
879 results found with an empty search
- TASARIM-1
May 2023 | Design & Interiors english below Heykelsi içki kabini yazı Alp Tekin Partiye hazırız! Çünkü İstanbul merkezli Studio Lugo’nun geçtiğimiz günlerde sona eren Milano Tasarım Haftası’nda gösterilen ve büyük ilgi gören ürünü Cabinet 001, tam da bunun için yaratılmış. Zamanda yolculuk konseptinden ilham alan bu heykelsi kabin, Art Deco dönemine ve Memphis Design hareketine bir saygı duruşu olarak, mimari ve tasarımın farklı dönemlerini bünyesinde barındırıyor. Hafif kıvrımlı silüeti, bükülmüş kontrplaktan yapılan Cabinet 0001’in iç ve dış kabukları ahşap. Ürünün tasarımı kısmi paslanmaz pirinç dokunuşlar ve deri aksesuarlarla zenginleştirilmiş. Studio Lugo’nun kurucusu Doruk Kubilay anlatıyor: “Dolabın tasarım sürecinde, cesur renkler, desenler ve geniş kıvrımlar ile zarif ve geleneksel olmayan zarafete sahip heykelsi bir parça yaratılmasına öncelik verildi. Ürün, zanaatkar yerel işçilik ile nefis bir şekilde şekillendirildi. Hafif kıvrımlı silüeti, bükülebilen esnek kontradan yapıldı. Yüksek kontrastlı malzeme seçimi, eklektizm ve seçkinliğin bir örneği olmayı hak ediyor”. Sculptural drinking cabinet words Alp Tekin W e are ready to party! Because Cabinet 001, the product of Istanbul-based @ studiolugo , which was shown at Milan Design Week and attracted great attention, was created just for this mood. Inspired by the concept of time travel, this sculptural cabin embodies different periods of architecture and design as a tribute to the Art Deco era and the Memphis Design movement. The interior and exterior shells of Cabinet 0001 are wooden, with a slightly curved silhouette made of bent plywood. The design of the product is enriched with partial stainless brass and leather accessories. Doruk Kubilay, founder of Studio Lugo, explains: “During the design process of the cabinet, creating a sculptural piece with sleek and non-conventional elegance through bold colors, patterns and sweeping curves was prioritized. The product is deligthfully shaped by artisanal local craftsmanship. Its softly curved silhouette is made of bent plywood and the inner and outer shells are veneered with wood while design enriched with partial stainless brass touches, and leather accessories. High-contrast material selection is entitled to be an example of eclecticism and exclusiveness”.
- TASARIM-311 | Yuzu Magazine
November 26, 2025 | DESIGN & INTERIORS a GENTLE RHYTHM in LA words YUZU Editorial photos Will Myers production Karine Monié Louis & Rose approached this 1938 Los Feliz home with an evocative starting point: “Emily Dickinson living in the English countryside — suddenly dropped into the vibrancy of Los Angeles.” This contrast shapes the project’s tone: introspective calm meeting the cultural energy of one of LA’s liveliest neighborhoods. Rather than opening the plan, the studio preserved the home’s traditional layout, allowing each room to retain its purpose and sense of intimacy. “A defined floor plan supports both solitude and gathering,” says founder JD Irpino. “It gives the home a natural rhythm.” Drawing inspiration from early Boston and Philadelphia interiors, the design blends the pragmatism of early American homes with the charm of the British countryside — not through literal imitation, but through atmosphere. Tongue-and-groove paneling, beadboard, a built-in pantry and breakfast nook bring subtle craftsmanship to the foreground, while moments of whimsy appear in Pierre Frey’s powder-room wallpaper, bold tiles and the mix of vintage and contemporary lighting. The palette stays light and refined: whites, creams, pale greens and blues set a serene tone, paired with oak flooring, Carrara marble and hand-selected tiles from Italy and Sonoma. Visual Comfort pieces, including Thomas O’Brien’s Piaf chandelier, weave together old and new. “We see ourselves as custodians of a home’s story,” Irpino notes. “Timeless materials create continuity — a dialogue between past and present.” Throughout, playful details enliven the calm. Clarence House’s floral dining-room wallpaper introduces confident movement, while sculptural lighting and expressive color choices add character without overwhelming the space. The result is a home that feels layered and quietly expressive — a meeting point between LA brightness, New England restraint and the poetic intimacy of the English countryside.
- ART
February 2024 | Art & Culture english below Istanbul's new art fair ART SHOW N ormalde İstanbul’un modern sanat dünyasında şubat ayında hareketlilik olmaz. Ama bu hafta rüzgâr başka bir yönden esecek ve İstanbul yeni bir butik sanat fuarıyla tanışacak: Art Show. Bu fuarın önemli bir farkı var. İlk kez bir sanat fuarını bizzat galeriler organize ediyor. 24 çağdaş sanat galerisinin bir araya gelerek oluşturduğu Art Show, bir başka adıyla “Galeriler Buluşması”, salı günü ön gösterimle The Ritz-Carlton Residences’da açılacak. Ve 25 şubata dek aynı yerde devam edecek. Çağdaş sanat ortamında önemli konumda olan galerilerin temsilcileri bu etkinliğin organizasyonunda iş bölümü yaptılar. Belki de ilk kez dayanışma odaklı bir sergileme modelini benimsediler. Hem sergi hem de konuşma serilerinin yer alacağı Art Show’un amacı profesyoneller ve katılımcılar arasında verimli bir diyalog kurmak. Bu amaçla Art Show ücretsiz. Peki katılımcı galeriler kimler? Şöyle sıralayalım: Ambidexter, Anna Laudel, Art On İstanbul, artSümer, Bosfor, BüroSARIGEDİK, C.A.M Galeri, Ferda Art Platform, Galeri 77, Galeri Nev İstanbul, Galerist, Kairos, Martch Art Project, Merkur, Öktem Aykut, PG Art Gallery, Pilot, Pi Artworks, Pilevneli, Rıdvan Kuday Gallery, Sanatorium, The Pill, Versus Art Project, x-ist. Art Show’daki farklı galerileri ortak bir dil altında toplayacak mimari tasarımı yapanlar da alanının iyi isimleri: Emre Arolat ve Murat Tabanlıoğlu. N ormally, there is no activity in Istanbul's modern art world in February. But this week, the wind is blowing from a different direction, and Istanbul is getting a new boutique art fair: Art Show. This fair has one important difference. For the first time, an art fair is being organized by the galleries themselves. A gathering of 24 contemporary art galleries, Art Show, also known as "Meeting of Galleries," will open with a preview on Tuesday at The Ritz-Carlton Residences. It will continue at the same venue through February 25. Representatives of galleries that are important in the contemporary art scene have collaborated in organizing this event. Perhaps for the first time, they have adopted a solidarity-based exhibition model. The aim of the Art Show, which will include both an exhibition and a series of talks, is to establish a productive dialogue between profess ionals and participants. To this end, the Art Show is free of charge. So who are the participating galleries? Let's list them as follows: Ambidexter, Anna Laudel, Art On Istanbul, artSümer, Bosfor, BüroSARIGEDİK, C.A.M Gallery, Ferda Art Platform, Gallery 77, Gallery Nev Istanbul, Galerist, Kairos, Martch Art Project, Merkur, Öktem Aykut, PG Art Gallery, Pilot, Pi Artworks, Pilevneli, Rıdvan Kuday Gallery, Sanatorium, The Pill, Versus Art Project, x-ist.
