top of page

836 results found with an empty search

  • BOTANIK

    Haziran 2020 | Botanik | Türkiye İkonik yapraklarıyla huzurunuzda Monstera Yazı | @ yuzubotanic 8 0’li yıllarda evlerde bolca yetiştirilmiş bir eski dönem salon bitkisi Monstera, nam-ı diğer Deve Tabanı. Son zamanlarda bu nostaljik bitkinin yaprakları o kadar ikonik hale geldi ki, sanat ve tasarımda yoğun bir şekilde karşımıza çıktı. Monstera çoğu ev bitkisi gibi tropikal bölgeden gelme. Anavatanı Orta Amerika. Delikli yaprakları nedeniyle bir diğer adı “Swiss Cheese” olan Monstera’nın evlerde yetiştirilen iki türü var: Monstera Deliciosa ve Monstera Adansonii. Monstera iç mekanda yetiştirildiğinde nadiren çiçek açıyor. Açık havada yetiştirildiğinde ise yenilebilir meyveye dönüşen çiçekleri çıkıyor. NASIL BAKMALI? - Monstera dolaylı orta ışığı sever. Yoğun, doğrudan güneşi sevmez. - Haftalık olarak su vermek yeterli. Sıcak aylarda iki kez de su verilebilir. Sulamadan önce toprağının kurumuş olmasına dikkat edin. - Normal oda nemi Monstera için ideal. - Eğer bitkinin yaprak kenarlarında kahverengilik varsa, çıtır çıtır olmuşsa suyu ax gelmiş olabilir ya da toprağında yüksek tuz birikmesi vardır. - Yaprak sararmasının nedeni ise fazla su vermenizle ilgili olabilir. Misal, Yuzu Botanik olarak geçen mart ayında bir heves aldığımız Monstera’nın sarmaşık türünün yaprakları fazla su verdiğimiz için sarardı. Şu an iyileşme sürecinde kendisi… BOTANİK | Kategorinin diğer yazıları Dev yapraklarının hastasıyız: Fil Kulağı Yeni nesil saksı önerileri İlkbahar sonu bahçede yapılacak işler Evde palmiye için 15 maddelik liste Engin Öztürk’ün evindeki bitkiler Evde yetişmesi kolay bitkiler vol.2: Para bitkisi! Fem Güçlütürk’le botanik ‘talk şov’ Evde Yetiştirmesi Kolay Bitkiler Vol.1 Alocasia Polly Bitkisine Nasıl Bakılır Biyofilik misin? Biyofobik mi?

  • BOTANIK

    Nisan 2020 | Botanik | Türkiye Evde Yetiştirmesi Kolay Bitkiler Vol. l Yazı | Onur Baştürk L iteratürdeki tam adı, Pilea Peperomioides. Kısaca ‘Pilea’ olarak biliniyor. Son dönemin çok sevilen bu instagram güzeli bitkisinin meşhur lakaplarından biri de ‘Chinese money plant’ ya da yapraklarının şeklinden dolayı ‘Coin plant’. Pilea’nın anavatanı aslında Güney Çin’deki Yunnan eyaleti. Laos, Vietnam ve Myanmar’a komşu Yunnan’da ortaya çıktığı bilinen Pilea aslında ısırgan otu ailesi Urticaceae’nin bir parçası. Isırgan otunun demlenip çay olarak içildiğini düşünürsek bazı Pilea türlerinin de içilebildiğini pekala düşünebiliriz! Elbette bizim evde yetiştirdiklerimiz içilmiyor! Çünkü hepimizin evindeki pilea’lar aslında çoğunlukla Çin değil, İngiltere kökenli. Yüzyılın başında Çin’den İngiltere’ye gelen ilk dönem Pilea’larının bu yolculuğuna kimin ya da kimlerin neden olduğu hala gizemini koruyor. Şaka değil, bu konuda çıkan upuzun yazılar bile mevcut. Bir iddiaya göre yolculuğu yaptıran kişinin botanist George Forrest olduğu söylenmekte… Sonuç olarak çoğaltılarak bir tür ‘asimilasyon’a uğrayan Pilea, 70’lerin ortalarına gelindiğinde İngiltere’de bir ev bitkisi olarak görülmeye başlanıyor ve giderek popüler hale gelmeye başlıyor. Peki Pilea’ya bakmak neden kolay? Çünkü en “Bitkiye bakamıyorum, hemen ölüyor!” diyen insanı bile mutlu edecek bir yapıya sahip Pilea: Çok çabuk büyüyor! Yaprakları ışığa doğru hızla açılıp serpiliyor. Şimdi gelelim genel bakımına… IŞIK Direkt aydınlığı sever. Hatta yaprakları aydınlığa doğru yönelir. O yüzden iyi ışık alan bir yere koyarsanız elde ettiğiniz sonuç harika olur. SU Kolay, haftada bir. Klasiktir, sulamadan önce toprağın kurumasını bekleyin. Toprağı iki parmakla karıştırarak kuruluk testi yapın. NEM Normal oda nemi Pilea için yeterli. Ama yaprak kenarları sararmaya başladıysa nem oranına dikkat etmekte fayda var. Belki de kaloriferin dibine koydunuz, oradaki kuru hava ona iyi gelmedi. SICAKLIK 13 ile 30 derece arası Pilea için uygun. 10 derecenin altına düşerse ı-ıh, sevimsiz bir hale dönüşebilir kendisi…. DAHA FAZLASI İÇİN Her gün güncellenen @yuzubotanic instagram adresimize göz atabilirsiniz. BOTANİK | Kategorinin diğer yazıları Dev yapraklarının hastasıyız: Fil Kulağı Yeni nesil saksı önerileri İlkbahar sonu bahçede yapılacak işler Evde palmiye için 15 maddelik liste Engin Öztürk’ün evindeki bitkiler Evde yetişmesi kolay bitkiler vol.2: Para bitkisi! Fem Güçlütürk’le botanik ‘talk şov’ Evde Yetiştirmesi Kolay Bitkiler Vol.1 Alocasia Polly Bitkisine Nasıl Bakılır Biyofilik misin? Biyofobik mi?

