
859 results found with an empty search
- STIL-3
Ağustos 2021 | Stil | Türkiye AMANRUYA’DA YENİ NESİL BODRUMLULAR Yazı & Kreatif Direktör | Mert Çam Fotoğraflar | Beyza Küngürlü / Mehmet Öksüz B odrum’un çehresi, özellikle son birkaç yıldır, yaşamak için burayı seçmiş yeni neslin ellerinde şekilleniyor. Hatta onlar sayesinde yaşam tarzı ve modayı şekillendirmeye aday yeni Bodrumlu markalar ortaya çıkıyor. O markalardan biri de tam anlamıyla Bodrum’u yansıtan Les Merimes. Bodrum’da büyümüş iki kızkardeşin, Merve ve İrem Çopuroğlu’nun iki yıl önce tohumlarını attığı Les Merimes bir şapka markası. Merve ve İrem tasarımları kendilerine ait olan şapkaları bizzat elleriyle yapıyor. İki kardeşin şapka yapmaya karar vermelerinde en büyük etken ise Merve’nin bir şapka sevdalısı olması. İlerde koleksiyonlarını genişletip daha farklı ürünler de çıkarmak istiyorlar. Hatta şu sıralar çanta tasarımı üzerinde çalışıyorlar. Merve ve İrem şapkaları tasarlarken güçlü kadınlardan ilham aldıklarını söyleseler de, erkek modelleri de üretmeye başlamış. Her yıl ürün yelpazesini genişlettikleri Les Merimes için atölye kurma hayalleri de var. Daha geniş kitlelere ulaşabilmek için... HER TAŞ ARAZİYE AİT Tasarım yolculuğuna şapka ile başlayan Coco Chanel’i örnek alan kızkardeşlerin Les Merimes çekimi için seçtikleri mekan ise Amanruya. Aman zincirinin Türkiye üzerindeki tek şubesi olan Amanruya, Demir Evleri’nin bulunduğu koyda 2012 yılında açıldı. 36 villadan oluşan Amanruya’nın mimarı Emine- Mehmet Öğün çifti öyle doğaya saygılı (tek bir ağacı bile yerinden sökmemişler) bir otel yapmışlar ki, insan Amanruya’nın içinden çıkıp Bodrum’un kaosuna karışmak istemiyor bile. Öte yandan Ege yerel mimarisi ve Osmanlı mimarlık birikiminin şık bir karışımı Amanruya. Bu yüzden tasarımı özgün ve sahici. Ayrıca her şey arazinin doğal, jeolojik, topoğrafik verileri göz önüne alınarak yapılmış. Kullanılan her bir taş o araziye ait, her birinin ayrı bir nedeni/hikâyesi var. Amanruya dünya üzerindeki diğer tüm Aman otelleri gibi gelen misafirin kendini özel ve huzurlu hissedeceği geniş alanlara ve alabildiğine yalın, doğanın önüne geçmeyen bir tasarıma sahip... www.lesmerimes.com
- STIL-3
Temmuz 2021 | Stil | Türkiye Ne varsa Akdeniz’de var! Yazı | Oktay Tutuş 2 020 yılını çoğu lüks marka için zorlu kılan şüphesiz turizmin olmayışıydı. Bunu çözmek için yeni pazar arayışına giren markalar yanında dijital satışlarını anlamlı derecede yükseltmek için çabalayanlar da vardı. Şimdi o günler yaz güneşinin yakıcılığı altında sanki çok uzakmış gibi gözükse de toparlanma hâlâ devam ediyor. Yatırımlarını doğru yere konumlandıranlar şüphesiz turizm dalgasından nasibini alacak. Bu yaz Türkiye’nin Yalıkavak Marina özelinde oldukça güçlü olduğunu söylemek mümkün. Geçtiğimiz bayramda tam da bu girizgaha uyacak şekilde Hublot bir butik açtı. Açılış için Bodrum’a gelen markanın CEO’su Ricardo Guadalupe neden bir butik açtığını şöyle anlattı: “Akdeniz’in en iyi noktalarında olmak istedik. Saint-Tropez, Ibiza, Capri, Mykonos ve de Bodrum listemizdeydi. Bodrum’da Yalıkavak Marina’da karar kıldık. Bizzat burasının potansiyelini ve dahası Türkiye’deki potansiyelini gördüm ve marinayı da listemize ekledik”. Tüm ‘Mare Nostrum’a çıkarma yapan markanın turizm neredeyse oraya gitmesi şu dönem için en mantıklı olanı. Üstelik her butiğinde oraya özgü, limitli üretilecek bir modelle birlikte çıkarma yapıyor. Bodrum sürprizi ise Akdeniz’in ve bulunduğu noktanın renklerine uygun bir Classic Fusion modeli. Antik dünyanın yedi harikasından birisi olan Halikarnas Mozolesi’ndeki taşlardan ve Ege Denizi’ndeki yansımalardan ilham alarak dekore edilmiş butik marinanın tam kalbinde. İçerde ise 25 adet örneği bulunan Classic Fusion Chronograph Bodrum Edition saati yer alıyor. Peki neden bu model ve neden sadece 25 adet? Guadalupe şöyle özetliyor: “Classic Fusion her haliyle ‘cazibeli’ bir ürün. Biz de onu biraz daha yazlık bir havaya soktuk. 40 bin İsviçre Frankı yerine 15 bin İsviçre frankı. Daha ulaşılabilir ve biz de bunu amaçladık. Farklı noktalarda, farklı limitli üretim modeller sunuyoruz. Amacımız Hublot butiklere trafik sağlamak ve tabi ki diğer modellerimizin de alıcı bulması. Bu sebeple 50 adet ya da 35 adetle limitliler”. Biraz da saatten bahsedelim: 45 mm titanyum kasaya sahip modelin kadran ve kayışında mavi renk kullanılmış. Kronograf göstergeleri ve kayışında yer alan dikişlerdeyse beyaz renk tercih edilmiş. İki farklı renk kayış seçeneği var ve 42 saat güç rezervine sahip Hublot üretimi mekanizması bulunuyor.
