top of page

836 results found with an empty search

  • STIL-3

    January 2021 | Style | France Tourist or Purist? Text | Alp Tekin V irgil Abloh, creative director of Louis Vuitton men's collections, presented Men's Autumn-Winter collection with a 13 minute long video. It was such a presentation! The main point that excited us as much as the collection itself was of course the video with various sub-texts and references. Abloh suggests a "new normal" with the new collection. He questions who is the ruler that tells us that we have been dressing in accordance with the rules determined by society since childhood and that we comply with these patterns. Most importantly, Abloh recommends that we create our own rules using existing rules. For example,He uses Ghana fabric Kente, which is a product of his roots, and plaid fabric together and asks: "Does that make Kente less Ghanaian and less Scottish than tartan?" Abloh also puts forward the "Tourist & Purist" opposition. Abloh's invention, the first of these two words, Tourist, is not used as we know it. It's a metaphor. The curious stranger who observes and aspires to an esoteric field of knowledge is called Tourist. Purist, on the other hand, is an insider who lives in the area of this esoteric knowledge, that is, already blessed. Likewise, the video is like this official parade of tourists and purists. The person we see walking through the snow at the very beginning of the video is probably a Purist. She carries esoteric information in her bag. These informations is perhaps the new normal that Abloh suggested, above all disinterestedness, we do not know. When Purist arrives at the place designed like a modern temple, she continues to circulate her bag in her hand.Finally she puts the bag on the floor. The person we saw sleeping from the beginning of the video, who is actually a Tourist, wakes up and then takes the bag and starts dancing. Abloh also uses these two words with the following subtext: The tourist wants what Purists have. That is its culture, its codes. Should they challenge each other or cooperate? The references of this video which shot like an art movie, do not end with counting. For example, in this video, Abloh also refers to the famous writer James Baldwin's 1953 article "Stranger in the Village". Referring to the parallels between the author's experience as an African-American man in a Swiss village and his life in America. Ultimately, the video is surrounded with the questions of "What does normality look like, what does it mean, and who has the privilege to embody it?" , he makes the fashion and design an identity further than only color, fabric or trousers and jackets. We bow respectfully before him.

  • STIL-3

    Aralık 2020 | Stil | Dünya MaidTok ve dantelli Harry Styles Yazı | Onur Baştürk T ikTok’un genç erkek kullanıcıları arasındaki bir akım gün geçtikçe daha çok dikkat çeker oldu: Hizmetçi kılığına girmek! Kısaca MaidTok olarak da anılan bu akım sanılanın aksine gay erkekler arasında değil, heteroseksüel erkeklerde yaygınlaşmış durumda. Mesela sosyal medya fenomeni Jackson O’Doherty. Instagram’da 1.9 milyon takipçisi olan Jackson, 26 yaşındaki kız arkadaşı Maddy ile beraber Facebook, Instagram, OnlyFans ve TikTok’a içerik üretiyor. Jackson, hizmetçi kıyafetini ilk giydiğinde “muhteşem” hissettiğini söylüyor. Dahası, hoşuna gittiğini de itiraf ediyor. Jackson gibi daha onlarca fenomen hizmetçi kılığındaki videolarını yükleyerek yeni bir hazzın peşinde koşuyor gibiler: Yer değiştirme hazzı. Peki neden sadece hizmetçi kostümüyle? Gayet açık: Fetiş unsurlarının altı çizilmiş hizmetçi kostümleri içindeki bir kadın, aslında tipik heteroseksüel erkek fantezisi. Bu kez o fanteziyi kendi üstlerine giyiyorlar. Aynı anda hem kendisi haz alan hem de izleyene haz veren ikili bir oyunun içine bile isteye düşerek… Teksas'ta yaşayan 19 yaşındaki artistik patenci Austin’e göre, @austinbe19, Z Kuşağı aniden hizmetçi fetişi geliştirmiş değil: “Bazı insanların bundan hoşlandığını biliyorum. Çünkü yakın tarihte Fransız hizmetçi ve tavşan kıyafetleri gibi şeyler cinsel bir objeye dönüşmüş. Erkekliğimle ilgili de bir sorunum yok. Dışarı çıkıp böyle eğlenme konusunda da hiçbir sorun görmüyorum”. Peki yeni nesil genç erkekler kıyafet konusundaki kalıpları yıkma, kostümlerin bilinçaltımızda yer etmiş kodlarını alaşağı etme konusunda daha mı rahatlar? Kesinlikle öyle. Vogue’un aralık sayısı kapağında soluk mavi dantel Gucci balo elbisesi ve siyah smokin ceketiyle boy gösteren Harry Styles’a bakın (Vogue TR o pozları basar mı acaba? Sanmam.) Styles’ın tüm Vogue US pozlarında hem feminen bir romantizm hem de maskülen bir serserilik var. İkisinin karışımı beklenmedik derecede olağanüstü. Styles pozlarıyla ilgili şöyle diyor: “Giysilerle oynamaktan çok keyif alıyorum. Bunun ne anlama geldiğini hiç düşünmemiştim. Sadece bir şeyler yaratmanın genişletilmiş bir parçası bu”. Olay bu. Yeni nesil için kıyafetin “kadınsı” ya da “erkeksi” oluşu mühim değil. Sadece ve sadece bu kodlarla oynamaktan yaramaz bir çocuk gibi keyif alıyorlar. Nedenini pek fazla sorgulamadan. Çok üzerine düşünmeden. Çoğu zaman da belki, eğlence olsun diye….

  • STIL-3

    Aralık 2020 | Stil | Dünya 2020 model saatlerin Z eitgeist okuması Yazı | Oktay Tutuş S aatlerle ilgili yazmaya başlayalı 10 yıldan fazla olmuş. Çoğu insanın sadece fikir yürütebildiği bu mikro mekanik dünyayla tanıştığım ilk günden beri maruz kaldığım sorular arasında en sevdiğim şudur: “Saatiniz sizi anlatır, derler. Bu doğru mu? Ve nasıl?” Bu soruyu seviyorum, çünkü aleni bir şekilde ortada olan yanıtın geçerliliğine yürekten inanıyorum. Zaman içerisinde bu inancım hiçbir şekilde sarsılmadı, aksine pekişti. Gündelik hayatta belki fark etmiyorsunuz, ancak saatler sadece zamanı işaret etmekle kalmıyor. O zamanın nasıl olduğuna ve onu takan kişinin de zamanın neresinde olduğuna dair söz söylüyor. Ayna gibi düşünebilirsiniz. Zamanın aksini gösteren bu ayna alışkanlıklarınızı, ahlâkınızı, kibrinizi, sabrınızı, sevginizi, anlayışınızı ve derinliğinizi de gösteriyor. Dolayısıyla ona hem anın hem de onu kullanan kişinin ruhunun geçtiğini söylemek sanıyorum yanlış olmaz. Devamı için... Print YUZU MAGAZINE - II Out of Stock View Details

  • STIL-3

    Eylül 2020 | Stil | Çin Son instagram harikasıyla tanışın! D ünya üzerinde bazı yapılar var ki, sanki sırf Instagram’da fotoğrafı çekilsin diye yapıldığı izlenimini veriyor. Bunun son örneği, Güney Çin'in Huangchuan Three Gorges Scenic Bölgesi'nde yapımı tamamlanan 526 metre uzunluğundaki cam tabanlı köprü. Lianjiang Nehri boyunca uzanan yapı, Guinness Dünya Rekorları tarafından resmi olarak “Dünyanın en uzun cam tabanlı köprüsü” olarak kabul edildi bile. Asma köprünün toplam kapasitesi 500 kişi! Yani 500 kişi aynı anda üzerinden geçebiliyor. Peki 500 kişiyle aynı anda o köprüden geçmek ister miydiniz? Siz bu sorunun yanıtını düşünürken şunları da yazmadan olmaz: Aslında bu cam köprü, Çin için yeni bir şey değil. Bu tarz köprüler yapmak Çinliler’in kendi içlerinde yarışa döndürdükleri bir durum. Öyle ki, BBC’ye göre ülkede hali hazırda 2300 cam köprü var! Bu köprüden bir önceki en uzun cam köprü de bu yüzden Çin’deydi. 2016'da açılan 430 metre uzunluğundaki Zhangjiajie Büyük Kanyon Cam Köprüsü. Lakin o köprü ziyaretçilerle dolup taşınca açıldıktan iki hafta sonra kapanmıştı. Bakalım bu yeni köprünün akibeti ne olacak? STİL | Kategorinin diğer yazıları Bir Edition üçlüsü: Sanat, parti ve iyi yemek Bodrum’a sürpriz: Dioriviera pop-up Emre Buga’nın stil atlası İçinden Aman stili geçen bir rüya Janus mu alırdınız Glassafe mi? Köprü + Heykel + Galeri: The Twist İstanbullu Tilda Swinton’ın ‘athleisure’ tarzı Fütüristik otel ‘Svart’ın açılmasına az kala Murat Süter’in ‘lacivert’ sırrı ‘Parazit’in evi aslında gerçek değildi Evi değiştir: Blush mı Green Benjamin mi? Edwina Sponza’nın stil kodları Korona Sonrası Şehir Tabelaları ‘Beslenme farkındalığınız’ ne durumda? Bodrumlu Uzakdoğulu: Leleg Living Bu yazın başrolünde: Soho Roc House Korona günlerinde yaratıcı bir ‘karton’ masa!

