
828 results found with an empty search
- Seyahat
June 2024 | Vol 12 TR BELOW BENEDICTA & BENOÎT’S Utopian Paradise words Onur Baştürk F or London-based Benedicta Linares Pearce, her dream was always one thing: to stay in touch with Menorca, the place where she was born. Benedicta’s dream and her devotion to the island were shared by her husband Benoît, who, soon after his first trip to Menorca, fell “under the mysterious pull of the island”. Eventually, the couple bought two ‘finca’ (Spanish for “estate”) in the heart of the island. They launched the first ‘finca’, Es Bec d’Aguila, in 2018 and the second, Son Blanc Farmhouse, an eco-sustainable hotel, in 2023. Benedicta and Benoît transformed a traditional farmhouse into a self-sufficient model and spent five years working on this utopian community-based eco-hotel. All the while, they challenged themselves to achieve a real impact on climate change. The couple’s coincidental meeting with architect Anne- Cecile Comar, co-founder of Atelier du Pont, is another integral element of the Son Blanc story. Anne-Cecile, who is emotionally attached to Menorca like Benedicta and Benoît, used local materials to design the hotel, including Menorcan clay, reclaimed wood from a Spanish monastery, marès, the local limestone, and ceramics. Traditional architectural features were retained, including wide floor slabs, arched openings, and vaulted ceilings. TRAIL WALKS & GONG BATH The local stone and the landscapes it forms are the most striking aspects of both the island and Son Blanc. Walking along the trails, accompanied by low stone walls, is the most wonderful thing you can do during your stay in Son Blanc. Not just a walk, of course. Whether it’s yoga, meditation, or taking a gong bath and traveling through other dimensions... Or doing nothing at all and sunbathing by the pool overlooking the sea carved into the rock is another alternative. A PRIMITIVE AND FESTIVE CULINARY EXPERIENCE Son Blanc’s cuisine is centered on simple, healthy, authentic, and local dishes. Indeed, they describe their cuisine as “primitive and festive”. Inspired by the earth and the sea, raw, fire-cooked, or pickled ingredients are served in a sparkling, salty, Mediterranean, vibrant, and spontaneous presentation. On the other hand, the hotel’s ecological practices are not merely in words. - They adopt zero waste. For this, they apply the composting method. - They resort to innovative systems to reduce consumption. Radiant ceiling panels used to heat and cool the building, and the nine geothermal wells... WE DESIRE TO DO THINGS ON OUR OWN SMALL SCALE, FOR BIG CHANGES Surrounded by endemic species of wild olive trees and pines, Son Blanc offers 15 rooms. As Benedicta and Benoit say, “This is more than a hotel; it is a family cottage that reconnects us to our essence, to our natural and social environment, and above all to ourselves”. Benoit has one more remarkable thing to say about Son Blanc, which he calls “a family journey”: “Our daughter, now eight years old, has grown up with this project and believes that Son Blanc is the fourth child in the family. In a way, she’s right. Because Son Blanc Farmhouse is the embodiment of a family journey. It is a way of molding the ambitions and dreams of Benedicta and me. It is also a way to share our environmental and social values with our children and other people. We just have a desire to do things on our own small scale to help with the big changes that the world needs to undertake”. L ondra’da yaşayan Benedicta Linares Pearce’in hayali her zaman şuydu: Doğduğu ada Menorca’yla daha fazla bağlantıda olmak… Benedicta’nın bu hayali ve adaya olan bağlılığı, Menorca’ya ilk seyahatinden sonra “adanın gizemli çekim gücüne” kapılan kocası Benoît’ya da geçti. Ve sonunda çift, adanın kalbinde iki ‘finca’ (İspanyolca “mülk” anlamında) satın aldı. İlk ‘finca’yı Es Bec d’Aguila ismiyle 2018’de, ikincisini yani Son Blanc Farmhouse’u ise eko-sürdürülebilir bir otel olarak 2023’te hizmete açtılar. Geleneksel bir çiftlik evini kendi kendine yeten bir modele dönüştüren Benedicta ve Benoît; ütopik topluluk temelli bu eko-oteli yaratmak için beş yıl uğraşmış. Tüm bu süreç boyunca da iklim değişikliğine karşı gerçek bir etki yaratmak için kendilerine meydan okumuşlar. Çiftin, Atelier du Pont’un kurucu ortağı mimar Anne-Cecile Comar ile tesadüfen bir araya gelmesi ise Son Blanc hikâyesinin diğer tamamlayıcı unsuru. Benedicta ve Benoît gibi Menorca’ya duygusal olarak bağlı olan Anne-Cecile; oteli tasarlarken Menorcan kili, bir İspanyol manastırından geri kazanılmış ahşap, yerel kireçtaşı olan marès ve seramik gibi lokal malzemeler kullanmış. Geniş zemin döşemeleri, kemerli açıklıklar ve tonozlu tavanlar gibi geleneksel mimariye ait özellikleri de aynen korumuş. TRAIL WALKS & GONG BATH Lokal taşlar ve onun oluşturduğu manzaralar hem adanın hem de Son Blanc’ın en önemli unsuru. Alçak taş duvarların eşlik ettiği patikalar boyunca yürümek Son Blanc’taki konaklamanız sırasında yapacağınız en şahane şey. Elbette sadece yürüyüş değil. Yoga ve meditasyon yapmak da mümkün ya da gong meditasyonuna (“gong bath”) katılıp başka boyutlarda gezinmek de… Ya da hiçbir şey yapmadan, kayaya oyulmuş deniz manzaralı havuzda güneşlenmek de bir başka seçenek. A PRIMITIVE AND FESTIVE CULINARY EXPERIENCE Son Blanc’ın mutfağı basit, sağlıklı, otantik ve yerel yemekler üzerine kurulu. Nitekim mutfaklarını “ilkel ve şenlikli” olarak tanımlıyorlar. Toprak ve denizden ilham alan mutfakta çiğ, ateşte pişmiş ya da salamura edilmiş malzemeler ışıltılı, tuzlu, Akdenizli, canlı ve spontane bir sunumla servis ediliyor. Öte yandan otelin ekolojik uygulamaları da sadece lafta değil. - Sıfır atığı benimsiyorlar. Bunun için kompostlama yöntemini uyguluyorlar. - Tüketimi azaltmak için yenilikçi sistemlere başvuruyorlar. Binayı ısıtmak ve soğutmak için kullanılan radyan tavan panelleri ve dokuz jeotermal kuyu gibi… WE DESIRE TO DO THINGS ON OUR OWN SMALL SCALE, FOR BIG CHANGES Etrafı yabani zeytin ağaçları ve çamlardan oluşan endemik türlerle çevrili Son Blanc’ta 15 oda yer alıyor. Benedicta’yla Benoit’nın dediği gibi, “Burası bir otelden öte, bizi özümüze, doğal ve sosyal çevremize ve özellikle de kendimize yeniden bağlayan bir aile kır evi”. Benoit’nın “bir aile yolculuğu” dediği Son Blanc için söylediği önemli bir şey daha var: “Şu anda 8 yaşında olan kızımız bu projeyle birlikte büyüdüğü için ailenin dördüncü çocuğunun Son Blanc olduğuna inanıyor. Bir bakıma haklı. Çünkü Son Blanc Farmhouse bir aile yolculuğunun somutlaşmış hali. Benedicta ve benim hırslarımıza ve hayallerimize şekil vermenin bir yolu. Aynı zamanda çevresel ve sosyal değerlerimizi çocuklarımız ve çevremizdeki diğer insanlarla paylaşabileceğimiz bir araç. Kendi küçük ölçeğimizde, dünyanın üstlenmesi gereken büyük değişimlere yardımcı olmak için bir şeyler yapmak istiyoruz” for more Print VOL XII - 2024 Out of Stock Add to Cart
- Seyahat
January 2023 | Travel | Vol VII english below MASSERIA MOROSETA yazı Onur Baştürk fotoğraflar Salva Lopez O penhouse dergisinin kurucularından Andrew Trotter’nin tasarladığı ilk mimari yapı olan Masseria Moroseta, Puglia kırsalının tam kalbinde, İtalyanlar’ın “Citta Bianca (Beyaz Şehir)” diye tanımladıkları büyüleyici Ostuni’ye sadece üç kilometre uzaklıkta. Masseria Moroseta, bölgede sıkça bulunan ve “masserie” olarak bilinen eski çiftlik evlerinden ilhamla yapılmış modern bir butik otel. Çoğunun yaşı 500’e kadar dayanmış zeytin ağaçlarının olduğu beş hektarlık bir arazinin içinde yer alan otelin yapımında geleneksel teknikler ve yerel malzeme kullanılmış. Sadelik ve basitlik ise tasarımın iki anahtar kelimesi olmuş. AVLUDAKİ UZUN MASALARDA AKŞAM YEMEĞİ Geleneksel çiftlik evlerinde olduğu gibi Masseria Moroseta’da her şey ortadaki avlunun etrafında şekilleniyor. Avluyu bölen ortadaki merdiven ortak alan ve odalara geçişi sağlıyor. Geniş avlu içinde gerçekleşen ve tüm misafirlerin toplu halde uzun masalara oturduğu akşam yemekleri ise Masseria Moroseta’nın olmaz olmazı. Şef Giorgia Eugenia Goggi bu akşam yemekleri için çiftlikte yetişen mevsimsel ürünleri her sabah dikkatli bir şekilde seçiyor ve ortaya her gün değişen geçici bir menü çıkıyor. Yemeklere eşilik eden zeytinyağı da otelin kendi zeytinliğinin üretimi. Şef Goggi, “Soğuk sıkım zeytinyağımız tartışmasız mutfağımızın kahramanı” diyor. EKOLOJİK TASARIM Masseria Moroseta’nın tasarım detayları da özenle düşünülmüş. Sadece görünüm olarak değil, ekolojik olarak da. Mesela tonozlu tavan, taş zemin ve geri dönüştürülmüş yalıtıma sahip 80 cm’lik duvarlar sayesinde otel kışın çok az ısıtmaya ihtiyaç duyuyor. Yazın da klima kullanımı neredeyse minimumda. Çünkü en sıcak günlerde bile içerisi serin oluyor. Ayrıca çapraz havalandırma pencereleri ile tüm alanların ekstra havalandırılmasına gerek kalmıyor. Güneş panelleri tüm otele yeterli elektrik ve ısıyı sağlıyor. Otelin organik çiftliğinde ise hem kendi su kaynakları var hem de yemeklerde kullanılan tüm malzemeler orada yetiştiriliyor. YAKIN MESAFEDEKİ NEFİS KASABALAR Otelden dışarı çıkınca keşfedilecek çok fazla şey var. Mesela arabayla 12 km uzaklıktaki Torre Guaceto. Yapılaşmadan uzak, korunmuş doğal plajlarıyla nefis bir denize sahip olan Torre Guaceto’yu bisiklet kiralayarak gezmek de mümkün. Otele kısa sürüş mesafesinde olan diğer kasabalar da birbirinden nefis: Cisternino, Alberobello, Martina Franca, Lecce ve tıpkı Ostuni gibi göz alıcı bir beyazlığa ve yerleşime sahip Polignano al Mare. MASSERIA MOROSETA writer Onur Baştürk photo Salva Lopez D esigned by Andrew Trotter, co-founder of Openhouse magazine, Masseria Moroseta is right in the heart of the Puglia countryside, just three kilometers from the charming Ostuni, which Italians call "Citta Bianca (White City)". Masseria Moroseta is a modern boutique hotel inspired by the old farmhouses commonly found in the area, known as the “masserie”. Traditional techniques and local materials were used in the construction of the hotel, which is located on a five-hectare land with olive trees, most of which are up to 500 years old. Simplicity and simplicity were the two keywords of the design. DINNER AT LONG TABLES IN THE COURT As in traditional farmhouses, everything in Masseria Moroseta is shaped around the central courtyard. The middle staircase dividing the courtyard provides access to the common areas and rooms. Dinners, which take place in the large courtyard and where all the guests sit at long tables, are a must at Masseria Moroseta. Chef Giorgia Eugenia Goggi carefully selects seasonal farm-grown produce for these dinners each morning, resulting in a temporary menu that changes daily. The olive oil that accompanies the meals is also the production of the hotel's own olive grove. “Our cold-pressed olive oil is the undisputed hero of our cuisine,” says Chef Goggi. ECOLOGICAL DESIGN The design details of Masseria Moroseta have also been carefully considered. Not only visually, but also ecologically. For example, the hotel needs very little heating in winter, thanks to the vaulted ceiling, stone floor and 80cm walls with recycled insulation. In summer, the use of air conditioners is almost at a minimum. It stays cool even on the hottest days. In addition, there is no need for extra ventilation of all areas with cross ventilation windows. EXCELLENT TOWNS NEARBY There is so much to discover once you step out of the hotel. For example, Torre Guaceto, which is 12 km away by car. It is also possible to visit Torre Guaceto, which has a beautiful sea with its protected natural beaches, away from construction, by renting a bicycle. Other towns within a short drive from the hotel are also delightful: Cisternino, Alberobello, Martina Franca, Lecce and Polignano al Mare, which has a striking whiteness and settlement just like Ostuni.
