top of page

859 results found with an empty search

  • 404 | Yuzu Magazine

    There’s Nothing Here... We can’t find the page you’re looking for. Check the URL, or head back home. Go Home

  • ART

    Eylül 2022 | Art | Türkiye House of Brothers’dan güncel sürpriz YAPAY ZEKÂYLA CANLI HEYKEL TASARIMI Yazı | Onur Baştürk H ande Şekerciler heykeltıraş, Arda Yalkın ise yeni medya sanatçısı. Uzun süredir aynı atölyede çalışıyorlar. 2018’de Arda’nın Amerika’nın en önemli sanatçı misafir programlarından biri olan NY Residency Unlimited’e kabul edilmesi sonrası, “Pratiklerimizi nasıl bir araya getirebiliriz?” sorusuna yanıt aradılar ve ortaya güçlerini birleştirdikleri ha:ar çıktı. yuzu için yaptığımız bir röportajda Hande ve Arda’ya, “ha:ar’ın yaptığı işlere yeni medya mı demeliyiz? Yoksa dijital manipülasyon mu?” diye sormuş, onlardan bir tanım yapmalarını istemiştim. Hande sorumu şöyle yanıtlamıştı: “Sanırım yeni medyanın tanımını yaparak bizim işlerimizi nereye konumlandırdığımız daha iyi anlaşılabilir. Üretim ve sergileme sürecinin tamamında ya da büyük bir bölümünde bilgisayar kullanılarak gerçekleştirilen sanat pratiğine dijital sanat diyoruz. Dijital sanat, video manipülasyondan üç boyutlu modelleme ve animasyona, bilgisayar kodu ile üretilen hipertekst tabanlı işlerden sanal ve artırılmış gerçekliğe, interaktif deneyimlere ve hatta yapay zekâ ile ortaklaşa üretilen işlere kadar birçok alt başlık içeriyor. Özellikle son on yıldır mimari, endüstriyel tasarım, istatistik hatta tıp gibi pratiklerin de dijitalleşmesive alanlar arasındaki sınırların flulaşmasıyla, artık dijital sanat yerine daha çok yeni medya sanatı kavramını kullanıyoruz”. ROBOT KOL YARDIMIYLA CANLI ÜRETİLECEK Ve şimdi, Contemporary İstanbul’un 17’inci edisyonunda ha:ar’ın en yeni işiyle karşı karşıyayız: Disruption. Pernod Ricard Türkiye sponsorluğundaki House of Brothers Lounge’unda gerçekleşecek “Disruption” heykel-performansıyla Hande ve Arda çok güncel bir konuyu, sanat-makine-yapay zeka ilişkisini tartışmaya açıyor. Nasıl mı? Şöyle: ha:ar ikilisi yazılım ve bilgisayarlar dışında bu projede yapay zekâ ile ortaklaşa bir heykel tasarlayacak. Ama sadece tasarlamakla kalmayıp fuar alanına getirilen robot kol yardımıyla eseri canlı olarak alanda üretecekler! Bitmiyor: İzleyiciler fuar günleri boyunca eserin gelişimini takip edebilecek ve fuar sonunda esere insan eliyle yapılan son müdahaleleri de görme şansını bulacak. LIVE SCULPTURE DESIGN WITH ARTIFICIAL INTELLIGENCE Writer | Onur Baştürk H ande Şekerciler is a sculptor and Arda Yalkın is a new media artist. They have been working in the same workshop for a long time. In 2018, after Arda was accepted to NY Residency Unlimited, one of the most important artist guest programs in America, "How can we bring our practices together?" they tought an answer to the question, and it came out that they joined forces. And now, in the 17th edition of Contemporary Istanbul, we are meet with ha:ar's newest work: Disruption. With the sculpture-performance “Disruption” that will take place in the House of Brothers Lounge sponsored by Pernod Ricard Turkey, Hande and Arda open up a very current issue, the relationship between art-machine-artificial intelligence, for discussion. But how? Here is how the ha:ar duo will design a sculpture jointly with artificial intelligence in this project, apart from software and computers. But they will not only design, but also produce the work alive with the help of a robot arm brought to Contemporay Istanbul!