- INSAN-2
Mayıs 2020 | İnsan | Antartika Antarktika’ya kendi kullandığı uçakla giden maceracı şef Yazı | Onur Baştürk Y eme içme dünyasına hakim olanlar şef Melih Demirel’i Nişantaşı’ndaki Frankie’den hemen anımsayacaktır. Frankie’den önce de kendi restoranı Tabla’dan. Gayet net hatırlıyorum; Nu Pera içinde 2014’te açılan Tabla hayli başarılıydı, ama ülkenin içinde bulunduğu türlü talihsiz durumlar nedeniyle bu restoran da kapanmak zorunda kalmıştı. Melih’in şeflik geçmişi Türkiye’yle sınırlı değil: Gramercy Tavern, French Laundry, Noma ve Narisawa gibi ünlü restoranlarda da çalışmışlığı var. Şu anda d.ream grubunun marka şefi olan Melih’in parlak kariyeri elbette şahane ama onu şahane kılan, daha doğrusu diğer şeflerden ayrılmasını sağlayan başka bir özelliği daha var: Bir anda karar verip yollara düşmesi! Zaten onunla konuşmak istememin sebebi de bu. Geçen yıl yaptığı 97 günlük Latin Amerika seyahati. Bu seyahatin neden sıradışı olduğunu okuyunca anlayacaksınız… Melih seninki sıradan bir seyahat değildi. Bildiğim kadarıyla gittiğin şehirlerde, hatta kasabalarda bir süre yaşadın ve oraların restoranlarında çalıştın… Evet, gastronomik açıdan zengin her yerde bir süre kaldım. Mesela Kolombiya gastronomik açıdan çok zengin değildi. Ama Arjantin gezip keşfettikçe daha çok şey sunmaya başladı ve yolculuğumun seyri bu zenginliklere göre değişti. Başa dönelim. Nasıl karar verdin seyahate? Neydi seni yola çıkartan? Tamamen plansız ve spontane bir karardı. İstanbul’daki ofiste bunalmış bir şekilde yorucu bir maliyet toplantısından çıkmıştım. Bilgisayara oturdum ve altı gün sonraya tek yön bir Lima bileti satın aldım! İnsan Kaynakları’na gidip ücretsiz izin formu doldurdum. Patrona bir mail attım ve sırt çantamı hazırladım! Çok iyi! Neden Güney Amerika? Gastronomik zenginliği ilgimi çekiyordu. Dahası, St. Pellegrino gibi uluslararası Top 50 değerlendirme ölçütlerinde Güney Amerika’dan çok fazla ülke yer edinmeye başlamıştı. Bir de kendimi donatmayı, farklı kültürler görüp bizim mutfağımızla kıyaslamayı çok seviyorum. Sonuçta biz şefler tecrübemizi tabaklarımızla misafirlerimize iletiyoruz. Ayrıca bu seyahatlerin mutfak milliyetçiliği tarafı da var. Duyduğumuz bu öncü mutfaklar neyi iyi yapmış? Yaptıklarını nasıl duyurmuş ve pazarlamış? Bizden daha iyi hangi ürünleri var? Bu dürtülerin tamamı beni yola çıkartan sebepler oldu. KİMİ DELİ MUAMELESİ YAPTI KİMİSİYLE DE DOST OLDUK Gitmeden önce çalışacağın restoranların şefleriyle yazıştın mı? Yoksa her şey yolda mı gelişti? Hiç hazırlık yapmadım! Hayatım boyunca planlı yaşamadım ki! Biz şefler bu konuda şanslıyız sanırım. Bıçak çantanızı alırsınız, bir şefin kapısını çalarsınız ve sahne sizindir. Girer 3-4 gün çalışır ve kendinizi göstermek için sanatınızı icra edersiniz. Şef sizin çalışmanızı beğenir, restoran çalışanlarıyla da enerjiniz tutarsa orada kalırsınız. Benim için bu hep böyle oldu. Restoranlar günde 14-17 saat boyunca zaman geçirdiğimiz yerler. Dışardan gözükmez ama mutfak çok iyi yağlanmış bir makine gibidir. Uyum çok önemlidir. İyi bir şef bu uyumu yakalayacağı elemanı ilk 10 dakikada anlar. Benim işe alımlarım da bu sebepten dolayı çok sürmez. Yola çıktıktan sonra merak ettiğim, yıllardır ilgimi çeken ve mutfak dünyasında yer edinmiş adamların kapısını çaldım. Kimisi içeri sokmadı, kimisi deli muamelesi yaptı! Kimi ile yakın dost olduk. 97 günlük gezinin tamamı böyle geçti. Sırasıyla nerelerde kaldın ve yaşadın? Önce Lima, sonra sırasıyla Iquitos, Bogota, Medellin, Guatepe, Cartagena, Santa Marta, San Andres, Lima, Cusco, Arequia, Puno, Copacabana, La Paz, Uyuni, San Pedro Atacama, Santiago, Mendoza, Salta, Buenos Aires, Mar del Plata, Puerto Madryn, El Calafate, Ushuaia, Montevideo, Asuncion, Sao Paulo, Rio de Janeiro, Belem ve son durak olarak New York. Peki nerelerde çalıştın? Lima’da Mo Bistro’da, Mercado Numero Trez diye bir pazardaki yerel bir ceviche dükkânında, ayrıca Maido restoranın sushi barında çalıştım. Arequipa’da İspanyollar öncesi Aymara kültürünü çok iyi korumuş yerel bir restoranda çalıştım. Buenos Aires’te ise ‘charcuterie’ yapan küçük bir aile işletmesinde kısa bir süre. Son olarak da NY’ta uzun zamandır hayran olduğum Ignacio Mattos ile uzun bir zaman geçirdim. BOLİVYA’DA ÇOK ZORLANDIM Yemek açısından seni en çok etkileyen yer neresi oldu? En zayıfı tartışmasız Kolombiya’ydı. En çok etkileyen ise çeşitlilik açısından Peru oldu. Kalite açısından ise Arjantin. Buenos Aires benim için en büyük gastronomik sürprizlerden biri bu gezide. Peki en çok zorlayan restoran ya da mutfak? Bolivya mutfağı. Ülke o kadar fakir ki… Paranızla bile keyifli yiyecek bulamıyorsunuz. Sabah kahvaltısında sıcak suya bayat ekmek banıyorlar. Ben de sıcak kahveye bayat poğaça banmıştım! Baharat o yükseklikte sıfır. Benim için zor birkaç gün olmuştu:) Çalıştığın restoranlarda farklı olarak neler gördün? 13 yıllık kariyerimde 47 ülke gezdim. Altı ülkede uzun süreli çalıştım. Ne kadar gezersem gezeyim, farklı gördüğüm tek şey ürün. Şaşırtıcı bir şekilde tüm dünyada kullanılan birkaç çeşit teknik her yerde karşımıza çıkıyor. Aslında toplumlar yıllarca benzer tekniklerle ellerindeki ürünü değerlendirmiş. Bu tekniklerin yüzde sekseni Mezopotamya’dan dünyaya yayılmış. Geriye kalan yüzde 20 teknik ise Latin Amerika topraklarından… Mesela Amazonlar’da fermente edilen meyve suları çok ilginçti. Meyveyi çiğ yiyemiyorsunuz, ama farklı yaprak ve enzimlerle fermente ettiklerinde içmeye doyamadığınız bir şey ortaya çıkıyor. Ya da mısır o kadar fazla ki, bu mısır çeşitliliğinden yapılan, bizim turşu suyuna benzeyen ‘chicha’ dedikleri bir içecek var. Yine ormanlardan toplanan, yendiğinde öldürecek kadar acı biberleri meyvelerle uzun süre bekletip korkunç lezzetli soslar elde ediyorlar. Umami Japonya’da çok baskın bir şekilde karşıma çıkmıştı. Bir de Amazon’larda! Dikkat et, ülke adı vermedim. Bu ormanlarda yenen yemeklerle şehirdeki yemeklerin hiç alakası yok. Deneyim açısından bir de şunu farkettim: Yeniliğe çok açıklar. Nikkei dedikleri yeni bir mutfak kültürleri var: Japon + Peru. Peru, ciddi bir Japon göç dalgası almış. Onların kültürüyle kendi kültürlerinin benzerlik ve farklılığını sentezledikleri yeni bir mutfak ortaya çıkarmışlar. Buna sahip de çıkmışlar. Korumacı milliyetçi tavrımızdan ötürü Türk mutfağının dünyaya pazarlanamadığını düşünen biri olarak, mutfak evliliğinin bu kadar benimsendiği ve uygulandığı bir yapı görmek beni şaşırttı. Ah, bir de tazelik… Bana deneyim açısından çok şey kattı. Biz tarladan sofraya diyoruz ya, çalıştığım mutfaklar bunu bir tık öteye taşımıştı. Her şey günlük ama pazarlar sabah 05’te kuruluyor. Çünkü soğutma sistemi yok. Pazarcı sadece satabileceği kadar ürünü getiriyor. Sabah 10’da satış bitiyor ve bu ürünlerle yemek yapan restoranlar açılıyor. BREZİLYA’DA KAHVALTIDA KURUTULMUŞ AT ETİ YEDİM! Yediğin en ilginç yemek hangisiydi? Kolombiya’da mango. İlginç değil, ama daha iyisini yemedim. Peru’da