- Seyahat
April 2024 | Travel TR BELOW WHAT to DO and WHERE to GO in SICILY words Onur Baştürk Sicily was one of the islands I wanted to visit for a long time. The fact that the second season of White Lotus was set in Taormina in Sicily made me want to go even more and finally I found myself in Catania after a two-hour Turkish Airlines flight. Now here are my Sicily notes... NOTO Sicily's most baroque town, Noto, used to be somewhere else. After an earthquake in 1693 left the original city in ruins, it was rebuilt nearby, and no expense was spared. The resulting city is described as: "There are thousands of lovely old towns all over Sicily and Italy. But none more charming than Noto". And one more thing: Sicilians find the people in Noto more noble. "Because", they say, "it's all about the attitude in the 'passeggiata'" (Passeggiata is a word for walking slowly down the street. A kind of swaying walk). Anyway, there is one more place to visit after seeing Noto: Ragusa. Try to arrive in Ragusa at noon and have dinner at Ciccio Sultano before the service closes. This is a restaurant in the "don't leave without tasting" category. After Ragusa, I visited Modica which is very close. They said the chocolate here is very famous. Maybe because I am not a chocolate lover or maybe because I visited Modica after Noto and Ragusa, I did not love Modica. But if you visit here, it is essential to stop by Antica Dolceria and buy chocolate. SYRACUSE Syracuse has become one of my favorite places. Especially Ortigia, the peninsula at the edge of the city. There are some delicious concept shops here, as well as an unforgettable restaurant: Apollonion Osteria da Carlo. They have a menu of only four dishes. And they are all very good dishes. TAORMINA See Taormina from the top, from Castelmola. If you have time, visit the village of Savoca. Then go back to the center and try these restaurants: Osteria da Rita, Osteria Santa Domenica, Tischi Toschi and Anciovi, the lunch-only restaurant at the Four Seasons, home of the White Lotus. PALERMO At first glance, the capital Palermo looks very neglected, but that changes once you get inside and explore its streets. Because the real Sicilians are here! Especially compared to Taormina, this place is not so touristic. In this respect, it is possible to mingle with the locals. The most popular bar is Hic! La Folie du Vin. It is a wine bar and they sell all the wines grown on the island by the glass. What's more, it's crowded both inside and outside and as I said, you instantly mingle with Sicilians and become a "local"... I will recommend two other Palermo restaurants that are always frequented by locals: Bocum and Sardina PastaBar. Two important buildings to see while walking in Palermo are The Palazzo dei Normanni and The Cathedral of Monreale. Both of these buildings are "Sicilian Romanesque". In other words, an eclectic fusion of western and Arabic architecture. It is also recommended to stop for an espresso at the Mercato il Capo, Palermo's famous open-air market, and the café Ojda. Before I forget: Dine at Locanda Del Marinaio in Cefalù, an hour from Palermo. WHERE TO STAY - At the Zash Country Boutique Hotel in the Catania region, in the middle of vineyards and at the foot of Etna. - At Villa Igiea, an early 20th-century palace, a splendid Art Nouveau design heritage. - At Dimora Delle Balze, a 19th-century estate turned into a chic boutique hotel with a restaurant called Lumia, 15 minutes from Noto and my favorite hotel on the island. * Bu seyahatteki katkılarından ötürü Sestri Lifestyle & Travel ’e teşekkürler Uzun süredir gitmek istediğim adalardan biriydi Sicilya. White Lotus’un ikinci sezonunun Sicilya’daki Taormina’da geçmesi gitme isteğimi daha çok kanatlandırdı ve sonunda iki saatlik THY uçuşu sonrası kendimi Catania’da buldum. Şimdi buyurun Sicilya notlarına… NOTO Sicilya’nın en barok kenti Noto, aslında eskiden başka bir yerdeymiş. 1693’teki depremden sonra orijinal kent harabeye dönünce yakın mesafede kent yeniden yeniden inşa edilmiş ve bunun için hiçbir masraftan kaçınılmamış. Sonuçta ortaya çıkan kent için şöyle deniliyor: “Sicilya ve İtalya'nın her yerinde binlerce sevimli eski şehir var. Ama hiçbiri Noto'dan daha sevimli değil”. Bir şey daha: Sicilyalılar, Noto'daki insanları daha soylu buluyor. “Çünkü” deniliyor, “Her şey ‘passeggiata’daki tavırla ilgili” (Passeggiata, sokakta yavaş adımlarla yürüyüp gezinmek için kullanılan bir kelime. Bir tür, salınarak yürümek). Noto’yu gördükten sonra uğranacak bir yer daha var: Ragusa. Ragusa’ya öğle vakti gelmeye çalışın ve servis kapanmadan Ciccio Sultano’da yemeğe oturun. Burası “tatmadan dönme” kategorisinde bir restoran. Ragusa’dan sonra çok yakın olan Modica’ya da uğradım. Buranın çikolatası çok meşhur dediler. Belki çok çikolata delisi olmadığımdan belki de Noto ve Ragusa’dan sonra gittiğim için Modica’ya pek bayılmadım. Ama buraya uğrarsanız Antica Dolceria dükkânına uğrayıp çikolata almak elzem. SYRACUSE Syracuse ya da bir diğer seslenişiyle Sirakuza en sevdiğim yerlerden biri oldu. Özellikle kentin ucundaki yarımada Ortigia. Burada çok nefis konsept dükkânların yanı sıra unutulmaz bir restoran da var: Apollonion Osteria da Carlo. Sadece dört tabaktan oluşan bir menüleri var. Hepsi de birbirinden iyi tabaklar ve euro ödemenize rağmen fiyatlar İstanbul’daki popüler bir restorandan daha ucuz. TAORMINA Taormina’ya önce en tepeden, yani Castelmola’dan bakın. Vakit kalırsa Savoca köyüne uğrayın. Sonra da merkeze dönüp şu restoranları deneyin: Osteria da Rita, Osteria Santa Domenica, Tischi Toschi ve White Lotus’un mekanı Four Seasons’ın sadece öğlenleri açık olan restoranı Anciovi. PALERMO Başkent Palermo ilk bakışta çok bakımsız duruyor, ama içine girip sokaklarını keşfedince durum değişiyor. Çünkü gerçek Sicilyalılar burada! Özellikle Taormina’ya göre burası o kadar turistik değil. Bu açıdan lokallerle kaynaşmanız mümkün. En popüler barı açıklıyorum: Hic! La Folie du Vin. Bir şarap barı ve adada yetişen tüm şarapları kadeh olarak satıyorlar. Dahası, hem içerisi hem de dışarısı kalabalık ve dediğim gibi Sicilyalılarla anında kaynaşıp “lokal” oluyorsunuz… Hep lokallerin gittiği iki Palermo restoranı daha önereceğim: Bocum ve Sardina PastaBar. Palermo’da yürüyüş yaparken görülmesi gereken iki önemli yapı ise The Palazzo dei Normanni ve The Cathedral of Monreale. Bu iki yapı da “Sicilian Romanesque”. Yani batı mimarisi ile Arap mimarisinin eklektik bir füzyonu. Palermo’nun meşhur açık hava pazarı Mercato il Capo ve Ojda isimli kafede espresso molası vermek de ayrıca tavsiye. Unutmadan: Palermo’ya bir saat uzaklıktaki Cefalù’daki Locanda Del Marinaio’da yemek yiyin. NEREDE KALMALI - Catania bölgesinde, Etna’nın eteğinde yer alan Zash Country Boutique Otel’de. - 20. yüzyıl başlarında bir saray olan, görkemli bir Art Nouveau tasarım mirası olan Villa Igiea’da. - 19. yüzyıldan kalma bir mülkün şık bir butik otele çevrilmiş hali olan, Lumia isimli restoranı ayrıca nefis, Noto’ya 15 dakika uzaklıkta, adadaki en favori otelim olan Dimora Delle Balze’de.