  • STIL-3

    Mayıs 2021 | Stil | Vol VII RAAWII İki yakın arkadaşın ortak rengi Yazı | Onur Baştürk K endileri gibi düşünen ruhlarla çalışmaktan zevk alıyor, yeni insanlarla tanışmanın ve etkileşimin gücüne inanıyorlar. En önemlisi de şu: Bir tavrı, bir anlamı olan tasarımlar yaratma peşindeler. Danimarkalı tasarım markası raawii’nin kurucusu iki yakın arkadaş, Bo Raahaug ve Nicholai Wiig-Hansen’den bahsediyorum. 2017’de kurulan Raawii’de Nicholai’ın işi tasarım yapmak. Bo ise markanın ‘business’ yönünden sorumlu. “raawii, Bo ve benim aramdaki dostluktan doğdu” diyor Nicholai. “Genellikle arkadaşlarınızla iş yapmamanız gerektiği söylenir. Peki o halde kiminle iş yapabiliriz? Oysa arkadaşlarınızla aranızda ortak değerler, saygı ve anlayış vardır. Bizim aramızda iyi bir enerjinin olduğunu, rahat bir üretim ortamı oluşturabileceğimizi anlamamız uzun sürmedi. Birbirimize gerekli boşluğu vermekte iyiyiz. İkimiz de başarısızlıktan korkmuyoruz. raawii’yi yaratmadan çok önce bu işin içinde olduğumuz için de hedefler peşinde koşmuyoruz. İlham veren kişileri bir araya getirdiğimiz yaratıcı bir platform vizyonumuz var. Bu devam eden bir yolculuk. Sürekli üzerine bir şey inşa ederek devam ediyoruz”. Tamamı için... Print VOL - VII SUMMER 2022 Out of Stock View Details Dijital / Pdf YUZU MAGAZINE - VII 60,00₺ Price View Details

  • STIL-3

    Mart 2021 | Stil | Türkiye Doğuştan sürdürülebilir CEKETTE Yazı | Timur Can Ersoy L al Bilgutay 2018’de kurduğu Cekette markasıyla başlattığı ileri dönüşüm (upcycle) hareketi ile örnek bir Türk markası olarak sektördeki yerini almıştı. Bu upcycle hareketini showroom’una da taşıyan Bilgutay markasının tasarım kodlarını anlatıyor. 2018 yılında “cinsiyetsiz ve zamansız dış giyim” mottosu ile yola çıktın. Sence bu benimsenebildi mi? Bu motto ile yola çıksak da, bu kavramlara aslında başka değerler eklendi. Cekette hâlâ zamansız ve cinsiyetsiz, ancak yeni koleksiyonlarla çok daha farklı ürün gruplarına girmiş olduk. Bu nedenle artık bir dış giyim markası olmaktan çıktık. Zamansız ve cinsiyetsiz kavramı ise maalesef ülkemizde benimsenemedi. Zamansız bir ürün bazen trend bir ürüne göre daha maliyetli. Bu nedenle ilk tercih edilen ürün olmayabiliyor. Cinsiyet kavramı ise Türkiye gibi ataerkil bir toplumda kısa vadede maalesef aşılması neredeyse imkânsız bir konu. Burası özgürlükler ülkesi değil. Ancak ben ve başka insanlar kendini özgürce ifade ettikçe gelecekte bu kavramlar benimsenebilir. Hemen hemen her yaştan müşterin var, ama zellikle hitap ettiğin bir kitle var mı? Bence yok. Koleksiyonları hazırlarken de hayal ettiğim gibi bu koleksiyonda bence herkes kendine ait bir parça bulabilir. Ben zaten hazırlık aşamasında kendime farklı karakterler aklıma getiriyor ve “Bu koleksiyonda o ne giyerdi?” diye düşünüyorum. Sürdürülebilir bir marka olmak adına başka neler yapıyorsun? Cekette aslında tam da doğuşunda sürdürülebilir oldu! Talihsiz bir seri üretim hikâyesiyle başladık. 1000 adet kotun çeşitli defoları vardı. Derken o kotları ve arta kalan her şeyi upcycle ettim. Arta kalan en küçük parçalardan şapka, maske çıktı. Daha küçüklerden ise patchwork. Cekette’nin bence en büyük değeri bu metot oldu. Bu metot da daha farklı ürünler çıkmasını sağladı. Aslında ben bir şey yapmadım, kendi kendine oldu dersem umarım klişe olmaz! ‘Upcycling’ nedir? Ve bunun için neler yapıyorsun? Upcycling, eski ya da kullanılmış ürünlerden, atık malzemelerden yeni nesneler yapma süreci. Geri dönüşüm ve upcycling arasındaki fark şu: Geri dönüştürdüğünüzde ürünü üretim sürecinde yeniden kullanmak için tesislerde parçalanması gerekir. Böylece ondan yeni bir şey oluşturmak için o ürünü veya giysiyi kimyasallarla bozarsınız. Geri dönüşüm çok yoğun bir süreç olduğu için çevreye daha da zararlı olabilir. Upcycling masum ve yaratıcılığı geliştiren bir metot. Alışveriş yaparken aldığın ürünün sürdürülebilir olmasına dikkat ediyor musun? Dolabımdaki bazı eşyalar belki de 10 yıldır benimle. Bence sürdürülebilirlik, zamansızlık ve sezonsuzluk işte bu. Alışveriş yaparken her zaman en az 10 sene benimle kalabilecek parçalar almaya dikkat ediyorum. Az ama öz alışveriş yapıyorum diyebilirim.