  • STIL-3

    Temmuz 2020 | Stil | Türkiye Bodrum’un yaz gündeminde ‘Loft’ var Yazı | Onur Baştürk B ir ev projesinin Bodrum’un yaz gündemine damga vurması pek rastlanılır bir şey değildir. Çünkü Bodrum yaz gündemi genelde mekanlar, oteller ya da plajlarla öne çıkar. Bir de klasik, “Şurası çok pahalıymış” rüzgârıyla. Akfen’in Demirciler Koyu’ndaki 36 villalık Bodrum Loft projesi ise bu yaz herhangi bir plaj ya da otelden daha çok gündeme geldi. Bunun en önemli nedeni pandemi aslında. Otelde konaklamak istemeyen, ev kiralayıp izole bir şekilde tatil yapmak isteyenlerin gözdesi olup çıktı Bodrum Loft. Elbette 8 bin ila 12 bin Euro arasında değişen aylık kira bedelini kabul edenlerin gözdesi… Nitekim yaz başında evlerin hızla kiralanması, ünlü isimlerin burada ev kiralamak için sıraya girdiğinin söylenmesi Bodrum Loft’u dillerden düşürmedi. Bir de Bodrum Loft’un ve dolayısıyla Akfen’in sahibi Hamdi Akın ile Maça Kızı’nın sahibi Sahir Erozan arasında yaşanan olaylar zinciriydi dillerden düşmeyen… MAÇAKIZI LOFT MUAMMASI Bilen biliyor: Bodrum Loft içine Maçakızı’nın açılacağı aylar öncesinden belliydi. Hatta geçen yıl Londra’da Maçakızı Loft’u tanıtmak için havalı bir lansman bile düzenlenmişti. Neden Londra? Çünkü hem evlere hem de Maçakızı Loft’a yabancıların da ilgi göstermesi bekleniyordu. Ancak araya pandemi girdi. Arzu edilen yabancı zenginlerin bu yaz gelmeyeceği belli olunca Erozan bu yaz Maçakızı Loft’u açmak istemedi. Bodrum Loft tarafı ise bu yazı kaçırmak istemiyordu; bu nedenle evleri kiralamaya başladı. Restoran için de Karaköy’de, kendi otelleri olan Novotel’in tepesine konuşlanmış Mürver’in yazlık versiyonunu burada açmaya karar verdiler. Bunun üzerine Erozan ve Akın’ın arasının açıldığı söylendi. Sonradan araya girenlerin de iki eski dostu barıştırdığı… LOFTELİA ÇOK İYİ Bu bol dedikodulu olaylar zincirinden geriye kalana bakalım biz. Maçakızı Loft yerine gelen şef Yılmaz Öztürk yönetimindeki yazlım Mürver, yani orijinal adıyla LoftElia beklenilenin kat kat üzerinde, çok iyi bir restoran. Elbette bar eğlencesinde zayıf. Ama orada zaten bir iddiası yok. NE KADAR AĞAÇ KESİLDİ? Bodrum Loft’un villalarına gelince… Açık söylemek gerekirse; Nef Reserve ve Mesa’yla beraber bu koydaki yapılaşmanın üçüncü ayağı olan Bodrum Loft’un, bulunduğu bölgedeki birçok ağacı inşaat uğruna yok etmek zorunda kaldığını düşünüyordum. Önüme bazı bilgiler koydular. Şöyle ki: Bodrum Loft arazisi 57 dönümden oluşuyormuş. Toplam inşaat 15 dönümlük bölüme, yani arazinin yüzde 27’sine yapılmış. 40 dönüm arazi ise yeşil alan olarak kalmış. TRANSPLANTASYON ÖVGÜ KONUSU MU? “Hakkımız olan emsalin çok az kısmını kullandık” diyor Bodrum Loft’çular. Bunu da yeşil alanı korumak için bilinçli yaptıklarının altını çiziyorlar. Altını çizdikleri bir diğer husus, çoğu yüz yaşında 550 zeytin ağacının ve İzmir Ödemiş’ten getirilen 150 yıllık çınar ağacının peyzaj alanındaki uygun yerlere dikilmesi… Ağaç taşıma, yani ‘transplantasyon’ bu tür projelerde sıkça başvurulan bir işlem. Çünkü yapılaşma dolayısıyla çıplak kalan yerleri uygun ve sık bir peyzajla doldurmak gerekiyor. Tıpkı Mandarin’in en başta yaptığı gibi… Zeytin ağaçlarının transplantasyonu da en çok yapılanlardan. Unutmadan, Bodrum Loft tarafından bakınca inşaatının kaba kısmı görünen Nef Reserve de ağırladığı birtakım influencer’lara “Yüzyılllık zeytin ağaçlarını buraya taşıdık” diye övünüyor. Yani transplantasyon zaten bu gibi projelerde en kestirme, en elzem çözümlerden biri. Abartılmaması taraftarıyım. SANDAL AĞAÇLARINDAN ÖVGÜYLE BAHSEDİLEBİLİR Ama şundan övgüyle bahsedilebilir: Loft’çuların verdiği bilgiye göre inşaat bölgesinde yer alan sandal ağaçlarına hiç dokunulmamış, hatta koruma altına alınmış. Villaların tasarımını gerçekleştiren Tabanlıoğlu Mimarlık sandal ağaçlarının korunması için vaziyet planında oldukça hassas bir çalışma yapmış. PROJENİN ANA MERKEZİ: AÇIK ALANLAR Biraz da projenin stilinden bahsedeyim. Aslında ilk bakışta evlerin planını çok karmaşık ve dış yüzeyinde yer alan beton yüzeyi biraz soğuk bulmuştum. Detaylar anlatılınca daha farklı düşünmeye başladım. Şöyle ki: Sahildeki kayaların şekil ve renkleri tasarıma ilham kaynağı olmuş. Yapım esnasında özel betonlar dökülmüş. Kazı aşamasında ortaya çıkan taşlar yol ve bahçe duvarlarıyla istinat duvarları yapımında kullanılmış. Ayrıca bu taşlarla avlu ve bina dış cepheleri de kaplanmış. Yani binaların dış yüzeyindeki beton yüzeydeki taşlar bölgenin ürünü. Binalar ise arazi topoğrafyasına uygun olarak yerleştirilmiş. Tüm ünitelerde yer alan ve kontrollü bir şekilde doğal ışığı ve esintiyi kullanan yarı açık ve açık ortak alanlar ise özellikle kurgulanmış. Hatta bu alanlar projenin merkezini oluşturmuş. Nitekim villaların içine girince yarı açık ve açık alanların kullanım şeklini daha iyi anlıyor; ilk bakışta karmaşık gibi görünen genel tasarımı bu kez zekice planlanmış buluyorsunuz. STİL | Kategorinin diğer yazıları Bir Edition üçlüsü: Sanat, parti ve iyi yemek Bodrum’a sürpriz: Dioriviera pop-up Emre Buga’nın stil atlası İçinden Aman stili geçen bir rüya Janus mu alırdınız Glassafe mi? Köprü + Heykel + Galeri: The Twist İstanbullu Tilda Swinton’ın ‘athleisure’ tarzı Fütüristik otel ‘Svart’ın açılmasına az kala Murat Süter’in ‘lacivert’ sırrı ‘Parazit’in evi aslında gerçek değildi Evi değiştir: Blush mı Green Benjamin mi? Edwina Sponza’nın stil kodları Korona Sonrası Şehir Tabelaları ‘Beslenme farkındalığınız’ ne durumda? Bodrumlu Uzakdoğulu: Leleg Living Bu yazın başrolünde: Soho Roc House Korona günlerinde yaratıcı bir ‘karton’ masa!