  • BOTANIK

    Mayıs 2020 | Botanik | Türkiye İlkbahar sonu bahçede yapılacak işler Yazı | @ yuzubotanic Ş imdiye kadar ev içi bitkilerine odaklandık, onlarla ilgili bilgi verdik. Şimdi sıra bahçelerde! Çünkü bahçeler için en güzel zamanlar başlıyor: Bahar ortası ve sonu. Nedeni de malum, tüm bitkiler yeniden uyanışa geçiyor ve canlanıyor. Peki bahar sonuna doğru bahçenizde neler yapabileceğinizden haberdar mısınız? O zaman hatırlatmalara başlayalım… PATATES EKİN Eğer bahçeye sebze ekenlerdenseniz: - Bu dönemde pek çok sebzenin ekimine başlayabilirsiniz. Mesela patates. - Aynı zamanda önceden ekilen sebzelere gübre verme zamanı. Bunu es geçmeyin. - Karnabahar ve lahana gibi sebzelerin tohum verdiği dönemlere geliyoruz. Tohumları toplayın. - Ve otsu bitkilerle dolu bir saksı oluşturun. Yaz için güzel görünecektir. SOĞANLI BİTKİNİN TAM ZAMANI Peki ya bahçesinde çiçekli bitkiden vazgeçmeyenler? - Glayöl ve soğanı bitkileri dikmenin tam sırası. - Çiçeklenme dönemi bitince altın çanak (Forsythia Intermedia) ve ‘Ribes Sanguineum’ları budamayı unutmayın. BU DÖNEMİN EN İYİ BİTKİLERİ Gelelim bu dönemin en iyi bitkilerine… - Aubrieta (Kaya bitkisi) - Azalea / Rhododendron (Orman gülü diye de bilinir, aslında bir çalı türü) - Bergenia (Otsu, her dem yeşil. Türkçesi, kış sümbülü) - Calendula (Tek yıllık, bizde “kadife çiçeği” olarak bilinir) - Cheiranthus (Duvar bitkisi) - Choisya Ternata (Çalı) - Clematis Montana (Çalımsı sarmaşık, “orman asması” diye bilinir) - Cytisus (Hızlı büyüyen, baharda ve yazın sarı çiçeklerle kaplı bir çalı türü) - Dicentra (Çalı) - Fritillaria (Soğanlı bitki. Kral tacı ya da ters lale olarak bilinir) - Genista (Çalı) - Laburnum (Ağaç. Diğer adıyla sarı salkım. Muhteşem sarı çiçekleriyle meşhur) - Malus (Ağaç. Japon süs elması, çiçek elması diye de geçer) - Paeonia (Otsu ve çalı) - Phlox Subulata (Kaya bitkisi) - Tulipa ve türleri (Soğanlı bitki) - Wisteria (Çalımsı sarmaşık. Nam-ı diğer mor salkım) VE BİR NANE TAVSİYESİ… Son olarak bu dönemde nane de ekebilirsiniz bahçenize. Ama unutmayın; naneler yerlerini beğenirlerse kontrol etmesi en zor bitkilerdendir. Toprak altından filizlerini farklı bölgelere kadar uzatıp bahçenizin şeklini bozabilirler. Onları kontrol altında tutmanın basit bir yöntemi var. Naneyi önce eski bir saksının içine dikin. Saksının drenaj delikleri olduğundan emin olun. Daha sonra saksıyı toprağa gömüp üstünü toprakla örtün. Her iki senede bir bitkiyi yerinden çıkartıp tekrar dikerseniz bitki canlı görünecektir. Fotoğraflar: 1. Azalea 2. Wisteria l-ll 3. Calendula 4. Forsyhthia 5. Wisteria 6. Laburnum BOTANİK | Kategorinin diğer yazıları Dev yapraklarının hastasıyız: Fil Kulağı Yeni nesil saksı önerileri İlkbahar sonu bahçede yapılacak işler Evde palmiye için 15 maddelik liste Engin Öztürk’ün evindeki bitkiler Evde yetişmesi kolay bitkiler vol.2: Para bitkisi! Fem Güçlütürk’le botanik ‘talk şov’ Evde Yetiştirmesi Kolay Bitkiler Vol.1 Alocasia Polly Bitkisine Nasıl Bakılır Biyofilik misin? Biyofobik mi?

  • BOTANIK

    Aralık 2021 | Botanik | Vol V BİR ZAMANLAR BURASI HEP YEŞİLLİKTİ Yazı | Oktay Tutuş B ugünden çok da uzak olmayan bir gelecekte bir çiftçi düşünün. Size daha önce geleneksel yollarla tarım yapılan bir araziyi işaret ederek başlıktaki tanıdık cümleyi söylüyor. Sonra da aynı arazi içerisinde bir hangarı gösteriyor ve diyor ki: “Şimdi sadece burası yeşillik!” Çünkü bu çiftçi her yıl daha fazla gübre kullandığı, zararlılara karşı daha fazla ilaç attığı, buna karşılık ise verimin git gide düştüğü bu arazide tarımı bırakmış. Onun yerine akıllı sistemler tarafından kontrol edilen, toprak istemeyen ve en önemlisi birkaç kata varan oranda daha fazla verim aldığı dikey tarım uygulamalarına yatırım yapmış. Ve halinden çok da memnun. Bu bahsettiğim gelecek aslında şu anda dünyanın farklı noktalarında yaşanıyor. Büyük çaptaki üreticiler şimdilerde bu akıllı tarım alanlarını uçak hangarları, terk edilmiş fabrikalar, alışveriş merkezleri, otoparklar, üniversite kampüsleri ve konteynerlere taşımış durumda. Hatta tüketicinin bizzat kendi eliyle yiyeceğini alabilmesi için süpermarketlerdeki bir dolap içinde bile ürünleri yetiştirilebiliyorlar. Bu iş şu anda öyle popüler ve hızlı büyüyor ki, bu konuda iş yapan start-up ya da köklü şirketlere yapılan yatırım inanılmaz boyutlarda. Devamı için... Print YUZU MAGAZINE - V Out of Stock View Details