avokado. İlginç, çünkü en küçüğü hentbol topu kadardı ve anlatılamayacak kadar lezzetliydi. Arjantin’de La Brigada’da kaşıkla kesilen et nefisti. Brezilya’da ise kurutulmuş at eti yedim! Kahvaltıda kızartıp ekmek arası yiyorlar! Paraguay’da çikolata… Dünya üzerindeki çikolatanın yüzde 80’i ticari hale getirilmiş, monocrop dediğimiz büyük çiftliklerden. Paraguay Amazonları’nın içindeki bir köyde en eski çikolata bitkilerinden yediğimiz taze kakaonun içi unutulmazdı… Ağzım sulandı! Başka başka? Bolivya’da dana burnu çorbası içtim. Ekvator’da ise domuz kanıyla kavrulmuş akciğer yedim! Bana Gaziantep’te kahvaltıda yediğim ciğer kavurmasını çağrıştırdı. ANTARKTİKA’YA PIRPIR UÇAK KULLANARAK GİTTİM! Patagonya tarafına gittiğinde oldukça etkilenmiştin. Instagram takibinden hatırlıyorum. Neler yaşadın orada? En çok etkilendiğim katil balinaların fok avlama süreciydi… Tam da mevsiminde oradaydım ve izlemesi üzücü olsa da, izlediğim belgeselleri çeken ekiplerle oturup onları izlemek unutamayacağım bir şeydi. Dünyanın en nadir yunusları olan siyah beyaz yunusları görmek de paha biçilmezdi. Bir de dünyanın en hızlı eriyen buzullarını ziyaret etme şansı yakaladım. Bu hızla tüketmeye devam edersek 2035’de Patagonya’daki bu üç ana buzulun tamamen erimesi bekleniyor. Üzücüydü. Unutmadan, Ushuaia’ya kadar inip orada bir pilotluk kursunu tamamladıktan sonra uçak kiralayıp Antartika’yı havadan gördüm! Bu hayalim de gerçek oldu! Nasıl yani? O pırpır, ‘Cessna’ uçağı mı kullandın? Evet. Ushuaia’da bir pilot kulübü var. Oraya gidip bir haftalık kursu tamamladım. Uçakla ilgili tüm teknik bilgileri öğretiyorlar. Kursun son günü de iniş kalkışı sana yaptırıyorlar. Hatta ben “Bu iş ne kadar kolaymış” diye düşündüm. Belgemi aldıktan sonra 600 dolar verip yanımdaki lisanslı pilotun kontrolünde, ki o da 20 yaşında filandı, Antarktika’ya gidip geri geldim. 2.5 saat sürdü. İniş yapmadınız? Hayır, kışın gittiğimiz için iniş imkansızdı. Sadece havadan görüp geri döndük. Aslında Antarktika’ya tekneyle gitmek istiyordum, ama hem maliyet hem de mevsim izin vermedi. Yolculuğa daha devam eder miydin yoksa “Artık geri dönmem lazım” mı dedin? Yolculuk boyunca geri dönmem gerek demedim:) Yola çıkarken yanıma aldığım bir bütçe vardı ve ona sadık kaldım. Param bitince de döndüm. İNSAN | Kategorinin diğer yazıları Sosyal mesafe çemberinde sonsuza dek mutlu yaşadı… Ekmeklerinin en sıkı müdavimi Sezen Aksu En yeni seksi şef: Karpat Deviren GSA’yla bol olasılıklı konuşma: ‘Hayat ikna olduğun şeye dönüşüyor’ Bir Milanolunun gözünden ‘yeni normal’ ‘Normal’ değiliz hiçbirimiz Antarktika’ya kendi kullandığı uçakla giden maceracı şef Hareketli, yanık tenli, insan canlısı bir çocuk büyüttük Akyaka’da Transhuman evrimine hazır mısınız ’74PODCAST’lerde gelecek konuşmaları Korona günlerinde “Arizona Dream” Tulum’da karantinada olmayı dj Carlita anlatıyor Beden Oyunları Korona günlerinde Alaçatı Hayat, mutfağa kapanıp mükemmelin peşinde koşmak değil Çünkü aylarca çeşitli manastırlarda kaldım… Karantinada yalnız değilim, çünkü köpeğim Zeus var! Yalnız yaşama sanatı: Ohitorisama!
- Seyahat
February 2024 | Travel english below HOTEL COMFORT in YOUR PRIVATE RESIDENCE -content partnership- Boğaz manzarasına hakim, denizle iç içe bir yaşam alanında, ev rahatlığını lüks otel konforuyla birleştiren The Grand Tarabya rezidansları orta ve uzun dönem konaklamalar için eşsiz bir deneyim sunuyor. Tarabya koyunun kalbinde yer alan İstanbul'un ikonik otellerinden biri olan The Grand Tarabya, yıllar içinde kazandığı konukseverlik tecrübesiyle ev sıcaklığını beş yıldızlı otel konforunda yaşatıyor. Evini yenilemek için geçici bir yuva arayışına girenlere ya da otel yaşamının konforunu tercih eden gezginlere yönelik The Grand Tarabya rezidansları her ihtiyaca uygun esnek modelleri ve farklı daire tipleriyle ideal çözümlere sahip. “Marina”, “Boğaz” ve “Kuzey” adı altında üç kategorideki rezidans daireler; bir, iki ya da üç odalı alternatifli ve 74 metrekareden 260 metrekareye uzanan geniş bir yelpazede. Kuzey rezidanslarında sabah uyanıp tek tuşla odanızın tüm perdelerini açtığınızda günün ilk manzarası Boğaz’ın Karadeniz çıkışının nefis panoraması. Boğaz rezidanslarının salonlarında ise büyük yemek masaları yer alıyor ve böylece misafir ağırlama, yemekli toplantı yapma imkanı sağlanmış oluyor. Rezidanslar ayrıca, modern ve minimalist tasarımlarıyla içinde yaşayacak olanların kişisel dokunuşlarına yer bırakıyor. Miele beyaz eşyalarla döşeli mutfaklarda dileyen misafirler ev atmosferinde yemek yapabiliyor. Ayrıca misafirler istedikleri zaman otelin yeme-içme noktalarından yararlanabiliyor. Sosyalleşmek için ise Cafe R.E.A.D'e inerek ya da Diba Bar’a çıkarak otel hayatının tadını çıkarıyorlar. Yerden tavana uzanan pencereleriyle muhteşem Boğaz manzarasının eşlik ettiği 4500 metrekarelik Therapia Spa’da tecrübeli terapistlerin seçkin terapi&bakım seanslarına rezervasyon yapmak mümkün. Rezidans konukları otelin concierge, oda servisi ve kat hizmetlerinin yanı sıra kuru temizleme ve ütü gibi hizmetlerinden de en hızlı şekilde yararlanabiliyor. The Grand Tarabya Residences offer a unique experience for medium and long term stays, combining the comforts of home with the amenities of a luxury hotel in a living space overlooking the Bosphorus. Situated in the heart of Tarabya Bay, The Grand Tarabya, one of Istanbul's iconic hotels, offers the warmth of home with the comforts of a five-star hotel and years of hospitality experience. For those who are looking for a temporary home to renovate their home or for travelers who prefer the comfort of hotel life, The Grand Tarabya Residences offer ideal solutions with flexible models and different apartment types to suit every need. The residences in three categories, "Marina", "Bosphorus" and "North", have one, two or three bedroom alternatives and range from 74 square meters to 260 square meters. In the North Residences, when you wake up in the morning and open all the curtains of your room with a single button, the first view of the day is the exquisite panorama of the Black Sea exit of the Bosphorus. The lounges of the Bosphorus Residences are equipped with large dining tables, making it possible to receive guests and hold dinner meetings. The residences are also modern and minimalist in design, leaving room for residents' personal touches. Guests can cook in a home-like atmosphere in kitchens equipped with Miele appliances. Guests can also take advantage of the hotel's food and beverage outlets at any time. Cafe R.E.A.D. or the Diba Bar are ideal for socializing and enjoying hotel life. At the 4500 square meter Therapia Spa, with its floor-to-ceiling windows and magnificent views of the Bosphorus, guests can book exclusive therapy and care sessions with experienced therapists. Residence guests can also take advantage of the hotel's concierge, room service, housekeeping, dry cleaning and ironing services.
