TASARIM-1

    August 2023 | yuzu’s choice | Vol 10 english below Pa.te .os Sakin ve vahşi bir güzel lik words Onur Baştürk photos João Guimarães & Francisco Nogueira S ofia ve Miguel Charters, 15 yıl önce aldıkları bir yazlık evde arkadaşlarını ağırlamış ve o zamandan bugüne misafir ağırlamak en sevdikleri şeylerden biri haline gelmişti. İşte bu sayımızın “tasarım favorisi” olan Pa.te.os projesi bu tutkunun görkemli bir sonucu! Atlantik Okyanusu manzaralı dört evden oluşan proje Lizbon’a bir saat uzaklıkta, Alentejo kıyı şeridinde ve Melides köyüne beş kilometrelik mesafede. Pa.te.os, sakin ve vahşi bir güzellik. Mantar meşeleri, çam ağaçları, zeytin ağaçları ve çilek ağaçlarından oluşan bir manzaranın içinde. Sofia ve Miguel tarafından geliştirilen üzüm bağı, bu pastoral manzarayı tamamlayan bir başka unsur. Sadece 15 dakikalık bir araba yolculuğuyla Portekiz’in en büyük kumsal şeridine ulaşılan Pa.te.os için Sofia ve Miguel şöyle diyor: “Hiçbir gizli numara içermeyen Pa.te.os, gerçek bir duyusal deneyim sunmak amacıyla konfor ve işlevi göz ardı etmeden malzemelerin gerçekliğini yansıtıyor”. MANUEL AIRES MATEUS ANLATIYOR Sofia ve Miguel, Pa.te.os projesinde eskiyi taklit etmek yerine geleneği yeniden yorumlamayı istemiş. Nihayetinde, Portekiz’in güney bölgesindeki mimari projelerde yaygın olan Arap etkisiyle doğayla yakın teması en üst düzeye çıkaran veranda konseptini birleştirmişler. Bu vizyonlarını nitelikli bir pratiğe dökmesi için de aynı zamanda arkadaşları olan ünlü Portekizli mimar Manuel Aires Mateus’a başvurmuşlar. Elbette Manuel Aries Mateus’a projeyle ilgili sorularımız vardı. Şimdi söz onda... Pa.te.os’u oluşturan ve bir sanat eseri gibi duran bu dört evde temel mimari yaklaşımınız neydi? Arazi ve doğa mı sizi yönlen dirdi? Evet, tüm tasarım doğadan yararlanıyor ve onunla bütünleşiyor. Bu dört ev, zamanla kaybolan harabeler gibi peyzajla bütünleşiyor. Bu formlar yapıların, yerleşik olanın, harabelerin ve sınırların hatıraları olarak ortaya çıkıyor. Sonuçta mekanlar her zaman benzersizdir. Dışa açılmaları ve farklı yaşam deneyimlerini korumaları ile ayırt edilirler. Bu projede hedefiniz dış alanları içeriye kadar genişletmek miydi? Bu hedef bir bakıma veranda kavramına yeni bir bakış açısı olabilir mi? Dört evin uyku alanları büyük bir mahremiyetle tasarlandı. Oturma odaları ise dış alanla güçlü bir ilişki içinde. İç mekanlar mantıksal bir süreklilik içinde daima dışarıya doğru uzanıyor. Her evin geniş bir ortak alana açılan kendi avlusu var. Ayrıca verandalara açılan manzaralı alanlar ve özel teraslı alanlar da yer alıyor. Misafirlerin hem farklı evler arasında ortak ilişki kurmasına hem de kendilerini mahrem alanlarda izole etmesine olanak tanındı. DAHA BASİT EVLER, DAHA AZ YAPAYLIK Evlerin havuzu da ayrı bir figür gibi. Bu form özellikle mi yapıldı? Bu büyük yüzme havuzu evleri geometrik olarak birbirine bağlıyor. Dört ev suyun kendisinde birleşiyor. Çünkü su iklimde güçlü bir etkiye sahip ve bir şekilde her zaman arzulanan bir yer. Bu nedenle havuzu dört evi birleştirmek için kullandık. Brüt beton ve ahşap, evin ana malzemeleri gibi görünüyor. Bu malzemeleri hangi kriterlere göre seçtiniz? İlham, koku, renk, doku; kısacası tüm proje dağlar ve denizin peyzajla iç içe yaşama anlayışından yola çıkıyor. Kullanılan malzemelerin (gerçek ahşap, doğal brüt beton ve taş) bir amacı da samimiyet duygusunu vermek. Renk paleti ise yeryüzündeki malzemelerin doğal tonlarından oluşuyor. Yaşadığımız alanlarda doğanın etkisini artık daha fazla hissetmek istiyoruz. Sizce gelecekte buna dair başka ne tür gelişmeler olacak? Giderek daha fazla sadeliğe dönme ihtiyacı duyuyoruz. Bugün dünyanın mücadele ettiği sorunlar bunu anlamamıza neden oluyor. Bu sadece bir ihtiyaç değil, aynı zamanda dünyanın kalkınmasına dair bir katkı. Dünyadaki ağırlığımızı azaltmak için... Yaşamı belirli şekillerde basitleştirmek gerekiyor: Daha basit evler, daha az altyapı, daha az teknoloji, daha az yapaylık, daha az eşyaya sahip olmak... Bugün hepimizin hissettiği yol bu. Calm and wild beauty S ofia and Miguel Charters