- Seyahat-117 | Yuzu Magazine
July 29, 2025 | TRAVEL VILLA MIRAÉ: a RIVIERA EDIT words Laura Cottrell photos Alexandre Tabaste Tucked away in the pine-covered hills of Cap d’Antibes, a storied mansion once known as Impérial Garoupe has been quietly reimagined as Villa Miraé—a five-star hideaway where design, craftsmanship, and a Riviera state of mind converge. Now part of the Relais & Châteaux collection and under the wing of Inwood Hotels, the newly unveiled Villa Miraé is the vision of Oscar Lucien Ono, founder of Maison Numéro 20, who brings his signature blend of poetic modernity and old-world finesse to the French Riviera. This isn’t just a renovation—it’s a slow, sensorial unfolding. “A space should feel like a story,” says Ono. “It should move you—visually, emotionally, atmospherically.” And Miraé does exactly that. A PALETTE OF SEA, SUN, AND SCENTED GARDENS Each corner of the property is wrapped in a narrative of the Riviera’s most enduring elements: the sea, the sun, and gardens in full bloom. The story plays out in tones of ochre, blue, and green, threaded through thirty-five rooms—including eight suites with private terraces—each styled with intent and intimacy. Blush-toned walls, Roman tile roofs, and Burgundy stone floors give the hotel the air of a Provençal hamlet frozen in a golden hour. But make no mistake: this is quiet luxury at its most considered. Ono’s eye for craft is everywhere—hand-painted ceilings by Antonin Lamotte, bespoke mosaics by Friul Mosaïque, and sculptural Murano glass lighting that feels more like collectible art than decor. Maison Numéro 20 furnishings complete the picture: tactile, timeless, and effortlessly edited. WHERE DESIGN BECOMES ATMOSPHERE Villa Miraé’s design doesn’t shout—it hums. The reception space is soft and cinematic: rattan armchairs, linen-wrapped lanterns, a golden ceiling that nods to sunlit skies. A custom mosaic, suspended canvases, and light that drips like honey add depth and dimension. It’s a space that invites pause. True to his background as an ensemblier décorateur, Ono fuses architecture with decorative arts, emotion with function. His interiors are less about statement and more about story—anchored in materiality, light, and the subtle tension between contrast and calm. CULINARY POETRY BY MAURO COLAGRECO The Miraé experience extends beyond the rooms. It moves onto the plate, led by none other than Mauro Colagreco, the three-Michelin-starred chef behind the hotel’s two restaurants. Amarines, the evening destination, offers an immersive, ocean-inspired setting: sea urchin-shaped lights, mirrored surfaces, nacre ceilings, and hand-painted details that play with reflection and rhythm. Miraé, the sun-drenched all-day spot, leans into Riviera ease—terrace seating, local flavors, and the kind of laid-back elegance that defines la dolce vita. A MODERN CLASSIC ON THE COTE D’AZUR With Villa Miraé, Oscar Lucien Ono doesn’t just design rooms—he creates moments. Moments that whisper of another time, another pace. Where light, texture, and stillness invite you to slow down, disconnect, and rediscover the art of living well.
- TRAVEL
May 2023 | Travel | Vol 9 TR below BORGO GALLANA words Alp Tekin photos Salva Lopez Does the desire to leave eventually turn into a longing to return? If you were born and raised in Puglia, the answer is probably yes! Giuseppe De Vanna’s life is the perfect example. Born in this enchanting region, Giuseppe moved to Milan at 18, driven by dreams of discovery and a desire to explore the world. But as he puts it: “Life, like nature, is cyclical. The urge to leave transforms into the urge to come back. The best moments of my life are tied to Puglia—the return to family, summers by the sea, the unique light of the region, the olive trees, and the sound of cicadas.” Today, Giuseppe runs Borgo Gallana, a boutique hotel nestled among olive trees in the countryside of Oria, one of Puglia’s oldest historic towns. A CELEBRATION OF SIMPLICITY Borgo Gallana consists of three traditional stone houses, which Giuseppe describes as “the embodiment of my memories, my happy place, my mother’s beloved Puglia, and my grandmother’s humble Puglia.” To achieve this authenticity, he collaborated with Studio Andrew Trotter for the design. “Andrew brought Puglia’s simplicity to life by working with local materials, artisans, and traditional building techniques,” Giuseppe explains. A GARDEN DEDICATED TO THE MEDITERRANEAN ECOSYSTEM The houses—Casa Camino, Casa Luce, and Casa Limone—each feature a private garden, an outdoor lounge with a stone bathroom and a second kitchen with a barbecue. The central courtyard hosts a swimming pool surrounded by olive trees and aromatic plants. Artists Cosimo Terlizzi and Damien Modolo, founders of Lamia Santolina, envisioned Borgo Gallana’s garden as a tribute to the Mediterranean ecosystem. Alongside ancient olive trees, they planted native and endemic species to revive and enrich the region’s botanical heritage. DESIGN ROOTED IN LOCALITY Studio Andrew Trotter employed vaulted ceilings and concrete floors throughout the three homes. The primary construction material is local sandstone, known as tufo. The bathroom sinks and kitchen counters were also custom-designed by Trotter and crafted locally. The interiors are furnished with timeless brands like Frama, Lumina, Bongio, Tine K, and Gervasoni, alongside locally crafted tableware by Nicola Fasano. Outdoor spaces feature black metal wall lights designed by Studio Andrew Trotter. PUGLIA’S MUST-VISIT TOWNS While staying at Borgo Gallana, don’t miss the chance to explore these charming towns: - ALBEROBELLO Famous for its whitewashed trullo houses—traditional stone huts with conical roofs—this village, located about an hour south of Bari, can easily be explored in a day. - POLIGNANO A MARE Situated on limestone cliffs along the Valle d’Itria coastline, this picturesque town features centuries-old churches, ivy-covered houses, and Italy’s most photographed beach: the pebble cove beneath the Ponte Borbonico di Lama Monachile bridge. - OSTUNI Known as the “White City,” Ostuni is a 40-minute drive down the coast from Polignano a Mare. Sip a Negroni at one of the bars lining its cobblestone streets, then savor exquisite dishes at Piazzetta Cattedrale. - LECCE A baroque gem in Italy’s heel, Lecce offers culinary delights like Rosalba de Carlo’s renowned Alle due Corti and innovative dishes at Arte dei Sapori. Don’t miss La Scarpetta’s romantic garden or the heavenly pastries at Pasticceria Natale. - VIESTE Perched dramatically on cliffs, Vieste is a dream for photographers. Before leaving, visit Castello Beach for stunning views. - MARTINA FRANCA Quieter than its neighbor Alberobello, this charming town is home to the must-see Basilica di San Martino. - AND MORE... Explore hidden gems like Monopoli, Locorotondo, Gallipoli, and Trani for a complete Puglian experience. Gitme arzusu bir süre sonra geri dönme arzusuna dönüşür mü? Eğer Puglia’da doğup büyüdüyseniz dönüşebilir! Giuseppe De Vanna’nın hayatı bunun en güzel kanıtı. Bu bölgede çocukluğunu geçiren Giuseppe hayallerini gerçekleştirmek vedünyayı keşfetme arzusuyla 18 yaşında Milano’ya taşınıyor. Gerisini onun ağzından dinleyelim: “Doğanın bize öğrettiği gibi, hayat döngüsel. Gitme arzusu, geri dönme arzusuna dönüşüyor. Çünkü hayatımın en güzel anları Puglia’da geçirdiğim zamanla bağlantılı. Aileye dönüş, yazı deniz kenarında geçirmek, bölgedeki eşsiz ışık, zeytin ağaçları ve ağustos böcekleri”. Ve şimdi Giuseppe’nin Puglia’nın en eski tarihi kasabalarından biri olan Oria’nın kırsalında, zeytin ağaçları arasında yer alan bir butik oteli var, Borgo Gallana. Üç geleneksel taş evden oluşan Borgo Gallana için, “Anılarımın somutlaşmış hali, mutlu olduğum yer, annemin biricik Puglia’sı ve anneannemin sade Puglia’sı” diyor Giuseppe. Bu sadelik ve özgünlük için Borgo’nun tasarımcısı olarak Studio Andrew Trotter’ı seçmiş Giuseppe De Vanna. “Çünkü” diyor, “Andrew yerel malzemeleri, zanaatkârlarımızı ve geleneksel inşaat yöntemlerini kullanarak Puglian sadeliğini yorumladı”. AKDENİZ EKOSİSTEMİNE ADANAN BAHÇE Casa Camino, Casa Luce ve Casa Limone... Bunlar Borgo Gallana evlerine verilen isimler. Her evin kendine ait özel bahçesi, barbekülü ikinci bir mutfağı ve duşlu taş banyo içeren açık hava dinlenme alanı var. En büyük avluda ise zeytin ağaçları ve şifalı bitkilerle çevrili bir yüzme havuzu bulunuyor. Lamia Santolina’nın kurucusu olan sanatçılar Cosimo Terlizzi ve Damien Modolo, Borgo Gallana’nın bahçesini Akdeniz ekosistemine adanmış bir alan olarak hayal etmiş. Asırlık zeytin ağaçları arazisine ekilen lokal endemik bitkiler, kaybolma riski taşıyan bitki hafızasını da yeniden çeşitlendirme ve zenginleştirmeye yönelik. Studio Andrew Trotter üç evin tümünde tonozlu tavan ve beton zeminler kullanmış. Yerel kumtaşı “tufo” ise yapıların yapımındaki ana malzeme. Ayrıca banyo lavabolarıyla mutfak tezgâhları da yerel üretim ve Studio Andrew Trotter tasarımı. İç mekanlarda Frama, Lumina, Bongio, Tine K, Gervasoni ve yerel sofra takımı Nicola Fasano gibi markalara yer verilmiş. Dış mekanlardaki siyah metal duvar lambası ise yine Studio Andrew Trotter tasarımı. PUGLIA’NIN GÖRÜLMESİ GEREKEN KASABALARI Borgo Gallana’da kalacağınız süre boyunca bu kasabalara mutlaka uğrayın... - ALBEROBELLO Beyaz badanalı “trullo” evleriyle tanınıyor. Trullo, konik çatılı geleneksel taş kulübelere verilen isim. Bari’nin yaklaşık bir saat güneyindeki bu köy, bir günde keşfedilecek kadar küçük. - POLIGNANO A MARE Valle d’Itria kıyısındaki kireçtaşı kayalıklar boyunca uzanan bu kasaba; asırlık kiliselere, sarmaşık ve kaktüslerle kaplı kireçli evlere çıkan dolambaçlı sokaklara sahip. Burası aynı zamanda İtalya’nın en çok fotoğrafı çekilen plajına da ev sahipliği yapıyor: Ponte Borbonico di Lama Monachile köprüsünün altında yer alan çakıllı koy. - OSTUNI “Beyaz şehir” olarak da bilinen bu kasaba, Polignano a Mare’den çıkınca sahilden yaklaşık 40 dakika aşağıda. Ostuni’de şu iki şey mutlaka yapılmalı: Arnavut kaldırımlı sokaklarında sıralanan barlardan birinde Negroni yudumlamak, sonra da Piazzetta Cattedrale’deki nefis yemeklerin tadına bakmak. - LECCE İtalya’nın topuğunda barok tarzdaki Lecce’de önce Rosalba de Carlo’nun meşhur Alle due Corti isimli restoranına uğrayın. Daha sonra Le Zie Trattoria’daki taze otlu günlük orecchiette’yi ve geleneksel tarifleri modern bir şekilde yorumlayan Arte dei Sapori’yi deneyin. La Scarpetta’nın romantik bahçesinde takılın. Vakit kalırsa Caffè Alvino ve Garibaldi bahçelerinin hemen dışındaki Pasticceria Natale’nin tatlılarını da öneririz. - VIESTE Kayalıklara yapışmış gibi duran eski binalar ve denizin üzerinde yükseliyor gibi görünen bir kasaba Vieste. Burada fotoğraf çekmek büyük zevk! Castello Plajı’na uğramadan Vieste’den ayrılmayın. - MARTINA FRANCA Komşusu Alberobello’dan daha az bilinen bu köyde Basilica di San Martino mutlaka görülesi. - VE DİĞERLERİ Monopoli, Locorotondo, Gallipoli ve Trani... for more Print VOL IX - 2023 Out of Stock Add to Cart