- STIL-3
Haziran 2021 | Stil | Dünya İki güçlü İtalyan bir arada Yazı | Alp Tekin 1 950’den bu yana iç ve dış mekanlar için aydınlatma çözümleri üreten köklü İtalyan markası Lodes, alanında ünlü bir başka İtalyan markası olan DIESEL ile bir işbirliğine imza attı. “Diesel Living with Lodes” adı verilen seri üç özel eklentiden (Flask, Vinyl ve Urban Concrete) ve çok satan beş ürünün yenilenmiş halinden (Cage, Fork, Gask, Glass Drop ve Pipe) oluşuyor. Diesel Living with Lodes koleksiyonu, mekanlar için çok yönlü aydınlatma parçaları sunmasıyla ön plana çıkıyor. Koleksiyon, DIESEL'in kışkırtıcı tasarım diliyle Lodes'in ayırt edici marka ilkelerini bir araya getiriyor ve zıtlıklardan ilham alıyor.
- STIL-3
Mayıs 2021 | Stil | Dünya El yapımı ‘Daphne’nin siyahına kavuştuk U niqka’nın “Daphne” tepsilerine bayılıyoruz. Lansmanı ilk kez 2019 yılındaki Milano Tasarım Haftası’nda yapılan Daphne’ler, başlangıçta sadece kahverengi ve natürel renk seçeneklerinde üretiliyordu. Şimdi bu tepsi koleksiyonuna siyah renk seçeneğini de eklediler. Vejetal deri kullanılarak tamamen elde üretilen Daphne Siyah, monokrom sırım örgüsüyle tamamlanıyor. El örgüsünden sonra ise iki katmanlı deri birleştiriliyor ve suda bekletilerek son formu oluşturuluyor. Ev ve ofis alanlarında kullanılmak üzere tasarlanan Daphne; kişisel eşyaların, ofis aksesuarlarının ve daha birçok farklı nesnenin keyifle saklanabileceği bir düzenleyici tepsi. Unutmadan: Yunan mitolojisinde Daphne; çeşmeler, kuyular ve diğer tatlı su kaynaklarıyla ilişkilendirilen su perisi anlamına geliyor. Daphne, Apollo’dan kaçmaya çalışırken bir defne ağacına dönüştürülüyor. Defne ağacı da malum, Akdeniz’e özgü, daima yeşil olan bir ağaç türü.
- STIL-3
Nisan 2021 | Stil | Dünya Watches&Wonders’dan geriye kalanlar Yazı | Oktay Tutuş C enevre’de başlayıp önceki gün itibariyle Shanghai’da yeniden açılan dünyanın en büyük uluslararası saat fuarı Watches&Wonders; yeni saat modellerine bakmak için harika bir fırsat. Saat yapımı konusunda uzman dünyanın en köklü firmalarından bağımsız olanlara ve endüstrinin sunduğu tüm teknolojik gelişmelere birinci elden bir bakış imkanı sunan Cenevre’deki dijital fuardan aklımızda kalan bazı modeller, içinde bulunduğumuz dönemin lüks kol saatleri konusundaki tüketim alışkanlıklarımıza etkisini değerlendirmek için bir fırsattı. Gelecekte bileğimizde yer alması muhtemel modellerden seçtiklerimizi üç başlıkta topladık. Yakından bakmaya ne dersiniz? SADE ANCAK SOFİSTİKE Fuarda sunulan saatlere baktığımızda artık gösterişli ve büyük kasa çapına sahip modellerin gittikçe azaldığını göreceğimiz kesin. Harcama alışkanlıklarımızın yeniden şekillendiği ve özellikle e-ticaretin yaygınlaştığı şu dönemde, insanlar artık daha az göze batan, sakin, sağlam ve mümkünse fiyatı açısından makul modellerin (veya fiyatını çok açık etmeyecek şekilde pahalı olanların) altın çağını yaşayacaklarını söylemek mümkün. Nomos Metro neomatik 41 Update Bulgari Octo Finissimo Tadao Ando Hublot Classic Fusion Richard Orlinski 40mm Roger Dubuis Excalibur Single Flying Tourbillon RENK, RENK, DAHA ÇOK RENK! Kadranlarda hakim renk olarak maviyi artık kabul ettik. Bu yıl mavi renk kadranların hem tüm markalara yayılan bir akım olduğunu hem de bu renkle sınırlı kalmayıp sıra dışı bambaşka renklere de boy gösterme fırsatı tanındığını göreceğiz. Bunlar arasında yeşil en başta geliyor. Onunla beraber sarı, pembe, mor, kırmızı ve alternatif olarak metallerden gelen değişik tayflar da kadranlarda boy gösterecek. Dahası, sadece kadranlarda değil, kayışlarda da renkli olmayanların dışlandığı bir dönem geliyor. Saat firmaları bu akıma hem rengarenk kayışlarla hem de onlara alternatif bileziklerle yanıt veriyor. Bazıları ise saatinizle beraber farklı renklerde kayışları bedelsiz sunuyor. Böylece bir saat alıp birçok saat modeline sahip olacaksınız. RETROYA YAĞAN NUR Uzun zamandır retro klasiklere olan ilginin çok canlı ve pazara hakim olduğu gerçeğini biliyoruz. Çoğu İsviçreli saat firmasının söz konusu retro modeller olduğunda arşive inip eski defterleri karıştırması yeterli. Bu yıl yenilenmiş eski saat modellerinin kanıtlanmış başarısından faydalanmak isteyen firmalar sayesinde müzayedelere bakmaya gerek yok. Yepyeni mekanizmalarla sunulan bu saatler hem geçmişin estetik anlayışını hem de günümüzün modern saat yapımı teknolojilerini bir arada sunuyor. Hayli popüler olan geçtiğimiz yüzyıl ortasında üretilmiş modellere bu yıl bolca 1970’ler ve 1980’lere ait modellerin eşlik ettiğini göreceğiz. Geçmişi yad etmek için illa eski bir saati takmak şart değil! Şu an piyasaya sunulacak yeni modellerin birçoğu zaten sırtını geçmişe dayamış tasarımlardan oluşuyor. Deyim yerindeyse retroya nur yağıyor! Vacheron Constantin Historiques American 1921 40 mm Patek Philippe Nautilus Ref-5711_1a