hosted their friends in a summer house they bought 15 years ago, and hosting has become one of their favorite things ever since. The Pa.te.os project, the “design favorite” of this issue, is a glorious result of this passion! The project consists of four houses with views of the Atlantic Ocean one hour away from L isbon, on the Alentejo coastline, and five kilometers away from the village of Melides. Pa.te.os, a calm and wild beauty. In a landscape of cork oaks, pine trees, olive trees, and strawberry trees. The vineyard developed by Sofia and Miguel is another element that completes this pastoral landscape. Sofia and Miguel tell about Pa.te.os, which is only a 15-minute drive to Portugal’s largest beach strip: “With no hidden tricks, Pa.te.os reflects the reality of materials without compromising comfort and function to offer a true sensory experience”. MANUEL AIRES MATEUS TELLS Sofia and Miguel preferred to reinterpret tradition instead of imitating the old in the Pa.te.os project. They ultimately combined the concept of the patio, which maximizes close contact with nature, with the Arabian influence common in architectural projects in the southern region of Portugal. In order to put these visions into qualified practice, they turned to their friend, the famous Portuguese architect Manuel Aires Mateus. We of course had questions for Manuel Aries Mateus about the project. He has the word now... What was your basic architectural approach in these four houses that make up Pa.te.os and look like works of art? Did the land and nature guide you? Yes, the whole design benefits from nature and integrates with it. These four houses integrate with the landscape like ruins disappear over time. These forms emerge as memories of structures, the inhabited, ruins, and borders. After all, places are always unique. They are distinguished by their openness and preservation of different life experiences. Was your goal in this project to extend the exterior spaces to the interior? Might this goal, in a way, be a new way of looking at the concept of a patio? The sleeping areas of the four houses were designed with great privacy. The living rooms, on the other hand, have a strong relationship with the exterior. The interiors always extend outward in a logical continuity. Each house has its own courtyard that opens onto a large common area. There are also scenic areas opening to verandas and areas with private terraces. Guests are allowed to establish a common relationship between different houses and to isolate themselves in private areas. SIMPLER HOUSES, LESS ARTIFICIALITY The pool of the houses are like separate figures. Was this form made on purpose? This large swimming pool connects the houses geometrically. The four houses merge on the water itself. Because water has a strong influence on the climate and is somehow always a desirable place. That’s why we used the pool to connect the four houses. Exposed concrete and wood seem to be the primary materials of the house. According to which criteria did you choose these materials? Inspiration, smell, color, texture, in short, the whole project is based on the understanding that the mountains and the sea live together with the landscape. Another purpose of the materials used (real wood, natural exposed concrete and stone) is to give a sense of intimacy. The color palette consists of natural tones of earth materials. More and more, we want to feel the impact of nature in the areas where we live. What other developments do you think will happen in this context in the future? More and more we need to return to simplicity. The problems the world faces today make us understand this. This is not only a need, but also a contribution to the world’s development. To reduce our weight in the world... It is necessary to simplify life in certain ways: simpler houses, less infrastructure, less technology, less artificiality, fewer possessions... That’s the way we all feel today. for more Print VOL X - AEGEAN & MEDITERRANEAN EDITION - 2023 Out of Stock Add to Cart

bottom of page