- TASARIM-198 | Yuzu Magazine
September 2024 | DESIGN & INTERIORS TURKISH BELOW MINIMALIST PENTHOUSE in VANCOUVER words Karine Monie photos Tina Kulic from Ema Peter Photography Erica James designed this minimalist and masculine apartment in downtown Vancouver. The apartment has a sexy vibe with clean lines, luxurious finishes, curated art and cutting-edge technology, and a monochromatic layout. "This project was a wonderful chance to explore a different style beyond our usual transitional design elements," says Erica James of the design process for the apartment, which features high ceilings and large windows. “We opted for a modern monochromatic color scheme throughout the penthouse to evoke a timeless ambiance,” says Erica. “This choice creates a harmonious and calming atmosphere that complements the sleek lines and minimalist design of the space. It allows the view to shine through. To enhance the masculine effect, we used touches of leather”. Indeed, the dining area features a leather-wrapped Apparatus light fixture and sharp leather straps and buckles on the chairs. 'I GOT INSPIRATION FROM MY TRIP TO MILAN' “I drew a lot of inspiration from a trip to Milan,” remembers Erica. “I visited some super high end showrooms that had very modern unique design features. They used a lot of dark oak, clean lines, and large glass dividers which inspired the office doors. I always wanted to use one of Art & Looms custom rugs which has beautiful organic curves to contrast a lot of the angles we used throughout. Since the rug is custom, it flows perfectly into the living room and gives us more freedom with the custom angular sofa and furniture layout”. DETAILS - Living Room: Carpet by Art and Loom, armchair by Edra, side table and glass coffee table by Minotti (from Living Space). Sofa and upholstered pillows by FFABB home. The tray on the coffee table is Alessi. Side table next to the sofa by Moe's Home. - Kitchen: Counter stools by Thomas Hayes. Upholstery by Listone Giordano from Italy. All metalwork (kitchen handles, office enclosure, staircase) by Iron & Ash. VANCOUVER’DAKİ MİNİMALİST PENTHOUSE Vancouver şehir merkezinde yer alan minimalist ve maskülen stile sahip daire Erica James tasarımı. Temiz çizgileri, lüks kaplamaları, iyi bir şekilde seçilmiş sanat eserleri ve teknolojisiyle seksi bir ambiyansı olan dairenin tek renkli bir düzeni var. Yüksek tavanları ve geniş pencereleriyle öne çıkan dairenin tasarım sürecine dair Erica James, “Bu proje alışılmış tasarım unsurlarımızın ötesinde farklı bir tarzı keşfetmek için harika bir fırsattı” diyor. “Zamansız bir ambiyans uyandırmak için çatı katı boyunca modern tek renkli bir renk düzeni tercih ettik. Bu seçim, mekanın şık çizgilerini ve minimalist tasarımını tamamlayan uyumlu ve sakinleştirici bir atmosfer yaratıyor. Manzaranın ışıldamasını sağlıyor. Maskülen etkiyi artırmak için ise deri dokunuşları kullandık”. Nitekim yemek alanında deriyle sarılmış Apparatus aydınlatma armatürü ve sandalyelerde keskin deri kayış ve tokalar bulunuyor. ‘MİLANO SEYAHATİMDEN İLHAM ALDIM’ “Milano'ya yaptığım seyahatten çok ilham aldım” diye hatırlıyor Erica. “Çok modern ve benzersiz tasarım özelliklerine sahip bazı üst düzey showroomları ziyaret ettim. Çok sayıda koyu meşe, temiz çizgiler ve ofis kapılarına ilham veren büyük cam bölücüler kullanıyorlardı. Her zaman Art & Looms'un özel halılarından birini kullanmak istemiştim. Bu halı, kullandığımız açıların çoğuyla kontrast oluşturacak şekilde organik kıvrımlara sahip. Halı özel olduğu için oturma odasında mükemmel bir şekilde aktı. Köşeli kanepe ve mobilya düzeni ile birlikte daha fazla özgürlük sağladı”. AYRINTILAR -Oturma Odası: Art and Loom'dan halı, Edra'dan koltuk, Minotti'den yan sehpa ve cam sehpa (Living Space'ten). Kanepe ve döşemeli yastıklar FFABB home özel yapımı. Sehpa üzerindeki tepsi Alessi. Kanepenin yanındaki yan sehpa Moe's Home. - Mutfak: Tezgah tabureleri Thomas Hayes. Döşeme İtalya'dan Listone Giordano. Tüm metal işleri (mutfak kolları, ofis muhafazası, merdiven) Iron & Ash tarafından yapılmış.
- INSAN-2
Mayıs 2021 | İnsan | Türkiye BU BİR LUCID DREAM REHBERİDİR Aynı rüyada buluşmaya hazır mısınız? Yazı | Sibel İpek R üya görürken onun rüya olduğunun farkında olmak, hatta bir adım öteye giderek o rüyayı kontrol etmenin adı Lucid Dreams; yani bilinçli rüyalar. Bilinçli rüyanın normal rüyadan farkı şu: Bilinçli rüyaya geçtiğimizde bilincimiz uyanıyor ve rüya içinde olduğunu fark ediyor. Yani bilinç ve bilinçaltı aynı anda devreye girmiş oluyor. Normal rüyada ise benliğimizin farkındalığı kapalı. Yani kesinlikle rüyada olduğunun farkında olmaksızın bilinçaltının sürüklediği tünellerde serbest gezintide... İşte bu yüzden rüyalarımızdaki durumları genelde hayal meyal hatırlıyoruz. 352 RÜYANIN ORTAK ÖZELLİĞİNDEN YOLA ÇIKTI Lucid Dreams kavramı ilk kez 1913 yılında Hollandalı psikiyatrist Frederic Van Edeen tarafından “A Study of Dreams” adlı makalede ortaya atılmış. Van Edeen, 1898’ten 1912’ye kadar rüyalarını kaydetmiş ve rüyalarının 352 tanesinin ortak özelliklerinden yola çıkarak bunlara bilinçli rüyalar adını vermiş. Rüyalar üzerine çalışan çoğu bilim insanının aksine Edeen, rüyaların uyanmaya yakın görüldüğü fikrine de karşı çıkıyor. Özellikle bilinçli rüyaların uykunun en derin anında görüldüğünden bahsediyor. BİLİNÇLİ RÜYA GÖRMEK İÇİN KILAVUZ Diyelim ki bilinçli rüya görmeye niyet ettiniz. Yapmanız gerekenler aslında zor değil. Öncelikle… - Başucunuza bir kalem ve kâğıt koymalısınız, ki uyanınca mutlaka not alın. Böylece tekrar eden benzer rüyalar görüyorsanız, bunu bilincinize kaydetmiş olacaksınız. Aynı rüyayı görmeye başladığınızda “Bu bir rüya” demeniz böylece kolaylaşacak. - Rüyaya girmeden önce mutlaka bir obje ya da renk belirleyin. Belirlediğiniz şeyi gördüğünüzde yine rüyada olduğunuzu anlayacaksınız! - İnanmak önemli. Uyumadan önce kendinizi Lucid rüya göreceğinize şartlamalısınız ve hatta belirli bir hayal kurarak uykuya dalmalısınız, ki hayaliniz rüyanıza dönüşebilsin. - Dış uyarıcılar her zaman yardımcı olur. Örneğin bir koku ya da ses… Uyumanıza yardımcı olan bir ses rüyada da devam ettiğinde yine rüyada olduğunuzu size hatırlatacak. - Rüya esnasında uyandıysanız ve rüyanıza devam etmek istiyorsanız tekrar bu düşüncelerle uykuya dalın. Gördüğünüz şeyin artık rüya olduğunu bildiğiniz için kontrol sizin elinize geçmiş demektir. YOKSA ONEIRONAUT MUSUNUZ? Bir kez rüyayı kontrol ettikten sonra bu bağımlık da yapabilir. Çünkü rüyanızda istediğiniz her şeyi, üstelik rüyada olduğunuzun bilinciyle, yapmakta özgürsünüz. İsterseniz bir kuş gibi uçabilir, balık gibi yüzebilir, isterseniz hayranı olduğunuz kişiyle büyük aşk yaşayabilir, oradan da Mars’a giden ilk insan olabilirsiniz! Belli ki pek çok insan bunu istiyor, deniyor ancak sadece yüzde 20 gibi az sayıda insan bunu bunu başarabiliyor. Bu insanlara verilen özel bir isim bile var: Oneironaut. Latince kökenli bu İngilizce kelime “rüya seyyahı” anlamına geliyor. ROBERT WAGGONER’IN TAVSİYELERİ Bilinçli rüya konusunda uzman olan Robert Waggoner, “Lucid Dreaming: Gateway to the Inner Self” kitabında bu yola gireceklere şu tavsiyelerde bulunuyor: - Sadece eğlenebilirsiniz. Çünkü rüyanızda istediğiniz fanteziyi gerçekmiş gibi yaşayabilirsiniz. - Mevcut bazı psikolojik problemleri, anksiyete sorunlarını ve hatta travmaları tedavi edebilirsiniz. Örneğin yükseklik korkusu ya da toplum önünde konuşma fobisi olan biri, rüyalarında bunu defalarca prova ederse travmalarından kurtulabiliyor. - Başka bir faydası ise içinizdeki yaratıcılığı tetiklemesi. Mesela bilinçli rüyaya geçtiğinizde “Evimin duvarını mümkün olabilecek en harika sanat eserine dönüştüreceğim” diye telkinde bulunarak bu niyetin gerçek olmasını sağlayabilirsiniz. - Bilinçli rüya görerek bazı özelliklerinizi geliştirmeniz de mümkün. Mesela Alman bir öğrencinin mezun olabilmek için yüzme dersleri alması gerekiyordu. Aslında korkunç bir yüzücüydü, dahası sudan da korkuyor. Ama iyi bir lucid dreamer olduğu için her bilinçli rüyasını yüzme provasına dönüştürdü ve korkusunu yendi. Hatta mezun olabilecek derecede iyi bir yüzücü haline geldi. Profesyonel sporcuların da bu yöntemi kullanarak kendilerini geliştirdiklerine dair pek çok hikâye mevcut. - Bilinçli rüyada karşılaştığınız bir korku ya da gölge -Carl Jung’a göre görmezden gelmeyi tercih ettiğiniz tarafınızı temsil ediyor- aslında çözümlenmesi gereken bir endişeniz. Bilinçli rüyayı bu endişeyi çözmek için bir fırsata dönüştürmek de gayet mümkün. M TEORİSİNE GÖRE 11 BOYUT VAR Günümüzdeki en mevcut güncel teori olan “M Teorisi”ne göre ise evren toplam 11 boyutlu. Varolan tüm atom zerrecikleri de birbirleriyle bağlantı halinde. Teoriye göre kendi farklı versiyonlarımızın yaşadığı ve yaşamadığı sonsuz sayıda paralel evren var. Tüm bu paralel evrenler 11 boyutlu evrende hareket halindeler. Yani sicim teorisine ilave bir boyut ekleyerek aslında kuantum dünyasının keşfinden beri aranan “Theory of Everything”e en yakın yanıtı şu anda M teorisi veriyor. Düşünsenize; gece uyurken birbiriyle iletişim halinde olan bu atom parçacıklarını farklı versiyonlarımız üzerinden ortak bilinçte hareket ettirmeyi başarabilsek, kim bilir şu anda dünya nasıl bir yer olurdu?
- ART
Mayıs 2022 | Art | Türkiye Gökşen Buğra Galeri Bosfor’u anlatıyor Yazı | Alp Tekin Y aklaşık 20 yıldır güncel sanat alanında editoryal ve küratöryal üretimler yapan Gökşen Buğra, Karaköy’de açtığı ilk galerisi Bosfor ile ilgili yuzu’nun sorularını yanıtlıyor… Sanat galerisi açarken motivasyonun neydi? Bosfor’la ulaşmak istediğin bir amaç var mı? Bir galeri açmak büyük bir heyecan. Galerinin adını koyarken bile büyük anlamlara referans vermeyen bir şey seçmek; kendi yolunu çizecek, bir boşluğu önce yaratıp sonra sanatla, insanla anlamlandıracak bir alan arzu ettim. Aslında galerinin gergin ve mesafeli havasını yok etmek, sanat eseri ve izleyici arasında sıcak, yakın bir ilişkiye ev sahipliği yapmak istiyorum. Galeri açma motivasyonum, sanat alanındaki piramidal yapıda tepe noktasına sanat eserini ve sanatçıyı yerleştirmekti. Çünkü bana göre çok bileşenli bu yapıda gerçekte neyin vazgeçilmez bir değer olduğu konusu şaşırtıcı biçimde yer değiştirdi. Bosfor’un misyonu; özgün, dinamik bir sergi programı izlemek, yayınlar yapmak ve İstanbul’un sanat ortamında izleyicinin kendini iyi hissedeceği, yabancılaşmayacağı bir espas sunmak. KENDİ ZAMANININ TANIKLIĞINI ÜSTLENSİN Bosfor’un diğer galerilerden ayırt edici olduğunu düşündüğün özelliği var mı? 20 yıla yakındır editöryal ve küratöryal alanda üretiyorum. Uzun süredir ders veriyor, yazı yazıyorum. Galericilik anlayışımı ticari değil, entelektüel bir zemin üzerine inşa ettim. Her galerinin farklı bir vizyonu var. Benim ayrıldığım nokta, sanat tarihine kalıcı bilgi ve belge bırakmak, karma sergilerle sanat çevresini bütünleyici bir yol izlemek olabilir. En önemsediğim nokta, galerinin temsil ettiği sanatçılar haricinde sanat üretiminin nabzını tutabilecek karşılaşmalara ev sahipliği yapması ve kendi zamanının tanıklığını üstlenmesi. Temsiliyetini üstlendiğin sanatçılar kimler? Uzun süredir birlikte çalıştığım sanatçıları temsil ediyorum: Burcu Erden, Ahmet Çerkez, Olgu Ülkenciler, Erman Özbaşaran, Ilgın Seymen ve Mithat Şen. Yeni çalışmaya başladığım sanatçılardan biri Yasha Butler. Temsiliyet dışında da çalışmayı planladığım sanatçılar var; bir galerinin anne karnı gibi genişlemesini ve çok sayıda nitelikli sanatçıya yer vermesini her zaman önemsiyorum. galeribosfor.com
- ART-126 | Yuzu Magazine
June 24, 2025 | Art & Culture INSIDERS / OUTSIDERS? words Laura Cottrell photos of Exhibition Francisco Nogueira This season, the historic Palácio Duques de Cadaval in Évora, Portugal, presents Insiders / Outsiders?—a compelling exhibition that brings together contemporary Aboriginal Australian artists and Moroccan artists from the Essaouira School. On view through October 26, 2025, the show features approximately sixty works from the Yannick and Ben Jakober Foundation, inviting viewers to reflect on themes of identity, inclusion, and the blurred lines between center and periphery. Curated by Spanish writer and curator Enrique Juncosa, the exhibition is a collaboration with the Fondation Jardin Majorelle in Marrakech and the Sa Bassa Blanca Museum in Mallorca—two institutions that, like the artists on view, exist in fluid conversation between cultures, disciplines, and traditions. A CROSS-CULTURAL DIALOGUE At the heart of Insiders / Outsiders? lies a juxtaposition of two seemingly distant artistic movements. Yet both emerged around the same time and share a common genesis: the support and recognition of so-called “outsiders.” More importantly, both traditions champion a deep, intuitive inner vision—art that doesn't mirror the world but reimagines it. On one side, viewers encounter works by members of L’École de Essaouira, a movement born in the 1980s thanks to Danish art dealer Frédéric Damgaard. Drawn from a group of self-taught painters—fishermen, carpenters, and craftsmen—this Moroccan school reflects a uniquely local and spontaneous aesthetic. Artists such as Boujemâa Lakhdar, Mohamed Tabal, and Moustapha El Haddar transformed everyday life into poetic abstraction, their works pulsing with bold color, rhythm, and symbolism. On the other, the exhibition traces the rise of contemporary Aboriginal Australian art, whose modern chapter began in 1971 when teacher Geoffrey Bardon encouraged local communities to paint on canvas for the first time. While Aboriginal visual culture stretches back over 60,000 years, this shift to canvas brought global recognition. Today, thousands of Aboriginal artists are represented across community art centers and institutions worldwide. Their works convey complex Dreamtime narratives, land-based knowledge, and spiritual continuity in striking, often pointillist compositions. AN UNEXPECTED AND PROFOUND DIALOGUE Together, these two strands form an unexpected and profound dialogue. While rooted in different geographies—Australia’s vast interior and Morocco’s Atlantic coast—they both speak to memory, ancestry, and the act of storytelling through form and color. The setting for this cross-cultural conversation could not be more fitting. Located in the heart of Évora, facing the Roman temple, the Palácio Duques de Cadaval embodies centuries of Portuguese history and architectural layering—from Mudéjar to Gothic and Manueline styles. Still owned by the Cadaval family, the palace was built atop a former Moorish castle and has been meticulously preserved. With its inner courtyards, sweeping residential halls, and family pantheon church, the palace is not only a historical monument—it is a living archive. Insiders / Outsiders? offers more than a visual encounter; it is an invitation to reconsider the frameworks through which we view art and artists. Who is an insider, and who decides? Can tradition thrive without institutional validation? And what happens when the margins become the center? At a time when the art world is increasingly globalized yet often uneven in its attention, this exhibition creates space for authentic voices—voices that are rooted, reflective, and undeniably relevant.