  • STIL-3

    Mart 2021 | Stil | Vol VI KİLİMANJARO ZİRVESİNDE CONTEMPORARY BİR TÜRK MUTFAĞI Yazı | Onur Baştürk Fotoğraflar | Egemen Pırlant S anki dün gibi: Şef Melih Demirel’le YUZU’nun ilk sayısı için 97 günlük Güney Amerika seyahati üzerine konuşmuş, Cessna tipi uçağı bizzat kullanarak Ushuaia’dan Antarktika’ya gidip geldiği anları heyecanla dinlemiştim. Melih’in yaptığı o seyahat gerçekten her şeyiyle sıra dışıydı. Gittiği şehir ya da kasabalarda bir süre yaşamış, hatta restoranlarında çalışmıştı. Uzun bir aradan sonra Melih’le tekrar bir araya geldiğimizde bu kez karşımda d.ream grubunun dokuz markasından sorumlu bir mutfak koordinatörü var. Yani Melih bir süredir sadece şef değil, yönetici şef. Ama iki yılda bir yapmaya özen gösterdiği ve “göçmen şef” kimliğine büründüğü o meşhur uzun seyahatlerini asla rafa kaldırmamış. Kilimanjaro’da buluştuğumuzda ilk söylediği şuydu: Sri Lanka’ya tek yön bilet aldım! ÇOK GÜZEL BİR MİRAS DEVRALDIK Melih’in gastronomi dozu yüksek seyahat projelerinden sonra “yönetici şef” kimliğini konuşuyoruz. “Şu an baktığım dokuz restoran var. Elbette hepsine girip yemek yapmıyorum. Ama haftanın altı günü mutlaka bir ya da iki restoranımın mutfağında oluyorum” diyor Melih. Baktığı restoranların mutfak hikâyesini tamamen kendisi oluşturuyormuş. “Hâlâ mevsimsel bir restoran işletiyormuş gibi tüm restoranlarımın menülerini değiştiriyorum” diyor. Devamı için... Print VOL - VI WINTER 2022 Out of Stock View Details Dijital / Pdf YUZU MAGAZINE - VI 60,00₺ Price View Details

  • STIL-3

    Ocak 2022 | Stil | Barselona-İstanbul for english click here SUPERNATURAL VE ATLANTIS Köklere gizli dönüş Yazı | Alp Tekin B arselona ve İstanbul arasında yaşayan İspanyol sanatçı, tasarımcı ve kreatif direktör Fran Aniorte iki yeni koleksiyonuyla karşımızda: Supernatural ve Atlantis. Fran, “Supernatural” serisini şöyle anlatıyor: “Bu koleksiyondaki her parça bitkilerin, dünyanın ve yıldızların kozmik enerjisinin sanatsal bir yorumu. Önceki koleksiyonlarımda doğal dünya Akdeniz kültürünün merceklerinden görülüyordu. Şimdi vizyon daha içerden geliyor. Toprak tonları ve organik formlarla. Her bir parça duygularımın spontane bir resmi gibi”. Fran, önceki koleksiyonunda olduğu gibi Supernatural’da da çocukluğunun dünyasıyla bağ kurmuş. “Blue Cosmos, çocukluğumdaki yaz gecelerimin gerçek bir anısı” deyip ekliyor: “Evrenin uçsuz bucaksız oluşunu düşünüp dünyanın ayaklarımın altında hareket ettiğini hissederek geçirdiğim o yıldızlı geceleri anlatmaya çalıştım”. Atlantis adlı koleksiyonuyla medeniyetimizin köklerini araştırıyor Fran. 2300 yıl önce Yunan filozofu Platon'un bahsettiği kayıp şehir Atlantis, antik dünyanın en büyük ve en eski gizemlerinden biri olarak bilinir. Platon'a göre bu ütopik ada krallığı onun zamanından yaklaşık 9 bin yıl önce vardı. Ve bir gün esrarengiz bir şekilde ortadan kayboldu. Bu koleksiyonla Fran, Atlantis'in olası kayıp el sanatlarından ilham alarak ortaya büyülü parçalar çıkarmış. SUPERNATURAL & ATLANTIS Mysterious return to roots Words | Alp Tekin S panish artist, designer and creative director Fran Aniorte, who lives between Barcelona and Istanbul, is here with two new collections: Supernatural and Atlantis. Fran describes his “Supernatural” series: “Each piece in this collection is an artistic interpretation of the cosmic energy of plants, earth and stars. In my previous collections, the natural world was viewed through the lens of Mediterranean culture. Now the vision comes more from within. With earthy tones and organic forms. Each piece is like a spontaneous picture of my feelings”. As in his previous collection, Fran connected with the world of his childhood in Supernatural. “Blue Cosmos is a true memory of my childhood summer nights,” he says. “I tried to describe those starry nights I spent thinking about the vastness of the universe and feeling the world moving under my feet.” Fran explores the roots of our civilization with second new collection Atlantis. The lost city of Atlantis, mentioned by the Greek philosopher Plato 2300 years ago, is known as one of the greatest and oldest mysteries of the ancient world. According to Plato, this utopian island kingdom existed about 9 thousand years before his time. And one day he mysteriously disappeared. With this collection, Fran has created magical pieces inspired by the possible lost handicrafts of Atlantis. Çapa 7