- Seyahat
Mart 2022 | Seyahat | İtalya | Vol II PUGLIA’nın en iyi saklanan lüks sırrı Yazı | Alp Tekin İ talya’nın Puglia bölgesinin yeni tasarım otellerinden Palazzo Daniele, aslında 159 yıllık bir aile sarayının otele dönüştürülmüş hali. Çağdaş sanat küratörü Francesco Petrucci’nin ailesinin 1861’de inşa ettiği bu ev, son bir yıldır bölgenin en lüks ve dikkat çeken mekanı. ESKİYLE YENİ ARASINDA DENGE Palazzo Daniele eskiyle yeni arasında denge sağlamayı başarmış nadir otellerden. Dokuz süiti olan Palazzo, ünlü otelci Gabriele Salini’nin yeni oluşturduğu GS Collection ile Milanolu tasarım stüdyosu Palomba Serafini Associati tarafından yeniden tasarlanıp güncellenmiş. Böylece minimalizmle 19. yüzyıl ihtişamının uyumlu bir kombinasyonu çıkmış ortaya. Bir yandan sarayın yüz yıllık fresklerine huzur içinde bakıyor bir yandan da Marakeş’ten getirtilen ketenlerin, Japonya’dan alınmış bakır çaydanlıkların mekanla uyumuna hayran oluyorsunuz. Petrucci’nin kendi sanat koleksiyonundan bahsetmeye bile gerek yok. Koleksiyondan seçilen eserler Palazzo’nun her yanını süslüyor. Süitlerin her birinde Claudio Abbate, Eva Jospin ve Christian Frosi gibi çağdaş sanatçıların eserlerinin yanı sıra, mekanı aydınlatarak pratik bir amaca da hizmet eden Simon d’Exea imzalı olağanüstü tasarlanmış ışık kutularına yer verilmiş. YAĞMUR DUŞU Süitlerden birinde yer alan yağmur duşu ise İtalyan sanatçı Andrea Sala tarafından tasarlanmış. Altı metre yüksekliğindeki tavandan akan suyun yarattığı ambiyans, yaşayan bir enstalasyon gibi. HER YIL ORADA: CAPO D’ARTE Puglia’nın Salento bölgesindeki Gagliano del Capo köyündeki otel, iki farklı kıyıya açılan bir kapı aynı zamanda: Adriyatik’in kayalık kıyı şeridiyle İyonya Denizi’nin kumlu plajlarına... Palazzo Daniele’nin bulunduğu köy gastronomi duraklarının bolluğu ve uluslararası sanat gösterisi Capo d’Arte’yle de meşhur. Nitekim Capo d’Arte yine Petrucci’nin organize ettiği bir etkinlik. Bu sanat etkinliği sayesinde bölge yavaş yavaş daha çok duyulmaya başladı. Buna rağmen 2019’un nisan ayında açılmış Palazzo Daniele hâlâ Puglia’nın “en iyi saklanan sırrı” olarak biliniyor. Unutmadan: Helen Mirren’ın otele çok yakın mesafedeki Tricase kasabasında barı var. Eeğer giderseniz oraya da uğramayı ihmal etmeyin. Tamamı için... Print YUZU MAGAZINE - II Out of Stock View Details No product
- Seyahat
Ekim 2021 | Seyahat | Vol V PIEMONTE’DE TRÜF AVI Yazı | Nalan Miri Sözer H er yıl ekim ayında yağan yağmurlardan sonra İtalya’da nefesler üç hafta boyunca “White Truffle” için tutuluyor. Ben de beyaz trüf ziyafeti çekmek ve köpeklerle çıkılan trüf avı heyecanını yaşamak için ikiz oğullarım Deha ve Yekta ile beraber her yıl soluğu Kuzey İtalya’nın Fransa sınırındaki Piemonte’de (Piedmont diye de geçiyor) alıyorum. “Yeni Toskana” olarak adlandırılan İtalya’nın bu bölgesi beyaz trüf mantarının yanı sıra dünyaca ünlü şaraplarıyla biliniyor. Bu nedenle maceracı gurmeler ekim ayından aralık başına kadar Piemonte’ye akın ediyor ve bağlar arasında kaybolarak Kuzey İtalya’nın rafine mutfağını deneyimliyor. Pastoral güzelliği ve verimli topraklarının aurasıyla insanı hemen etkisi altına alan Piemonte, tepeler üzerine kurulmuş Ortaçağ köyleri, uçsuz bucaksız nefis bağları, gurme restoranları ve ‘winery’leri ile heyecan veren bir destinasyon. Sessiz, sakin, iddiasız... Devamı için... Print YUZU MAGAZINE - V Out of Stock View Details
- Seyahat
Haziran 2020 | Seyahat | Türkiye TEKNEYLE YUNAN ADALARI Yazı | Özlem Avcıoğlu Y unan Adaları’na yıllardır tekneyle gittiğim için en önemli kuralı artık biliyorum: Durman ve durmaman gereken koylar! Çünkü duracağınız koy tatilinizin mükemmel geçmesini de sağlayabilir, gittiğiniz adadan hiç hoşlanmamanızı da… Karada olduğunuz zaman gidip sevdiğiniz plajlar tekneyle durmaya hiç elverişli olmazken, karadan ulaşamayacağınız turkuaz renkli sularda tekne sayesinde yüzebilir, uyanır uyanmaz suya atlayıp denizin üstünde olma keyfini çıkarabilirsiniz. O zaman hazırsanız tekneyle Yunan Adaları turuna çıkalım. Ne de olsa bu yaz tekneyle açılmak en popüler tatillerden biri olacak! Devamı için: YUZU MAGAZINE Volume.I / YAZ PDF olarak görüntülemek ve kaydetmek için tıklayınız! HIGH LOW STİL | Kategorinin diğer yazıları Bir Edition üçlüsü: Sanat, parti ve iyi yemek Bodrum’a sürpriz: Dioriviera pop-up Emre Buga’nın stil atlası İçinden Aman stili geçen bir rüya Janus mu alırdınız Glassafe mi? Köprü + Heykel + Galeri: The Twist İstanbullu Tilda Swinton’ın ‘athleisure’ tarzı Fütüristik otel ‘Svart’ın açılmasına az kala Murat Süter’in ‘lacivert’ sırrı ‘Parazit’in evi aslında gerçek değildi Evi değiştir: Blush mı Green Benjamin mi? Edwina Sponza’nın stil kodları Korona Sonrası Şehir Tabelaları ‘Beslenme farkındalığınız’ ne durumda? Bodrumlu Uzakdoğulu: Leleg Living Bu yazın başrolünde: Soho Roc House Korona günlerinde yaratıcı bir ‘karton’ masa!
- Seyahat
Haziran 2020 | Seyahat | İzlanda Santorini’de uçurum kenarı süiti Yazı | Alp Tekin T atilde doğal konforun ve tasarımı sevenlerin hep aklında olan yerlerden biridir Coco-Mat Eco Residences. Yunanistan’ın Serifos Adası’nda bulunan Coco-Mat’ın, bulunduğu doğayla uyumlu doğal mimari anlayış gerçekten hayranlık vericidir. Ama Coco-Mat’ın bu yaz ilk kez kapılarını açan bir oteli daha var ki, sanırım Serifos’taki otel bir süreliğine unutulacak! Santorini adasındaki bir uçurumun içinde yer alan Nature Eco Residences. Uçurumun içinde derken, 15 süitten oluşan otelin bazı odaları gerçekten de uçurumdaki kayalığın içine oyularak yapılmış! Yani bir tür uçuruma inşa edilmiş modern mağaralarda kalınıyor desek yanlış olmaz. Üç tip süit var Nature Eco’da. Sunset, sunset private garden ve infinity residence. Özellikle 60 metrekarelik infinity residence tam anlamıyla kayanın içine inşa edilmiş. Tüm odalar deniz ya da volkan manzarasına sahip. Odaların bazılarında balkon, bazılarında teras ya da özel açık hava jakuzileri var. Süitler vintage dekorasyon ürünleri, toprak tonlarındaki ahşap ve el yapımı mobilyalarla dekore edilmiş. Odaların çizgisi tipik Santorini mimarisine özgü düz çizgiler, ustalıkla yapılmış keskin beyaz eğrilerden oluşuyor. Otelin mimarı George Zafiriou’nun üzerinde durduğu tek bir şey var, o da gösterişsizlik. Bir de en ilkel olana geri dönme. Bunda başarılı olduğu da gün gibi ortada… SEYAHAT | Kategorinin diğer yazıları İzlanda’nın Sırları Rota Karadeniz, hedef ‘doğal izolasyon’ Zamanın durduğu şehir: Harar Kyoto’da bir ‘ryokan’da kaldım Karavan tatiline dair merak ettiğiniz her şey Issızlığın ortasındaki 10 inziva oteli Açıl susam açıl: Marakeş Test sonucunu göstererek uçağa bineceğiz Asya’nın mistik kapalı kutusu: Myanmar Tsipouro içmeden o adadan dönmeyin! Issız kanyonun ortasında: Amangiri Mars'a gitmiş kadar oldum! Buenos Aires’te yapmanız gereken 20 seksi şey
- Seyahat
Nisan 2020 | Seyahat Issızlığın ortasındaki 10 inziva oteli Yazı | Alp Tekin İ nsanlardan, medeniyetten uzakta, ıssız doğanın gerçek anlamda tam ortasında, konfor dozu yüksek ve bir o kadar da tasarım bir otelde kalmak! Salgından önce bu trend hali hazırda vardı. Hatta gün geçtikçe bu otellere bir yenisi ekleniyordu. Ama salgından sonra bu tarz otellere ilginin daha çok artacağı kesin gözüyle bakılıyor. Çünkü hem izolasyon ruhuna alıştık hem de salgının öyle bir günde sona ermeyeceği anlaşıldı. O zaman, dünyanın farklı yerlerinden 10 inziva otelini tanıtacağımız listemize hoş geldiniz! İşte radarımıza takılanlar. Bir gün belki bu otellerin birinde rastlaşırız, belli mi olur? 1. THE ARCTIC HIDEAWAY / Norveç Norveç’in kuzeyindeki Bodo kasabası açıklarında 360’a yakın küçük adadan oluşan Fleinvær takım adaları var. İşte o adalardan birinde yer alıyor ıssız otel The Arctic Hideaway. Adada otelden başka bir şey yok! Ulaşım Bodo’dan kalkan (o da her gün değil tabii) ferry ya da özel teknelerle. İzolasyonun zirve noktası diyebileceğimiz bu otel, elbette en çok kuzey ışıklarının görüldüğü ocak ve mart ayları arasında tercih ediliyor. Yaz aylarında ise muhteşem doğası için… Şık ve konforlu kabinlerinde 8 kişiye kadar konaklamaya da izin veriyorlar. 2. WILLOW HOUSE / Teksas Teksas’ta, ıssızlığın gerçekten de tam orta yerinde, şık ama doğayla dost bir otelde kalmak ister misiniz? Big Bend Ulusal Parkı’na çok yakın mesafede konuşlanmış Willow House. Geçen yılın son demlerinde açılan otel, son dönemin gözde kavramlarını dibine kadar uyguluyor: Doğayla tamamen uyumlu, sade ama aynı zamanda gerektiği kadar konforlu… 3. &BEYOND SOSSUSVLEI DESERT LODGE / Namibya İşte en çok ilgi gören ıssız otellerden biri! Dünyanın en eski çölü Namib’te yer alan otel sadece 10 odadan oluşuyor. Tüm odalar taş ve camdan yapılma. Çölde yapılan yürüyüşler ve geceleri gökyüzünde yıldızları incelemek için kurulmuş dev teleskop; otelin diğer seksi yanları… Tam anlamıyla dünyadan kopmak ve inzivaya çekilmek için en uygun yerlerden biri. Unutmadan: Namibya vizesi pek kolay alınmıyor. Gitmeden çok önce başvurmanız gerekiyor. Çünkü prosedürler çok uzun sürüyor. 4. ECOCAMP PATAGONIA / Şili Şili’deki Torres del Paine Ulusal Parkı’nın içinde 2001 yılında açılan EcoCamp, dünyanın ilk jeodezik kubbe oteli. Jeodezik kubbenin anlamı şu: Büyük dairelerin kesişmesi sonucunda oluşan çokgenler ızgarası. Bu otellere kısaca “bubble dome” da deniliyor. Gelelim EcoCamp’in esas şahane özelliklerine… Burada konaklarken Patagonya’nın temiz havası ve dağların büyüleyici manzarası eşliğinde trekking yapabilir, ata binip gezintiye çıkabilirsiniz. Ya da bir gün rafting yapıp bir başka gün şarap turuna dahil olabilirsiniz. Hiçbir şey yapmayıp sadece manzaraya bakarak sessizlik meditasyonu yapmanız da mümkün tabii. 