  • STIL-3

    Mayıs 2020 | Stil | Türkiye Emre Buga’nın stil atlası Yazı | Sibel İpek O na 20 yıldır ekranlardan aşinayız. Haber sunarken izliyoruz. Haber sunucularının sanki tüm hayatı o stüdyonun içinde geçiyormuş ve hayatları tek boyutluymuş gibi düşünülür. Emre Buga’nın hayatı ise öyle değil. Mesela yemek yapmaya çok düşkün. “Bekâr Mutfağı” adlı bir Youtube kanalı bile var. Peki Buga’nın zevk aldığı, yaşam tarzının ana elementi olan diğer şeyler neler? İşte anlattıkları… “Bekâr Mutfağı” nasıl ortaya çıktı Emre? Öncelikle annemin çaresizliğinden. Babamı kaybettikten sonra tek kişilik yemek hazırlamanın ne demek olduğunu bilmiyordu annem. Ona ufak porsiyonlu kolay tarifler vermek istedim. Sonra bazı arkadaşlarımın harika mutfaklarının buzdolaplarında sadece su ve soda olduğunu gördüm! Kendi evlerini sanki airbnb’den kiralamış gibiydiler. Dışardan sipariş veriyor, evlerinin tadını çıkartamıyorlardı. Hep zamansızlıktan şikayet ediyorlardı. Ben de onlara herhangi bir restorana gittiklerinde, siparişlerini bekledikleri süre içinde kendi yemeklerini evlerinde nasıl hazırlayabileceklerini göstermek istedim. Kolay, sağlıklı, hızlı ve lezzetli yemekleri. Seyahat etmeyi de çok sevdiğini biliyorum. Hatta bir dönem İspanya’da yaşamıştın. Şu anda nerede olmak isterdin? Evet, İspanya’da iki yıl yaşadım. Açıkçası bugünlerde orada olmak istemezdim. Ama İtalya ile Fransa sınırında Ventimiglia diye bir kasaba var. Arkadaşım Valentina’nın evi orada. Kocaman bir ev. Bahçesi de öyle. Kendi sahiline özel bir teleferikle iniliyor! Her sabah taptaze burrata getiren bir çiftlik de yanı başında… Ben de orada olmak istedim şimdi! Bu arada ekranda takım elbiselisin. Peki özel hayatındaki stilin nasıl? Takım elbiseyi ekran dışında pek giyen ve tercih eden biri değilim. Ama hani bu ‘casual smart’ dedikleri şey var ya, o hayat kurtarıyor! Artık daha bol, daha rahat pantolon ve gömlekler giyiyorum. Hayır, kilo almadım ama bir mesafe koydum arama kıyafetlerimle. Nefes mesafesi. Favori gömlek markan? Prada, Ermenegildo Zegna, Saint Laurent ve Tom Ford. Ama en fazla üç tek renk giyebiliyorum. Motifli, karman çorman baskılı gömleklere inan elim gitmiyor! Spora da düşkünsün. Antrenman rutininin nasıl? Sporu bu dönemde haftada ikiye, evdeki basit egzersizlere bıraktım. En sevdiğin spor ayakkabı markası? Under Armour ve Nike. Favori parfümün? Maison Francis Kurkdjian, Frederic Malle ve Eau D’Hadrien. Stil olarak sana ilham veren biri var mı? Stili sahibi olmak benim için sadece kıyafetlerle sınırlı değil. Görgü, beni en çok etkileyen şeydir. Evin çatısı gibidir. Harabe bir çatıyı elbette boyalarla kamufle edebilirsiniz. Ama ilk yağmurda evinizde kalamazsınız. Bu güveni veren insanlardan ilham alıyorum. Bu insanlar bazen çok şık da olabiliyor. Bazen bir jean bir t-shirt’le de hayatlarını geçirebiliyor. STİL | Kategorinin diğer yazıları Bir Edition üçlüsü: Sanat, parti ve iyi yemek Bodrum’a sürpriz: Dioriviera pop-up Emre Buga’nın stil atlası İçinden Aman stili geçen bir rüya Janus mu alırdınız Glassafe mi? Köprü + Heykel + Galeri: The Twist İstanbullu Tilda Swinton’ın ‘athleisure’ tarzı Fütüristik otel ‘Svart’ın açılmasına az kala Murat Süter’in ‘lacivert’ sırrı ‘Parazit’in evi aslında gerçek değildi Evi değiştir: Blush mı Green Benjamin mi? Edwina Sponza’nın stil kodları Korona Sonrası Şehir Tabelaları ‘Beslenme farkındalığınız’ ne durumda? Bodrumlu Uzakdoğulu: Leleg Living Bu yazın başrolünde: Soho Roc House Korona günlerinde yaratıcı bir ‘karton’ masa!

  • STIL-3

    Haziran 2020 | Stil | Türkiye Bodrum'daki o ev: Tropikal, bohem, tertipli ve nostaljik Yazı | Onur Baştürk İ ç mimar Mehmet Öksüz doğma büyüme Bodrumlu. 2010 yılında üniversite eğitimi için geldiği İstanbul’da bile çok fazla kalmamış, mezun olur olmaz soluğu yeniden Bodrum’da almış. O günden beri de kendi şehrinde profesyonel olarak mesleğini sürdürüyor. Son aylarda ise onu popüler kılan bir şey var: Bodrum’daki evi! YouTube kanalı ve instagram hesabında yaşadığı evin tasarım çözümleri ve mobilyalarına sıkça yer veren Mehmet, yedi aydır yaşadığı bu evle çoğu insana ilham kaynağı oldu. Bana da öyle! Devamı için: YUZU MAGAZINE Volume.I / YAZ PDF olarak görüntülemek ve kaydetmek için tıklayınız! HIGH LOW STİL | Kategorinin diğer yazıları Bir Edition üçlüsü: Sanat, parti ve iyi yemek Bodrum’a sürpriz: Dioriviera pop-up Emre Buga’nın stil atlası İçinden Aman stili geçen bir rüya Janus mu alırdınız Glassafe mi? Köprü + Heykel + Galeri: The Twist İstanbullu Tilda Swinton’ın ‘athleisure’ tarzı Fütüristik otel ‘Svart’ın açılmasına az kala Murat Süter’in ‘lacivert’ sırrı ‘Parazit’in evi aslında gerçek değildi Evi değiştir: Blush mı Green Benjamin mi? Edwina Sponza’nın stil kodları Korona Sonrası Şehir Tabelaları ‘Beslenme farkındalığınız’ ne durumda? Bodrumlu Uzakdoğulu: Leleg Living Bu yazın başrolünde: Soho Roc House Korona günlerinde yaratıcı bir ‘karton’ masa!