  • BOTANIK

    Şubat 2021 | Botanik | Almanya Kutsal narenciye aşkına! Yazı | Oktay Tutuş T aschen tarafından yeni yayımlanan The Book of Citrus Fruits isimli harika illüstrasyonlarla dolu kitap bize gösteriyor ki, botanik aşkınızı ne kadar anlatırsanız anlatın, yine de bitirmeye daha ciltlerce yolunuz var! Şimdi geriye yaslanın ve kendinizi 17. yüzyıl sonuyla 18. yüzyılın başlarında Avrupa’da hayal edin. Ve hayal bu ya, ekonomik durumunuz yerinde ve o zamanlar gemilerle Yeni Dünya’dan gelen çeşitli tuhafiye ürünlerine sahip olma şansınız var. Ancak siz belki de botanikçi olan babanızdan aldığınız el ile aristokrat bahçelere ve onları süsleyen egzotik bitkilere, ama ille de narenciyeye tutkunsunuz. Ve tüm ömrünüz bu tutkunun peşinde geçecek, yetmeyecek onu herkese duyurmak için de kitaplar yaptıracaksınız. Kulağa nasıl geliyor? Şairane değil mi? Üstelik gerçek! Nürnbergli J. C. Volkamer (1644-1720) bahsettiğimiz şairane ruha sahip botanik tutkunu bir tüccar. Bahsettiğimiz üzere babası da botanikçi olduğundan kendisi de Padova’da bu baba mesleğinin ilmini sürdürmek üzere okumaya gider. Döndüğünde ise kalbinde hem gördüğü muhteşem İtalyan bahçelerinin hem de narenciyelerin aşkı vardır. Yaşamı boyunca çoğunlukla İtalya, Almanya, Kuzey Afrika ve hatta Ümit Burnu'ndan posta yoluyla bitki siparişi vererek, bu tür meyvelerin Alpler'in kuzeyinde hâlâ büyük ölçüde bilinmediği o zamanlarda, kendine kokulu ve egzotik turunçgillere adanmış bir koleksiyon yaratır. Bununla da yetinmez, bahçesinde yer alan bu çok çeşitli meyvelere olan tutkusunu tasvir etmeleri için bir bakır levha gravür ekibi tutar ve onlar da 170 narenciye türünden, 256 levhadan oluşan, iki ciltlik bir çalışma hazırlar. Volkamer her bir levhada Kuzey İtalya'nın yemyeşil manzaralarına, memleketi Nürnberg'e ve hayal gücünü cezbeden diğer yerlere saygılarını sunar. Bunun yanında her bir manzaraya sanki ilahi bir varlıkmışcasına muhakkak dahil olan bir meyve eşlik ediyordur. Sonuç, aynı anda fantastik bir botanik güzelliğin eşlik ettiği yemyeşil ve harika bahçelerde şiirsel bir tur olur. Şimdi de hak ettiği şekilde özel bir sınırlı baskı ile Taschen tarafından yeniden hayata getirilen capcanlı renkleriyle büyüleyici bu tura eşlik etmek elinizde. Volkamer’in çalışmalarından birkaç renkli setin bugün hâlâ korunduğu biliniyor. Bunun yanında bu harika kitaptaki çoğu görsel, Schloss Burgfarrnbach'daki Fürth şehrinin belediye arşivinde yakın zamanda bulunan iki adet elle boyanmış cilde dayanıyor. Iris Lauterbach tarafından yayıma hazırlanan bu yeniden basım, ayrıca Volkamer'in üçüncü bir ciltte sunulması planlanan 56 adet yeni keşfedilmiş illüstrasyonunu da içeriyor. J. C. Volkamer. The Book of Citrus Fruits Iris Lauterbach 27.6 x 39.5 cm, 4.40 kg, 384 sayfa Çokdilli edisyon: İngilizce, Fransızca, Almanca

  • BOTANIK

    Şubat 2022 | Botanik | Amerika for english click here gsTREE Yeşil Gölgelik Yazı | Oktay Tutuş Ç ok basite indirgersek eğer gsTree isimli bu tasarım aslında modüler bir çit sistemi. Farkı ise doğayı merkezine alan bir tasarıma sahip olması. Amerikalı firma greenscreen tarafından tasarlanan gsTree’nin Architizer A+Product Awards tarafından ödüllendirilmesi gösteriyor ki, yeşile her zamankinden çok ihtiyacımız var. Bu ihtiyacı gidermek için kompakt ve herkes tarafından kurulabilir bir sistem geliştiriyorsanız, o zaman hepimizin sevgilisi olmayı hak ediyorsunuz demektir! greenscreen’in tel kafes panelleri bitkiler üzerinde yükselerek binaların cephesini kaplasın diye geliştirilmiş. Sürdürülebilirlik ve karbon ayak izi konusundaki endişelerinizi ev ya da ofisleriniz özelinde nötrleştirmek için harika bir çözüm. HER YERE YERLEŞTİRMEYE UYGUN gsTree aynı zamanda kamusal alanlar, parklar, yol kenarları, otobüs durakları gibi yeşili özlediğimiz her yere yerleştirilebilecek bir tasarıma sahip. Bir sütun olarak yukarı yükselen gövdesini geçtikten sonra bitkinin yukarıda yayılacağı alana yönlenmesiyle oluşturduğu gölgelik fikri de çok parlak. Hemen her türlü yere uyum sağlayabilecek şekilde ve kendi kendinize monte edebiliyorsunuz. İsterseniz bitki seçimi, nasıl bakılacağı ve tüm sistemin yüksekliği konusunu firma halledebiliyor. Standart olarak siyah, bronz, terra, gümüş, yeşil ve beyaz renkleri var, ama istenilen renk ve boyutta da yapılabiliyor. Green Canopy Words | Oktay Tutuş If we make it very simple, this design called gsTree is actually a modular fence system. The difference is that it has a design that puts nature at its center. The award of gsTree, designed by the American company greenscreen, by the Architizer A+Product Awards shows that we need green more than ever. If you are developing a compact and installable system to meet this need, then you deserve to be the darling of all of us! The wireframe panels of greenscreen were developed to rise above the plants and cover the facades of the buildings. A great solution to neutralize your concerns about sustainability and carbon footprint in your home or office. gsTree also has a design that can be placed wherever we miss green, such as public spaces, parks, roadsides, bus stops. Çapa 1