- STIL-3
Şubat 2021 | Stil | Dünya ORIGYN Sahte ürünü yakalayan aplikasyon Yazı | Oktay Tutuş H er gün aplikasyonların onlarcasını indirip sonra unutuyor, “sosyal” ilintili olmayanları da telefonumuzun hafızasında bir çentik olarak görüyoruz. “En kısa zamanda silinecekler” listesinde bir çentik… Bunun çeşitli sebepleri olabilir. Bana sorarsanız, çoğu aplikasyon birbirinin tekrarı. Ayrıca elle tutulur bir şey sunmuyorlar. Haliyle doğal bir elemeye maruz kalıyorlar. Bunun için teknoloji delisi olmamıza gerek yok. Cep telefonları ve hayatımızı çileye dönüştüren uygulamalarla geçirdiğimiz yıllar, bu korumacı içgüdüsel yönümüzü iyice sivriltmiş olmalı. İzninizle buna, evrimin hayatımızı sorunlu hale getirip bizi sinir hastası eden uygulama ve teknolojilere yanıtı demek istiyorum. Uygulamalara karşı tavrımı “yeni uygulamaları hemen indirip kullanan” birisi olarak tanımlayamam, bu doğru. Ancak size bahsedeceğim ORIGYN isimli uygulama bahsettiklerimden tamamen ayrı. Eğer doğru evrimleşir ve herkes tarafından kullanılırsa lüks ürünlerin alımı, satımı ve devri gibi süreçleri çok kolaylaştıracak. ÜÇ SANİYEDE GERÇEK OLUP OLMADIĞINI SÖYLEYECEK Vincent Perriard, Mike Schwartz ve Gian Bochsler isimli üç aklıevvelin kurduğu ORIGYN şimdilik lüks mekanik saatlerle işe başladı. Yakında mücevher, deri aksesuar (özellikle de çanta) ve hatta sanat eseri gibi pahada yüksek değere sahip hemen her şeyin, gerçek mi yoksa amiyane tabirle çakma mı olduklarını anlamak için sadece bir fotoğrafını çekmek yetecek. Blockchain, yapay zeka ve makine öğrenmesi destekli ORIGYN size cevabı üç saniyede söyleyecek! Kulağa nasıl geliyor? Gerçeküstü değil mi? O zaman henüz duymadığınız ve malaesef gerçek olup da etkisi gerçeküstü hissettiren şu bilgileri de dinleyin. Her yıl tüm dünyada üretilen sahte saat sayısı tam 40 milyon adet. Bu 40 milyon saatin içerisinde 1 milyon 600 bin kadarı ise ‘süper çakma’ olarak adlandırılıyor. Yani gerçek mi sahte mi anlamamıza pek imkân yok. İşte bu sahte ürünlerin toplam pazardan aldıkları pay her yıl 224 milyon dolar. Kurdukları vakıf aracılığıyla saatçilik endüstrisinin seçkin oyuncularının pazar payından her yıl bu parayı alan sahte ürünleri tespit edecek uygulamaları ORIGYN’i geçtiğimiz sonbaharda tanıtan üç kişiden birisi olan Vincent Perriard, bu ulvi uygulamayı ve gelecek planlarını şöyle anlatıyor. SONBAHAR 2021’DE SATIŞA SUNULACAK Teknolojiniz benzersiz ve harika. Ancak uygulamanızın büyümesi gerekiyor ve anladığım kadarıyla saat firmalarının çabalarına ihtiyacı var. Uygulamanızı bu yıl yayınlamayı planlıyorsunuz ,ancak olgunlaşması ne kadar zaman alacak? Şu anda dünyanın en önemli saat şirketleriyle sistemi geliştiriyoruz ve bir saatin kimliğini doğrulayacak uygulamamız sonbahar 2021'de satışa sunulacak. Saat endüstrisinin en iyi oyuncuları ile geliştirmeyi tamamlama aşamasındayız. Biz saatlerin sadece montajı yapılırken fotoğraflarını çekiyoruz. Teknolojimiz müdahaleci değil ve istenildiğinde hızlı bir şekilde yüksek çözünürlüklü fotoğraf çekmeye başlayabiliriz. Yakın gelecekte uygulamanızın diğer kimlik doğrulama uygulamaları veya sistemleri arasında büyük bir oyuncu olacağını düşünüyor musunuz? Umut ediyoruz. Tüm büyük oyuncuların sistemi kullanmasını istiyoruz. ORIGYN kâr amacı gütmeyen bir vakıf ve bu nedenle en iyi oyuncuları onu kullanmaya ikna etme şansına sahibiz. Hepimizin bildiği gibi ürünlerin doğrulanması lüks piyasanın anahtarı Uygulamanızın geleceği ne olacak? Lüks pazarın farklı alanlarına onu uyarlayabilir misiniz? Örneğin deri aksesuar ya da mücevherler için de kullanılabilir mi? Evet, bunu zaten mücevher ve deri ürünler (lüks çantalar) ve sanat eserleri pazarı için geliştiriyoruz. Çok değerli olan her öğe için uyarlanabilir. Uygulamanızın bize doğruları söylediğinden ve her zaman doğru olduğundan nasıl emin olabiliriz? Herhangi bir şekilde hacklenebilir mi? Hayır, çünkü saatinizin 1 cm2’lik yüksek çözünürlüklü bir fotoğrafını çekip uygulamaya yüklediğinizde sistem 1.000'den fazla farklı noktayı baz alarak değerlendiriyor. Bunu dilerseniz bir yıl, beş yıl sonra ve hatta 10 yıl sonra karşılaştırdığınızda da sistem aynı şekilde işliyor ve insan gözüne fark atıyor. Bu kesin. Karşılaştırmamız matematikseldir. Sahte ürün üretenler için game over!