  • STIL-3

    Temmuz 2020 | Stil | Türkiye Bu yaz öğleden sonra ‘Power Lunch’tayız N işantaşı Frankie’nin sahibi Kaya Demirer bu yaz mekanını Bodrum’a da taşıdı. Frankie Beach Club, Bodrum’un yeni oteli Susona LXR Oteli’nin içinde açıldı. Susona LXR, Hilton zincirinin lüks kategorisindeki yeni otel markası. Torba’da, eski Nikki Beach’in olduğu yerde . Frankie Beach Club’ın Bodrum için en farklı özelliği saat 14.00 sularında başlayacak “Power Lunch” konsepti. Mykonos’taki Scorpios ve St. Tropez’deki Le Club 55’ten ilhamını alan Power Lunch’taki uzun öğle yemeklerine giderek ritmi yükselen müzikler eşlik edecek. Kaya Demirer, Power Lunch’ın detaylarını şöyle anlatıyor. Yunanlılar, Fransızlar ve İspanyollar uzun öğle yemeklerine alışkın. Nedense bizde bu eğilim pek yoktur. Power Lunch konsepti bunu kırabilir mi? Evet, amacım bu. Bizde bu eğilim belki de gerçek anlamıyla sunulmadığı için tam olamadı. Bence gizli saklı bekliyor bir yerde. Böyle düşünmemin iki nedeni var: Birincisi; meze-balık-rakı kültürünü, yani büyük masalarda uzun saatler boyunca sohbet etme alışkanlığını seviyoruz. Üstelik bu işi biraz da keyifli bir müzikle yapınca artık eğlenmek için geceyarısını beklemenin zorunluluğu ortadan kalkacak. Orta yaş grubunun 15.00 ile 20.00 saatleri arasında bu tarz uzun masalarda, dostlarla, büyük şişe şaraplar, güzel yemek ve hareketli müzik konseptine sıcak bakacağını hissediyorum. İkincisi ise yıllardır yurtdışına yaptığım seyahatlerde bu tür yerlerde denk geldiğim Türkler’in tüketim ve keyif alma noktasında en ön sıralarda olması. Üstelik Covid-19 döneminde kendi özel grubunla birlikte mesafeli eğlence ve kaliteli ortamdan daha iyi ne olabilir ki? İŞLETMELER RAKI İÇİLMESİNE SICAK BAKMAZDI Özellikle son yıllarda en kaliteli plaj restoranını bile ele geçiren bir pide olayı var. Neden plajlarda öğle yemeği pideye teslimdir? Bence o kadar değil, bu biraz abartılı bir tespit. Ama evet, Maça Kızı’nda lahmacun yiyerek tüketici, “En lüks, en hip yerde en sevdiğimi yerim, bunda utanılacak ne var” mesajını verdi. İyi de yaptı. Zaten öncesine bakarsak mantı da her zaman açık büfelerde kapışılan ürünler arasındaydı. Diğer taraftan 2000’li yıllarda (2015’lere kadar sanırım) fine dining tabir edilen rafine atmosferli yerlerde işletmeler rakı içilmesine sıcak bakmaz, birçoğu rakı bulundurmazdı bile. Ama durum değişiyor. Müşteri, istediğim atmosferde bana istediğimi ver diyor. Önemli olan o lahmacunu, pideyi kim yiyor, rakıyı şarap yerine kim yudumluyor ve ortamın estetiğine olumsuz bir görüntü veriyor mu vermiyor mu? Ben şahane bir kadının plajda bikinisiyle ısıra ısıra lahmacunu hüpletmesinden hiç rahatsız olmuyorum. Ya da Frankie’ye gelen dört kadın arkadaş grubunun içimi hafif bir şişe rakı açtırması bir yerde ekstra hoşuma gidiyor. Yerli ve milli:) MENÜDE ‘POKE BOWL’LAR DA OLACAK Power Lunch’ın bir diğer unsuru da masada otururken ufak ufak eğlenceye başlamak. Nammos, Scorpios ve Le club 55 ve çoğu ünlü plaj restoranı bunun üzerine kurulu. Ama nasıl bir müzik olacak, detay var mı? Tarz olarak bir şey söylemek zor. Çünkü 25 yıldır bu işin içindeyim ve müziği tarz üzerine kurgulamanın yanlış olduğuna inandım. Belki çok ufak kuralları olabilir. Ama ben dj’lerime güveniyorum. Saat 14.00 gibi ufak ufak, “Bugün burada güzel ve hareketli saatler geçireceksiniz” mesajını veren kıpırdanma olacak müzikte. Saat 16:00’da bir tık daha hareket ve ritim olacak. 18:00 sularında ise happy hour saati başlayacak ama bu eskiden bildiğimiz ayakta, stand başında durmak gibi değil. Masada yemek üzeri devam eden, arada havuza ya da denize atlanıp geri dönülen bir tarz… Power Lunch’ın menü stili paella’lar, büyük balıklar, büyük etler üzerine kurulu. Her şey paylaşımlık mı? Bir de fazla ağır değil mi bu menü? Bu ağırların yanı sıra yerel, ama gerçekten yerel ürünlerle küçük paylaşımlık tabaklarımız ve soğuk servis edilen oldukça az işlenmiş sebzelerimiz de olacak. Yanı sıra deniz ürünleri de. Salataların envai çeşidi, her boyda olacak. Ayrıca ‘poke bowl’lar. Son dönemin gözdeleri. Bir yandan da müşteri kitlemiz içinde artık iki öğüne odaklananlar var. Dolayısıyla 15.00 ile 20.00 arası bu çeşit bir menüden en ağırları da seçseler, saat aralığı olarak en hafif, ayrıca öğün birleştirici saatler. MAKUL LÜKS FİYATLAR Peki menü fiyatı ne kadar? Çok pahalı mı? Frankie Beach Club’ın açılacağı Susona LXR, dünyada dördüncüsü açılacak LXR. LXR konsepti Hilton’un üzerine titrediği bir lüks kategorisi. Beraberinde önemli ve maliyetli standartları var. Dolayısıyla tüm bu anlattıklarımın bir bedeli olacak. Ama bu yaz Covid yaz sezonu. Her açıdan ulaşılabilir olmak, kasıntı mekan ve itici fiyat politikası gütmek doğru değil. Lüks bir deneyimi olabildiğince “makul lüks” fiyatlarla sunmak ana strateji diyebilirim. STİL | Kategorinin diğer yazıları Bir Edition üçlüsü: Sanat, parti ve iyi yemek Bodrum’a sürpriz: Dioriviera pop-up Emre Buga’nın stil atlası İçinden Aman stili geçen bir rüya Janus mu alırdınız Glassafe mi? Köprü + Heykel + Galeri: The Twist İstanbullu Tilda Swinton’ın ‘athleisure’ tarzı Fütüristik otel ‘Svart’ın açılmasına az kala Murat Süter’in ‘lacivert’ sırrı ‘Parazit’in evi aslında gerçek değildi Evi değiştir: Blush mı Green Benjamin mi? Edwina Sponza’nın stil kodları Korona Sonrası Şehir Tabelaları ‘Beslenme farkındalığınız’ ne durumda? Bodrumlu Uzakdoğulu: Leleg Living Bu yazın başrolünde: Soho Roc House Korona günlerinde yaratıcı bir ‘karton’ masa!

  • STIL-3

    Haziran 2020 | Stil | Türkiye Hip hop mimardan mimarlara mesaj Yazı | Alp Tekin G eorge Floyd cinayeti sonrası ırkçılık karşıtı, adalet isteyen protestolar sadece sokaklara değil, her alana sıçramış durumda. Ünlü mimar Michael Ford’un Azure ve Dezeen gibi ünlü tasarım yayınları aracılığıyla duyurmaya çalıştığı yeni söylemi de bunlardan biri. Ford mimarlık dünyasına yönelik özetle diyor ki: “Eğer mimarlar ırk eşitliği mücadelesini samimi bir şekilde etkilemek istiyorlarsa, Amerika’daki sistematik ırkçılığın temsili olan hapishaneleri tasarlamayı tamamen bırakmalıdır! Çünkü hapishane tasarlamak mimarların insanları koruma rolüyle çatışıyor”. Bu noktada Ford, National Association for the Advancement of Colored People’ın istatistiklerini örnek gösteriyor. Rakamlara göre mimarların tasarladığı hapishane binalarında beyazların beş katı kadar Afrikalı Amerikalı hapis yatıyor. Çoğu Afrikalı Amerikalı’nın adalet sisteminin yetersizliği yüzünden hapis yattığını da sözlerine ekliyor Ford. Ünlü mimar bu konuda sert: “Eğer mimarlık halkın sağlığı, güvenliği ve refahı ile ilgiliyse, cezaevi tasarlayı kabul edemeyiz! Bu nedenle mimarlar hemen şimdi Afrikalı Amerikalıların yaşamlarını orantısız olarak etkileyen alanlar üzerinde çalışmayı durdurmalı. Unutmayın, adaletsizlik durumlarında tarafsızsanız, zalimin tarafını seçmiş oluyorsunuz”. HİP HOP MİMARLIK KAMPLARININ ÖNCÜSÜ Kendini “hip hop mimarı” olarak da nitelendiren, çalışmaları ve vizyonerliği nedeniyle sık sık yakın geleceğin çığır açıcı mimarları arasında gösterilen Ford; aynı zamanda Hip Hop Mimarlık kamplarının da kurucusu. Ücretsiz olan bu kamplar azınlık topluluklarındaki çocuklara müzik aracılığıyla mimarlık, kentsel tasarım ve planlama öğretiyor. Hatta Hip Hop Mimarlık Kampı ırkıçılık karşıtı protestolar sonrası “Tasarım Adaleti” adında yeni bir yarışma da başlattı. Katılımcılar ırkçılığı yenen ve parçalayan bir şehri hayal ederek mekan, yer ve ürün tasarlayacak ve tasarımlarında hip hop şarkı sözlerini kullanacaklar. Ford, daha önce verdiği bir başka röportajda amacının, “Genellikle beyaz erkeklerin temsil ettiği mimarlığı, temsil edilmeyen gruplara yaymak olduğunu” söylemişti. STİL | Kategorinin diğer yazıları Bir Edition üçlüsü: Sanat, parti ve iyi yemek Bodrum’a sürpriz: Dioriviera pop-up Emre Buga’nın stil atlası İçinden Aman stili geçen bir rüya Janus mu alırdınız Glassafe mi? Köprü + Heykel + Galeri: The Twist İstanbullu Tilda Swinton’ın ‘athleisure’ tarzı Fütüristik otel ‘Svart’ın açılmasına az kala Murat Süter’in ‘lacivert’ sırrı ‘Parazit’in evi aslında gerçek değildi Evi değiştir: Blush mı Green Benjamin mi? Edwina Sponza’nın stil kodları Korona Sonrası Şehir Tabelaları ‘Beslenme farkındalığınız’ ne durumda? Bodrumlu Uzakdoğulu: Leleg Living Bu yazın başrolünde: Soho Roc House Korona günlerinde yaratıcı bir ‘karton’ masa!