  • BOTANIK

    Şubat 2022 | Botanik | Vol VI BİTKİ BAKIMI DENEYİMLERİ Yazı | Oktay Tutuş & Onur Baştürk E ğer söz konusu olan bitki bakımı ise her meraklı bir süre sonra kendine özgü bakım yöntemleri geliştiriyor. Elbette bazı yöntemler ortak. Onların uygulanmaması ya bitkinin az gelişmesine ya da ölmesine yol açıyor. Bitkilerinize iyi bakmak istiyorsanız her zaman başkalarının neler yaptığını dinlemeli ve onlardan yeni şeyler öğrenmeye açık olmalısınız. Tek bir doğrunun olmadığını unutmadan ve her bitkiyi kendi bulunduğu koşullarda değerlendirerek... CALATHEA ORBIFOLIA Calathea ailesine ait Orbifolia çok yakışıklı bir bitki. Bazıları benim bitkilere olan tutkuma benzer şekilde yaprak güzelliğine de hayran olur. Bu tür bir botanik meraklısıysanız, Calathea Orbifolia gerçekten görkemli. Orbifolia ile ilgili internette yaygın bir yanlış var, onu düzeltmek isterim. Bu bitki az ışıkta serpilmiyor, hayır. Tersine kuvvetli ışık olan ortamlarda tutulması gerekli. Yazın erken saatlerdeki sabah güneşi ya da akşam güneşiyle direkt teması seviyor Calathea Orbifolia. Dikkat edilmesi gereken unsur, bitkinin 27 derece üstü sıcaklıklarda kurumaya başlaması. Orbifolia için bir şekilde sıcaklığı ve nemi stabilize etmelisiniz. Saksınız kalorifer peteklerine yakın ise içi çakıl taşı doldurulmuş saksı altlarına su döküp yakınına koyun. Üzerine su sıkmayın. Onun yerine yapraklarını nemli bezle temizleyin. Yaprakları havasız ortamda ıslak kalırsa bitlenmesi ya da mantar olması kaçınılmaz. Gelelim sulamaya... Bu konuda tutumlu olmanıza gerek yok. Toprak iyi süzüyorsa ve kökler ıslak kalmıyorsa bolca sulayabilirsiniz. Ama kesinlikle içme suyu ya da temiz bir suyla sulanması lazım. pH 7.5 üzerini sevmediğini de ekleyeyim. Orbifolia ve türevleri hava akımını seviyor. Tamamen kapalı odalarda bakmayı düşünmeyin. Sürekli hava akımına muhtaçlar. Bu onlara sandığınızdan daha iyi geliyor. Eğer tüm bunlara rağmen almayı düşünüyorsanız, eve getirdiğinizde mutlaka toprağını değiştirin. Torflu saksı toprağına bol ponza taşı ya da lava kırığı, olmadı strafor ekleyerek bir karışım yapın. Hayatını kurtarmış olursunuz! (Oktay) MONSTERA DELICIOSA (DEVE TABANI) Çok popüler, çok güzel ve çok dayanıklı bir tür olduğu için aslında bakımı da çok kolay. Şu noktalara dikkat edilirse daha büyük yapraklı ve gösterişli olması mümkün. Öncelikle Monstera’yı güneşe çok yakın ya da aydınlık bir noktaya yerleştirmelisiniz. Ben bir arkadaşımın çok yaşlı olan Monstera’sından aldığım minik bir yavruyu devasa boyutlara eriştirmeyi başardım. Henüz büyümemişken güney cepheye bakan bir pencerenin kenarındaydı ve çoğu zaman öğle güneşi alıyordu. Sulamayı kontrollü, ama bolca yaptım. Her bir yaprak öncekinden daha büyük çıkmaya ve parçalanmaya başladıktan bir süre sonra saksısını değiştirdim. En son yaklaşık bir metre çapında, devasa bir dış mekan saksısına diktim. Uzun bir süre onun içinde bıraktım. Şu an yapraklarının neredeyse 1 metrekare olacak kadar büyüdüğünü söyleyebilirim! Evet, Monstera güneşi ve suyu çok sever. Aksini söyleyen arkadaşlarım bana her zaman suyunu fazla verdiğimi söyledi, ama dinlemedim. Havadar bir yerde, rahat gelişebileceği, besleyiciliği iyi bir toprakla dolu büyük saksıda, güneşe çok yakın durmak koşuluyla sizin Monstera’nızın da dev boyutlara ulaşmaması için bir neden yok. (Oktay) Devamı için... Print VOL VI - 2022 Out of Stock View Details No product

  • PEOPLE

    January 2021 | PEOPLE MR. PLANT GEEK Yazı | Onur Baştürk Fotoğraflar | Caroline Horn M ichael Perry, namı diğer Mr. Plant Geek. İngiltere’nin en ünlü bahçıvanının bitkilerle olan yolculuğu çocukluğuna, büyükanne ve büyükbabasının serasında geçirdiği zamanlara dek uzanıyor. Önce kasımpatı ve dahlia (yıldız çiçeği) yetiştirmeyi öğreniyor, daha sonra diğer tüm bitkileri. Gün geçtikçe bitkilerle olan ilişkisi gelişiyor, büyüyor. Ama okul dönemi başladığında bu tutkusunu arkadaşlarından saklamak zorunda kalıyor Michael. Çünkü bahçecilik ve bitkilerle uğraşmanın pek havalı görünmediğini farkediyor, yaşıtlarının acımasız eleştirilerinden kaçınmak için bitki tutkusunu ‘yeşil bir sır’ olarak saklamayı tercih ediyor. Devamı için... Print YUZU MAGAZINE - II Out of Stock View Details