  • STIL-3

    Şubat 2022 | Stil | Amerika for english click here STEAMBOX Yemeğini ısıtan teknolojik kap Yazı | Oktay Tutuş S teambox adlı bu sefertası ya da yemek saklama kabı, yiyeceklerinizi koruduğu gibi bir de onları ısıtabiliyor! Bu yeteneğinden dolayı bana sorarsanız son 10 yıl içerisinde gördüğümüz en faydalı ürün. Bu kadar basit bir şeyi düşünememiş olan rakiplerinin hanesine koca bir çizik atacak potansiyeli var. Elbette onu baş tacı yapanların hatırı sayılır miktara erişmesi kaydıyla. Gelelim bu gizmoya. Las Vegas’ta, dünyanın en büyük tüketici elektroniği fuarı CES 2022 sırasında tanıtıldı Steambox. Yaptığı şey çok basit. Yemeğinizi içindeki özel kap içine yerleştiriyorsunuz, hepsi bu. Öğle molasında ister üzerindeki düğmeyle isterseniz de telefonunuzdaki uygulamada bir düğmeyi kaydırarak çalıştırıyorsunuz. O da içindeki yemeğinizi 15 dakika içinde buharla, sağlıklı bir şekilde ısıtarak hazır hale getiriyor. Üstelik tek bir şarjla üç kere bu işlemi gerçekleştirmeniz mümkün. Bu dahiyâne (bugüne dek buna çözüm bulunamamasına hâlâ inanamadığım için dahiyâne) akıllı kutu, dört girişimci tarafından hayata geçirilen, topluluk katkılı bir projenin ürünü. 52 farklı ülkeden insanla 100’den fazla prototiple denemeleri yapılan Steambox’ın nihayete ermesi iki yıl sürmüş. Şu anda dünyada onu bir an önce ellerinin arasında görmek isteyen binlerce insan ve satıcı var. Çok beklemeyecekler, çünkü 2022 Steambox’ın hayata entegre olacağı yıl. Nesnelerin interneti, namı diğer IoT, bize bugüne dek TV, buzdolabı veya klima gibi cihazların akıllanacağını müjdeledi hep. Ancak ofise götürdüğümüz yemeklerin mikrodalga dışında bir alternatifi olmasını sağlayacak bir ürün geliştiremedi. Hey, dev teknoloji geliştiren şirketler, orada mısınız? Lütfen artık hayatımızdaki basit şeylere çözümler sunan Steambox gibi cihazlara emek harcayın. Çünkü yeni teknolojiler ancak hayatımızda olmayan bir şeyi veya konforu sunduğunda kıymetli ve kalıcı olabilir. STEAMBOX Technological vessel that warms your food Words | Oktay Tutuş T his lunch box or food storage container named Steambox can heat your food as well as protect it! If you ask me because of this ability, it is the most useful product we have seen in the last 10 years. It has the potential to give a big scratch to its opponents who could not think of such a simple thing. Provided, of course, that those who make it the crown of the year reach a considerable amount. Let's get to this gizmo. Steambox was unveiled in Las Vegas during CES 2022, the world's largest consumer electronics trade show. What it does is very simple. You place your food in the special container inside, that's all. During your lunch break, you operate it either with the button on it or by sliding a button in the application on your phone. It also makes your food ready by heating it in a healthy way with steam within 15 minutes. Moreover, it is possible to perform this operation three times with a single charge. Çapa 7

  • STIL-3

    Şubat 2022 | Stil | Japonya for english click here Mum ışığı efektli aydınlatma HYMN Yazı | Oktay Tutuş A ydınlatma ürünü tasarımlarıyla bilinen Japon marka Ambientec, Hiroto Yoshizoe tarafından tasarlanan “hymn” ile ateşi kutsayan bir ürüne imza atmış. Sıradan bir kandil gibi görünen, ancak bambaşka bir zekanın ürünü olan tasarım, onu keşfimizden bu yana ateşle olan ilişkimizi düşünmeye davet ediyor. Hymn, bir sarkaçla hareket ediyor. Bir alevin görüntüsünü andıran özel şekilli mercekten süzülen LED ışığıyla soluk bir ortam aydınlatması yapıyor. Evet güçlü bir ışık değil, tam aksine ışığın güzelliğini bir mum ya da bir kandilden yayıyormuş gibi hissettiriyor. İKİ YIL UĞRAŞMIŞLAR Gelelim bu gelenekseli moderne taşıyan tasarımın ortaya çıkış hikâyesine. Ambientec'in sahibi Yoshinori Kuno, 2019 yılında hymn tasarımının olgunlaşmamış bir versiyonunu SaloneSatellite sergisinde Milano'da görüyor. Görür görmez de bu tasarıma bağlanıyor. Tasarımcı Yoshizoe ile birlikte iki yıl boyunca bu tasarımı ve teknolojisini mükemmelleştirmek üzere çalışıyorlar. Siyah ve altın rengi alüminyumdan imal edilen hymn, ortasındaki uzun bölüm üzerinde yerleşmiş akrilik mercek ve onun bağlı olduğu mıknatıslı metal çerçevenin dansıyla hareket ediyor. Bu da ona sürekli devinim halindeki ışık efektini veriyor. Bu ürün insanın aklına ister istemez elektriğin olmadığı dönemleri, bir kandil etrafında dönen türlü sohbetleri ya da mum ışığında yazılan cümlelerin samimiyetini getiriyor. Siz ne düşünüyorsunuz? Candle light effect lighting Words | Oktay Tutuş K nown for its lighting product designs, Japanese brand Ambientec has created a product that blesses fire with the “hymn” designed by Hiroto Yoshizoe. The design, which looks like an ordinary oil lamp, but is the product of a completely different intelligence, invites its to think about our relationship with fire since our discovery. Hymn moves with a pendulum. It creates dim ambient lighting with LED light filtered through a specially shaped lens that resembles the image of a flame. Yes, it is not a strong light, on the contrary, it makes you feel like you are radiating the beauty of the light from a candle or an oil lamp. Çapa 7