  • STIL-3

    Haziran 2020 | Stil | Türkiye ‘Dışa dönük olmaya çalışan bir içe dönüğüm’ Yazı | Onur Baştürk B ebek’teki Faraway mağazasına girip havasını şöyle bir koklamayı seviyorum. Karantinadan bir ay önce açılan mağazadaki koleksiyon aslında tamamen kadınlara yönelik. Ama bazı mağazalar vardır ya, içine girip şöyle bir bakmak istersiniz. Çünkü yaratılan stil özenlidir, bir anlamı/hikâyesi vardır. Sırf o yüzden mağazanın detaylarına bakmak iyi gelir. Londra’daki Other Stories ve Anthropologie gibi. Faraway de yavaş yavaş bu iki meşhur mağazanın çizgisine geliyor. Yaratıcısı Ayşe Boyner henüz bir yılını dolduran markası için deli gibi çalışıyor. Ama ‘yeni normal’ denen sürece girdik ya, Ayşe’ye ilk sorum Faraway’den önce şu oldu: “Evde kaldığımız zamanlarda ne yaptın, ne hissettin? Nelerden ilham aldın?” Öyle bir yanıt verdi ki Ayşe, kendimi bulmuş gibi oldum! O yüzden lafı hiç uzatmıyor ve konuşma balonlarımıza alıyorum sizi… Eve kapanma sürecinde nelerden, kimlerden ilham aldın? Bana eve kapanmak çok iyi geldi! Çünkü yalnız kalmayı çok seviyorum. Kendimle ilgili farkediyorum ki, daha gençken ‘extrovert’ (dışa dönük) olmaya çalışan bir ‘introvert’mışım (içe dönük). Şimdi asosyalliğim ve çekingenliğimle barışık bir hale geldim. Eve kapanma öncesi başkalarını memnun etmek adına beni iyi hissettirmeyen, istemediğim şeyleri ne kadar çok yapıyormuşum onu da anladım. Bir daha yapmam öyle şeyler herhalde! Nisan ayında Dr. Joe Dispenza’nın bir haftalık workshop’una gidecektim. Geçen yıl gitmiştim, inanılmaz bir deneyimdi. Workshop ileri tarihe atıldığı için Dispenza tüm eski öğrencilerine bir haftalık evde online ders verdi. Bana çok iyi geldi. Herkese tavsiye ederim Dispenza’nın kitaplarını ya da gaia.com’da konuşmalarını. Çoğumuzun alıştığı meditasyonlardan çok farklı. Hayatını istediğin yönde şekillendirmene yardımcı oluyor. Nasıl yapıyor bunu? Normal meditasyonlarda zihnini durduruyorsun ya. Bu meditasyonda yönlendirme var. Mesela ilk öğrettiği şey, kurtulmak istediğin özelliğin üzerine yaptığın meditasyon. Sonraki meditasyonlarda hayatının nasıl olmasını istiyorsan, bunun üzerine çalışıyorsun. Hepsi uzun meditasyonlar. 1 saat filan. Seminerlerde iyileşenler oluyor, çok acayip bir şey. Bu arada Dispenza’nın seminerlerine ‘register’ olmaya çalışmak Rolling Stones konser bileti bulmak gibi. Seminer açıldığı anda yerler tükeniyor. FARAWAY, AMERİKA VE JAPONYA’YA AÇILIYOR Faraway markasını oluşturalı tam bir yıl oldu. Bu bir yıl içinde nereden nereye geldi marka? Bebek mağazası dışında ne gibi yenilikler var? Faraway’in aniden ortaya çıkışından sonra işler hızlı gelişti. Geçen yaz Beymen’lerde ilk koleksiyonun satışına başlamıştık. Şubat ayında Bebek mağazasını açtık. Online mağazayı daha önce açmıştık, ama fiziksel bir mağazanın müşterilerle direkt ilişki kurmak, markanın dünyasını tanıtmak için daha etkili olduğunu düşünüyorum. Mağaza tam hayal ettiğim gibi; ev ya da yaşam alanı gibi. Bu arada önümüzdeki kış koleksiyonu ABD ve Japonya’da, Faraway ruhuna uygun birkaç mağazada yerini alacak. Şahane! Peki Faraway’de ne zaman erkek koleksiyonu göreceğiz? Önümüzdeki yaz kesin birkaç model olacak. Hem çok soran oluyor hem de ben erkek kıyafetlerine bayılıyorum! Aslında hiç tecrübem olmayan bir alan. Ama sanırım altından kalkabilirim. Faraway markası bana hep “Out of Africa” filmini anımsatıyor. O filmden yola çıkarak: Bir dönem Afrika’da yaşamak ister miydin? Yoksa Afrika tutkun sadece arada bir safariye çıkmakla mı sınırlı? Aslında Afrika’ya gittiğimde orada yaşamanın hayalini kurmuştum! Hatta Afrika’yla ilgili bütün romanları okumuş olabilirim tatil esnasında ve sonrasında. Geçen yaz koleksiyonunun adı bu nedenle “I Dreamed of Africa”ydı. Bu ismi de Kuki Gallman’ın Afrika anılarını anlattığı, daha sonra Kim Basinger’ın oynadığı bir filme de dönüşen kitabından almıştım. BU YAZ TEMAMIZ MEKSİKA İlk sezon ilhamın ağırlıklı Afrika üzerineydi. Bu sezon ilhamın hangi “uzaklar”? Bu yaz temamız Meksika! Kaliforniya’da ‘road trip’teyken aldığım bir sweatshirt vardı. Meksika’da her yerde karşına çıkan Baja Hoodie’lerden. Ondan yola çıkarak pamuktan bir hoodie yapalım dedim. Meksika esintileri de oradan başladı. Koleksiyonda Meksika renklerini; kırmızı, sarı, yeşil ve maviyi bolca kullandık. Ayrıca kaktüs işlemeleri ve çizgili pançolarla Meksika dünyasını yarattık. FARAWAY RESTORANI AÇSAM MI ACABA? Bir ara mekan da açmayı düşünüyordun, ama araya Faraway girdi. Nasıl bir mekan tasarlıyordun kafanda? Mesela neresi gibi olsun isterdin? Öncelikle yemeklerin muhteşem olduğu bir yer olmalı! Ve kasıntı olmayan, rahat bir mekan. Menüde hem yaramaz hem de sağlıklı yemekler olurdu. Aslında bir yer bulmuştum. İstanbul’un en güzel yerlerinden biri. Hâlâ duruyor olduğu gibi. Şehrin ortasında kocaman bahçesi var. Kesinlikle güzel bir bar yapardım oraya. Akşamları da küçük Otto’nun ilk yılları gibi bir yer olmasını isterdim. Yapsam mı acaba? Faraway Restoran mesela. Menüdeki her tabak uzak bir diyardan gelse. Ya da sezonsal farklı diyarlardan etkilense. Hâla aklımda, ama şu an vakit yok. Önce elimdeki işe odaklanıp oturtmam lazım. İKİ DEĞİL, ON DAKİKA VAKİT HARCASAM… Yıllar evvel bir röportajda, “Stilim anneanne ile erkek Fatma karışımı” demişsin. Ama bence kendine haksızlık etmişsin:) Aradan zaman geçti. Şu an stilini nasıl tanımlarsın ve kendini sokakta görsen dışardan bir gözle kaç puan verirsin stiline? Aslında büyüdükçe stilim olgunlaştı. Her şeyim biraz vintage bazlı. Faraway’de yaptıklarım da öyle. Stilime “modern vintage” diyebilirim. Ben kendime puan olarak 7 verirdim herhalde. Çünkü iki dakikada giyinip atıyorum kendimi sokağa. Biraz daha özenli olsam daha iyi olabilirim! Makyaj falan yapsam mesela:) Ama hazırlığa iki değil de on dakika harcadığımda kendime 10 üzerinden 10 veririm valla! Galiba bu karantina sürecinde çoğunluğun öğrendiği şeylerden biri de “sadeleşme” oldu. “Bu olmasa da yaşanabilirmiş, ne gereksizmiş” demeye başladık. Sende böyle bir farkındalık yarattı mı karantina? Doğrusu son birkaç yıldır o sadeleşmeyi yaşıyordum. O yüzden yenilik olmadı. Gerekmeyen şeyler çok da girmiyor hayatıma. Materyal anlamda. Ama az önce bahsettiğim gibi, sosyal zorunluluklarda sadeleşme konusunda daha çok farkındalık yarattı bu süreç. FAVORİ PARÇAM, TULUM HOODIE ELBİSE Son olarak favorilerini ve uzak durduklarını soracağım… Önce favori kokun? Fresh’in Violet Moss’u. Maalesef artık üretmiyorlar, çünkü menekşelerin yağını çıkarmak çok zor ve pahalıymış. Dolabındaki favori parçan? Meksika koleksiyonumuzdaki Tulum hoodie elbise. Çok rahat, her gün giyiyorum! Seyahate giderken bavuluna mutlaka attığın ilk 3 şey? Converselerim, Ayvalık zeytinyağı markası Kürşat’ın cep boy 100 ml’lik zeytinyağı şişesi. Bu şişenin adı çok tatlı, “Sevdiğim Yanımda”. Ayrıca Suunto nabız bandım. Onsuz spor yapınca yeterince motive olamıyorum:) Bunlardan hangisine fikir olarak uzaksın: 1. Her şeyi aniden bırakıp gitmek ve başka bir ülkede bir yıl yaşamak… 2. Tamamen izole bir kampta on gün sessizlik meditasyonuna katılmak, yani hiç konuşmadan! İlkine çok uzağım. İkincisi de, yani sessiz kalmak benim için çok kolay. Kampa gitmeme pek gerek kalmıyor! STİL | Kategorinin diğer yazıları Bir Edition üçlüsü: Sanat, parti ve iyi yemek Bodrum’a sürpriz: Dioriviera pop-up Emre Buga’nın stil atlası İçinden Aman stili geçen bir rüya Janus mu alırdınız Glassafe mi? Köprü + Heykel + Galeri: The Twist İstanbullu Tilda Swinton’ın ‘athleisure’ tarzı Fütüristik otel ‘Svart’ın açılmasına az kala Murat Süter’in ‘lacivert’ sırrı ‘Parazit’in evi aslında gerçek değildi Evi değiştir: Blush mı Green Benjamin mi? Edwina Sponza’nın stil kodları Korona Sonrası Şehir Tabelaları ‘Beslenme farkındalığınız’ ne durumda? Bodrumlu Uzakdoğulu: Leleg Living Bu yazın başrolünde: Soho Roc House Korona günlerinde yaratıcı bir ‘karton’ masa!