5. SIX SENSES SHAHARUT / İsrail Spa marifetleriyle meşhur Six Senses grubunun son harikası, İsrail’in güneyindeki Negev Çölü’nde açılan Shaharut. Otelin en büyük artısı, tabii ki grubun ustalaştığı masaj dünyası. Gün boyu çöle karşı yeşil çay yudumlayıp masajla kendinden geçmek isteyenler için birebir burası! Otelin 58 süiti var. Bazılarının yapımı hala devam ediyor. Mimarı ise Daniella Plesner. 6. ANANTARA TOZEUR RESORT / Tunus Sahra Çölü’nün kıyısındaki otel geleneksel Tunus mimarisiyle güncel olanı birleştirmiş. Ortaya çıkan sentez harika! Özellikle gün batarken çölde yemek yiyip bir kadeh kırmızı şarap içmek gibi keyifli fantezileriniz varsa bu otelde mutlaka kalmanız gerekiyor. 7. POSADA BY THE JOSHUA TREE HOUSE / Arizona Saguaro Ulusal Parkı’nda, bir kaktüs cennetinin ortasında yer alan Posada’nın sadece 5 süit odası var! Hepsi birbirinden farklı ve şık. Odalar aynı zamanda kiralanabiliyor da… Bir mutlu çiftin, Sara ve Rich Combs’un eseri Posada. Yavaş yaşama felsefesini benimsedikten sonra çölün ortasında bu oteli kurmuşlar. Yani burası aynı zamanda evleri. Posada’ya ulaşım için en yakın havalimanı Tucson Havalimanı. Los Angeles ya da Las Vegas’tan buraya uçakla gelmek mümkün. Kaktüs ve çöl sevenler için ideal ıssızlıkta. Dahası, yemekleriyle iddialılar. 8. TREE HOTEL / İsveç Önce Stokholm’e uçuyorsunuz. Oradan da İsveç’in kuzey kutbu çizgisine yakın şehri Lulea’ya. İndiğinizde Tree Hotel’ciler sizi transfer araçlarıyla aldırıyor. Çünkü ormanın içinde Tree Hotel! Dahası, hepsi birbirinden farklı tasarımdaki kabinler yüksek ağaçların üzerine kondurulmuş. Bizim favorimiz “The UFO” ve “Mirrorcube” kabinleri. Hem yaz hem de kışları çok yoğun oluyor Tree Hotel. Çok önceden rezervasyon yaptırmakta fayda var. 9. AIRE DE BARDENAS / İspanya İspanya’da, Navarra bölgesindeki Bardenas Ulusal parkı içindeki otel hem tasarım süitleri hem de ‘bubble’ seçenekleriyle göz kamaştırıyor. Mimari açıdan bol ödüllü otelin sundukları aslında tüm ıssız otellerle aynı: Işığın hiç olmaması nedeniyle gökyüzündeki yıldızları net olarak görebilme imkanı ve uçsuz bucaksız bir doğa… 10. BUUBLE / İzlanda Sloganları şu: “Beş milyon yıldızlı otele hol geldiniz!” Haksız da değiller. Bu listedeki otellerden farklı olarak doğal ortamla aranızda sadece incecik bir kumaş parçası var. Çünkü balon kabinleri tamamen şeffaf. Ormanın içinde uyuyor gibi hissediyorsunuz. Kışın ayrı yazın ayrı zevki var bu otelde konaklamanın. BONUS OTEL: Amangiri Aman grubunun en gözde ıssız otellerinden biri Amangiri. Hatta bu ıssız otel akımını başlatanlardan. En yakın kasabaya (Page) 25 dakika uzaklıktaki Amangiri, filmlerde gördüğümüz o şahane kanyonların tam da dibinde… Bu yüzden tırmanış, yürüyüş yapmak için en ideal ıssız otellerden biri burası. Süitlerin yanı sıra önümüzdeki nisan ayında Amangiri’nin Camp Sarika adı altında ‘glamping’ çadırları da açılıyor. Süitlere beş dakika uzaklıktaki bu çadırlar doğayla daha çok baş başa kalmak isteyenler için tasarlanmış. Amangiri’yle ilgili daha fazla ayrıntı okumak isterseniz Özlem Avcıoğlu’nun Amangiri’deki konaklama deneyimini anlattığı bu yazısına mutlaka GÖZ ATIN… SEYAHAT | Kategorinin diğer yazıları İzlanda’nın Sırları Rota Karadeniz, hedef ‘doğal izolasyon’ Zamanın durduğu şehir: Harar Kyoto’da bir ‘ryokan’da kaldım Karavan tatiline dair merak ettiğiniz her şey Issızlığın ortasındaki 10 inziva oteli Açıl susam açıl: Marakeş Test sonucunu göstererek uçağa bineceğiz Asya’nın mistik kapalı kutusu: Myanmar Tsipouro içmeden o adadan dönmeyin! Issız kanyonun ortasında: Amangiri Mars'a gitmiş kadar oldum! Buenos Aires’te yapmanız gereken 20 seksi şey
- Seyahat
May 2023 | Travel | VOL VIII english below Yazı Oktay Tutuş AMAN NEW YORK New York’un sessizlik vahası A man Resorts sessiz, sakin ve gizli saklı noktalarda açtıkları otellerinin yanı sıra özenli servisiyle bilinen bir marka. Ama 2014’te bir sürpriz yapıp Tokyo’nun ortasında otel açtılar. Şimdi de New York’un orta yerinde yaz sonu açtıkları yeni otelle ezber bozmaya devam ediyorlar. Aman New York, Manhattan Adası’nın ortasında 5. Cadde ve 57. Cadde’nin kesiştiği noktada yer alan Crown Building’i kendine mesken seçtiğinde herkes binanın neye benzeyeceğine dair meraktaydı. MoMA’nın ilk evi olan bu 100 yıllık bina hem tarihi hem de mimari açıdan bir cevher olarak lanse edildiğinden, onun bu mirasa uygun yenilenip yenilenmeyeceği soru işaretiydi. Bu iş için Aman Resorts, daha önce de birlikte çalıştığı Jean-Michel Gathy ve stüdyosu Denniston Architects’e 25 katlı binayı 82 süit ve 22 rezidans oluşturacak şekilde dönüştürme işini teslim etti. Açılışta görüldü ki, usta işi bir renovasyon ve adeta yeniden yaratılmış bir ambiyansla kapılarını açan otelin “Şehir içinde sessiz bir vaha” vaadi gerçekmiş! New York’un ortasında bir sessizlik ve rahatlama hissi yaratmak için cam ve ses yalıtımı gibi unsurlar, bina genelinde minimalist bir renk ve malzeme paletiyle birleştirilmiş. Meşe, ceviz ve tarçın; ahşap kaplamalar, zeminler, kapılar ve özel mobilyalar için kullanılmış. Bronz, pirinç, paslanmaz çelik ve karartılmış çelik ise sıcaklık katmak için kullanılan metaller olmuş. Markanın Asyalı olmasının referansları; dokuma rattan sepetleri andıran bir desenle döşenmiş dokulu taş zeminler dahil olmak üzere çeşitli detaylarda gizlenmiş. Her süitte Hasegawa Tōhaku’nun 15. yüzyıldan kalma sanat eseri Pine Trees’den ilham alan büyük bir duvar resmi olması da yine markanın Asyalı köklerine saygı duruşu niteliğinde. Jean-Michel Gathy daha önce Aman’ın Grand Canal üzerinde bulunan Venedik otelini de yeniden tasarlamak üzere görevlendirilmişti. Gathy’le yaptığım röportaja, bu iki tarihi binayı karşılaştırmasını isteyerek başlamayı tercih ettim. VENEDİK VE NEW YORK ARASINDA FARK VAR Bugüne dek Aman Resorts ile birçok projeye imza attınız. Sanıyorum Aman Venice hariç tasarım anlamında diğerlerinde oldukça özgür bırakılmıştınız. Bu açıdan bakacak olursak, Aman Venice ile Aman New York arasında benzerlikler var mı? Çünkü her iki projede de mevcut bir tarihi yapının modern bir forma dönüştürülmesi ihtiyacı vardı. İki otelden hangisi daha zordu? Ne demek istediğinizi anlıyorum, renovasyon açısından benziyorlar ama tasarlanan ürün açısından benzerlik yok. Aman Venice tamamen tarihiydi. Hem teknik özellikler hem de zemin, duvar, tavan desenlerinin ve pervazların işlenmesi nedeniyle yenilenme süreci son derece zordu. Ama yapısını değiştirmedik, duvar ve tavana dokunmadık. Çünkü geçmişin dışında tamamlayıcı olmak zorundaydık. Yaptığımız şey gerçekten olağanüstü karmaşıktı ama olağanüstü bir sözleşmeye sahip olduğumuz için çok şanslıydık. New York ise çok farklı. New York’ta bomboş bir yerimiz vardı ve bu bomboş mekanın içini yeniden inşa etmek zorunda kaldık. Boş olduğunda New York’u Venedik’e benzetebilirsiniz. Ama kaplamalar vs. açısından kıyaslanamaz. New York’un tasarımı zordu. Çünkü çok sayıda kod, çok sayıda düzenleme vardı. Yangın kodlarını biliyorsunuz. Sonra erişim kodlarınız var, dikey sirkülasyon var. Bunlar Venedik’te yoktu. Şimdi açıkçası özet olarak zor, ama bu bir tasarım sorunu. Her iki mülkün de yükselttiğimiz mevcut mülkler olduğu bir gerçek. Ancak yükseltme seviyeleri farklı: Aman Venice temelde daha fazla dekorasyon, Aman New York ise daha çok iç tasarımdı. New York’un ortasındaki bir binanın işlevsel olarak yeniden tasarlanma süreci nasıldı? Mesela binanın geçmişinin tasarımınıza etkisi oldu mu? New Yorklu bir binayı güzel bir otele dönüştürmek zordu. Mesela asansörlerin konumu bizim için zordu. Oda boyutları ve pencerelerin konumu da öyle... Düzgün bir otel tasarlarken pencerenin yatak odasına akıllıca uyduğundan emin olmak istersiniz. Hepsi teknik şeyler... Onun dışında erkeksi bir tasarım yarattık. New York’un erkeksi bir yer olduğunu unutmayın. New York ‘hardcore’ ve zorludur! KİMSENİN FARKETMEYECEĞİ TEMEL BİR ŞEY VAR New York projesiyle ilgili pek çok kişinin bilmediği ve bize de anlatabileceğiniz bir detay var mı? Kimsenin anlayamayacağı ya da farketmeyeceği temel bir şey var. Bence çok etkili: Batıda bir odadan diğerine bir kapıdan geçilir. Batı budur. Asya’ya giderseniz, mekanlar duvarların aksine ayrı ya da ekranlarla bölünür. Eski binalarda perdelerle ayrılmış birbirinden güzel köşkler vardır. Aman bir Asya markası, aslen Asya DNA’sına sahip. Ve bir Batı ülkesinde bir Asya ürünü üretiyoruz. Bu yüzden projede ekranlarla eksiksiz bir kompozisyon oluşturmaya karar verdim. Lobide bekleme alanı ve merdivenleri ayıran ekranlarla karşılaşıyorsunuz. Her yerde ekranlar göreceksiniz. Ve bu ekranlar aslında Asya’ya gönderme yapıyor. Bir tasarımcı olarak bu projede sizi en çok ne tatmin etti? Sanırım beni tek bir unsur tatmin etmiyor. Eksiksiz proje ve tasarımın bütünlüklü dili olması gerekiyor. Aman’ın birbirine bağlı bir dil var. Onu huzurlu yapan da bu. Hiçbir yerde bir ülkeden diğerine gittiğinizi hissetmiyorsunuz. Tek bir ülke. Dengeli, uyumlu bir tasarımdan diğerine geçiyorsunuz. Malzemeler ve renkler tutarlı. Bu da ürünü huzurlu kılıyor. BİR GECEDE SIFIRDAN 100’E ÇIKMADIM Dünyaca ünlü bir süperstar mimar ve tasarımcı olarak tanınmak sizi ve işinizi nasıl etkiliyor? Bir süperstar olduğumu söyleme nezaketini gösteriyorsun, ama ben kendime o gözle bakmıyorum. Mesleğimle tamamen sorunsuz bir şekilde büyüdüğümü düşünüyorum. Bir gecede sıfırdan 100’e çıkmadım. Aşamalı olarak iyi bir piyanist olduğunuzda bunun hayatınızın bir parçası olduğunu kabul edersiniz. Elimden gelenin en iyisini yaparım. Ben bir yıldız değilim. Yaptığım şey tutarlı olmak. Şirketi kurduğumuzda hiç hata yapmadık. Bugün sahip olduğumuz itibar bunun sonucu. İşini iyi yaptığında bir yıldız olmuyorsun. Sadece işini en iyi şekilde yapmaya çalışmalısın. Kişisel olarak, aslında çok düşük profilliyim. Çok özel bir hayatım, eşim ve çocuklarım var. Mahremiyetlerine saygı duyuyor ve asil biri olmaya çalışıyorum. Pazarım nedeniyle çok bağlantım var. Bu insanlarla tanışmak için birçok yere davet