  • STIL-3

    Ocak 2021 | Stil | Vol VI MERVE ERGÜN “Renkleri gri, bej, mavi diye kategorize etmiyorum” Yazı | Onur Baştürk B izde “rengini belli et” diye çok keskin bir deyim vardır ya. Tarafını, eğilimini seçmek ya da kararını söylemek anlamında. Günümüzün eğilimleri gayet akışkan ve birbirinin içine geçmiş olduğuna göre bu durumu bir renkle ifade etmeye çalışsanız, ne söylerdiniz? Bakın bu hiç kolay bir şey değil. Mavi, kırmızı ya da sarı diyerek işin içinden sıyrılamazsanız. Fazla kolaycı bir tavır olur. 12 yıldır Jotun Türkiye Pazarlama Müdürü olan Merve Ergün de benimle aynı fikirde. “Renkleri bir bütün gibi görüyorum. Gri, bej, mavi, yeşil gibi kategorize etmiyorum. Benim kafamda renklerin, ‘içinde hafif kırmızılık içeren sıcak gri, içinde hafif yeşillik bulunan koyu mavi’ gibi uzun tanımları var” diyor. Bu nedenle Merve’yle konuşmaya tam da o noktadan başlıyorum… Renklerle aran nasıl? Jotun’daki kariyerin renkleri algılama konusunda başka bir açışı yükledi mi? Jotun’da çok kapsamlı renk eğitimleri alıyoruz. Bu da renklere farklı bir gözle bakmamı sağlıyor. Mesela ben renkleri bir bütün gibi görüyorum. Gri, bej, mavi, yeşil gibi kategorize etmiyorum. Benim kafamda renklerin, “içinde hafif kırmızılık içeren sıcak gri, içinde hafif yeşillik bulunan koyu mavi” gibi uzun tanımları var. Diğer yandan renklerin doygunluğu, içindeki siyah ve beyaz oranı gibi detaylar yer alıyor. Ayrıca renkleri bulundukları yüzeyle birlikte değerlendiriyorum. Rengin kendisi kadar rengin kullanıldığı yüzeyin genişliği, malzemenin çeşidi, etrafındaki diğer renkler de o rengin nasıl göründüğüne etki ediyor. Bizdeki renk kültürü gelişti mi? Yoksa yerimizde mi sayıyoruz? Yavaş yavaş geliştiğini gözlemliyorum. Evlerimizi boyarken en çok zorlandığımız konu, özellikle de yeni renkler deniyorsak, sonucun nasıl olacağını hayal edememek. Bu nedenle farklı renkleri kullanmaktan kaçınıyoruz. Ancak artan internet kullanımıyla birlikte sınırlar ortadan kalktı. Bize ilham veren görsel dünyaya evimizden çıkmadan ulaşıyoruz. Bugün Türkiye’de gri, bej, toprak tonları çok ön plana çıkıyor ama belirli alanlarla sınırlı olduğunda Türk tüketici yeni renkleri mekanlarında denemekten çekinmiyor. Bu alanlarda da genelde mavi ve yeşil tonlarının çok kullanıldığını gözlemliyoruz. Devamı için... Print VOL - VI WINTER 2022 Out of Stock View Details Dijital / Pdf YUZU MAGAZINE - VI 60,00₺ Price View Details