  • STIL-3

    Mayıs 2020 | Stil | Türkiye Bir Edition üçlüsü: Sanat, parti ve iyi yemek Yazı | Onur Baştürk İ ki yaz önce sezonun tam da ortasında açılmıştı The Bodrum Edition. Sezonu geç yakalamasına rağmen lüks segment rakipleri arasında öne geçmiş, özellikle Perulu ünlü ‘göçebe’ şef Diego Munoz’un açtığı Brava adlı restoran dolup taşmıştı. Edition’ın bu kadar ilgi görmesinin ardında ‘eski toprak’ bir isim, efsanevi Studio 54’ün yaratıcısı Ian Schrager’ın bizzat oteli tasarlamış olması da elbette önemli nedenlerden biri olmuştu. Nitekim Edition kısa sürede yabancı konuklarıyla ön plana çıkan, eğlencesi ve yemekleri beğenilen bir cazibe merkezi haline geldi. Özellikle geçen yazın başında, Edition’ların uluslararası marka başkanı Ben Pundole’nin geleneksel doğum günü partisi için burayı seçmesi, onunla beraber otele akın eden cool yaratıcı yabancı insanlar, Edition’ı farklı bir noktaya taşımıştı. NASIL BİR YER? Peki Edition nasıl bir yer? Haziran başı kapılarını açacak otelde bu sezon neler olacak? Hemen anlatayım: Girişinde, tıpkı Miami Edition’da olduğu gibi beyaz ve ahşap ağırlıklı dekorasyon dikkat çekiyor. Büyük beyaz küpler içine yerleştirilmiş bitkiler, rahat bir oturma grubu, küçük bir bar… Doğrusu bu ‘spa’ tavrıyla resepsiyonun o resmi tavrını kırmış Edition. Ana binadan çıkıp ilerlediğinizde ise mimari aşağıya doğru kat kat, taraçalar şeklinde, doğal bir amfi tiyatro tadında ilerliyor. Ta ki plaja kadar… Elbette bu kat kat durum, çok fazla alan olmadığından, yani mecburiyetten gerçekleşmiş. Çünkü Edition’ın iki yanı sağlı sollu, pek çoğu da zevksiz Yalıkavak siteleriyle dolu. Yine de bu sıkışmışlık halini iyi fikirlerle çözmeye çalışmışlar. Çok fazla dinlenme ve boş alan koyarak… YALIKAVAK SÜİTİNDEKİ O DETAY Odalara gelince: Benim kaldığım Yalıkavak süitinin en dikkat çekici yanı, laf olsun diye konulmuş bir objeye dahi rastlamamış olmamdı. Bazı otel odalarında sırf tasarım olsun diye konulan ama odanın ruhuyla bağlantısız objeler vardır ya, Edition buna hiç gerek duymamış. Onun yerine son derece zevkli, gayet Türkiye’de üretilmiş tekstil ürünlerini saçmışlar odanın gerekli köşelerine. Mesela terasta, akşam üşüdüğünüzde üzerine geçireceğiniz tatlı / tarz nevresim gibi… BRAVA’NIN KARDEŞİ MORENA Edition’ın alamet-i farikası Brava Restoran’ın bir de ‘kardeş’ mekanı var: Morena. Öğlenleri yemek servisi veren Morena yine Diego Munoz yönetiminde. Ama Türk işi dokunuşlar ağırlıkta. Mesela olmazsa olmaz, kuşbaşılısı makbul plaj pidesi… SEZON SÜRPRİZİ: SEDEF GALİ Edition’da bu yazın sürprizi ise ressam ve aynı zamanda dj’liğini de çok beğendiğim Sedef Gali. Otelin kültür ve eğlence direktörlüğünü üstlenen, aynı zamanda kendi markası Arthouse adlı alanda özel etkinlikler yapacak olan Gali sezon için heyecanlı: “Arthouse’da hem sergiler hem de ‘artist residency’ler olacak. Ayrıca live painting’ler, renklere göre kürasyonu yapılacak yemek davetleri ve daha önce W Otel’de yaptığım Drink&Draw burada yapacağım etkinlikler arasında”. Velhasılı kelam, Ian Schrager dokunuşlu The Bodrum Edition, küçük plajına rağmen sunduğu beyaz ve sade lüks dünyayla özellikle bu tarzı sevenlerin fazlasıyla ilgisini çekecek bu yaz da. Orası kesin. Unutmadan: 1. Otel ekibinin -en son Hillside’larda gördüğümüze benzer- cana yakın ve profesyonel ilgili tavrı da buranın daha çok sevilmesine yol açıyor. 2. Virüs önlemleri çoğu otel gibi burada da sıkı bir şekilde uygulanıyor. Nano teknolojiye sahip sertifikalı anti bakteriyel Clean Seal temizlik ürünleri kullanılıyor. Ayrıca odalar bir sonraki misafirlere teslim edilmeden önce 24 saat bekleniyor. instagram @bodrumedition web www.editionshotels.com/bodrum STİL | Kategorinin diğer yazıları Bir Edition üçlüsü: Sanat, parti ve iyi yemek Bodrum’a sürpriz: Dioriviera pop-up Emre Buga’nın stil atlası İçinden Aman stili geçen bir rüya Janus mu alırdınız Glassafe mi? Köprü + Heykel + Galeri: The Twist İstanbullu Tilda Swinton’ın ‘athleisure’ tarzı Fütüristik otel ‘Svart’ın açılmasına az kala Murat Süter’in ‘lacivert’ sırrı ‘Parazit’in evi aslında gerçek değildi Evi değiştir: Blush mı Green Benjamin mi? Edwina Sponza’nın stil kodları Korona Sonrası Şehir Tabelaları ‘Beslenme farkındalığınız’ ne durumda? Bodrumlu Uzakdoğulu: Leleg Living Bu yazın başrolünde: Soho Roc House Korona günlerinde yaratıcı bir ‘karton’ masa!

  • STIL-3

    Mayıs 2020 | Stil | Türkiye Bodrum’a sürpriz: Dioriviera pop-up Yazı | Alp Tekin B odrum’da bu yazın ilk sürprizi Dior’un yazlık pop-up mağazası Dioriviera. Forte dei Marmi, İbiza, Capri ve Cortina’da açılan pop up’lar gibi planlanan Bodrum Dioriviera, Yalıkavak Marina’da açılacak. Mağazada sadece Dioriviera 2020 koleksiyonu değil, bu mağazaya özel seçilen Bodrum baskılı çanta, mayo, bluz ve bileklikler de yer alacak. Peki Dioriviera koleksiyonu nasıl? Tabii ki olay markanın ilk kadın kreatif direktörü Maria Grazia Chiuri’de kilitleniyor. Dior’a ilk geldiği dönemde bıyık altından söylenen “Ama Dior feminen” sözüyle sıkça karşılaştığını söyleyen feminist Chiuri, sonradan “Hepimiz feminist olmalıyız” yazılı bir tişörtle dahi yürütmüştü mankenlerini. Bir feministin neye benzediği ya da benzemediğiyle ilgilenmediğini söyleyen Chiuri’nin konuyla ilgili şu cümlesi de meşhur: “Feminist olmanın bir yolu olduğunu düşünmüyorum”. Doğal olarak Dioriviera koleksiyonu da Chiuri’nin fikir dünyasının etkilerini taşıyor. Öncelikle tasarımlarda başrol desenlerde. Mesela bir Dior klasiğine dönüşen “Toile de Jouy” deseni. Ürünlerin hepsinde farklı şekil ve renklerde yorumlanıyor. Koleksiyonda her şey yaz esintisine uygun, ama toplamda çizilen profilin ana damarı şu: Sonuna kadar özgür bir kadın. Unutmadan: Mayo, pareo, espadril, terlik ve D-Connect sneaker’lara ek olarak Dior Book Tote, Saddle ve Diorcamp çantalar da koleksiyonun en yeni “özgür kadın” parçaları arasında. Fotoğraflar: 1. Toile de Jouy desenli anorak 2. Bodrum baskılı Book Tote 3. Bodrum baskılı bileklik 4. Bodrum baskılı ‘cap’ 5. Diorcamp çanta. 6. Şapka STİL | Kategorinin diğer yazıları Bir Edition üçlüsü: Sanat, parti ve iyi yemek Bodrum’a sürpriz: Dioriviera pop-up Emre Buga’nın stil atlası İçinden Aman stili geçen bir rüya Janus mu alırdınız Glassafe mi? Köprü + Heykel + Galeri: The Twist İstanbullu Tilda Swinton’ın ‘athleisure’ tarzı Fütüristik otel ‘Svart’ın açılmasına az kala Murat Süter’in ‘lacivert’ sırrı ‘Parazit’in evi aslında gerçek değildi Evi değiştir: Blush mı Green Benjamin mi? Edwina Sponza’nın stil kodları Korona Sonrası Şehir Tabelaları ‘Beslenme farkındalığınız’ ne durumda? Bodrumlu Uzakdoğulu: Leleg Living Bu yazın başrolünde: Soho Roc House Korona günlerinde yaratıcı bir ‘karton’ masa!