ediliyoruz. Normal bir hayat yaşayarak işimin yoğunluğuna ayak uyduruyorum. Aile hayatının sağlığım için önemli olduğunu düşünüyorum. Eşim ve ben safarileri severiz. Tutkumuz, arabayı kırsala sürmek ve bir yerde yemek yemek için durmak. Temelde basit biriyim. Words Oktay Tutuş AMAN NEW YORK New York’s Oasis of Silence A man Resorts is a brand known for its elaborative service, as well as the hotels they open in quiet, peaceful and secret locations. However; in 2014, they made a sur prise and opened a hotel in the center of Tokyo. Now, they continue to break the routine with the new hotel they opened in the middle of New York at the end of the summer. When Aman New York chose the Crown Building, which is located at the intersection of 5th and 57th Streets in the middle of Manhattan Island, everyone was curious about what the building would look like. Since this 100-year-old building, the first home of MoMA, was touted as a substance in terms of both history and architecture, it was a question mark whether this building would be renovated in accordance with this heritage. For this work, Aman Resorts handed over to former collaborator Jean-Michel Gathy and his studio Denniston Architects the job of transforming the 25-floor building to create 82 suites and 22 residences. At the opening, it was seen that the promise of a “quiet oasis in the city” of the hotel, which opened its doors as a result of a masterful renovation and with an almost recreated ambiance, came true! Components such as glass and soundproofing are combined with a minimalist color and material palette throughout the building to create a sense of silence and relaxation in the middle of New York City. Oak, walnut and cinnamon are used for wood veneers, floors, doors and custom furniture. Bronze, brass, stainless steel and blackened steel were the metals used to add warmth. References to the brand’s Asianness are hidden in diversified details, including textured stone floors laid in a pattern reminiscent of woven rattan baskets. In each suite, there is a 15th-century artwork of Hasegawa Tōhaku, inspired by Pine Trees stands in another homage to the brand’s Asian roots and is a large mural. Jean-Michel Gathy was previously commissioned to redesign Aman’s Venice hotel on the Grand Canal. I chose to start my interview with Gathy by asking him to compare these two historic buildings. THERE IS A DIFFERENCE BETWEEN VENICE AND NEW YORK You have done many projects with Aman Resorts so far. I think you were flexible in terms of design except for Aman Venice. Are there any similarities between Aman Venice and Aman New York from this angle? Because there was a need to transform an existing historical structure into a modern form in both projects. Which of the two hotels was harder? I see what you mean, they are similar in terms of renovation but not in terms of the designed product. Aman Venice was completely historical. The renovation process was extremely difficult due to both the technical features and the processing of the floor, wall, ceiling patterns, and moldings. But we did not change its structure, and did not do anything to the wall and ceiling. Because we had to put them together outside of the past. What we did was extraordinarily complicated, but we were very lucky to have an extraordinary contract. New York is very different. We had an empty place in New York and we had to rebuild the inside of this empty place. You can liken New York to Venice when it is empty. But they are incomparable in terms of coatings, etc. The design of New York was difficult. Because there were a lot of codes and editing. You know the fire codes. Then you have access codes, there is vertical circulation. The list goes on. They didn’t exist in Venice. It is hard to summarize, but this is a design issue. It is a fact that both properties are the properties that we are upgrading. But the upgrade levels are different. Aman Venice was basically more decoration; Aman New York was more like interior design. How was the process of functionally redesigning a building in the middle of New York? For example, did the history of the building have an impact on your design? It was hard to turn a New Yorker building into a nice hotel. For instance, the location of the elevators was difficult for us. So were the room sizes and the position of the windows... You have to make sure that the windows suit the room cleverly when you are designing a neat hotel. They are all technical stuff... Besides, we created a masculine design. Remember that New York is a masculine place. It is hardcore and tough! THERE IS ONE ESSENTIAL THING THAT NO ONE WILL NOTICE Is there a detail about the New York project that many people do not know and that you can tell us? There is one essential thing that no one will understand or notice. I think it is effective: In the west, you can pass from one room to another through a door. This is the West. If you go to Asia, the areas are separated or divided by screens as opposed to walls. There are beautiful mansions separated by curtains in the old buildings. Aman is an Asian brand; it has Asian DNA. And we are producing an Asian product in a Western country. So, I decided to include screens in a whole composition for the project. In the lobby, you see screens that separate the waiting area and the stairs. You will see screens everywhere. And these screens actually make reference to Asia. What satisfied you the most about this project as a designer? I don’t think a single element satisfies me. The complete project and design need to have complete language. Aman has an interconnected language. That is what makes it peaceful. You don’t feel like you are going from one country to another. One country. You are going from one balanced, harmonic design to another. The materials and colors are steady. I DID NOT GO FROM ZERO TO 100 IN ONE NIGHT How does being recognized as a worldwide known superstar architect and designer affect you and your business? You have the decency to say I am a superstar, but I don’t see myself that way. I believe I grew up with my profession very naturally. I did not go from zero to 100 in one night. As you improve as a pianist, you accept that it is now a part of your life. I am not a star. What I do is being consistent. We did not make any mistakes when we founded the company. The reputation we have today is the result of this. You are not going to be a star when you do your job well. You just have to try to do the best. Personally, I am actually very low profile. I have a very private life and my spouse and children. I respect their privacy and try to be a nobleman. Because of my market, I have many contacts, and we are invited to many places to meet these people. We do what is asked of us and focus. I maintain the intensity of my profession by living a normal life. I think family life is very important for my health. My spouse and I love safaris. Our passion is driving across the countryside and stopping for a bite to eat. for more... Print VOL VIII - 2022 / 23 Out of Stock View Details
- Seyahat-109 | Yuzu Magazine
March 2025 | TRAVEL TR BELOW Design-Filled: HIPSTERS HOTEL words Alp Tekin Located in a historic neoclassical building, Hipsters is a standout hotel in Thessaloniki, a city on the rise. Designed by 2nd Floor, this 17-room boutique hotel is a refined blend of history, design, art, and comfort. With a concept store featuring pieces from brands like Vitra, Tom Dixon, Seletti, HAY, and Alessi, and a café-bar renowned for its brunch, Hipsters offers a distinctive experience. We spoke with Tolis Koumparos from 2nd Floor to learn more. How would you describe Hipsters’ style? The hotel is housed in a historic neoclassical building designed by Jacques Moshe in 1925, making it architecturally significant. Drawing from this rich heritage, we integrated industrial and modern design elements alongside original artworks. It’s more than just a hotel—it’s an experience. Every detail tells a story. The moment you step inside, you’re immersed in art, design, and culture. Within Hipsters Hotel, you’ll find carefully selected iconic pieces from legendary designers like George Nelson, Michael Thonet, Verner Panton, and Jean Prouvé, as well as brands such as Vitra, Verpan, Tom Dixon, and Gebrüder Thonet Vienna. What inspired this concept? Hipsters was born from a desire to create a space with a story. As we like to say, it’s a living, breathing celebration of design, art, and hospitality! The historic neoclassical building provided the perfect foundation for our vision. Who is your target audience? We welcome anyone looking for a unique experience! While we certainly attract design enthusiasts and art lovers, our doors are open to all travelers—whether you're in town for business, exploring the city, or simply looking to unwind in a creative and vibrant setting. The Hipsters café-bar is a key part of this experience, drawing both locals and guests. Picture yourself sipping a classic cocktail or enjoying brunch, seated in GTV’s iconic Post Mundus chair or Verner Panton’s Tel Tabouret VP11, under the soft glow of Tom Dixon’s Melt Gold pendant lights—all surrounded by original neoclassical tiles. The hotel also hosts exhibitions, right? Absolutely! Art plays a central role in the hotel's identity, and we take great pride in our exhibitions. One of the most captivating features is a collection documenting the two-year restoration of this iconic neoclassical building, including a video projection in the Moshe Atrium. These works provide guests with an architectural perspective on the space’s transformation and rebirth. Thessaloniki has been gaining momentum in recent years. What are your thoughts on this? Thessaloniki is truly experiencing a renaissance. In recent years, there’s been a surge in creativity, innovation, and energy, positioning the city not just as a tourism hotspot, but also as a vibrant hub for art, design, gastronomy, and urban culture. We see ourselves as part of this evolution. What are your favorite restaurants and cafés in Thessaloniki? One of our top picks is Tom Dixon Thessaloniki, an experiential