  • BOTANIK

    Nisan 2020 | Botanik | Türkiye Biyofilik misin? Biyofobik mi? Yazı | Onur Baştürk Fotoğraflar | Murat Şaka D amon Young’ın Bahçede Felsefe kitabında okumuştum. Ünlü İngiliz yazar Jane Austen’ın Hampshire’daki bahçeli evi yazarlık kariyerinde çok önemli bir yere sahipmiş. Şöyle ki: Austen, o evden Somerset’teki Bath’te yeni bir eve taşınınca yazarlık hayatı on yıllık bir sekteye uğramış. Dile kolay, on yıl! Çünkü Austen çalışmak, ilham almak için bahçesine bağımlı hale gelmiş. Bağımlı olmanın ötesinde bahçesinin her şeyiyle ilgilenen bir profesyonel de olmuş kısa zamanda. Ne zaman ki o bahçeli evden termal sularıyla ünlü sıkıcı Bath’e taşınmış, Austen’ın tüm ilham perileri bir anda onu terketmiş! “Buranın manzarasını dahi sevmiyorum” diye satırlamış o zamanki mektuplarında kız kardeşine. Yeniden Hampshire’a döndüğünde ise eski yazarlık günlerine şahlanarak geri dönmüş ve peş peşe kitapları çıkmaya başlamış. Aynı bağımlılık ünlü felsefeci Nietzsche’de de varmış. Düşünmek için illa ki bir ağaç altına ihtiyacı olan Nietzche’nin sık sık iyi hava ve iyi doğası olan yer uğruna ev değiştirmiş. Şöyle de şahane bir lafı var onun: “Doğada bulunmayı bu kadar sevmemizin nedeni onun bizimle ilgili herhangi bir kanıya sahip olmamasıdır”. Şahane değil mi? Sizi olduğu gibi kabul eden tek bir yer var, o da doğa. İşte bu yüzden şimdi betonların arasındaki yaşantımızdan yeniden doğaya dönüyoruz. Biyofilik yaşam tarzı da bunun özeti. Kısaca bu kavram şunu söylüyor: İnsan benliğiyle yaşayan diğer sistemler arasında içgüdüsel bir bağ var. Tam da bu bağ nedeniyle evde bitki besliyoruz. Şahane bir parkın içindeyken kendimizi iyi hissediyoruz. Evcil hayvanlarımız, yani kedi ve köpeklerimiz geçmiş yıllara çok çok daha fazla. Çalıştığımız plazalar artık 90’lardaki gibi değil. Herkes direkt dışarıya açılan, doğaya uyumlu tasarımlar yapma peşinde. Binaların içine dikey bahçeler yapılıyor. Biyofilik tasarım denen bir şey var artık. O yüzden “Ben biyofiliğim” diyorum ve yaşadığımız her alanda daha çok bitkiye yer verebiliriz diye düşünüyorum. BİYOFİLİK YAŞAM TARZI İÇİN İKİ ÖNEMLİ DETAY 1. Dekorasyon ya da tasarıma göre bitki anlayışı değil; bitkiye göre dekorasyon ve tasarım yapılmalı. Çünkü ilkini tercih ettiğimizde aslında bitkiye biraz mobilya muamelesi yapıyoruz. Oysa o bir canlı. Tasarımı onu düşünerek hayal etmek daha doğru. 2. Böyle düşündüğümüzde işler kolaylaşıyor aslında. Mesela evinizin sadece bir köşesini “biyofilik” hale getirebilirsiniz. Mesela en aydınlık olan bölümü. Emin olun daha mutlu olacaksınız o köşeyi varettiğiniz zaman. PEKİ BİTKİYE BAKMAK ZOR MUDUR Diyeceksiniz ki, bu dediklerin şahane ama evde bitki yetiştirmek kolay değil, hatta eve aldığım tüm bitkiler bir süre sonra ölüyor. Bitki yetiştirmeye dair duyduğum en büyük yakınma bu. Aslında bitkinin yaşaması için gereken şartlar az çok belli. İyi bir aydınlık… Düzenli bir sulama ritmi… Arada verilmesi gereken vitaminler… Bence burada en çok karıştırılan şey, aydınlık mevzusu. Herkes bitkilerini pencerenin önüne, dolayısıyla kaloriferin dibine koyuyor. Sonra da bitkinin yaprakları aşırı kuru havadan sararmaya başlıyor. Sararınca da sulamaya abanılıyor. Sonra bitki sizlere ömür! İkisinin arasını bulmak gerekiyor. Her şeyin başı denge!

  • BOTANIK

    September 2020 | Botany the TROPICAL BALCONIES of EDEN Let’s try to be content with our small balconies that can barely fit four or five pots, while the residents of “Eden,” a building completed last year in Singapore’s prestigious District 10, are bound to make us all envious with their stunning balconies! Designed by Heatherwick Studio, the ultra-luxurious Eden features a total of 20 apartments. But the most striking part of these stylish residences is the sensuous balconies, reminiscent of giant mushrooms or cacti in form. Filled with carefully selected tropical plants, Eden’s balconies pay homage to both Singapore’s famous botanical gardens and the growing trend of integrating nature directly into buildings. And let’s not forget: this inspiring building also boasts a sky garden and an open swimming pool on the rooftop. Eden is truly designed to be a paradise no one would ever want to leave.

  • BOTANIK

    May 2021 | Botany YUZU GARDEN We love collaborating with brands that share our vision and values. Especially when the collaboration involves plants—let's admit it, we go beyond love and pour our hearts into it! After all, YUZU was born as a botanical brand before evolving into a lifestyle community and content platform. YUZU Garden, which recently opened at Paloma Finesse in Side, Antalya, is the product of a delightful “green” collaboration. The concept design of the garden was created by YUZU founder and editor-in-chief Onur Baştürk, while landscape architect Tülay Tosun brought it to life in an impressively short time—just ten days. Of course, this project owes its realization to the vision of Paloma Hotels’ Chairperson Ece Tonbul and Pro İletişim founder Feride Edige, who acted as the bridge connecting the two brands. A SERENE AND MEDITATIVE GARDEN The concept of YUZU Garden draws inspiration from the meditative and open design of Zen gardens, emphasizing stones and rocks. To suit the region where Finesse is located, the garden has been enriched with tropical plants. At its center stands a Ficus Australis tree, a symbol of “life, death, and rebirth” found in many cultures. Beneath its shade, horizontal stone slabs provide a space for visitors to gather, reflect on their lives, and contemplate the world around them. In essence, YUZU Garden by Finesse is designed as a space for pausing, observing, tasting (thanks to its special gin-based cocktails), being alone, coming together, and simply marveling. - TR below - Dünyaya aynı gözlerle baktığımız, değerlerimizin paralel olduğu markalarla iş birliği yapmayı seviyoruz. Özellikle bu iş birliği bitkilerle ilgiliyse, itiraf ediyoruz, kendimizden taşıyoruz! Çünkü biliyorsunuz, YUZU önce bir botanik markası olarak doğdu. Daha sonra yaşam tarzı topluluğu ve içerik platformuna doğru evrildi. Antalya, Side'deki Paloma Finesse'de açılan YUZU Garden da nefis bir ‘yeşil’ işbirliği ürünü. Bahçenin konsept tasarımını YUZU kurucusu ve yayın yönetmeni Onur Baştürk yaptı. Uygulamayı peyzaj mimarı Tülay Tosun (on gün gibi çok kısa bir sürede) gerçekleştirdi. Elbette YUZU Garden’ın yaratılmasını sağlayan, Paloma Hotels Yönetim Kurulu Başkanı Ece Tonbul ile iki markayı bir araya getirerek iletişim köprüsü kuran Pro İletişim sahibi Feride Edige’nin vizyonları oldu. SAKİN VE MEDİTATİF BİR BAHÇE YUZU Garden’ın konsepti Zen bahçelerinin meditatif, geniş alan bırakan, taş ve kaya ağırlıklı biçiminden ilham alıyor. Finesse’in bulunduğu coğrafyaya uygun olarak tropik bölge bitkileriyle zenginleştirilen bahçenin merkezine birçok kültürde karşımıza çıkan, “yaşam, ölüm ve yeniden doğuş”un simgesi konumunda bir Ficus Australis ağacı yerleştirildi. Ficus’un gölgelik alanındaki yatay taşlar ise insanların ağaç altında bir araya gelmesi, hem kendi hayatları hem de yaşadıkları dünya hakkında düşünmelerini sağlayacak bir mola yeri olarak düşünüldü. Kısacası YUZU Garden by Finesse; durma, görme, tatma (bahçeye özel hazırlanan cin bazlı kokteylleri dolayısıyla), yalnız kalma, bir olma ve hayran kalma alanı olarak tasarlandı.