  • STIL-3

    May 2020 | Style | Turkey A Dream Which Goes Through Aman Style In It Words | Onur Baştürk Y ear 1988. An Endonasian hotel owner Adrian Zecha wants to do something different from now on. And after the trip he made to Phuket he founds what he was looking for in a Villa concealed behind the palm trees: Aman. Aman philosophy, which will later become a huge, iconic and stylish hotel brand, came out back then: Big and broad areas, a sense of luxury which does not try to be flashy. A place where any visitor feels special and peaceful, an experience they can never forget. When Zecha opens the first Aman in Phuket no one believes that this would be good idea for long term and nobody invests in Zecha's Aman concept. Eventhough Aman starts to get bigger day by day. The word Aman means ‘”peace and quiet’” in Sanskrit and now it has 31 hotel over 20 country. Even so the people who love the Aman concept and spend their holiday only in Amans has a community called “AmanJunkies”. SO WHAT HAPPENED TO ZECHA? Some time ago Zecha sold his Aman business to Vlasdislav Doronin, a Russian businessman. That brought a new business plan with it and so Amans are started to open up in big cities. First in Tokyo and later on the Crown Building in the center of the New York Manhattan converted into a quite expensive residential/hotel. It was meant to be opened within this year althought exact dates are unknown for now. So what is Zecha doing? He has created a new brand called: Azeria. The first Azeria have been opened it Vietnam and it has inspired from “caravanserais”. Zecha, quite like in the caravansarais, created a big courtyard with the Azeria brand. Although its philosophy close to the Aman's. EVERYONE THOUGHT IT WAS CLOSED The only branch of Aman brand in Turkey is Amanruya/Bodrum. It was opened in 2012 at Mandalya Bay in the north of Bodrum city. In year 2017 Amanruya did not opened for one season and people thought it has been closed for good. With the 2018 Amanruya opened up again and even it has been spoken a lot that Carla Bruni and Nicolas Sarkozy spend their holiday in there. And now Amanruya is preparing to be open on first of June in this summer. THE DESIGN OF MR & MRS ÖĞÜN Emine and Mehmet Öğün are the architects of Amanruya which consist of 36 villas, and they are created such a nature friendly place (not one tree have been moved or teared down), you would never want to get out from Amanruya's peacuful enviroment to chaos of Bodrum. On the other hand it is an elegant mixture of Aegean local architecture and ottoman architecture.That is why the design is unique and pure. Also everything have been made considering land's natural, geological and topographic datas. Every stone that has been used is belongs to that area, and each has its own story. I can sort the beauties of Amanruya which seperates it from the other hotels with the same concept: - None of the villas are seeing each other, therefore you feel free to the end. - Vine and cigar lounge. - Three storey, with the view of exquisite library. - Art gallery. - And the 50 meters of pool created with the green and turquoise marbles. STİL | Kategorinin diğer yazıları Bir Edition üçlüsü: Sanat, parti ve iyi yemek Bodrum’a sürpriz: Dioriviera pop-up Emre Buga’nın stil atlası İçinden Aman stili geçen bir rüya Janus mu alırdınız Glassafe mi? Köprü + Heykel + Galeri: The Twist İstanbullu Tilda Swinton’ın ‘athleisure’ tarzı Fütüristik otel ‘Svart’ın açılmasına az kala Murat Süter’in ‘lacivert’ sırrı ‘Parazit’in evi aslında gerçek değildi Evi değiştir: Blush mı Green Benjamin mi? Edwina Sponza’nın stil kodları Korona Sonrası Şehir Tabelaları ‘Beslenme farkındalığınız’ ne durumda? Bodrumlu Uzakdoğulu: Leleg Living Bu yazın başrolünde: Soho Roc House Korona günlerinde yaratıcı bir ‘karton’ masa!

  • STIL-3

    Mayıs 2020 | Stil | Türkiye click for english İçinden Aman stili geçen bir rüya Yazı | Onur Baştürk Y ıl 1988. Endonezyalı otelci Adrian Zecha artık farklı bir şey yapmak ister ve Phuket’e yaptığı bir seyahat sonrası o farklı şeyi hindistan cevizi ağaçları arasına gizlenmiş Pansea plajındaki bir villada bulur: Aman. Sonradan büyük bir zincir ve havalı, ikonik bir otel markası durumuna gelecek Aman’ın felsefesi o zamanlar ortaya çıkar: Büyük ve geniş alanlar. Bağırıp çağırmayan bir lüks anlayışı. Gelen misafirin kendini özel ve huzurlu hissedeceği, unutamayacağı bir deneyim yaşayacağı ortam… Alabildiğine yalın ve doğanın önüne geçmeyen bir tasarım… Zecha’nın Phuket’teki ilk Aman’ı, yani Amanpuri açıldığında kimseler bu geniş alanlı otel fikrinin uzun vadeli olacağına inanıp Zecha’ya yatırım yapmaz. Ama tam aksi olur. Zecha’nın Aman’ı yavaş yavaş büyümeye başlar. Sankritçe’de “barış ve huzur” anlamına gelen Aman’ın şu an 20 ülkede 31 oteli mevcut. Hatta öyle ki Aman tarzını sevenlerin ve tatillerini sadece Aman’larda geçiren insanların oluşturduğu bir “AmanJunkies” grubu bile var. PEKİ ZECHA’YA NE OLDU? Zecha, bir süre önce Aman zincirini Rus iş insanı Vlasdislav Doronin’e sattı. Bu değişiklik beraberinde Aman’da yeni bir açılımı da beraberinde getirdi. Aman’lar büyük şehirlere de girmeye başladı. Önce Tokyo’ya bir otel açıldı. Daha sonra New York Manhattan’ın göbeğindeki Crown Building hayli pahalı bir rezidans/otele dönüştürüldü. Onun açılışı bu yıl içinde planlanıyordu ama şimdilik net tarih belli değil… Peki Zecha ne yapıyor? Sıfırdan yeni bir marka yarattı: Azeria. İlk otelini Vietnam’a açan Azeria, ilhamını bizim için çok tanıdık olan bir şeyden alıyor: Kervansaraylar. Zecha, yabancıların “caravanserai” diye bildiği kervansaraylardaki gibi “büyük bir han” yaratmış Azeria markasıyla. Ama felsefesi yine Aman’ın tarzına çok yakın… HERKES KAPANDI SANIYORDU Aman zincirinin Türkiye üzerindeki tek şubesi ise Bodrum’daki Amanruya. Demir Evleri’nin bulunduğu koya konuşlanan Amanruya 2012’de açıldı. 2017 yazında ise bir sezonluğuna açılmayınca tamamen kapandığı düşünüldü. 2018’le beraber Amanruya yeniden atağa geçti. Hatta Carla Bruni ve Nicolas Sarkozy çiftininin o yaz otelde konaklaması bir hayli konuşuldu. Bu yaz ise sezonu 1 haziranda açmaya hazırlanıyor Amanruya. ÖĞÜN ÇİFTİNİN TASARIMI 36 villadan oluşan Amanruya’nın mimarı Emine- Mehmet Öğün çifti öyle doğaya saygılı (tek bir ağacı bile yerinden sökmemişler) bir yer yapmışlar ki, insan Amanruya’nın içinden çıkıp Bodrum’un kaosuna karışmak istemiyor bile. Öte yandan Ege yerel mimarisi ve Osmanlı mimarlık birikiminin şık bir karışımı Amanruya. Bu yüzden tasarımı özgün ve sahici. Ayrıca her şey arazinin doğal, jeolojik, topoğrafik verileri göz önüne alarak yapılmış. Kullanılan her bir taş o araziye ait, her birinin ayrı bir nedeni/hikayesi var. Amanruya’yı aynı kategorideki otellerden ayıran diğer güzellikleri şöyle sıralayabilirim: - Hiçbir villanın birbirini görmemesi, dolayısıyla sonuna kadar özgür olmanız. - Şarap ve puro salonu. - Üç katlı, manzarası da nefis kütüphane. - Sanat galerisi. - Ve Antalya’dan getirilen yeşil ve turkuaz mermerlerle üretilmiş 50 metrelik sonsuzluk havuzu… STİL | Kategorinin diğer yazıları Bir Edition üçlüsü: Sanat, parti ve iyi yemek Bodrum’a sürpriz: Dioriviera pop-up Emre Buga’nın stil atlası İçinden Aman stili geçen bir rüya Janus mu alırdınız Glassafe mi? Köprü + Heykel + Galeri: The Twist İstanbullu Tilda Swinton’ın ‘athleisure’ tarzı Fütüristik otel ‘Svart’ın açılmasına az kala Murat Süter’in ‘lacivert’ sırrı ‘Parazit’in evi aslında gerçek değildi Evi değiştir: Blush mı Green Benjamin mi? Edwina Sponza’nın stil kodları Korona Sonrası Şehir Tabelaları ‘Beslenme farkındalığınız’ ne durumda? Bodrumlu Uzakdoğulu: Leleg Living Bu yazın başrolünde: Soho Roc House Korona günlerinde yaratıcı bir ‘karton’ masa!