  • STIL-3

    Ağustos 2021 | Stil | Türkiye Sürdürülebilir olmanın dayanılmaz hafifliği RÚNDA Yazı | Oktay Tutuş 21. yüzyılda kurulan markaların bütün uğraşması gerekenler bir yanda dursun, öncelikle yanıt vermeleri gereken soru şu: Sürdürülebilir miyim? Bu soruyu sorma şekli ne olursa olsun bir tek yanıt onu rakiplerinden ayırabilir: Evet! Başarının ne ve nasıl olduğunun tanımları teknoloji sayesinde inanılmaz hızla değişip dönüşürken buna kayıtsız kalanların eleneceği aşikâr. O nedenle bu soruya en erken yanıt verenler en bilinenler, belki de en kalıcılar olacak. Ancak bu seviyedeki bir bilinirliği de korumak kolay değil. Bunlara yazının ilerleyen kısımlarında genç bir girişimci Hüseyin Abdik verecek. Kendisi ailesinin şirketindeki üretim süreçlerini izlerken bunları nasıl sürdürülebilir kılarım diye ailenin diğer üçüncü kuşak üyeleriyle birlikte düşünerek kurduğu Rúnda isimli kadınlar için takılar üreten bir markaya sahip. Rúnda, kadınlar için etik altın ve laboratuvar üretimi pırlanta ve diğer yarı değerli taşlarla oluşturulan takı tasarımlarını şu an global olarak pazarlıyor. Sırtını yasladığı şey ise neredeyse tamamen sürdürülebilir bir marka olması. BANA HAK VERİYOR VE… “Sürdürülebilirlik kavramını hayatına katmış insanlara hitap ediyor” diyerek markasının kimler için olduğunun altını çizerek konuşmaya devam ediyor Abdik. Bu kelimenin 10 sene önceki lüks kelimesine olanlara benzer şekilde gittikçe içinin boşaldığını düşünüyorum deyince, bana hak vererek bu payeyi nasıl resmileştirdiklerini anlatıyor. Geçtiğimiz yıl Responsible Jewellery Council tarafından verilen sertifikaları var. Günümüzde bu tarz firmalar için bu sertifika olmazsa olmaz. RJC tarafından sıkı bir denetleme sonucunda firmanın madencilikten perakende satışa gelene dek yer alan bütün süreçlerde çevreye, çalışanlarına ve iş ahlakına bağlı olup olmadığını söylüyor. Üye olan firmaların bu doğrultuda yapılması gerekenleri uygulamaları mecburi. O sebeple belli aralıklarla bu denetim devam ediyor. KOLEKTİF BİLİNCİ TEMSİL EDİYOR Bu açıdan baktığımızda Rúnda Türkiye’den çıkan ve sürdürülebilir üretim yapan ilk firma. Peki hikâyeleri ne? Abdik’in kendi sözleriyle: “Rúnda’nın her bir koleksiyonu, doğanın eşsiz formlarının geri dönüştürülmüş malzemeler ve çevre dostu üretim süreçleriyle yeni tasarımlara dönüşmüş halidir. Rúnda, daha iyi bir gelecek için üretimin her aşamasında doğaya ve insana saygıyla hareket eden kolektif bilinci temsil eder”. HURDA ALTININ SAF ALTINLA KARIŞIMI Daha derinine indiğimizde ise daha başka bir hikayenin kendini ortaya serdiğini görüyoruz. Esasında Hüseyin Abdik ve ortağı Golden Line 60 yıldır Türkiye’den dünyaya üretim yapan bir takı firmasının üçüncü kuşağını temsil ediyor. Dünyaca ünlü markalar için İstanbul’da üretim yapan bu firmanın üç nesildir aktarılan tecrübe ve deneyimini dinamizm ile birleştirmek olarak özetliyor. Daha da netleştirirsek eğer Rúnda, aslında aile şirketlerinin üretim sırasında ortaya çıkardığı hurda altınları yüzde 1 oranında saf altınla işleyerek üretim yapıyor. Yalın tasarımlara sahip, ulaşılabilir fiyatlı bu takıları üretirken de şeffaflık, çalışanlara karşı sorumluluk ve en önemlisi doğaya zarar vermiyorlar. Bir an için durup düşündüğünüzde kulağa harika gelmiyor mu? Sadece takı üretiminde değil hayatımızdaki bütün ürünlerde işleyişin bu şekilde olması gerektiğini düşünmüyor musunuz? Sürdürülebilir kelimesi en yalın anlamıyla insanlar, gezegenimiz ve global ekonomi için en iyisi neyse o demek. Maalesef global olarak ülkelerin, firmaların ve bireylerin bu konudaki girişimleri farklı aşamalarda. Bu da ister istemez kafa karışıklığına yol açıyor. Zamanla bu kafa karışıklığı kelimenin de anlamını istenilen doğrultuda eğip büken kulanımlara fırsat veriyor. Markaları Rúnda ile bu tipte kullanımlardan sakınmak için uluslararası bir otoriteden aldıkları sertifikaya çok önem veriyorlar. Peki insanlar aynı önemi veriyor mu? Takı ve değerli mücevher alışverişlerinde genellikle aile kuyumcusunu tercih eden ve ona bir yatırım gözüyle bakan Türkiye’deki tüketicileri cezbetmeleri ne kadar mümkün? Şirketleri köklerini burada salsa da aslında onlar global bir marka olmanın peşinde. O sebeple Hüseyin Abdik’in genç bir girişimci olarak hayali sürdürülebilirlik yarışında tüm dünyayla rekabet ederek bir yere gelmek. O yüzden bu kavramı sindirmiş olan müşterilerin bugün değilse bile yakın bir gelecekte onları ve tasarımlarını keşfedeceğine emin. Sorduğum son soru aslında öngörmesi en zor olandı: Yukarıda anlattıklarımı başarmak için bir, beş ve on sene içerisinde gerçekleştirmek istedikleri neler? “Bir sene içerisinde tasarımımızla ön planda olmak. Beş sene içerisinde Türkiye’de insanların kafasına sürdürülebilir bir marka olmanın unsurlarını kazımak. On sene sonra da öncelikle hedefledikleri pazar olan ABD’de sonra da diğer global pazarlarda özellikle tasarımlarıyla insanların akıllarına kazınmak.” rundajewelry.com