showroom for the brand. It merges industrial design with hospitality, offering a dining experience where you can enjoy Chef Dimitris Pamporis’ menu surrounded by Tom Dixon’s signature pieces. For fresh seafood and traditional Greek cuisine, Mourga is a local gem. Its authentic charm and commitment to quality make it a favorite among both locals and visitors. The Rouga, a beloved restaurant that has been around since 1999, is known for its warm ambiance, wooden interiors, and relaxed atmosphere. For those seeking something more contemporary, Purovōku Project, right in our neighborhood, offers a unique drinking experience with a creative fusion of Greek ingredients and modern techniques. Baştan aşağı tasarım: HIPSTERS HOTEL Tarihi neoklasik bir binada yer alan Hipsters, yıldızı giderek yükselen Selanik’te stiliyle dikkat çeken bir otel. Tasarımı 2nd Floor’a ait olan 17 odalı butik otel; tarih, tasarım, sanat ve konforun şık bir karışımı. Vitra, Tom Dixon, Seletti, HAY, Alessi gibi markalardan seçilmiş tasarım parçalarının da yer aldığı mağazası ve brunch’ı meşhur cafe-barıyla öne çıkan otele dair detayları 2nd Floor’dan Tolis Koumparos anlatıyor. Hipsters’ın tarzını nasıl tanımlarsın? Jacques Moshe’nin 1925 yılında tasarladığı tarihi neoklasik bir binada yer alan otel, mimari olarak çok değerli. Bu zengin mirastan yola çıkarak mekanda endüstriyel ve modern tasarım öğelerine ve orijinal sanat eserlerine yer verdik. Burası bir otelden çok bir deneyim. Her detayın bir hikâye anlattığı bir mekan. Otele adım attığınızda kendinizi sanat, tasarım ve kültürün içinde buluyorsunuz. Otelde George Nelson, Michael Thonet, Verner Panton ve Jean Prouvé gibi ünlü tasarımcıların parçalarının yanı sıra Vitra, Verpan, Tom Dixon, Gebrüder Thonet Vienna gibi markalardan özenle seçilmiş ikonik tasarımlar yer alıyor. Bu konsepte neler ilham verdi? Hipsters’ın konsepti hikâyesi olan bir alan yaratma arzusundan doğdu. Söylemeyi sevdiğimiz gibi: Tasarım, sanat ve konukseverliğin yaşayan, nefes alan bir kutlaması! Tarihi neoklasik bina, vizyonumuz için mükemmel bir temel oluşturdu. Hedef kitleniz kim? Kime hitap ediyorsunuz? Benzersiz deneyim arayan herkesi ağırlıyoruz! Tasarım meraklılarını ve sanatseverleri kesinlikle cezbediyor olsak da, ister iş için şehirde olun ister şehri keşfetmek ve yaratıcı, canlı bir ortamda dinlenmek isteyin; kapılarımız her türlü gezgine açık. Hipsters cafe-bar hem yerel halkın hem de misafirlerin ilgisini çeken bu deneyimin önemli bir parçası. GTV'nin ikonik Post Mundus sandalyesinde ya da Verner Panton'un Tel Tabure VP11'inde otururken, Tom Dixon'ın Melt Gold sarkıt ışıklarının yumuşak parıltısı altında klasik bir kokteyl yudumladığınızı ya da brunch'ın tadını çıkardığınızı hayal edin. Otel aynı zamanda sergilere de ev sahipliği yapıyor, değil mi? Evet, sanat otelin kimliğinde merkezi bir rol oynuyor. En büyüleyici özelliklerden biri, bu ikonik neoklasik binanın iki yıllık restorasyon sürecini belgeleyen koleksiyon ve Moshe Atrium'daki video projeksiyonu. Bu eserler, mekanın dönüşümünü ve yeniden doğuşunu konuklara mimari bir bakışla sunuyor. Selanik son yıllarda yükselişte. Bu konudaki düşünceleriniz neler? Selanik gerçekten bir rönesans yaşıyor. Son yıllarda yaratıcılık, yenilikçilik ve enerjide bir artış yaşandı. Bu da Selanik'i sadece bir turizm merkezi olarak değil; sanat, tasarım, gastronomi ve kent kültürü açısından da canlı bir merkez olarak haritaya yerleştirdi. Selanik'te en sevdiğiniz restoran ve kafeler hangileri? Favori noktalarımızdan biri Tom Dixon markasının deneyimsel bir showroom'u olan Tom Dixon Thessaloniki. Endüstriyel tasarımı misafirperverlikle harmanlayarak showroom’un Tom Dixon tasarımlarıyla dolu ortamında şef Dimitris Pamporis’in menüsünün tadını çıkarmalısınız. Mourga, hem taze deniz ürünleri hem de geleneksel Yunan yemekleriyle tanınan lokal restoran. The Rouga ise 1999 yılından bu yana hizmet veren keyifli bir lokanta. Sıcak ambiyansı, ahşap iç mekanları ve rahat atmosferiyle biliniyor. Daha modern bir şeyler arayanlar için -yine mahallemizde bulunan- Purovōku Project, Yunan malzemeleri ve modern tekniklerin yaratıcı füzyonu ile eşsiz bir içki deneyimi sunuyor.
- Seyahat-121 | Yuzu Magazine
August 14, 2025 | TRAVEL TEN HOUSES, ONE VISION words Onur Basturk In a world where luxury travel often leans on surface glamour, Les Maisons CAB offers something far richer — an invitation to live inside a work of art. Spread across Europe and the Caribbean, these ten remarkable vacation homes are not just styled with museum-worthy pieces; they are curated, immersive environments where design history, architectural heritage, and contemporary art converge. CASA BIBI - PANAREA STAYING INSIDE THE COLLECTION The vision belongs to Hubert Bonnet — Belgian collector, aesthete, and founder of Fondation CAB. For more than two decades, Bonnet has pursued a singular passion: the intersection of modernist and vernacular architecture from the 1930s to the 1970s. Over the years, he quietly assembled a portfolio of extraordinary properties — from the modular Maison Prouvé in Saint-Paul-de-Vence to a sun-washed retreat in Panarea — each restored in collaboration with architects of equal renown: Marc Corbiau, Louis-Herman de Koninck, Charles Zana, Christophe Gevers, Louis Vincent, and Jean-Jacques Honegger among them. LES AILES - GENEVA Inside, the interiors speak a fluent language of form and function. Pieces by Jean Prouvé, Alvar Aalto, Hans Wegner, Charlotte Perriand, and India Mahdavi sit alongside avant-garde sculptures and contemporary works pulled directly from the Fondation CAB collection. Some homes are enriched with site-specific commissions — a Sol LeWitt wall painting at Villa Paquebot in Knokke, a Mathis Bensimon fresco animating Casa Bibi in Panarea. The seed for this living-gallery concept was planted years earlier, when François Laffanour introduced Bonnet to a 1944 demountable house by Jean Prouvé. The encounter became a turning point in his appreciation for functional, modular design — a sensibility that now permeates each Maison CAB. PARIS SELECTION Originally private residences where Bonnet himself lived, the houses were opened to guests in 2024, extending the Fondation’s artistic spirit far beyond its Brussels and Saint-Paul-de-Vence spaces. It’s an evolution that transforms the act of travel: staying in a Maison CAB is not simply booking a home, but inhabiting a layered narrative of architecture, art, and place. From the Caribbean rhythms of Casa Bibi in Las Terrenas to the Alpine crispness of Chalet Bibi in Verbier, from the Mediterranean ease of Casa Bibi in Panarea to the quiet modernism of Belle Vue in Brussels, each address holds a distinct sense of place. The portfolio spans Paris (Jacob), Geneva (Les Ailes), London (London Mews), Knokke (Le Paquebot), and Saint-Paul-de-Vence — home to both the Fondation CAB and the iconic Maison Prouvé. Ten destinations, one vision: preserving rare architectural heritage, ensuring its longevity, and offering a way of traveling that is both deeply personal and culturally resonant. REPUBLIQUE DOMINICAINE SELECTION
- Seyahat-93 | Yuzu Magazine
August 2024 | Vol 13 LIFE HERE is LIKE a WAKING DREAM words & photos Kristina Avdeeva G reek holidays in Santorini are high on the list of unforgettable adventures. The volcanic origin of the island against the backdrop of white houses and blue domes of the churches gives an association with fantastic cinema. Throughout history, the appearance of the island has changed many times. What modern man sees today is the result of a powerful explosion in 1707 that created a crescent-shaped caldera, making this place one of the most beautiful and unique in the entire Cyclades archipelago. IT CAN BE REMINISCENT OF THE STAR WARS MOVIE Renting a car in Santorini increases the chances of seeing more non-tourist routes. Feel free to visit archaeological museums, wineries, the beaches of Theros Wave Bar, Paralia Koloumpo or Paralia Agios Nikolaos - each of them will remind you of the Star Wars movie. And along the way, count the Greek churches, go inside if possible and do not hesitate to admire the surrounding wonder. MINIMALIST AND MEDITATIVE: ANDRONIS ARCADIA If you're on holiday for a long time, it's a good idea to stay in different places. The fishing village of Oia in the north of the island is much smaller than the capital Thira, but there are some interesting places to visit. Andronis Arcadia Hotel in Oia is an elegant and inspiring meditation center from the Preferred Standards of ExcellenceTM collection. Minimalism in architecture that complements the relief and recalls primitive times, while at the same time representing the highest levels of comfort and style. A distinctive feature feature - an isolated area, not included in the chain of houses of typical Santorini architecture, can rightly be considered the hallmark of this place. Guests of the hotel, in addition to an unforgettable experience in it, receive a ticket to the front row for a show of amazing sunsets, which are pleasant to watch from their own pool with a glass of local wine. TRUE ROMANTICS: LASKARINA AND YANNIS Fans of authentic city life should choose Cycladica Private Villas. The creators, Yannis and Laskarina, have built a real oasis, taking into account their personal experience of living on the island and respecting centuries-old traditions, without forgetting the quality standards of 5-star hotels. One of the best examples of "yposkafo", the Greek term for building architecture partially buried in the ground, are the Cycladica Villas: narrow and deep houses with a cool living room in the front, bedrooms in the back, a small kitchen and a magnificent terrace with a hypnotic view of the caldera. Laskarina and Yannis are true romantics, in love with the history of their native island, and have made their dream come true. And they will be your guides to the surrounding sights. Don't miss the boat trip: a picnic on the water, fascinating new perspectives on Santorini and stories from Yannis, whose ancestors still remember one of the last eruptions. You will remember this day with great pleasure. This