- STIL-3
Şubat 2021 | Stil | Finlandiya SPACE OF MIND Bir Pandemi Kabini Yazı | Onur Baştürk Fotoğraflar | Marc Goodwin / Archmospheres “Daha azıyla daha çok hissedebiliriz!” Finlandiyalı mimarlık stüdyosu Studio Puisto’nun yeni tasarımı “Space of Mind” kabinlerinin ana felsefesi bu. Puisto ekibi Space of Mind’ı pandemi sırasında tasarlayıp geliştirmiş. Elbette şu düşüncelerden yola çıkarak: Sınırlı seyahat dönemindeyiz. Evde her zamankinden daha çok vakit geçiriyoruz. Ama bir yandan yakın noktalara gitmek, evden uzaklaşmak da istiyoruz. Çok uzak bir yere gitmeye ihtiyaç duymadan, evi terk etme ritüelini nasıl yeniden yaratabiliriz? Space of Mind işte bu noktada devreye giriyor. İstediğiniz yere hareket edebilecek “ikinci bir ev” olarak... Devamı için... Print YUZU MAGAZINE - II Out of Stock View Details
- STIL-3
Şubat 2021 | Stil | Dünya Aman destinasyonlarına özel parfüm Yazı | Oktay Tutuş B odrum’daki Amanruya da dahil dünyanın 20 ülkesinde bulunan Aman Resorts , konaklama deneyimi açısından geçtiğimiz 10 yıl içerisinde yıldızı daha da parlamış bir otel zinciri. Özellikle de konumlandığı yerlerin sıradışılığı ve gözden uzaklığı açısından diğer otel zincirlerine hiç benzemediğini daha önce yazmıştık . Konaklamayı tüm duyularınızla hissetmenizi sağlamak için Aman grubu daha önce SVA isimli SPA ve güzellik ürünleri markasını sunmuştu. Çünkü otellerindeki SPA deneyimi o kadar iyi ki, bir parçasını da olsa evinize götürmek ve yeniden o iyi hisleri yaşamak istemeniz çok normal. JACQUES CHABERT TASARIMI Geçtiğimiz günlerde bu hissi daha da ileri götürerek kendine has kokulardan oluşan bir seçkin parfüm koleksiyonuyla karşımıza çıktı Aman Resorts. Aman Fine Fragrances isimli bu koleksiyondaki her bir parfüm bir destinasyona adanmış ve kokladığınız anda sizi oraya ve yaşadığınız güzel anlara geri ışınlamayı vadediyor. 50 ml’lik özel şişesinde beş farklı eau de parfum esansından oluşan koleksiyonu, parfümün anavatanı Grasse’tan deneyimli bir burun olan Jacques Chabert tasarlamış. Her bir destinasyona özel kokunun kendine has şişelerinin tasarımında yine oraya özgü doğal malzemeler kullanılmış. Ambalajda ise doğaya saygılı olmak için Japonya’dan Takeo kâğıdı ve Paulownia ağacından kutular dikkat çekici. NEW YORK KOKUSUNA DİKKAT! Vayu (Tayland), Ayom (Endonezya), Umbr (İtalya), Zuac (Marakeş) ve Alta (New York) adı verilen parfümlerin her biri, onlarla eşleşen destinasyonları temsil ediyor. Sonuncusu olan Alta özellikle dikkat çekici. Çünkü Aman Resorts, New York gibi bir mega metropolde Manhattan Adası’nın merkezinde bu bahar aylarında bir otel açacak. Merakla beklenen bu yeni destinasyonun kokusunu şimdiden içinize çekebilirsiniz. Uyandıracağı anılarsa şüphesiz hayal gücünüze emanet. Tabii şimdilik!
- STIL-3
January 2021 | Style | France Tourist or Purist? Text | Alp Tekin V irgil Abloh, creative director of Louis Vuitton men's collections, presented Men's Autumn-Winter collection with a 13 minute long video. It was such a presentation! The main point that excited us as much as the collection itself was of course the video with various sub-texts and references. Abloh suggests a "new normal" with the new collection. He questions who is the ruler that tells us that we have been dressing in accordance with the rules determined by society since childhood and that we comply with these patterns. Most importantly, Abloh recommends that we create our own rules using existing rules. For example,He uses Ghana fabric Kente, which is a product of his roots, and plaid fabric together and asks: "Does that make Kente less Ghanaian and less Scottish than tartan?" Abloh also puts forward the "Tourist & Purist" opposition. Abloh's invention, the first of these two words, Tourist, is not used as we know it. It's a metaphor. The curious stranger who observes and aspires to an esoteric field of knowledge is called Tourist. Purist, on the other hand, is an insider who lives in the area of this esoteric knowledge, that is, already blessed. Likewise, the video is like this official parade of tourists and purists. The person we see walking through the snow at the very beginning of the video is probably a Purist. She carries esoteric information in her bag. These informations is perhaps the new normal that Abloh suggested, above all disinterestedness, we do not know. When Purist arrives at the place designed like a modern temple, she continues to circulate her bag in her hand.Finally she puts the bag on the floor. The person we saw sleeping from the beginning of the video, who is actually a Tourist, wakes up and then takes the bag and starts dancing. Abloh also uses these two words with the following subtext: The tourist wants what Purists have. That is its culture, its codes. Should they challenge each other or cooperate? The references of this video which shot like an art movie, do not end with counting. For example, in this video, Abloh also refers to the famous writer James Baldwin's 1953 article "Stranger in the Village". Referring to the parallels between the author's experience as an African-American man in a Swiss village and his life in America. Ultimately, the video is surrounded with the questions of "What does normality look like, what does it mean, and who has the privilege to embody it?" , he makes the fashion and design an identity further than only color, fabric or trousers and jackets. We bow respectfully before him.