  • STIL-3

    Ekim 2021 | Stil | Vol V ANDY WARHOL, GÜNEŞ VE ELMALAR... Yazı | Oktay Tutuş B aşlıktaki üç isim ilk okuduğunuzda size bir fıkra ya da benzeri bir olayı çağrıştırmış olsa da, bahsedeceğim şey tamamen gerçek! Üstelik komik de değil. Zamansız ve zarif tasarımlarıyla mücevher ve saat dünyasının gözde üyesi Cartier, son yıllarda saat yapımı konusunda oldukça cesur. Hem eski modellerinin şanına yakışan yeni versiyonları ekliyor hem de birazdan anlatacağım olayda olduğu üzere bu cesaretine sıra dışı teknolojiler ekleyerek alkışı hak ediyor. Tüm bunları Cartier Saat Tasarımı Direktörü Marie-Laure Cérède yaptığımız röportajda nefis aktarıyor, ama ondan önce başlıkta yazdığım üçlünün neden önemli olduğunu sanırım artık söylemeliyim. Cartier’nin Tank isimli modelini takan ünlülerden birisi Andy Warhol. Hatta o kadar çok seviyormuş ki Tank saatini, “Onu kurma gereği hissetmiyorum” diyerek aslında saatini sırf tasarımı için taktığını itiraf etmiş! Tasarımıyla öne çıkan Tank saatinin bu yılki evrimi ise baş döndürücü. Devamı için... Print YUZU MAGAZINE - V Out of Stock View Details

  • STIL-3

    Eylül 2021 | Stil | Dünya Yazı Birazcık Daha Uzatalım mı? Yazı | Oktay Tutuş K ronolojik olarak yaz bitti belki ama kimin umurunda? Takvimler neyi gösteriyorsa göstersin yazın ne kadar süreceği bizim keyfimizde değil mi? Birçoğumuz için yazın en güzel, en tatlı esintili zamanları gelmiş bulunuyor. O anları nasıl değerlendirdiğimiz daha önemli. Ve o anları neyle ölçtüğümüz. Yaz biterken aklımızda kalan saatleri hep yaz gibi hatırlamak için size özel bir seçki hazırladık. Bu yazın en güzel anları bu harika tasarımlarla hep hatırımızda kalsın diye. Tadını çıkartın! Cartier Tank Bovet Virtuoso VIII Chapter Two DLC-SLN Panerai Submersible Bronzo Blu Abisso PAM1074 Jaeger-LeCoultre Reverso 2021 Fagliano Strap Rado Captain Cook High-Tech Ceramic Tudor Black Bay Fifty-Eight 18K Rolex Perpetual Datejust 36 Omega Aqua Terra Hublot Big Bang Unico Yellow Magic NOMOS Club Campus 38 Longines Master Collection NOMOS Orion 33 IWC Portugieser Chronograph Omega Nato Straps Oris Divers Sixty Five Cotton Candy

  • STIL-3

    Eylül 2021 | Stil | Türkiye Önce gör sonra boyat! Yazı | Onur Baştürk E vin şeklini, tarzını mevsim başlarında değiştirenlerden misiniz? Hatta daha da ileri gidip boyasını da! Ben üçünü birden yapıyorum. Biraz deli işi oluyor, ama kesinlikle değiyor. Yeni bir evde oturuyormuş hissi geliyor insana. Bu hisle de bir altı ay idare ediliyor, sonra yeniden değiş tonton! Bu kez değişiklik yaparken ilk kez çok planlı programlı davrandım. Özellikle de boya konusunda. Duvarın bir kısmına kemerler yapmak ve içlerini boyatmak istiyordum. Çünkü kemerli yapıları, özellikle kemerli kapıları çok severim. Madem evimde kemerli bir hadise yok, o zaman ben de duvara kemerli kapılar açtırayım dedim! Marshall'ın “Ustam Burada” adlı bir web sitesi var. Ustayı oradan ayarladım. Özden usta özenle kemerleri çizdi. Renk konusunda da yine Marshall’ın “Gör Boya” aplikasyonunu kullandım. Çok sevdiğim Tranquil Dawn adlı renge bu aplikasyon sayesinde karar verdim. Çok da şahane oldu. Üstelik tüm iş bir günde bitti. Özden usta tertemiz çalıştı, ev hiç dağılmadı. Bu iki hayat kurtaran uygulamaya dair sorularımı da Marshall’ın Pazarlama Direktörü sevgili Pınar Adabağ’a yönelttim. Kalanı videoda!