  • YUZU BODRUM | Yuzu Magazine

    August 2023 | YUZU BODRUM | Coffee Table Book TR below SAHİR EROZAN Let’s go back to the beginning of the story... It’s 1977. Ayla Emiroğlu opens her place in the heart of Bodrum, naming it Maça Kızı after her curly hair. Years later, her son, Sahir Erozan—who would go on to become a partner in Maça Kızı and turn it into what it is today—was preparing to leave for the United States. Sahir recalls those days: “I was studying at ITU, but the school was frequently shut down due to the political climate. I’d lost touch with my studies. My mom realized this couldn’t go on and sent me to America to study business. While she was starting her Maça Kızı journey, I had begun working in restaurants in the U.S. By the time I was 23, I had opened my first restaurant there.” Meanwhile, Sahir spent summers in Turkey, and the story of Maça Kızı unfolded in different locations—moving from Bodrum’s center to Gümbet, then Torba, and finally Gölköy. “When I came back in 1992, Maça Kızı had relocated to Gölköy. I brought over bartenders I’d worked with in America and made small adjustments to the place. I started enjoying it. After Bodrum, going back to Washington felt harder and harder.” SWIMMING TO WHERE MAÇA KIZI IS NOW After a 20-year journey in Washington, Sahir returned to Turkey for good in 2003. At that time, Maça Kızı had left its spot in Gölköy, and his mother, Ayla, was searching for a new location. “One day, I swam from Ship A Hoy to the area where Maça Kızı stands today. Back then, there was no road access. I got out of the water and sat on the beach, observing the angle of the sunlight and the wind—because these things are critical. In Bodrum, having minimal wind and sunlight that doesn’t disappear early are the ultimate luxuries. This place fit the bill perfectly. That’s how Maça Kızı found its new home.” THE RISE BEGINS IN 2005 “I was lucky,” says Sahir. “We opened at a time when Turkey was experiencing economic growth. Maça Kızı’s recognition on the global stage began around 2005. An article in the New York Times described Bodrum as ‘Turkey’s St. Tropez.’ Bodrum was steadily gaining prominence, and my friends from the U.S. started visiting frequently. As a result, the percentage of foreign guests at the hotel, which was initially around 30 percent, rose to nearly 70 percent.” words Onur Baştürk Önce hikâyenin başlangıcına dönelim... Yıl 1977, Ayla Emiroğlu kıvırcık saçlarından dolayı Maça Kızı ismini verdiği mekanını Bodrum merkezde açar. Yıllar sonra Maça Kızı’na ortak olup bugünlere getirecek olan oğlu Sahir Erozan ise Amerika’ya gitmeye hazırlanmaktadır. O günleri şöyle anlatıyor Sahir Erozan: “İTÜ’de okuyordum ama dönemin şartlarından dolayı okul devamlı kapalıydı. Okuldan kopmuştum. Annem baktı ki böyle olmayacak, beni Amerika’ya işletme okumaya gönderdi. Onun Maça Kızı serüveni başlarken ben de Amerika’da restoranlarda çalışmaya başlamıştım. Derken 23 yaşında orada ilk restoranımı açtım.” Sahir yazları Türkiye’ye gidip gelirken Maça Kızı’nın macerası da yer değiştirerek devam eder: Bodrum merkezin ardından Gümbet’e, oradan Torba’ya ve Gölköy’e... “1992’de geldiğimde Maça Kızı Gölköy’e taşınmıştı. Ben de Amerika’da çalıştığım barmenleri getiriyor, küçük dokunuşlar yapıyordum mekana. Hoşuma gitmeye başlamıştı. Bodrum’dan sonra Washington’a tekrar dönmek zor geliyordu”. YÜZEREK MAÇA KIZI’NIN OLDUĞU YERE GELDİM Sonunda Sahir Erozan, Washington’daki 20 yıllık macerasından sonra 2003’te Türkiye’ye tamamen döner. O sırada Maça Kızı Gölköy’deki yerinden çıkmış, annesi Ayla Hanım yeni bir yer aramaktadır. “Bir gün Ship A Hoy’dan yüzerek şu an Maça Kızı’nın olduğu bölgeye geldim. O zaman yolu filan yoktu. Denizden çıkıp sahilde oturdum. Gün ışığının açısına, rüzgârına baktım. Çünkü bunlar çok önemli. Rüzgârın patlamaması ve güneşin erkenden gitmemesi en büyük lükslerden biri Bodrum’da. Burası her iki açıdan da uygundu. Böylece Maça Kızı’nı buraya taşıdık.” YÜKSELİŞ 2005’LERDE “Şanslıydım” diyor Sahir, “Türkiye’nin ekonomik olarak yükseldiği doğru bir zamanda açtık. Maça Kızı’nın global arenada tanınması ise 2005’lerde başladı. New York Times’da bir yazı çıkmıştı, ‘Türkiye’nin St. Tropez’si Bodrum’ diye. Bodrum yavaş yavaş yükseliyordu. Amerika’daki dostlarım da sıkça gelip gittiler. Böylece ilk başta otelde yüzde 30 olan yabancı misafir oranı yüzde 70’lere kadar geldi.”