summer, everyone who visits her will have the opportunity to enjoy the island not only from the terrace, but also from the water. Yannis' hard work and patience finally made it possible to complete the construction and launch of the wooden boat. The fulfillment of a long time dream will double the impressions of your stay on the island. You can be sure that this will be one of the unforgettable adventures of your life. ANOTHER HIDDEN PLACE, KATIKIES KIRINI On the other side of the village of Oia is another hidden place, Katikies Kirini. It is part of a group of boutique hotels located in different parts of the islands of Santorini and Mykonos. The villas are an extension of the snow-white village houses that, from a distance, resemble snow caps on the peaks or powdered sugar on an Easter cake. From here, a familiar view of the caldera opens up, but from a slightly different side - and it will definitely fall into the treasury of memories of unforgettable landscapes. Reserve a table at Selene Restaurant with the concierge. Michelin-starred chef Ettore Botrini returns to forgotten traditions, embodying the most vivid fantasies of Greek cuisine. Within the walls of a charming medieval era, with a glass of wine from the Santorini vineyard, the evening turns into a romantic fairy tale under a blue moon in a starry sky. Wherever the roads lead in Santorini, no matter what plan you choose for the day, a classic taverna or a Michelin starred restaurant, a wild beach or a private pool in a villa, against the backdrop of a volcanic landscape, you will feel like the hero of a movie traveling to another planet. In this place, life is a waking dream, and this dream is better seen with your own eyes. for more Print VOL XIII - AEGEAN & MEDITERRANEAN EDITION 2024 Out of Stock Add to Cart
- Seyahat
August 2023 | MEDITERRANEAN | Vol 10 english below TURKISH RIVIERA words & photos Kristina Avdeeva @seasouldiary Yazz Collective photos Fevzi Öndü Y ıldızlara dikkatlice bakınca Orion’u kolayca bulabilirim. Ardından Perseus ve Pleiades’i. Çünkü gökyüzünde tek bir bulut yok. Rüzgâr da yok. Deniz sanki siyah bir ayna gibi gökyüzünü yansıtıyor. Sık sık demir attığımız Wall Bay’e, sadece komşu sahildeki Adaia Göcek restoranın loş ışıkları geliyor. Dalaman Havalimanı uzakta değil gibi. Fethiye’nin şehir ışıkları da dağların arkasından görünüyor. Ama biz battaniyeye sarınmış; şehrin gürültüsünü ve telaşını unutmuş, hiçbir şeyden korkmuyoruz. Bu sihir her gece Göcek koylarında yaşanıyor. TÜRK RIVIERA’SININ EN ÖNEMLİ ÖZELLİĞİ Fethiye Körfezi’ni gezerken teknede yemek pişirebilir ya da sadece denizle ulaşılan restoranlarda tembel tembel vakit geçirebilirsiniz. Bu durum Türk Rivierası’nı dünyadaki çoğu yerden ayıran bir özellik. Şöyle anlatayım: Bazen önceden yer ayırtarak karaya demirliyor ve akşam yemeğine gidiyoruz. Park yeri ödemesi yemeğe dahil oluyor. Bu her yerde bu şekilde. Bir yandan da özel bir saygı göstergesi. İskelelerine gelip kıyıdaki hizmetlerini kullanıyor ve yemek yiyorsunuz. Bir diğer eşsiz özellik ise iskelenin kristal berraklıktaki suyunda yüzmek ve demirleyen yatların yanında yelken açma olanağı. Yani diğer insanları ve tekneleri görüyorsunuz, ama etrafınızdaki özgürlük ve güzellik duygusu nedeniyle hâlâ vahşi koyu hissediyorsunuz. Bu büyülü bölgeyi özel kılan da bu. O nedenle birçok ülke ve kıtayı gördükten sonra bile Göcek’e geri dönmek istiyorsunuz. İYİ BİR RÜZGÂR OLDUĞUNDA... Kapı Deresi, Adaia Göcek, Zeytin Restoran, Onno Bar ve diğer mekanlar çam ağaçlarının arasında gizlenmiş ve birbirine yakın mesafede konumlanmış. Bazen yatçılar Göcek Körfezi sınırını geçmez ve tüm haftayı burada geçirmeyi tercih eder. Ama yılın herhangi bir zamanı, birinci sınıf bir yelken için iyi bir rüzgâr olduğunda büyük fırsatlar doğar. Çünkü A noktasından B noktasına gitmek için uzun saatler harcamanıza, acele etmenize gerek kalmaz. En sevdiğiniz şeyi yapabilir ve ardından iskelede durup dağların huzurlu manzarası eşliğinde soğuk biranın tadını çıkarabilirsiniz! KARACAÖREN ADASI’NIN SIRRI Eski zamanlarda, burada sadece Tanrıların yaşamasına izin verilirmiş ve onlar bu pitoresk kıyılar boyunca yer alan antik anıtlarda kendilerini hatırlatan izler bırakmış. O izleri görmek için en iyi rota Likya Yolu. Muğla ve Antalya kıyıları arasında, yaklaşık 300 mil uzunluğundaki Likya Yolu; İz, Cold Water Bay gibi muhteşem yüzme noktalarına, bozulmamış plajlara erişim sağlıyor. Bu kadar uzun bir rota için zamanınız yoksa, ama yine de eski tarihle tanışmak istiyorsanız Gemiler Adası’na (St. Nicholas Adası) gidebilirsiniz. Antik kent kalıntılarını ve turkuaz deniz suyu manzarasını görmek için adanın kuzey tarafında demirleyin. Adanın tepesinde bir deniz feneri var, günbatımı izlemek için mükemmel bir yer! Doğuda Babadağ’ı ve Ölüdeniz manzarasını, batıda ise kaplumbağa şeklindeki Karacaören adasını görebilirsiniz. Bu gizli yeri pek kimse bilmez. Birkaç on yıl önce bir balıkçı ailesi, dünyanın her yerinden gelen yatçıları Türk misafirperverliği ile burada karşılayıp yemek vermeye başladı. Tüm bunlar bugün de devam ediyor. KARADA SOSYALLEŞMEK İÇİN... - Teknede kalan bir münzevinin hayatı dışarı çıkmakla değişebilir! Bunun kanıtı, gastronomi sahnesinde önemli bir oyuncu olarak kendini kanıtlamış, doğayla çevrili bir koyda yer alan Yazz Collective. - Göcek’te lokal markaların yer aldığı butikler arasında yürüyüş D-Marin Resort’ta son buluyor. Burası, bölgedeki tek beyaz kumlu plajıyla en göz alıcı nokta. D Breeze isimli restoranında öğle yemeği yedikten sonra ayaklarınızı denize sokmaya kesinlikle değer. - Eski kasabası, mis kokulu çarşısı ve kayalıklara oyulmuş Likya mezarlarıyla Fethiye de görülmesi gereken bir yer. Fethiye’de otantik Türk lokumu satan “Servet”e mutlaka göz atın. - Fethiye’deki beş yıldızlı Yacht Classic Hotel’in zarif restoranında ise James Bond filmlerinden ilham alın. Nitekim bir keresinde Daniel Craig, birinci sınıf hizmetin ve lezzetli yemeklerin tadını çıkarıp yatçılık hayatına daha fazla aşık olmak için birkaç günlüğüne buraya gelmişti. I can easily find Orion when I look at stars carefully. Then Perseus and Pleiades. Because there is not a single cloud in the sky. No wind either. The sea reflects the sky like a black mirror. Only the dim lights of the Adaia Gocek restaurant on the neighboring beach reach Wall Bay, where we often anchor. Dalaman Airport seems not far. City lights of Fethiye also come into view behind the mountains. But we are covered in blankets; forgotten about the noise and bustle of the city, unafraid of anything. This magic happens every night in Göcek bays. THE MOST IMPORTANT FEATURE OF THE TURKISH RIVIERA While cruising in Fethiye Bay, you can cook on the boat or spend some lazy time at restaurants only accessible by the sea. This is a feature that distinguishes the Turkish Riviera from most places in the world. Let me put it this way: Sometimes we make reservations in advance and anchor ashore to go to dinner. Parking fee is included in the meal. It’s the same everywhere. It’s also a sign of respect. You come to their pier, use their services on the shore and dine. Another unique feature is the opportunity to swim in the pier’s crystal clear water and sail alongside the anchored yachts. So you see other people and boats, but you still feel the wild bay thanks to the sense of freedom and beauty around you. That is what makes this magical place special. That is why you want to come back to Göcek even after seeing many countries and continents. WHEN THERE IS A GOOD WIND... Kapı Deresi, Adaia Göcek, Zeytin Restaurant, Onno Bar, and other venues are hidden among pine trees and located close to each other. Sometimes yachtsmen do not cross the Göcek Bay border and prefer to spend the whole week here. But at a time of the year, when there is a good wind for a first-class sail, great opportunities occur. Because you do not need to rush and spend long hours to get from point A to point B. You can do your favorite thing and then enjoy a cold beer standing on the pier with the peaceful view of the mountains! THE SECRET OF KARACAOREN ISLAND In the old days, only Gods are allowed to live here and they left traces of themselves in these ancient monuments located along these picturesque shores. Lycian Way is the best route to see those traces. The Lycian Way, approximately 300 miles long between the coasts of Muğla and Antalya provides access to magnificent swimming spots and unspoiled beaches such as İz and Cold Water Bay. If you do not have time for such a long route yet still want to meet the ancient history, you can go to Gemiler Island (St. Nicholas Island). Anchor on the north side of the island to see the ruins of the ancient city and the view of tempting turquoise sea water. There is a lighthouse at the top of the island, the perfect place to watch the sunset! You can see Babadag and Oludeniz in the east, and the turtle-shaped Karacaoren island in the west. Not many people know this secret spot. A few decades ago, a fishermen’s family started to serve dinner here welcoming yachtsmen from all over the world with Turkish hospitality. All this continues today. TO SOCIALIZE ON THE LAND... - The life of an anchorite staying on a boat can change by going outside! Evidence of this is the Yazz Collective which has proven itself as a major player in the gastronomy scene and is located in a bay surrounded by nature. - The walk along the local brand boutiques in Göcek ends at D-Marin Resort. This is the most glamorous spot with the only white sand beach in the area. Definitely worth getting your feet in the sea after having lunch at its restaurant named D Breeze. - Fethiye with its old town, fragrant bazaar, and Lycian tombs carved into the rocks is another must-see. Be sure to check out “Servet” which sells authentic Turkish delight in Fethiye. - Get inspired by James Bond movies in the elegant restaurant of the five-star Yacht Classic Hotel in Fethiye. Indeed, Daniel Craig once came here for a few days to enjoy world-class service and delicious food and fall even more in love with the yachting life. for more Print VOL X - AEGEAN & MEDITERRANEAN EDITION - 2023 Out of Stock Add to Cart