- STIL-3
Aralık 2020 | Stil | Dünya MaidTok ve dantelli Harry Styles Yazı | Onur Baştürk T ikTok’un genç erkek kullanıcıları arasındaki bir akım gün geçtikçe daha çok dikkat çeker oldu: Hizmetçi kılığına girmek! Kısaca MaidTok olarak da anılan bu akım sanılanın aksine gay erkekler arasında değil, heteroseksüel erkeklerde yaygınlaşmış durumda. Mesela sosyal medya fenomeni Jackson O’Doherty. Instagram’da 1.9 milyon takipçisi olan Jackson, 26 yaşındaki kız arkadaşı Maddy ile beraber Facebook, Instagram, OnlyFans ve TikTok’a içerik üretiyor. Jackson, hizmetçi kıyafetini ilk giydiğinde “muhteşem” hissettiğini söylüyor. Dahası, hoşuna gittiğini de itiraf ediyor. Jackson gibi daha onlarca fenomen hizmetçi kılığındaki videolarını yükleyerek yeni bir hazzın peşinde koşuyor gibiler: Yer değiştirme hazzı. Peki neden sadece hizmetçi kostümüyle? Gayet açık: Fetiş unsurlarının altı çizilmiş hizmetçi kostümleri içindeki bir kadın, aslında tipik heteroseksüel erkek fantezisi. Bu kez o fanteziyi kendi üstlerine giyiyorlar. Aynı anda hem kendisi haz alan hem de izleyene haz veren ikili bir oyunun içine bile isteye düşerek… Teksas'ta yaşayan 19 yaşındaki artistik patenci Austin’e göre, @austinbe19, Z Kuşağı aniden hizmetçi fetişi geliştirmiş değil: “Bazı insanların bundan hoşlandığını biliyorum. Çünkü yakın tarihte Fransız hizmetçi ve tavşan kıyafetleri gibi şeyler cinsel bir objeye dönüşmüş. Erkekliğimle ilgili de bir sorunum yok. Dışarı çıkıp böyle eğlenme konusunda da hiçbir sorun görmüyorum”. Peki yeni nesil genç erkekler kıyafet konusundaki kalıpları yıkma, kostümlerin bilinçaltımızda yer etmiş kodlarını alaşağı etme konusunda daha mı rahatlar? Kesinlikle öyle. Vogue’un aralık sayısı kapağında soluk mavi dantel Gucci balo elbisesi ve siyah smokin ceketiyle boy gösteren Harry Styles’a bakın (Vogue TR o pozları basar mı acaba? Sanmam.) Styles’ın tüm Vogue US pozlarında hem feminen bir romantizm hem de maskülen bir serserilik var. İkisinin karışımı beklenmedik derecede olağanüstü. Styles pozlarıyla ilgili şöyle diyor: “Giysilerle oynamaktan çok keyif alıyorum. Bunun ne anlama geldiğini hiç düşünmemiştim. Sadece bir şeyler yaratmanın genişletilmiş bir parçası bu”. Olay bu. Yeni nesil için kıyafetin “kadınsı” ya da “erkeksi” oluşu mühim değil. Sadece ve sadece bu kodlarla oynamaktan yaramaz bir çocuk gibi keyif alıyorlar. Nedenini pek fazla sorgulamadan. Çok üzerine düşünmeden. Çoğu zaman da belki, eğlence olsun diye….
- STIL-3
Aralık 2020 | Stil | Dünya 2020 model saatlerin Z eitgeist okuması Yazı | Oktay Tutuş S aatlerle ilgili yazmaya başlayalı 10 yıldan fazla olmuş. Çoğu insanın sadece fikir yürütebildiği bu mikro mekanik dünyayla tanıştığım ilk günden beri maruz kaldığım sorular arasında en sevdiğim şudur: “Saatiniz sizi anlatır, derler. Bu doğru mu? Ve nasıl?” Bu soruyu seviyorum, çünkü aleni bir şekilde ortada olan yanıtın geçerliliğine yürekten inanıyorum. Zaman içerisinde bu inancım hiçbir şekilde sarsılmadı, aksine pekişti. Gündelik hayatta belki fark etmiyorsunuz, ancak saatler sadece zamanı işaret etmekle kalmıyor. O zamanın nasıl olduğuna ve onu takan kişinin de zamanın neresinde olduğuna dair söz söylüyor. Ayna gibi düşünebilirsiniz. Zamanın aksini gösteren bu ayna alışkanlıklarınızı, ahlâkınızı, kibrinizi, sabrınızı, sevginizi, anlayışınızı ve derinliğinizi de gösteriyor. Dolayısıyla ona hem anın hem de onu kullanan kişinin ruhunun geçtiğini söylemek sanıyorum yanlış olmaz. Devamı için... Print YUZU MAGAZINE - II Out of Stock View Details
- STIL-3
Eylül 2020 | Stil | Çin Son instagram harikasıyla tanışın! D ünya üzerinde bazı yapılar var ki, sanki sırf Instagram’da fotoğrafı çekilsin diye yapıldığı izlenimini veriyor. Bunun son örneği, Güney Çin'in Huangchuan Three Gorges Scenic Bölgesi'nde yapımı tamamlanan 526 metre uzunluğundaki cam tabanlı köprü. Lianjiang Nehri boyunca uzanan yapı, Guinness Dünya Rekorları tarafından resmi olarak “Dünyanın en uzun cam tabanlı köprüsü” olarak kabul edildi bile. Asma köprünün toplam kapasitesi 500 kişi! Yani 500 kişi aynı anda üzerinden geçebiliyor. Peki 500 kişiyle aynı anda o köprüden geçmek ister miydiniz? Siz bu sorunun yanıtını düşünürken şunları da yazmadan olmaz: Aslında bu cam köprü, Çin için yeni bir şey değil. Bu tarz köprüler yapmak Çinliler’in kendi içlerinde yarışa döndürdükleri bir durum. Öyle ki, BBC’ye göre ülkede hali hazırda 2300 cam köprü var! Bu köprüden bir önceki en uzun cam köprü de bu yüzden Çin’deydi. 2016'da açılan 430 metre uzunluğundaki Zhangjiajie Büyük Kanyon Cam Köprüsü. Lakin o köprü ziyaretçilerle dolup taşınca açıldıktan iki hafta sonra kapanmıştı. Bakalım bu yeni köprünün akibeti ne olacak? STİL | Kategorinin diğer yazıları Bir Edition üçlüsü: Sanat, parti ve iyi yemek Bodrum’a sürpriz: Dioriviera pop-up Emre Buga’nın stil atlası İçinden Aman stili geçen bir rüya Janus mu alırdınız Glassafe mi? Köprü + Heykel + Galeri: The Twist İstanbullu Tilda Swinton’ın ‘athleisure’ tarzı Fütüristik otel ‘Svart’ın açılmasına az kala Murat Süter’in ‘lacivert’ sırrı ‘Parazit’in evi aslında gerçek değildi Evi değiştir: Blush mı Green Benjamin mi? Edwina Sponza’nın stil kodları Korona Sonrası Şehir Tabelaları ‘Beslenme farkındalığınız’ ne durumda? Bodrumlu Uzakdoğulu: Leleg Living Bu yazın başrolünde: Soho Roc House Korona günlerinde yaratıcı bir ‘karton’ masa!