  • ABOUT | Yuzu Magazine

    Çapa 1 ABOUT US PRINT WEB SITE SOCIAL MEDIA AUDIENCE ADVERTISING & PARTNERSHIP OPPORTUNITIES YUZU COMMUNITY TEAM ABOUT US YUZU Magazine, published by YUZU Creative House, is a global publication positioned at the intersection of design, architecture, travel, contemporary art, and culture — expressed across print, digital, and film. More than a magazine, YUZU is a sophisticated platform where creative ideas and encounters unfold — reflecting an aesthetic, conscious way of living. PRINT Published three times a year, the 192-page hardcover edition — designed in the spirit of a coffee table book — lies at the heart of YUZU. Distributed internationally via Magazine Heaven Direct (MHD) in cities including London, Paris, New York, Los Angeles, Toronto, Berlin, Madrid, Milan, and Lisbon, YUZU has become a collectible publication for design professionals and creative audiences worldwide. Each issue is curated like an exhibition — bringing together architectural projects, interiors, designers, artists, and voices shaping contemporary culture. The summer editions focus on the Aegean & Mediterranean, spotlighting homes, hotels, and restaurants across the region, as well as the stories of designers, architects, and artists who live or create there. (Annual physical reach: approx. 500,000 readers) WEB SITE yuzumagazine.com expands YUZU’s world online. Structured around sections such as DESIGN & INTERIORS, TRAVEL, PEOPLE, ART & CULTURE, PRODUCT, FILM, and CITY GUIDE, the website publishes weekly features, interviews, and travel stories — connecting emerging Mediterranean and global design voices with an international readership. (Average 350,000 unique visitors per month ) SOCIAL MEDIA Instagram (@yuzu.mag ) serves as YUZU’s daily visual and editorial platform — a digital gallery that merges aesthetics with ideas. Featuring design projects, travel destinations, and creative collaborations, it connects a global community through reelsseries such as Meet the Tastemakers and Architect’s Diary. (Average monthly reach: 500,000) AUDIENCE YUZU is a global community of creative minds, distributed by UK-based Magazine Heaven Direct across major cities worldwide—including the US, Canada, and the UK. United by a passion for design, architecture, contemporary art, and discovering standout travel spots and design hotels, the YUZU audience spans curious young adults to culture-savvy professionals, with a strong balance across genders. ADVERTISING & PARTNERSHIP OPPORTUNITIES YUZU is not only a publication but also a connector within the creative community. In addition to media partnerships with international events such as Art Antwerp, Art Brussels, CAN Ibiza Art Fair, and Lisbon Art Weekend, YUZU also hosts gatherings at its own event space in Istanbul. Among these, the Design/Dialogue talk series stands out — bringing together architects, designers, and cultural figures to explore ideas of design, identity, and future ways of living. YUZU x Hotel de Louvre YUZU x Vondom YUZU x Andrea Lupi YUZU x Villa Lena YUZU x Enne Miami COMMUNITY EVENTS COMMUNITY DINNER Partner: JUMBO April 2023, Avlu Bebek YUZU GREEN DAY Partners: Komşuköy, Miboso, EkBiçYeİç, DemGreen, Lucca, Homemade Aromaterapi, Kandilli Peyzaj, Entropia, Panerai May 2022, Komşuköy NEW YEAR DINNER Partner: ISOKYO December 2021, Raffles Istanbul VOL.5 PRIVATE DINNER Partner: KİLİMANJARO October 2021, Bomontiada GREEN MORNINGS Partner: GROHE April 2021, Avlu Bebek PICNIC WITH +1 Partner: +1 April 2021, KomşuKöy CREDITS FOUNDER & EDITOR IN CHIEF Onur Baştürk onur@yuzumagazine.com CREATIVE & DESIGN DIRECTOR Ozan Uzun SENIOR EDITOR (sorumlu) Rengin Atik ADVERTISING PARTNERSHIPS Seray Kanberoğlu, Hande Vatandost PROJECT ASSISTANT Sinan Budak CONTRIBUTING WRITERS & VIDEOGRAPHERS Kristina Avdeeva, Soraia Martins, Abdullah Abukan, Bilal İmren, Laura Cottrell, Maria Chiara Antonini, Noah Mercer, Alp Tekin, Nicolas Vamvouklis PUBLISHER YUZU Creative House www.yuzucreativehouse.com ISTANBUL İnşirah Sokağı, No:25/1, Bebek, 34342 Beşiktaş LONDON Unit 501 Leroy House 434-436 Essex Road London N1 3FY, United Kingdom PRINT Published three times a year ISSN 2757-525X INTERNATIONAL DISTRIBUTION www.magazineheavendirect.com INSTAGRAM @yuzu.mag FOR PARTNERSHIPS AND BUSINESS OPPORTUNITIES info@yuzumagazine.com for more yuzumagazine.com Çapa 2 Çapa 3 Çapa 4 Çapa 5 Çapa 6 Çapa 7 Çapa 8

  • YUZU Magazine | Stories in Architecture, Design, Travel and Culture

    YUZU magazine I Stories in Architecture, Design, Travel and Culture CURRENT ISSUE VOL-17 BUY NOW HIGHLIGHTS NINA YASHAR YVES SALOMON EDITIONS DECANCQ VERCRUYSSE A.K. ATELIER HOTEL SEVILLA MUMBAI HOUSE TRAVEL VELVET HOUSE DESIGN & INTERIORS FIVE YEARS, FIVE HOMES TRAVEL HOUSE MONTAGNA DESIGN & INTERIORS DAYLIGHT AS a WAY of LIVING DESIGN & INTERIORS SOFT BRUTALISM, REIMAGINED DESIGN & INTERIORS a QUIET HOUSE AMONG the PINES DESIGN & INTERIORS a SANCTUARY ABOVE the MUMBAI SKYLINE PRODUCT DESIGN AVINGTON CHAIR DESIGN & INTERIORS a CALM, MATERIAL-DRIVEN HOME in DUBAI PRODUCT DESIGN MINIPOD: a SOFTER WAY to WORK DESIGN & INTERIORS a QUIETLY SCULPTURAL HOME in DUBAI TRAVEL HOTEL SEVILLA: a BASE in MÉRIDA More Content DESIGN & INTERIORS See More YUZU FILM See More TRAVEL See More WHERE YOU CAN FIND US EUROPE FRANCE: Paris UK: London SPAIN: Barcelona, Madrid, Bilbao. PORTUGAL: Lisbon, Porto. BELGIUM: Antwerp, Brussels, Gent, Zaventem. GERMANY: Berlin. TURKIYE: -Istanbul All Minoa Bookstores (Akaretler, Nişantaşı, Beyoğlu Tepebaşı, Maslak, Bağdat Caddesi, Etiler) Bey Karaköy Petra Gayrettepe -Bodrum Gibi Bodrum US CA / Los Angeles, San Diego, San Jose, Sacramento, Roseville. NY / New York, New Hartford. FL / Miami, Orlando, Jacksonville, Fort Myers, Fort Lauderdale. GA / Atlanta, AZ / Phoenix, WA / Seattle CANADA Toronto, Vancouver, Montreal. O nline Shop and Subscription YUZU SHOP INSTAGRAM @yuzu.mag