- TASARIM-196 | Yuzu Magazine
September 2024 | Design & Interiors FOR TURKISH LUXURY ACCESSORIES collaborations words Pınar Yılmaz / Deliciae 1. Franck Muller & S.T. Dupont With their shared passion for art and innovation, Franck Muller and S.T. Dupont present the Master Lighter, a masterful fusion of the elegance of Haute Horlogerie. The result of two years of development, this lighter is a technical masterpiece with a double-faced clock with a three-day power reserve integrated into its mechanism! The Master Lighter, whose every detail reflects the heritage of Franck Muller and the exquisite craftsmanship of S.T. Dupont, is limited to 88 pieces. 2. Ferrari & Montblanc Montblanc, renowned for its luxury writing instruments, has collaborated with Ferrari to create a limited edition pen that pays homage to the legendary Enzo Ferrari. This pen combines the craftsmanship of Montblanc with the iconic design elements of Ferrari. 3. Lamborghini & Roger Dubuis Lamborghini and Roger Dubuis have created a unique collaboration that reflects both brands' passion for innovation and performance. The Excalibur Spider Huracán brings the performance and aesthetic elements of the Huracán supercar to watch design. The watch's internal movement is inspired by Lamborghini's iconic V10 engine. 4. Moncler x Rimowa Italian luxury apparel brand Moncler and German luggage brand Rimowa have made a remarkable collaboration by presenting an exclusive luggage collection that combines design and functionality. The collection is full of elements that reflect the DNA of both brands. This line of luggage blends Rimowa's signature durable aluminum construction with Moncler's innovative design aesthetic. 5. Bang&Olufsen & Ferrari Danish luxury audio manufacturer Bang&Olufsen has partnered with Ferrari to launch a special Ferrari-designed version of the Beoplay EX. The headphones combine Ferrari's iconic red color and bold style with Bang&Olufsen's superior sound quality. 6. Gucci x Oura Gucci, the leading Italian fashion brand, has collaborated with Oura, an innovative brand in health and fitness technology, to create a unique collection of smart rings that combine luxury and technology. The Gucci & Oura ring is both a technological marvel capable of tracking health data and a stylish accessory that reflects Gucci's elegant design aesthetic.
- TASARIM-242 | Yuzu Magazine
April 2025 | DESIGN & INTERIORS ELEGANT COUNTRYSIDE SANCTUARY words Elena Grabar photos Mikhail Loskutov architect & interior design Ariana Ahmad stylist Natalia Onufreichuk Set in the tranquil countryside of the Moscow region, this residence is more than a retreat—it is a family’s story, told through architecture and design. Created by architect and interior designer Ariana Ahmad, the house balances sophistication with warmth, offering spaces that flow effortlessly between quiet solitude and lively gatherings. Here, design is not just about aesthetics but about crafting an environment that evolves with its inhabitants. A THOUGHTFUL COLLABORATION This project is the result of a long-term partnership between the owners and their trusted design team. Their shared vision has shaped a home where architectural elegance meets everyday comfort. The residence also serves as a showcase for the family’s expanding contemporary art collection, seamlessly integrating art into daily life. A HOME DESIGNED TO EVOLVE This generously proportioned 2,100 m² residence features a layout that adapts to the shifting rhythms of family life. The entrance opens into interconnected spaces where natural light highlights carefully curated materials. The main living areas unfold in a seamless flow, while a private suite ensures comfort for the homeowner’s mother. A dedicated spa area with a pool, hammam, and massage room adds an element of resort-like relaxation. Upstairs, the private quarters provide a peaceful retreat, while the attic serves as a space for creativity and leisure. Below ground, a wine cellar and thoughtfully designed storage solutions ensure effortless organization. UNDERSTATED LUXURY IN EVERY DETAIL Soft, earthy tones create a home that feels both elegant and inviting. Bespoke hand-painted wallpapers add depth and texture, while custom plaster panels by Tollis Studio in Paris introduce an artistic focal point in the spa, elevator, and master bedroom. Rich oak paneling and a built-in library enhance the sense of craftsmanship and warmth. A CURATED SELECTION OF DESIGN ICONS Throughout the home, carefully selected furnishings elevate the atmosphere. A custom Christophe Delcourt table makes a statement at the entrance, complemented by a gold-accented Lasvit chandelier. In the master dressing room, a striking white onyx bench by Charles Kalpakian blends function with artistry. The children’s rooms feature refined pieces by Pierre Yovanovitch, while the playroom is enriched with whimsical designs by Hubert Le Gall. In the living room, Zhu Hong’s "Drops" installation interacts with shifting light, adding an element of movement beneath a striking Agostino Bonalumi artwork. A HOME THAT BREATHES ART Art is deeply woven into this residence, with works by Agostino Bonalumi, Yuri Kuper, Igor Chelkovski, Simone Pheulpin, Zhu Hong, Wang Keping, Masao Yamamoto, and Daniela Busarello creating a dialogue between past and present, form and emotion. Here, architecture and design do not merely frame life—they enrich it.