- STIL-3
Haziran 2020 | Stil | Türkiye Bodrum'daki o ev: Tropikal, bohem, tertipli ve nostaljik Yazı | Onur Baştürk İ ç mimar Mehmet Öksüz doğma büyüme Bodrumlu. 2010 yılında üniversite eğitimi için geldiği İstanbul’da bile çok fazla kalmamış, mezun olur olmaz soluğu yeniden Bodrum’da almış. O günden beri de kendi şehrinde profesyonel olarak mesleğini sürdürüyor. Son aylarda ise onu popüler kılan bir şey var: Bodrum’daki evi! YouTube kanalı ve instagram hesabında yaşadığı evin tasarım çözümleri ve mobilyalarına sıkça yer veren Mehmet, yedi aydır yaşadığı bu evle çoğu insana ilham kaynağı oldu. Bana da öyle! Devamı için: YUZU MAGAZINE Volume.I / YAZ PDF olarak görüntülemek ve kaydetmek için tıklayınız! HIGH LOW STİL | Kategorinin diğer yazıları Bir Edition üçlüsü: Sanat, parti ve iyi yemek Bodrum’a sürpriz: Dioriviera pop-up Emre Buga’nın stil atlası İçinden Aman stili geçen bir rüya Janus mu alırdınız Glassafe mi? Köprü + Heykel + Galeri: The Twist İstanbullu Tilda Swinton’ın ‘athleisure’ tarzı Fütüristik otel ‘Svart’ın açılmasına az kala Murat Süter’in ‘lacivert’ sırrı ‘Parazit’in evi aslında gerçek değildi Evi değiştir: Blush mı Green Benjamin mi? Edwina Sponza’nın stil kodları Korona Sonrası Şehir Tabelaları ‘Beslenme farkındalığınız’ ne durumda? Bodrumlu Uzakdoğulu: Leleg Living Bu yazın başrolünde: Soho Roc House Korona günlerinde yaratıcı bir ‘karton’ masa!
- STIL-3
Temmuz 2020 | Stil | Türkiye Bu yaz öğleden sonra ‘Power Lunch’tayız N işantaşı Frankie’nin sahibi Kaya Demirer bu yaz mekanını Bodrum’a da taşıdı. Frankie Beach Club, Bodrum’un yeni oteli Susona LXR Oteli’nin içinde açıldı. Susona LXR, Hilton zincirinin lüks kategorisindeki yeni otel markası. Torba’da, eski Nikki Beach’in olduğu yerde . Frankie Beach Club’ın Bodrum için en farklı özelliği saat 14.00 sularında başlayacak “Power Lunch” konsepti. Mykonos’taki Scorpios ve St. Tropez’deki Le Club 55’ten ilhamını alan Power Lunch’taki uzun öğle yemeklerine giderek ritmi yükselen müzikler eşlik edecek. Kaya Demirer, Power Lunch’ın detaylarını şöyle anlatıyor. Yunanlılar, Fransızlar ve İspanyollar uzun öğle yemeklerine alışkın. Nedense bizde bu eğilim pek yoktur. Power Lunch konsepti bunu kırabilir mi? Evet, amacım bu. Bizde bu eğilim belki de gerçek anlamıyla sunulmadığı için tam olamadı. Bence gizli saklı bekliyor bir yerde. Böyle düşünmemin iki nedeni var: Birincisi; meze-balık-rakı kültürünü, yani büyük masalarda uzun saatler boyunca sohbet etme alışkanlığını seviyoruz. Üstelik bu işi biraz da keyifli bir müzikle yapınca artık eğlenmek için geceyarısını beklemenin zorunluluğu ortadan kalkacak. Orta yaş grubunun 15.00 ile 20.00 saatleri arasında bu tarz uzun masalarda, dostlarla, büyük şişe şaraplar, güzel yemek ve hareketli müzik konseptine sıcak bakacağını hissediyorum. İkincisi ise yıllardır yurtdışına yaptığım seyahatlerde bu tür yerlerde denk geldiğim Türkler’in tüketim ve keyif alma noktasında en ön sıralarda olması. Üstelik Covid-19 döneminde kendi özel grubunla birlikte mesafeli eğlence ve kaliteli ortamdan daha iyi ne olabilir ki? İŞLETMELER RAKI İÇİLMESİNE SICAK BAKMAZDI Özellikle son yıllarda en kaliteli plaj restoranını bile ele geçiren bir pide olayı var. Neden plajlarda öğle yemeği pideye teslimdir? Bence o kadar değil, bu biraz abartılı bir tespit. Ama evet, Maça Kızı’nda lahmacun yiyerek tüketici, “En lüks, en hip yerde en sevdiğimi yerim, bunda utanılacak