  • STIL-3

    Ağustos 2021 | Stil | Türkiye BIKINI BEACH Asla sıradan bir havuz değil... Yazı | Sibel İpek Şehrin en gizli ve özel noktalarından Backyard, bu yaz havalı bir şekilde kabuk değiştiriyor. Nasıl mı? Mekan içindeki tüm markalar “The Yard” çatısı altında birleşiyor. Peki bu çatı altında neler var? Sayalım: Yeşillikler arasındaki Backbar, İnanç Baykar ve Melis Korkud’un Reşitpaşa’dan buraya transfer olan Aman da Bravo adlı restoranları, tatlı atıştırmalıkların yanında glutensiz, şekersiz seçenekler sunan Mignon Patisserie, tenis oynama imkanı bulabileceğiniz Racket Club ve esas büyük sürpriz havuzu ve eğlencesiyle öne çıkacak olan Bikini Beach. LİSTEDE İSMİNİZ VAR MI DİYE KONTROL EDİN The Yard’da gün Bikini Beach ile havuzda başlıyor. Bikini Beach’in retro havası şehirden kilometrelerce uzaktaymış hissini vermek üzerine kurulu. Bikini’ye giriş ise bildik üyelik sistemleri üzerinden değil. Bir “misafir listesi” var. Bu liste üzerinden rezervasyon yapılıyor ve sadece bu listede adı olanlar Bikini Beach’ten faydalanabiliyor. Ayrıca kompleksin diğer mekanlarında rezervasyon önceliğine sahip oluyorlar. MOULES-FRITES VE SHRIMP TOAST Bikini Beach’in tasarımı ise bir yanıyla 70’ler Saint Tropez’si bir yanıyla da günümüz Los Angeles’ı. İkisinin karışımı bir havaya sahip. Bikini Beach’e girdiğinizde chill-out türü bir müzik karşılıyor sizi. Daha sonra ambiyans 70’ler ve 80’lerin disko hitleriyle daha eğlenceli bir yöne doğru evriliyor. Bikini Beach’te her şey rosé şarap dolu buz gibi kadehler etrafında dönüyor. Menü de buna göre şekillenmiş. Öğle vakti havuz başındaki beyaz örtülü masalarda mekanla uyum içindeki yemeklerin keyfini çıkaracak olanları ev yapımı somon füme, dana carpaccio, enginar salatası gibi hafif lezzetlerin yanı sıra yıllardır sevilen Backyard Hot Dog ve Backyard Burger gibi tabaklar bekliyor. Ayrıca mekanın şefinin yaz için hazırladığı Moules-Frites ve Shrimp Toast menünün özel lezzetleri arasında yer alıyor. Bikini Beach için hazırlanan özel kokteyl menüsündeki ‘fresh’ tatlar arasında ise Watermelon Cooler ve 1700’lerin Barbados’undan esinlenen Quarantine Lover, öne çıkan lezzetler olacak gibi görünüyor.

  • STIL-3

    Ağustos 2021 | Stil | Türkiye STYLISH GETAWAYS Fotoğraflar | Beste Zeybel Model | Rafael Cemo Çetin M edina Turgul DDB’nin genel müdür yardımcısı Elifsu Tufan’la uluslararası bir şirkette yönetici olan eşi Orçun Tufan’ın kurduğu çok yeni bir giyim ve aksesuar markası Lourmarin. Sık seyahat eden ve denizle iç içe bir çift olan Elifsu ve Orçun, ciddi bir yatırım yaparak oluşturdukları Lourmarin’in yelpazesinde şimdilik erkek giyim ve unisex aksesuarlara yer vermiş. Mottoları ise şu: Lourmarin, keyifli bir hafta sonu seyahati için anahtar parçalar sunar! “En büyük tutkumuz her zaman seyahat etmek oldu” diyor Elifsu ve Lourmarin’in nasıl ortaya çıktığını anlatıyor: “Bir giyim ve aksesuar markası yaratma fikri seyahatlerde ortaya çıktı. Düşüncemiz şuydu: Keyifli bir hafta sonu seyahatine yetecek kadar az ve öz ürün sunmalıydık. Ayrıca ürünler en kaliteli materyaller kullanılarak, en iyi kalıplar seçilerek ve sürdürülebilir üretim vizyonuyla hazırlanmalıydı. Tabii ulaşılabilir ve konforlu da olmalıydı”. Markanın ismi Elifsu ve Orçun’un Fransa’nın Provence bölgesine yaptıkları bir seyahatte, Lourmarin köyüne uğramalarıyla ortaya çıkmış. Köyü gezerken markalarına bu ismin ne kadar uygun olacağını düşünmüşler: “Lourmarin ve çevre köylerin farklı bir büyüsü vardı. Çok renkliydi, ama dingindi. Kalabalıktı ama gürültülü değildi. Bu bölgenin ruhu, bu isimle birlikte bizimle yaşayacaktı”.

bottom of page