- ART
November 2022 | Art & Culture TR BELOW THE POET HOUSE a Fantastic World Words Alp Tekin The creator of The Poet House, a collection of witty and fantastical illustrations, İsmail Sertaç Yılmaz, shares his story... What is The Poet House and how did it come about? A small press that I produced limited edition, collectible, illustrated poetry and independent slow books. The works I created in The Poet House act together to reach the reader as text, drawing and object. Poems, stories and independent texts in slow books aim to take the reader-book relationship beyond the ordinary book experience in terms of the visuals they contain and the form in which they are presented. The Poet House is the new home of the poet, writer and artist in the common publishing order we know. Do you also draw the covers of books? I design not only the covers of the works I create, but also the pages. I try to add drawings that will enlarge the world of the text, not the corresponding drawing, by going into the text. I'd better say: While the text is flowing in the children's book, there is a drawing staging it. The drawings in The Poet House works, on the other hand, try to say something new with the language of the text. Digital printing of works. So how's your technique? Are they all produced digitally? iPad pro, Apple Pen and Procreate are my devil triangle! Before this trio, there were artbooks that I prepared with a passion for paper and pen. But I don't think I'll be back on paper. Who are the artists you inspire? I'm a fan of David Hockney. I would love to swim in a pool he drew! Pablo Neruda in poetry, Roberto Bolaño in the novel, Nick Cave in the music. These artists not only produce but also their existence inspires me. You use colors intensely and together. Is there a reason? Before I got into colors, i was mostly producing black and white works. I didn't need the colors. But I realized that the situation is different for the audience. For this reason, i started to show the colors i saw in the works i produced in black. Maybe one day i will put a black and white painting next to a color painting. And a completely colorless, unpainted one. I liked coloring, I got used to it. But still, my black desire never ends. Fırlama, esprili, fantastik çizimlerden oluşan The Poet House'u, yaratıcısı İsmail Sertaç Yılmaz anlatıyor... The Poet House nedir, nasıl ortaya çıktı? Sınırlı sayıda, koleksiyonluk, resimli şiir ve bağımsız slow book’lar ürettiğim bir small press. The Poet House’da ortaya çıkardığım eserler metin, çizim ve nesne olarak okura ulaşmak için birlikte hareket ediyor. Slow book’lardaki şiirler, öyküler ve bağımsız metinler, içerdikleri görsel ve sunuldukları form itibariyle okur-kitap ilişkisini sıradan kitap deneyiminin dışına çıkarmayı hedefliyor. Şairin, yazarın ve sanatçının bildiğimiz yaygın yayımcılık düzeninde yeni evi The Poet House. Aynı zamanda kitapların kapaklarını da çiziyorsun? Ortaya çıkardığım eserlerin sadece kapaklarını değil, içini de tasarlıyorum. Metnin içine girerek, ona karşılık gelen çizimi değil de, metnin dünyasını büyütecek çizimler katmaya çalışıyorum. Şöyle dersem daha iyi: Çocuk kitabında metin akarken karşısında onu sahneleyen bir çizim olur. The Poet House eserlerindeki çizimler ise metnin diliyle beraber yeni bir şey söylemeye çabalıyor. Eserlerin dijital baskı. Peki tekniğin nasıl? Hepsi dijital ortamda mı üretiliyor? iPad pro, Apple Pen ve Procreate benim şeytan üçgenim! Bu üçlüden önce kâğıda, kaleme tutkun bir şekilde hazırladığım artbooklar da oldu. Ama kâğıda döneceğimi sanmıyorum. İlham aldığın sanatçılar kimler? Resimde David Hockney hayranıyım. Onun çizdiği bir havuzda yüzmeyi çok isterdim! Şiirde Pablo Neruda, romanda Roberto Bolaño, müzikte Nick Cave. Bu saydığım sanatçıların sadece ürettikleri değil, varoluşları da bana ilham veriyor. Renkleri yoğun ve bir arada kullanıyorsun. Bir nedeni var mı? Renklere bulaşmadan önce çoğunlukla siyah beyaz işler üretiyordum. Renklere ihtiyaç duymuyordum. Ama anladım ki izleyenler için durum başka. Bu nedenle siyah ürettiğim işlerde gördüğüm renkleri göstermeye başladım. Belki bir gün renkli bir tablomun yanına siyah beyazını da koyarım. Bir de tamamen renksiz, boyanmamış olanı. Renklendirmeyi sevdim, alıştım. Ama yine de simsiyah arzum bitmez. Siyahta her rengi görebiliyorum.
- TRAVEL
June 2024 | Vol 13 TURKISH BELOW PAROS New shining star of the Cyclades words Onur Baştürk & Laura Cottrell P aros is having a moment! And that moment looks set to get bigger and bigger... With ever-more flights landing at the newly renovated airport, new luxury hotels opening at a record pace – along with dazzling boutiques and excellent restaurants, Paros is now the new, cool star of the Cyclades. It offers a great choice of uplifting experiences - from soaking up the atmosphere on the charming streets of Naoussa - to exploring hidden mountain villages, like Prodromos and Marpissa – or just taking time out to enjoy the glorious Greek sea and sunshine. DISCOVER THE CHARMING VILLAGES Once you've explored the two main centers of Paros, Parikia and Naoussa, it's well worth moving on to discover the lovely villages tucked away on the mountainous sides of the island. Lefkes, less than a 20-minute drive from Naoussa, enchants with its narrow, winding streets, colorful gates and blue-domed churches. It is home to the second largest Orthodox church on the island - so put the towering cathedral of Agia Triada at the top of your list - along with a visit to the Lefkiano tavern. A trip to the villages of Prodromos and Marpissa, on the eastern side of Paros, offers a quieter, more intimate experience away from the crowds. Prodromos is a typical Cycladic gem, with narrow, arched streets and bougainvillea-covered white houses. Be sure to stop by the Kallitechniko Kafenio (Art Cafe), where the owner, Maria Ragkousi, prepares delicious appetizers. Try her tender stuffed squid or cuttlefish cooked with wild fennel. TAKE A WALK A great way to explore Paros is on foot. One of the most popular walking areas is Paros Park - home to three easy hiking routes - located just a short drive from Naoussa GET LOST IN THE NIGHTLIFE OF PAROS When the sun goes down, the vibe builds up on Paros. Start the evening off with cooling sundowner, move onto a choice of choice of great restaurants – then head to Agosta to hang out late, listening to the sounds of summer. Here are some real Paros pearls: - Come Back: A perfect café bar for a sunset drink. - Fotis: Another ideal spot for your first cocktail of the night. - Bountaraki: A tavern with delicious food. It doesn't accept reservations – but you’ll get a table if you wait at the door for a while. - Sigi Ikthios: Located in the liveliest square of Naoussa, this iconic restaurant is a big local favorite - with fantastic fresh seafood. - Luaz: A modern restaurant with a beautiful sunset view. The sushi comes highly recommended. - Daverona: A modern restaurant - with meat and vegetarian options - for those who’ve had enough of seafood! - Ouzeri Halaris: A tavern serving good seafood and local Greek cuisine in a lively atmosphere, right next to the port of Piso Livadi. - Mouragio, Manolis and Taverna Aliki: If you like to eat your fresh seafood as close to the water as possible, go for Aliki, a modest fishing village on the south coast of Paros. Aliki’s pier is home to these magnificent taverns, lined up side by side. All three are excellent. - Galazia Hytra: Serving fresh seafood and Greek classics, adjusted to suit the modern palate. Set in the Summer Senses Luxury Resort. - Statheros: Feast on sticky, honey-cheese pies, slow-cooked chickpeas and Cycladic wines at the family-run Statheros. - Agosta: For a live DJ, plus great vibes and energy, head for Agosta late at