ne var” mesajını verdi. İyi de yaptı. Zaten öncesine bakarsak mantı da her zaman açık büfelerde kapışılan ürünler arasındaydı. Diğer taraftan 2000’li yıllarda (2015’lere kadar sanırım) fine dining tabir edilen rafine atmosferli yerlerde işletmeler rakı içilmesine sıcak bakmaz, birçoğu rakı bulundurmazdı bile. Ama durum değişiyor. Müşteri, istediğim atmosferde bana istediğimi ver diyor. Önemli olan o lahmacunu, pideyi kim yiyor, rakıyı şarap yerine kim yudumluyor ve ortamın estetiğine olumsuz bir görüntü veriyor mu vermiyor mu? Ben şahane bir kadının plajda bikinisiyle ısıra ısıra lahmacunu hüpletmesinden hiç rahatsız olmuyorum. Ya da Frankie’ye gelen dört kadın arkadaş grubunun içimi hafif bir şişe rakı açtırması bir yerde ekstra hoşuma gidiyor. Yerli ve milli:) MENÜDE ‘POKE BOWL’LAR DA OLACAK Power Lunch’ın bir diğer unsuru da masada otururken ufak ufak eğlenceye başlamak. Nammos, Scorpios ve Le club 55 ve çoğu ünlü plaj restoranı bunun üzerine kurulu. Ama nasıl bir müzik olacak, detay var mı? Tarz olarak bir şey söylemek zor. Çünkü 25 yıldır bu işin içindeyim ve müziği tarz üzerine kurgulamanın yanlış olduğuna inandım. Belki çok ufak kuralları olabilir. Ama ben dj’lerime güveniyorum. Saat 14.00 gibi ufak ufak, “Bugün burada güzel ve hareketli saatler geçireceksiniz” mesajını veren kıpırdanma olacak müzikte. Saat 16:00’da bir tık daha hareket ve ritim olacak. 18:00 sularında ise happy hour saati başlayacak ama bu eskiden bildiğimiz ayakta, stand başında durmak gibi değil. Masada yemek üzeri devam eden, arada havuza ya da denize atlanıp geri dönülen bir tarz… Power Lunch’ın menü stili paella’lar, büyük balıklar, büyük etler üzerine kurulu. Her şey paylaşımlık mı? Bir de fazla ağır değil mi bu menü? Bu ağırların yanı sıra yerel, ama gerçekten yerel ürünlerle küçük paylaşımlık tabaklarımız ve soğuk servis edilen oldukça az işlenmiş sebzelerimiz de olacak. Yanı sıra deniz ürünleri de. Salataların envai çeşidi, her boyda olacak. Ayrıca ‘poke bowl’lar. Son dönemin gözdeleri. Bir yandan da müşteri kitlemiz içinde artık iki öğüne odaklananlar var. Dolayısıyla 15.00 ile 20.00 arası bu çeşit bir menüden en ağırları da seçseler, saat aralığı olarak en hafif, ayrıca öğün birleştirici saatler. MAKUL LÜKS FİYATLAR Peki menü fiyatı ne kadar? Çok pahalı mı? Frankie Beach Club’ın açılacağı Susona LXR, dünyada dördüncüsü açılacak LXR. LXR konsepti Hilton’un üzerine titrediği bir lüks kategorisi. Beraberinde önemli ve maliyetli standartları var. Dolayısıyla tüm bu anlattıklarımın bir bedeli olacak. Ama bu yaz Covid yaz sezonu. Her açıdan ulaşılabilir olmak, kasıntı mekan ve itici fiyat politikası gütmek doğru değil. Lüks bir deneyimi olabildiğince “makul lüks” fiyatlarla sunmak ana strateji diyebilirim. STİL | Kategorinin diğer yazıları Bir Edition üçlüsü: Sanat, parti ve iyi yemek Bodrum’a sürpriz: Dioriviera pop-up Emre Buga’nın stil atlası İçinden Aman stili geçen bir rüya Janus mu alırdınız Glassafe mi? Köprü + Heykel + Galeri: The Twist İstanbullu Tilda Swinton’ın ‘athleisure’ tarzı Fütüristik otel ‘Svart’ın açılmasına az kala Murat Süter’in ‘lacivert’ sırrı ‘Parazit’in evi aslında gerçek değildi Evi değiştir: Blush mı Green Benjamin mi? Edwina Sponza’nın stil kodları Korona Sonrası Şehir Tabelaları ‘Beslenme farkındalığınız’ ne durumda? Bodrumlu Uzakdoğulu: Leleg Living Bu yazın başrolünde: Soho Roc House Korona günlerinde yaratıcı bir ‘karton’ masa!