  • STIL-3

    Nisan 2020 | Stil | Türkiye İstanbullu Tilda Swinton’ın ‘athleisure’ tarzı Yazı | Sibel İpek E vet, İstanbullu Tilda Swinton desem asla yanlış bir tasvir olmaz Nazlı Berberoğlu için. Maskülen, abartısız, sade tarzı ve kısa saçlarıyla dolayısıyla… Kendisi, uzun ‘title’ıyla, Coca Cola’nın Türkiye, Orta Asya ve Kafkaslar Medya ve Marka Deneyimi Müdürü. Kısaca, o bir ‘pazarlama profesyoneli’. İşte Nazlı Berberoğlu’nun stil kodlarının deşifresi… Nazlı, tarzının bir adı var mı? Sanırım ‘athleisure’ kavramı tam olarak beni tanımlıyor! Neyin moda olup olmadığıyla ilgilenmiyorum. Önceliğim rahat olmak. Ofis hayatımda da ağırlıklı maskülen bir tarzım var. Genelde çok desenli ve renkli ‘pant suit’leri tercih ediyorum. Bu arada stilimin en baskın öğesi saçlarım aslında! Diğer şeyler saçlarımın uygunluğuna göre şekilleniyor. STAN SMITH KOLEKSİYONUM VAR Kurumsal hayatta kariyer yapan biri olarak iki ay öncesine kadar sabahları uyanıp işe giderken şimdi toplantılarına ekran karşısından katılıyorsun. Kıyafet seçimlerin nasıl değişti? Genel olarak evden çalışmayı sevdim. Verimli olduğuna inanıyorum. Toplantı aralarında vaktim olduğunda ya da ekrana bakmam gerekmeyen toplantılar esnasında kendimi bahçeye atıyorum. Görüşmeleri yürüyerek yapıyorum. Ofis ortamıyla karşılaştırıldığında bu harika oldu. Çünkü daha fazla hareket ediyorum ve eskiye oranla daha çok spor yapıyorum... Bununla bağlantılı olarak da her an gym’e gidecekmiş gibi giyiniyorum! Vazgeçemediğim yüksek bel taytlarım hep üstümde. Sanırım evde kalma durumumuz bitince hepsini atacağım:) Bir de yine favori parçam Stan Smith’lerim evdeyken de ayağımdan çıkmıyor. Ciddi bir Stan Smith koleksiyonum var. Kendimi Yeezy’ye alıştırmak için epeyce uğraştım. Ama olmuyor, yine Stan Smith’e dönüş yapıyorum. Bana kalırsa bir duruş olmadıktan sonra stil sahibi olmak imkansız. Sen bu duruşu neye bağlıyorsun? Ayna karşısında çok fazla zaman geçirmeyişime… Bir de, “Acaba dışarıdan nasıl görünüyorum?” sorusuna yanıt aramayışıma. Bazen eski fotoğraflara bakıp “Off, n’apmışım o zamanlar!” dediğim de oluyor tabii! ABARTILI, BAĞIRAN TASARIMLARI TERCİH ETMEM Bir kıyafeti alırken neye göre seçiyorsun? Önceliğin kumaş mı, renk mi, tasarım mı? Kumaş önemli aslında. Kumaşın bana verdiği hissiyat çok önemli. Tenime değmesinden rahatsız olacağım hiçbir şeyi giymeyi tercih etmem. Renk konusunda maalesef cesur davranmıyorum. Genelde kendimi siyah renkleri tercih ederken buluyorum. Abartılı, bağıran tasarımları tercih etmiyorum. Benim için tasarım detayda gizli. O PARÇALAR DOLAPTA NÖBET TUTUYOR! Asla dediğin parçalar var mı? Asla çok seksi giyinemiyorum! Bazen deniyorum, hatta kendimi zorlayıp aldığım parçalar var. Ama dolapta nöbet tutmanın ötesine geçemiyorlar:) Gece dışarı çıkarken mesela genelde onlarla bir kombin yaparak başlıyorum ve kapıdan çıkarken hep disco pants ve siyah t-shirt’te karar kılmış oluyorum. Tabii ki ayağımda Stan Smith’lerim:)) Aslında topuklu ayakkabı da ‘asla’ dediklerim arasındaydı, ancak birkaç senedir onu hayatıma az da olsa katmayı başardım. JACQUEMUS’UN O ÇANTASI TAM ‘SUMMER DREAMING’ Bu yaz kalbine düşmüş birkaç tasarım parçası söyle desem, neler olurdu? Alexander Wang’in asimetrik elbiselerine bayıldım. Zaten genel olarak da sevdiğim bir tasarımcı. Bir de umarım plaj hayallerimiz suya düşmez. Çünkü Jacquemus’un Le Grand Baci Raffia Bag dedikleri plaj çantası başlı başına ‘summer dreaming’... Bir de ATP Atelier’nin deri terlikleri hep aklımda. Tabii onda da tercihim siyah büyük tokalı olanlar. Çantandaki olmaz olmazların? Çanta kullanmayı çok sevmem. Mümkünse az eşya ve minik çantayla dışarı cıkarım. Kredi kartı ve eğer unutmamışsam telefonum. Ama ‘lip balm’ım için mutlaka yer bulurum. Sanata olan düşkünlüğün bir dönem Fransız galerisi Carre D’Artistes’in franchise’ını alarak İstanbul’a getirmenle taçlanmıştı. Şu sıra sanatla aran nasıl? Artsy App vazgeçemediklerimden. Yine de instagram hesabına app’den daha çok bakıyor olabilirim. Oradan fiyat araştırması yapmak, yeni neler geldi diye bakmak çok hoşuma gidiyor... Bir de online müzayedeleri takip etmeyi seviyorum. Sanırım sanatın sadece sanat tarafını değil, business tarafını da sevdiğim için piyasayı takip etmek hobim haline geldi... BİR ROBERT LONGO ALABİLMEYİ ÇOK İSTERİM Bir gün eserlerine mutlaka sahip olmak isteyeceğin sanatçılar kimler? 80’ler pop-art dönemi koleksiyonerlerinin de koleksiyonlarına ufak ufak alarak başladıklarını okuduktan sonra inanılmaz motiveyim. Şu an ilk hedefim bir Miss Van almak, uzun vadede ise bir Robert Longo (orijinal charcoal) ya da Yoshitomo Nara alabilmeyi çok isterim. Hedefler büyük yani! Şu anda hayatımıza eski normalde devam edebiliyor olsaydık, elinde hangi kokteylle nerede günbatımı seyretmek isterdin? Sanırım en çok Yunanistan’da olmak isterdim. Seyahat yasağı kalkınca ilk iş Mykonos’ta soluğu almak istiyorum. Scorpios’ta Valeron’la günü batırmak veya Alemagou’da olmayı çok isterim... Favori kokteylim margarita ama bar yoğunsa riske atmayıp tercihimi şekersiz bir tonikle cinden yana kullanıyorum. Fotoğraflar: 1. Robert Longo 2. Adidas Stan Smith 3. Jacquemus ‘Le Grand Baci Raffia Bag’ 4. Alexander Wang ‘Wash+Go Wet Shine Dress’ 5. ATP Atelier 6. Miss Van STİL | Kategorinin diğer yazıları Bir Edition üçlüsü: Sanat, parti ve iyi yemek Bodrum’a sürpriz: Dioriviera pop-up Emre Buga’nın stil atlası İçinden Aman stili geçen bir rüya Janus mu alırdınız Glassafe mi? Köprü + Heykel + Galeri: The Twist İstanbullu Tilda Swinton’ın ‘athleisure’ tarzı Fütüristik otel ‘Svart’ın açılmasına az kala Murat Süter’in ‘lacivert’ sırrı ‘Parazit’in evi aslında gerçek değildi Evi değiştir: Blush mı Green Benjamin mi? Edwina Sponza’nın stil kodları Korona Sonrası Şehir Tabelaları ‘Beslenme farkındalığınız’ ne durumda? Bodrumlu Uzakdoğulu: Leleg Living Bu yazın başrolünde: Soho Roc House Korona günlerinde yaratıcı bir ‘karton’ masa!

bottom of page