  • DESIGN & INTERIORS | Yuzu Magazine

    January 10, 2026 | DESIGN & INTERIORS FIVE YEARS, FIVE HOMES words Onur Baştürk photos Portrait / Charlotte Lauwers. Bungalow Sint Martens Latem + Kortrijk Townhouse / Eric Petschek. Palingbeek + Pied a terre Brussels + Sint-Martens-Latem / Piet-Albert Goethals A conversation with Decancq Vercruysse Architects. Founded in 2021 by Hannes Decancq and Emiel Vercruysse, Decancq Vercruysse Architects has, in a short time, established a clear and composed presence within Belgium’s contemporary residential landscape. Based in Kortrijk, the studio works fluidly across architecture and interiors, approaching each project as a single composition shaped by light, material, and everyday life. The practice is defined by the founders’ complementary backgrounds. Decancq brings technical expertise grounded in years spent on construction sites, while Vercruysse—who previously worked at Vincent Van Duysen’s studio—contributes a refined sensitivity to materiality, proportion, and high-end residential atmospheres. Together, they share a belief that architecture should be human-centred, precise, and built to last. Marking their fifth year, we spoke with the studio about the five residential projects they have completed across Belgium, and the shared architectural language that connects them—one shaped by dialogue, clarity, and a commitment to long-term quality. Palingbeek - Photos: Piet-Albert Goethals A CONSISTENT WAY OF THINKING As you mark your fifth anniversary, how would you describe the core design approach of Decancq Vercruysse Architects today? Which values have remained unchanged since the beginning? From the beginning, our ambition has been to create homes that evoke comfort, intimacy, and a sense of safety. We strive to design architecture that is closely connected to nature, creating spaces that blur the boundary between inside and outside through the use of natural, warm materials. This approach has only grown stronger over the years and continues to define our work today. LIVING AS A DESIGN RESEARCH Townhouse Kortrijk functions both as your home and as a space for ongoing design research. How did living in the house influence its spatial organisation, material choices, and the relationship between interior and exterior? My days tend to be quite hectic, so the primary goal was to create a home that allows me to truly unwind at the end of the day. As my wife and I both draw a lot of calm from nature—much like walking through a forest—we wanted the house to feel as natural and grounding as possible. Given the townhouse’s location in the city centre, outdoor space was limited. We therefore made full use of the enclosed patio, carefully planting it with trees and greenery. The living room is located on the lower level, where filtered light and surrounding vegetation create a cocooning atmosphere. Upstairs, the kitchen and terrace are flooded with sunlight, offering a contrasting openness. Materiality plays a crucial role here. The living room is entirely clad in wood, reinforcing the warm, sheltered feeling we were aiming for and making the house a place of retreat. Bungalow Sint Martens Latem - Photos: Eric Petschek OPENNESS, ECONOMY, AND CONTEXT In your Brussels pied-à-terre, professional and private life coexist within a compact footprint. How did you balance spatial efficiency with comfort, and how did the Art Deco context inform your decisions? We worked with an open-plan layout for the living and dining areas, while subtly defining zones through a low, custom-designed furniture piece. This allows for openness without losing a sense of separation. The apartment has a natural flow, yet certain spaces can be closed off using refined metal and glass partitions. These details were directly inspired by the Art Deco context—a period in which metal craftsmanship plays a prominent role. This language was extended into other custom elements throughout the apartment, creating a cohesive dialogue between past and present. WORKING WITH WHAT ALREADY EXISTS In the Sint-Martens-Latem bungalow, you chose to preserve and reinforce the mid-century character rather than replace it. How do you decide when to preserve, reinterpret, or transform an existing building? Working with existing structures always begins with thorough research into the building’s original elements and its historical context. We look for meaningful references, often within the same period, and select key elements around which to build the design. At the same time, flexibility is essential. We have learned that preserving everything is not always the right choice. Sometimes, transforming or reinterpreting a specific element leads to a stronger overall design. These decisions can be difficult, but it is our responsibility as architects to ensure that each intervention contributes coherently to the project as a whole. Kortrijk Townhouse - Photos: Eric Petschek ARCHITECTURE IN DIALOGUE WITH LANDSCAPE The Palingbeek project reconnects a farmhouse to its rural surroundings. How did architecture and landscape speak to one another here, particularly through the terrace and roof design? The existing farmhouse was largely closed off from its surroundings. We retained part of the original structure, which now accommodates more intimate functions such as bedrooms and bathrooms. In contrast, we added a new volume that opens the house towards the surrounding landscape. This dialogue between old and new strengthens both structures. The covered and heated terrace plays a key role, allowing the clients to experience the outdoors throughout the year and reinforcing the connection between architecture and landscape. In the wooded Sint-Martens-Latem residence, influences from Japanese architecture and Frank Lloyd Wright are subtly present. How did you balance rootedness and openness in a house that anchors itself in nature yet opens fully to the forest? Material choices were essential in anchoring the house within its forested context. The brown brick almost appears as if it could have been formed from the forest soil itself, emerging from the ground through a sequence of walls and stairs. Wood forms the second key material. Finished in a darker tone, it avoids excessive contrast with the surrounding tree trunks. Large windows lighten the composition and open the house to its surroundings. Positioned on all sides, they create a continuous visual connection, giving inhabitants the feeling of living within and looking through the forest. MATERIAL AS IDENTITY Across these projects, materiality plays a defining role. How do materials shape atmosphere and identity in your work, and what ultimately guides your choices? Materiality is fundamental to our work. We carefully select materials that resonate with both the context and the client. Together with form and proportion, materials give a project its identity and sense of place, something we consider essential. Pied a terre Brussels - Photos: Piet-Albert Goethals REFERENCES AND PRACTICE Looking more broadly at influences, which architects, movements, or disciplines continue to inform your thinking today? During my studies, I spent time in the United States, where I had the opportunity to experience a wide range of architecture, from Frank Lloyd Wright to John Lautner. What struck me most was the freedom of these designs and their generous use of natural, warm materials. These houses felt deeply inviting and intimate, and that quality continues to inspire our studio’s work. We aim to translate this sense of warmth and spatial generosity into contemporary projects, adapted to today’s contexts and needs. WORKING AS A DUO As a duo, how do you divide roles within the practice, and where do your perspectives complement one another most strongly? Architecture has become increasingly complex, making collaboration more essential than ever. The era of the all-encompassing architect is long behind us. Hannes and I come from very different backgrounds. His education is strongly construction-focused, while mine is rooted in interior architecture and design. Within the studio, this division allows me to focus on design and spatial concepts, while Hannes oversees licensing and construction. This clarity brings calm and efficiency to our practice. We each invest our energy in what we do best and what we truly enjoy, which is something our clients deeply appreciate. Sint-Martens-Latem - Photos: Piet-Albert Goethals

bottom of page