- STIL-3
Temmuz 2020 | Stil | Türkiye Bodrum’un yaz gündeminde ‘Loft’ var Yazı | Onur Baştürk B ir ev projesinin Bodrum’un yaz gündemine damga vurması pek rastlanılır bir şey değildir. Çünkü Bodrum yaz gündemi genelde mekanlar, oteller ya da plajlarla öne çıkar. Bir de klasik, “Şurası çok pahalıymış” rüzgârıyla. Akfen’in Demirciler Koyu’ndaki 36 villalık Bodrum Loft projesi ise bu yaz herhangi bir plaj ya da otelden daha çok gündeme geldi. Bunun en önemli nedeni pandemi aslında. Otelde konaklamak istemeyen, ev kiralayıp izole bir şekilde tatil yapmak isteyenlerin gözdesi olup çıktı Bodrum Loft. Elbette 8 bin ila 12 bin Euro arasında değişen aylık kira bedelini kabul edenlerin gözdesi… Nitekim yaz başında evlerin hızla kiralanması, ünlü isimlerin burada ev kiralamak için sıraya girdiğinin söylenmesi Bodrum Loft’u dillerden düşürmedi. Bir de Bodrum Loft’un ve dolayısıyla Akfen’in sahibi Hamdi Akın ile Maça Kızı’nın sahibi Sahir Erozan arasında yaşanan olaylar zinciriydi dillerden düşmeyen… MAÇAKIZI LOFT MUAMMASI Bilen biliyor: Bodrum Loft içine Maçakızı’nın açılacağı aylar öncesinden belliydi. Hatta geçen yıl Londra’da Maçakızı Loft’u tanıtmak için havalı bir lansman bile düzenlenmişti. Neden Londra? Çünkü hem evlere hem de Maçakızı Loft’a yabancıların da ilgi göstermesi bekleniyordu. Ancak araya pandemi girdi. Arzu edilen yabancı zenginlerin bu yaz gelmeyeceği belli olunca Erozan bu yaz Maçakızı Loft’u açmak istemedi. Bodrum Loft tarafı ise bu yazı kaçırmak istemiyordu; bu nedenle evleri kiralamaya başladı. Restoran için de Karaköy’de, kendi otelleri olan Novotel’in tepesine konuşlanmış Mürver’in yazlık versiyonunu burada açmaya karar verdiler. Bunun üzerine Erozan ve Akın’ın arasının açıldığı söylendi. Sonradan araya girenlerin de iki eski dostu barıştırdığı… LOFTELİA ÇOK İYİ Bu bol dedikodulu olaylar zincirinden geriye kalana bakalım biz. Maçakızı Loft yerine gelen şef Yılmaz Öztürk yönetimindeki yazlım Mürver, yani orijinal adıyla LoftElia beklenilenin kat kat üzerinde, çok iyi bir restoran. Elbette bar eğlencesinde zayıf. Ama orada zaten bir iddiası yok. NE KADAR AĞAÇ KESİLDİ? Bodrum Loft’un villalarına gelince… Açık söylemek gerekirse; Nef Reserve ve Mesa’yla beraber bu koydaki yapılaşmanın üçüncü ayağı olan Bodrum Loft’un, bulunduğu bölgedeki birçok ağacı inşaat uğruna yok etmek zorunda kaldığını düşünüyordum. Önüme bazı bilgiler koydular. Şöyle ki: Bodrum Loft arazisi 57 dönümden oluşuyormuş. Toplam inşaat 15 dönümlük bölüme, yani arazinin yüzde 27’sine yapılmış. 40 dönüm arazi ise yeşil alan olarak kalmış. TRANSPLANTASYON ÖVGÜ KONUSU MU? “Hakkımız olan emsalin çok az kısmını kullandık” diyor Bodrum Loft’çular. Bunu da yeşil alanı korumak için bilinçli yaptıklarının altını çiziyorlar. Altını çizdikleri bir diğer husus, çoğu yüz yaşında 550 zeytin ağacının ve İzmir Ödemiş’ten getirilen 150 yıllık çınar ağacının peyzaj alanındaki uygun yerlere dikilmesi… Ağaç taşıma, yani ‘transplantasyon’ bu tür projelerde sıkça başvurulan bir işlem. Çünkü yapılaşma dolayısıyla çıplak kalan yerleri uygun ve sık bir peyzajla doldurmak gerekiyor. Tıpkı Mandarin’in en başta yaptığı gibi… Zeytin ağaçlarının transplantasyonu da en çok yapılanlardan. Unutmadan, Bodrum Loft tarafından bakınca inşaatının kaba kısmı görünen Nef Reserve de ağırladığı birtakım influencer’lara “Yüzyılllık zeytin ağaçlarını buraya taşıdık” diye övünüyor. Yani transplantasyon zaten bu gibi projelerde en kestirme, en elzem çözümlerden biri. Abartılmaması taraftarıyım. SANDAL AĞAÇLARINDAN ÖVGÜYLE BAHSEDİLEBİLİR Ama şundan övgüyle bahsedilebilir: Loft’çuların verdiği bilgiye göre inşaat bölgesinde yer alan sandal ağaçlarına hiç dokunulmamış, hatta koruma altına alınmış. Villaların tasarımını gerçekleştiren Tabanlıoğlu Mimarlık sandal ağaçlarının korunması için vaziyet planında oldukça hassas bir çalışma yapmış. PROJENİN ANA MERKEZİ: AÇIK ALANLAR Biraz da projenin stilinden bahsedeyim. Aslında ilk bakışta evlerin planını çok karmaşık ve dış yüzeyinde yer alan beton yüzeyi biraz soğuk bulmuştum. Detaylar anlatılınca daha farklı düşünmeye başladım. Şöyle ki: Sahildeki kayaların şekil ve renkleri tasarıma ilham kaynağı olmuş. Yapım esnasında özel betonlar dökülmüş. Kazı aşamasında ortaya çıkan taşlar yol ve bahçe duvarlarıyla istinat duvarları yapımında kullanılmış. Ayrıca bu taşlarla avlu ve bina dış cepheleri de kaplanmış. Yani binaların dış yüzeyindeki beton yüzeydeki taşlar bölgenin ürünü. Binalar ise arazi topoğrafyasına uygun olarak yerleştirilmiş. Tüm ünitelerde yer alan ve kontrollü bir şekilde doğal ışığı ve esintiyi kullanan yarı açık ve açık ortak alanlar ise özellikle kurgulanmış. Hatta bu alanlar projenin merkezini oluşturmuş. Nitekim villaların içine girince yarı açık ve açık alanların kullanım şeklini daha iyi anlıyor; ilk bakışta karmaşık gibi görünen genel tasarımı bu kez zekice planlanmış buluyorsunuz. STİL | Kategorinin diğer yazıları Bir Edition üçlüsü: Sanat, parti ve iyi yemek Bodrum’a sürpriz: Dioriviera pop-up Emre Buga’nın stil atlası İçinden Aman stili geçen bir rüya Janus mu alırdınız Glassafe mi? Köprü + Heykel + Galeri: The Twist İstanbullu Tilda Swinton’ın ‘athleisure’ tarzı Fütüristik otel ‘Svart’ın açılmasına az kala Murat Süter’in ‘lacivert’ sırrı ‘Parazit’in evi aslında gerçek değildi Evi değiştir: Blush mı Green Benjamin mi? Edwina Sponza’nın stil kodları Korona Sonrası Şehir Tabelaları ‘Beslenme farkındalığınız’ ne durumda? Bodrumlu Uzakdoğulu: Leleg Living Bu yazın başrolünde: Soho Roc House Korona günlerinde yaratıcı bir ‘karton’ masa!