night. FIND YOUR FAVORITE BEACH - Monastiri: A stylish beach club with delicious food prepared by famous chef, Dimitris Skarmoutsos. - Aliki: More of a local than a tourist beach. But with a lovely restaurant for lunch - Thalassamou. Try the ceviche, shrimp saganaki and pesto squid. - Kolymbithres: Set close to Naoussa, this is one of the busiest beaches on the island. - Kalogeros: Famous for its clay rocks, used to make face and body masks. - Tsoukalaia: Perfect for those who love peace and seclusion. - Golden Beach: The best place to windsurf on Paros. - Pounda: The island’s most crowded beach club, famous for its great DJ’s and parties - like those held on Mykonos. - Santa Maria Beach: A long beach with a comfortable, laid-back feel. - Lageri: Hard to reach, but worth the effort to enjoy its unusual beauty. - Cabana Beach Bar: Set in Parikia Bay, Cabana is one of the hottest beach clubs on the island. Best time to go is late afternoon: the party and DJ sets start after 17:00. TAKE A DAY TRIP TO ANTIPAROS Take a boat trip to Antiparos and stop off at the Blue Lagoon – so called because of its brilliant turquoise water. Then moor your boat in front of Vathis Volos Beach and hop off to enjoy a fantastic lunch at Pipinos, a traditional seafood tavern. The center of Antiparos is small - but worth exploring. Take a look at the center, then visit the Antiparos cave. Located 10 kilometers south of the harbor, the 85-meter-deep cavern has an impressive array of million-year-old stalactites and stalagmites. Y enilenen havalimanı sonrası artan uçuşları, peş peşe açılan yeni lüks otelleri, göz kamaştıran şık butikleri ve rafine restoranlarıyla Paros; abisi Mykonos’un gölgesinden çoktan sıyrıldı: Artık yeni cool! Naoussa'nın büyüleyici sokaklarını keşfetmekten Prodromos ve Marpissa gibi gizli dağ köylerini keşfetmeye kadar Paros harika deneyimlerle dolu. İşte Paros önerilerimiz…. KÖYLERİ KEŞFEDİN… Paros’un iki ana merkezi Parikia ve Naoussa dışında adanın dağlık taraflarında görülmeye değer gizli köyler var. Bunlardan biri, Naoussa'dan arabayla yaklaşık 18 dakika uzaklıktaki Lefkes. Dar ve dolambaçlı sokakları, renkli kapıları ve mavi kubbeli kiliseleriyle büyüleyici olan Lefkes’te, adanın en büyük ikinci Ortodoks kilisesi olan Agia Triada Katedrali yer alıyor. Ziyaret etmeyi unutmayın… Ziyaret edilmesi gereken ikinci adres ise Lefkiano tavernası. Paros’un doğu tarafında yer alan Prodromos ve Marpissa köyleri ise kalabalıktan uzak, daha lokal ve sessiz bir deneyim için görülmeye değer. Özellikle Prodromos; dar geçitli, kemerli sokakları ve begonvilli beyaz evleriyle tipik Kiklad güzelliğini yansıtıyor. Prodromos’da, sahibi Maria Ragkousi'nin inanılmaz lezzetli mezeler ürettiği Kallitechniko Kafenio’ya ('Arty Café') mutlaka uğrayın. Kalamar dolması ve yabani rezene ile haşlanmış mürekkep balığı tadın. YÜRÜYÜŞ YAPIN… Paros’u keşfetmenin en iyi yollarından biri yürüyüş yapmak. Popüler yürüyüş rotalarından biri, Naoussa'dan arabayla kısa bir mesafede bulunan Paros Parkı. Burada üç kolay yürüyüş rotası var. Ayrıca Lefkes ve Prodromos'u birbirine bağlayan ikonik Bizans yolu da adanın vahşi doğasını keşfetmenin için mükemmel. MORAITIS ŞARAPHANESİNE UĞRAYIN… 1910'dan bu yana şarapçılıkla uğraşan Moraitis ailesinin şaraphanesini ziyaret edip hem şarap yapım sürecini öğrenin hem de şarap tadımı yapın. Şaraphane, Naoussa’nın merkezine kısa bir yürüyüş mesafesinde. PLAJLAR ARASINDA FAVORİNİZİ BULUN… - Monastiri: Menüsü ünlü şef Dimitris Skarmoutsos tarafından hazırlanan, lezzetli yemeklere sahip şık bir plaj kulübü. - Aliki: Turistik değil, gayet lokal bir plaj. Üstelik iyi bir öğle yemeği için sevimli bir restoranı da var: Thalassamou. Ceviche, karides saganaki ve pesto kalamarı deneyin. - Kolymbithres: Naoussa'ya yakın bu plaj adanın en yoğun plajlarından biri. - Kalogeros: Yüz ve vücut maskesi yapmak için kullanılan kil kayalarıyla meşhur. - Tsoukalaia: Sessiz ve tenha kumsalları sevenler için. - Golden Beach: Rüzgar sörfü yapmak isteyenleri buraya alalım. Çünkü en uygun plaj. - Pounda: Paros'un partileriyle meşhur, en kalabalık beach club’ı. Mykonos’taki partilerin benzerlerini arıyorsanız sizi Pounda’ya alalım. Çünkü en iyi dj ve partiler burada. - Santa Maria Beach: Uzun bir kumsala sahip. Rahat etmek çok ideal. - Lageri: Ulaşması zor, ama varınca değiyor. Alışılmadık bir güzelliğe sahip. - Livadia: Parikia’ya en yakın plaj. Kumu nedeniyle sevebilirsiniz. - Cabana Beach Bar: Parikia Körfezi'nde yer alan Cabana adanın en iyi beach club’larından. Saat 17.00’dan sonra dj eşliğinde partinin başladığı Cabana’ya öğleden sonra gitmek elzem. GÜNÜBİRLİK ANTIPAROS'A GİDİP GEZİN… Eğer Antiparos’a tekneyle gidecekseniz; Tigani, Panteronisi ve Glaropounta adalarının oluşturduğu turkuaz deniziyle bilinen ‘Blue Lagoon’u mutlaka ziyaret edin. Lagüne girdiğinizde suyun rengindeki şaşırtıcı tonlara hayran olacaksınız. Daha sonra tekneyi Vathis Volos Plajı'nın önüne yanaştırıp geleneksel bir deniz ürünleri tavernası olan Pipinos’ta görkemli bir öğle yemeği yiyin. Antiparos’un merkezi küçük, ama gezip dolaşmaya değer. Merkezi gezdikten sonra Antiparos mağarasına da uğrayın. Limanın 10 kilometre güneyinde yer alan, 85 metre derinliğindeki dikey mağara, milyon yıllık sarkıt ve dikitleriyle çok etkileyici. Ayrıca, Antiparos’a gelmişken Sosis plajına da göz atın. PAROS’UN GECE HAYATINDA KAYBOLUN… - Bountaraki: Rezervasyon kabul etmeyen, ama kapıda biraz beklerseniz yer bulabileceğiniz, çok lezzetli yemeklere sahip bir taverna. - Sigi Ikthios: Naoussa'nın en canlı meydanında yer alan bu ikonik restoran taze deniz ürünleriyle favorimiz. - Luaz: Güzel bir gün batımı manzarasına sahip modern bir restoran. Suşileri tavsiye. - Daverona: Deniz ürünlerinden bıkanlar için et ve vejetaryen seçenekleri olan modern bir restoran. - Come Back: Gün batımı içkisi için mükemmel bir kafe bar. - Ouzeri Halaris: Piso Livadi limanının hemen yanında, canlı bir atmosferde iyi deniz ürünleri ve yerel Yunan mutfağı sunan taverna. - Mouragio, Manolis ve Taverna Aliki: Deniz ürünlerini taze ve deniz kenarına olabildiğince yakın yemeyi seviyorsanız, Aliki'ye gidin. Paros'un güney sahilindeki bu mütevazı balıkçı köyünün rıhtımında bu üç şahane taverna yan yana sıralanıyor. Üçü de çok iyi. - Galazia Hytra: Taze deniz ürünleri ve Yunan klasiklerinin modern damak tadına göre uyarlanmış halini servis ediyorlar. Summer Senses Luxury Resort içinde. - Statheros: Aile işletmesi Statheros'ta ballı peynirli turtalar, yavaş pişirilmiş nohutlar ve Kiklad şaraplarını tadın. - Fotis: Gecenin ilk kokteylini yudumlamak için ideal bir nokta. - Agosta: Dj müziği eşiliğinde eğlenmek mi istediniz? O zaman sizi gece geç saatlerde Agosta'ya alalım. for more Print VOL XIII - AEGEAN & MEDITERRANEAN EDITION 2024 Out of Stock Add to Cart
- YUZU BODRUM | Yuzu Magazine | İstanbul
Seyahat + Stil + İnsan + Art + Botanik THE PEOPLE OF BODRUM SAHİR EROZAN THE PEOPLE OF BODRUM ARDA ÖNEN THE PEOPLE OF BODRUM SİNAN BEY RANCH HOUSE BARBAROS RESERVE GASTRO & FUN KARNAS VINEYARDS HOUSE A MODERN & BOHEMIAN SUMMERHOUSE IN BITEZ HOUSE SPACIOUS, CALM AND ECOLOGICAL GASTRO & FUN TRATTORIA IL MANDARINO THE PEOPLE OF BODRUM KEREM YILMAZ HOUSE A SOPHISTICATED TOUCH FROM SANAYI 313 Print BODRUM - COFFEE TABLE BOOK Out of Stock View Details
- TOPLULUK | Yuzu Magazine
April 2023 | Community COMMUNITY DINNER Partner: Jumbo The chef of the “Spring Spirit” themed Yuzu Community Dinner was Yılmaz Öztürk. Held at Avlu Bebek with the support of Jumbo, the table setting’s elegant and eye-catching details were curated by Edizione Living and Parla Flower. “Spring Spirit” temalı Yuzu Community Dinner'ın şefi Yılmaz Öztürk’tü. Jumbo'nun katkılarıyla Avlu Bebek'te gerçekleşen yemeğin sofra düzenindeki dikkat çeken şık detaylar ise Edizione Living ve Parla Flower’a aitti.



